Vegere rûpela Tefsîr-i Sa'dî

Tefsîra Sûreya Nûr — Ebdurehman b. Nasir es-Se’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

64 ayetRûpel 5 / 5

58- Ey iman edenler! Sahip olduğunuz köle ve cariyelerle içinizden büluğa ermeyen (çocuklar), sizden (yanınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, elbisenizi çıkardığınız öğle (dinlenme) vaktinde ve yatsı namazından sonra. Bunlar, sizin için üç mahrem vakittir. Bu üç vakit dışında (izinsiz girmede) size de onlara da bir vebal yoktur. Çünkü onlar da siz de birbirinizin yanına sık sık girip çıkarsınız. İşte Allah, âyetleri size böyle açıklıyor. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. 59- Sizden olan çocuklar büluğa erdiklerinde kendilerinden öncekiler nasıl izin istiyorlarsa onlar da öyle izin istesinler. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor. Allah, her şeyi bilendir, hilmet sahibidir.”

58. Yüce Allah mü’minlere kölelerinin ve ergenlik yaşına gelmemiş çocuklarının, yanlarına girmek üzere izin istemelerini emretmektedir. Yüce Allah, bu izin istemenin hikmetini de zikretmiştir. Şöyle ki yanlarına girmek üzere izinleri istenecek kimselerin izinlerinin alınması için üç mahrem vakit vardır. Bu vakitlerin ikisi, yatsıdan sonra gece uyuyacakları vakit ile sabah namazlarından önce uyandıkları vakittir. Zira çoğunlukla uyuyan bir kimse, normal elbisesi dışında yatarken giymek üzere farklı bir elbise giyer. Ama gündüzün çoğunlukla kişi normal elbiseleriyle uyuduğu için Yüce Allah, bu vakti söz konusu ederken:“elbisenizi çıkardığınız öğle (dinlenme) vaktinde” kaydını söz konusu etmektedir. Yani gündüzün ortasında kaylule uykusuna çekileceğiniz vakit de sizden izin istesinler, demektir. İşte bu üç vakitte köleler ve küçük çocuklar da başkaları gibidir. İzin almaksızın büyüklerinin yanına girmelerine imkan verilmez. u üç halin dışındaki hallere gelince:“Bu üç vakit dışında (izinsiz girmede) size de onlara da bir vebal yoktur.” Yani bu kimseler başkaları gibi değildir. Her zaman için onlara ihtiyaç duyulabilir. Bu yüzden onların her vakit izin istemeleri zor olur. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Çünkü onlar da siz de birbirinizin yanına sık sık girip çıkarsınız.” Onlar işlerinizi ve ihtiyaçlarınızı karşılamak için yanlarınıza girip çıkarlar. “İşte Allah âyetleri size böyle” hikmeti ile birlikte “açıklar” ki bu hüküm iyice pekişsin ve bu yolla da bu hükmü teşrî buyuranın rahmet ve hikmeti bilinmiş olsun. Bundan dolayı Yüce Allah: “Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” buyurmaktadır. Yani O’nun ilmi vacip (varlığı zorunlu), müstahil (varlığı imkânsız) ve mümkün (varlığı ve yokluğu imkân dahilinde olan) her şeyi kuşattığı gibi O’nun hikmeti de her şeyi yerli yerince koymuş ve yerleştirmiştir. Her bir varlığa ona uygun ve yakışan hilkati verdiği gibi her bir şer’î hükme de uygun bir hikmeti tevdi etmiştir. Nereden geldiklerini ve güzelliklerini genişçe açıkladığı ve beyan ettiği hükümler de bunlar arasındadır.
59. “Sizden olan çocuklar büluğa erdiklerinde” bulûğ, uyanıkken veya uyku halinde iken meninin inzali ile gerçekleşir. “kendilerinden öncekiler” sair zamanlarda “nasıl izin istiyorlarsa onlar da öyle izin istesinler.” Kendilerinden öncekilerden kasıt ise şanı Yüce Allah’ın: “Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin alıp o ev halkına selam vermeden girmeyin”(en-Nur, 24/24) buyruğunda söz konusu ettiği kimselerdir. “İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor” ve bunlara dair hükümlerini bu şekilde izah ediyor. “Allah her şeyi bilendir, hilmet sahibidir.” Bu iki âyet-i kerimede önemli birtakım hususlar vardır: 1- Efendi kölelerine, küçük çocuğun velisi de velâyetleri altında bulunan çocuklara ilmî ve şer’î adabı öğretmekle yükümlüdür. Çünkü Yüce Allah:“Ey iman edenler! Sahip olduğunuz köle ve cariyelerle içinizden büluğa ermeyen (çocuklar), sizden (yanınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler” buyruğunda onlara hitap etmektedir. Bu ise ancak öğretmek ve şer’î adabı onlara göstermekle mümkün olur. Diğer taraftan Yüce Allah’ın:“Bu üç vakit dışında (izinsiz girmede) size de… bir vebal yoktur” buyruğu da bunu gerektirmektedir. 2- Bu buyruklarda avretlerin gereği gibi korunması, her bakımdan bu maksatla ihtiyatın elden bırakılmaması emredilmektedir. İnsanın avretinin görülme ihtimali bulunan yerde gusul, istinca vb. işler yapması yasaklanmıştır. 3- Uyku halinde, küçük, büyük abdest bozma halinde vb. hallerde ihtiyaç olduğu takdirde avretin açılması caizdir. 4- Müslümanlar geceleyin uyudukları gibi gündüzün ortasında kaylûle uykusunu da adet haline getirmişlerdi. Çünkü Yüce Allah, onlara hali hazırda mevcut olan hallerini beyan etmek sûretiyle onlara hitap etmiştir. 5- Bûlûğ çağına gelmemiş olan çocuğun, başkalarının avretini görmesine de onun avretinin başkaları tarafından görülmesine de imkan sağlamak caiz değildir. Çünkü Yüce Allah'ın, onların izin istemesini emretmesinin sebebi ancak caiz olmayan bir husus dolayısıyladır. 6- Kölenin efendisinin avretini görmesi caiz olmadığı gibi efendisinin de kölesinin avretini görmesi -bülûğa erişmemiş çocukta söz konusu ettiğimiz gibi- caiz değildir. 7- Vaiz, öğretmen ve bunlara benzer şer’i-ilmi meseleler hakkında söz söyleyecek kimseler, hüküm ile birlikte bu hükmün nereden alındığını ve bu hükmün açıklamasını birlikte yapmalı, hükmü delil, hikmet ve gerekçelerinden uzak olarak bildirmemelidir. Çünkü Yüce Allah, sözü geçen hükmü beyan ettikten sonra bunu da:“Bunlar, sizin için üç mahrem vakittir” buyruğu ile gerekçelendirmiştir. 8- Velileri muhatap olduğu gibi küçük çocuk ve köle de muhataptır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bu üç vakit dışında (izinsiz girmede) size de onlara da bir vebal yoktur.” 9- Küçük çocuğun tükürüğü temizdir. Kusmuk gibi bir necasetten sonra gelse dahi. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“birbirinizin yanına sık sık girip çıkarsınız.” Ayrıca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kedi hakkında sorulan bir soruya verdiği şu cevap da bu hükme işarettir: “O (kedi) necis değildir. Çünkü o sizin yanınıza sık sık girip çıkanlardandır.” 10- İnsanın, çocuklarını âdet olduğu üzere ve çocuğa ağır gelmeyecek bir şekilde hizmetinde kullanması caizdir. Yüce Allah’ın:“birbirinizin yanına sık sık girip çıkarsınız” buyruğu bunu ifade etmektedir. 11- Sözü geçen bu etraflı hükümler, henüz baliğ olmamış çocuklar içindir. Bulûğdan sonra ise izin istemekten başka bir hüküm söz konusu değildir. 12- Bulûğ, boşalma ile gerçekleşir. Buluğa bağlı olarak söz konusu edilen her bir şer’î hüküm de o vakit yürürlüğe girer. Bu konuda icma vardır. Görüş ayrılığı, buluğun yaş ile veya etek tüylerinin bitmesi ile gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hakkındadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

60- Evlenme arzu ve ümidi kalmamış ihtiyar kadınların, zinetlerini göstermemek şartıyla (dış) elbiselerini çıkarmalarında onlara bir günah yoktur. Bununla beraber (çıkarmayıp) iffete sarılmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah her şeyi işitendir, bilendir.

60. “Evlenme arzu ve ümidi kalmamış” yani kendisi evlenme arzusu taşımayan ve kendisi ile de evlenmeye arzu duyulmayacak olan -ki bu da ya aşırı yaşlandığından yahut yaratılışı itibariyle çirkin olup arzulanmayacak bir halde olmasından olabilir- şehvetten kesilmiş “ihtiyar kadınların, zinetlerini göstermemek şartıyla (dış) elbiselerini” yani cilbab, peçe vb. dış elbiselerini “çıkarmalarında onlara bir günah yoktur.” Burada, Yüce Allah’ın kadınlar ile ilgili olarak:“Başörtülerini de yakalarının üzerine salsınlar” buyruğundaki hüküm kastedilmektedir. Bu tür kadınların gerek kendilerinin fitneye düşmelerinden gerekse de başkalarını fitneye düşürmelerinden yana emin olunduğu için yüzlerini açmaları caizdir. ış elbiselerini çıkarmalarından dolayı vebal altında olmadıkları dile getirilince bundan, her konuda bu ruhsatın kullanılmasının caiz olacağı vehmi uyanabileceğinden Yüce Allah böyle bir vehmi:“zinetlerini göstermemek şartıyla” buyruğuyla ortadan kaldırmaktadır. Yani insanlara karşı -yüzlerini örtseler dahi- güzel dış elbiselerle süslenerek ve gizledikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını yere vurarak zinetlerini teşhir etmemelidirler. Çünkü kadın tesettüre riâyet etse bile zinete bürünmekle -isterse arzu duyulmayacak halde olsun- insanları fitneye, kendisine bakanı da günaha düşebilir. “Bununla beraber (çıkarmayıp) iffete sarılmaları onlar için daha hayırlıdır.” İffete sarılmak, bunun için gerekli sebepleri yerine getirmek sûretiyle -evlenmek ve fitneye düşmekten korkulanı terk etmekle- iffete talip olmak demektir. “Allah” bütün sesleri çok iyi “işitendir.” Bütün niyet ve maksatları çok iyi “bilendir.” O bakımdan bu tür kadınlar, bozuk maksatlardan ve iyi olmayan sözlerden alabildiğine sakınsınlar ve bilsinler ki Yüce Allah, bunların cezasını da verecektir.

61- Gözü görmeyene vebal yoktur. Topala vebal yoktur. Hastaya da vebal yoktur. Aynı şekilde size de kendi evlerinizden, babalarınızın evlerinden, analarınızın evlerinden, kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, halalarınızın evlerinden, dayılarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden yahut anahtarlarını elinizde bulundurduğunuz kimselerin veya dostlarınızın evlerinden yemek yemenizde bir vebal yoktur. Sizin topluca ya da ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allah katından mübarek ve hoş bir selâm olmak üzere kendinize/birbirinize selâm verin. İşte Allah düşünesiniz diye size âyetleri böyle açıklıyor.

61. Allah, kullarına lütuf ve ihsanını haber vermekte, dinde onlara bir zorluk vermediğini aksine dini onlara alabildiğine kolaylaştırdığını belirterek şöyle buyurmaktadır:“Gözü görmeyene sorumluluk yoktur. Topala sorumluluk yoktur. Hastaya da sorumluluk yoktur.” Yani bu gibi kimseler için bu engellerden herhangi birisinin sağlıklı olmasına bağlı olan farz hususları terk etmelerinde bir vebal yoktur. Ki bunlar da gözü görmeyenin görmesine, topalın sağlam ve hastanın da sağlıklı olmasına bağlı bulunan cihad ve benzeri yükümlülüklerdir. Sözünü ettiğimiz bu mana umumi olduğu için ilgili ifade kayıtlı değil mutlak (kayıtsız şartsız) getirilmiştir. Ancak “Size de kendi evlerinizden... sakınca yoktur” buyruğunda ise ifade mutlak değildir, aksine bir kayıt söz konusudur. “Kendi evlerinizden” yani çocuklarınızın evlerinden, demektir. Bu açıklama şu anlamda sabit olmuş olan hadise de uygundur:“Sen de malın da babana aitsiniz.” Diğer hadiste de şöyle buyrulmaktadır: “Şüphesiz yediklerinizin en hoş ve temiz olanı kendi kazancınızdan yediklerinizdir. Hiç şüphesiz sizin evlatlarınız da sizin kazancınızın bir kısmıdır.” O nedenle: “kendi evlerinizden” buyruğundan kasıt, insanın bizzat kendi evi değildir. Çünkü böyle bir ifade, bilinen bir hususun dillendirilmesi ve faydasız bir tekrar kabilinden olur ki Yüce Allah’ın kelamı böyle bir şeyden münezzehtir. Diğer taraftan buyruktan kasıt, sözü edilen kimselerin evlerinde yemek yeme hakkında akla gelebilecek bir vebal duygusunun ortadan kaldırılmasıdır ki insanın kendi evi hakkında ise böyle bir duyguya kapılması düşünülemez. “Babalarınızın evlerinden, analarınızın evlerinden, kardeşlerinizin evlerinden, kızkardeşlerinizin evlerinden, amcalarınızın evlerinden, teyzelerinizin evlerinden, dayılarınızın evlerinden” bütün bu akrabaların kimler oldukları malumdur. “Ya da anahtarlarını elinizde bulundurduğunuz kimselerin” vekâleten yahut velâyeten ya da benzer bir yolla kendilerinde tasarrufta bulunduğunuz evlerin anahtarları demektir. Bunların kölelere ait evler şeklinde tefsir edilmesi şu iki sebep dolayısıyla uygun değildir: 1- Evvela köle hakkında “anahtarlarını elinizde bulundurduğunuz” tabiri yerine “sahip olduğunuz” yahut da “sağ ellerinizin sahip olduğu” gibi tabirler kullanılır. Çünkü efendiler, kölelerin tamamının malikidirler. Yalnızca anahtarlarının değil. 2- Kölelere ait olan evler, esasen insanın kendi evi kapsamı dışında değildir. Çünkü köle de kölenin mülkü de efendisine aittir. Dolayısıyla böyle bir şey hakkında günahın söz konusu olmadığının açıklanabilir bir tarafı yoktur. “Veya dostlarınızın evlerinden” Sözü edilen bütün bu evlerden yenilmesi halinde vebalin söz konusu olmaması, izinsiz yenmesi halindedir. Bundaki hikmet ise ifadelerin akışından/siyaktan açıkca anlaşılmaktadır. Çünkü bu gibi müslümanların evlerinden yemek, örf ve âdet, yakın akrabalık yahut tam bir tasarruf yetkisi veya dostluk sebebiyle müsamaha ile karşılanagelmiştir. Ancak bu kimselerden herhangi birisinin sözü edilen yemeyi hoş karşılamadığı veya bu konuda cimrilik gösterdiği varsayılacak olursa o takdirde oradan yemek caiz olmaz, vebal de ortadan kalkmaz. Bu konudaki hikmet ve mana bunu gerektirmektedir. “Sizin topluca ya da ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca yoktur” bütün bunlar caizdir. Yani bir evde bulunan hane halkının hep birlikte veya onlardan her birisinin kendi başına yemek yemesi caizdir. Burada fazilet değil sakıncanın söz konusu olmayacağı belirtilmektedir. Zira daha faziletli olan topluca yemek etrafında bir araya gelmektir. “Evlere girdiğiniz zaman” buyruğunda şarttan sonra “evler” kelimesi belirtisiz (nekire) geldiğinden hem insanın kendi evini hem de başkasının evini kapsar. Yine bu evde ister bir kimse bulunsun ister bulunmasın fark etmez. O bakımdan sizler bu türden bir eve girecek olursanız “kendinize/birbirinize Allah katından... selam verin” kendinize yani birbirinize selam verin. Çünkü müslümanlar karşılıklı sevgi, merhamet ve şefkatlerinde tek bir kişi gibidirler. Evler arasında herhangi bir fark yoktur; bütün evlere girmek için selam meşrudur. İzin istemek ile ilgili hükümlere dair açıklamalar ise daha önce geçmiş bulunmaktadır. aha sonra Yüce Allah, selamı överek:“Allah katından mübarek ve hoş bir selam olmak üzere” buyurmaktadır. Yani evlere girdiğiniz vakit:“es-Selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhû” yahut “es-Selamu aleynâ ve alâ ibadillahi’s-salihin” sözlerini söyleyin. Yüce Allah bunu size teşri’ buyurmuş ve sizin selamınız olarak bunu tayin etmiştir. Bu selamın “mübarek” olmakla nitelendirilmesi, eksiklikten uzak olmayı, rahmeti, bereketi, artış ve gelişmeyi ihtiva ettiğinden dolayıdır. “hoş (tayyibe) ile nitelendirilmesine gelince selam Allah tarafından sevilen güzel/hoş bir sözdür. Kendisine selam verilen kişinin gönlü hoş edilir. Kalbinde sevgi yer eder ve selam veren kişi onun tarafından sevilir. anı Yüce Allah, bu pek üstün ve değerli hükümleri bize açıkladıktan sonra:“İşte Allah düşünesiniz diye size âyetleri böyle açıklıyor” buyurmaktadır. Yani size açıkladıklarımızı düşünüp kavrayasınız, kalplerinizle belleyesiniz, sağlam ve özlü akıl sahiplerinden olasınız diye şer’i ahkâma ve bunların hikmetlerine delâlet eden âyetlerini böyle açıklamaktadır. Çünkü O’nun şer’i hükümlerini gereği gibi bilip anlamak, aklı arttırır ve geliştirir. Zira bu hükümlerin içerdiği manalar, en üstün manalardır. Onların emrettiği adap en üstün adaptır. Amellere verilen karşılık da amelin türünden olacaktır. Kişi aklını Rabbinden geleni kavramak ve kendilerine davet ettiği âyetler üzerinde tefekkür etmek için kullanacak olursa Yüce Allah da onun bu isteğini fazlasıyla gerçekleştirmesine yardımcı olur. u âyet-i kerimelerde genel ve külli bir kaideye delil vardır. O da şudur:“Örf ve âdet, lafzın lafzı tahsis etmesi gibi lafızları tahsis eder.” Aslolan insanın başkasının yemeğini yemesinin yasak olmasıdır. Bununla birlikte Yüce Allah, bu husustaki örf ve âdet dolayısıyla âyette sözü edilen kimselerin evlerinden yemeyi mubah kılmıştır. Herhangi bir şeyden yararlanmak, o şeyin sahibinden izin almaya bağlı ise ve o kişinin sözlü veya örfe dayalı izni biliniyor ise o şeyden yararlanmak caiz olur. Bu âyet-i kerimelerde şu hususa da delil vardır:“Babanın çocuğunun malından çocuğuna zarar vermeyecek şeyleri alıp mülk edinmesi caizdir.” Çünkü Yüce Allah, çocuğa ait olan evden “insanın kendi evi” diye söz etmektedir. Ayette insanın evinde tasarrufta bulunan hanımı, kız kardeşi ve benzerlerinin de adeten bu evlerden yemeleri ve dilenenlere normal şekilde yedirmelerinin caiz olduğuna da delil vardır. İster bir arada olunsun, ister ayrı ayrı olunsun ortaklaşa yemek yemek -velev ki birisinin diğerinden daha fazla yemesi sonucunu doğursun- caizdir.

62- Mü’minler ancak Allah ve Rasûlüne iman eden ve toplumu ilgilendiren bir işte onunla beraber bulundukları vakit ondan izin almadıkça ayrılmayan kimselerdir. Şüphe yok ki senden izin isteyenler, işte Allah ve Rasûlüne iman edenler onlardır. O halde bazı işleri için senden izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan mağrifet dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 63- Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın/Peygamberin sizi çağırmasını, birbirinizi çağırmanızla bir tutmayın. İçinizden birbirinizin arkasına gizlenerek sıvışıp gidenleri Allah kesinlikle bilir. O halde onun emrine (yüz çevirerek) muhalefet edenler, başlarına bir musibetin yahut can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar. 64- Dikkat edin! Göklerde ve yerde olanlar yalnızca Allah’ındır. O, sizin ne üzere olduğunuzu çok iyi bilir. O gün (hepsi) O’na döndürülecekler ve O, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Allah, her şeyi çok iyi bilendir.

62. Bu buyrukla Allah, mü’min kullarına Rasûlullah ile birlikte toplumu ilgilendiren bir iş için bir arada bulundukları sırada yani kamuyu zorunlu olarak ilgilendiren, yahut onun maslahatına ait olan hususlarda bir arada olmaları gerektiği irşadını yapmaktadır. Cihad, istişare vb. gibi bütün mü’minlerin ortak ilgi alanına giren hususlar böyledir. Maslahat, onların bu iş etrafından birleşip bir arada olmalarını, ayrı olmamalarını gerektirir. İşte gerçekten Allah ve Rasûlüne iman eden bir kimse, Allah Rasûlünden, ondan sonra da onun vekili olanlardan izin almadıkça herhangi bir işe gitmez, aile halkının yanına dönmez. Yahut da onlardan farklı ve sırf kendisini ilgilendiren bazı ihtiyaçlarını görmeye gitmez. Bu buyrukta Yüce Allah, izin almaksızın gitmemeyi, imanın bir gereği olarak ortaya koymaktadır. Hem bu şekildeki davranışları dolayısıyla hem de Allah ve Rasûlüne ile içlerindeki yöneticilere karşı olan edepleri dolayısıyla onları överek şöyle buyurmaktadır:“Şüphe yok ki senden izin isteyenler, işte Allah ve Rasûlüne iman edenler onlardır.” Peki, Allah Rasûlü onlara izin verir mi vermez mi? İzin vermek için ayette iki şart söz konusu edilmektedir: 1- Bu izin istenilen hususun onları ilgilendiren bir iş yahut kendi meşguliyetlerinden birisi olmalıdır. Mazeretsiz olarak izin istiyene izin verilmez. 2- Peygamber, ona izin verme isteğinde olmalıdır ve bu izni, izin verene zarar vermeksizin, maslahat gereği olarak vermelidir. Zira Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O halde bazı işleri için senden izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver.” İzin isteyenin bir mazereti bulunup da izin isteyecek olursa ama eğer belirteceği bir görüşü veya cesareti ve buna benzer bir özelliği dolayısıyla gitmeyip oturmasında bir maslahat varsa ona izin vermez. Bununla birlikte kişi, izin ister ve kendisinden izin istenilen de belirtilen iki şartla izin verecek olursa, Yüce Allah, Rasûlünden o kişi için mağfiret dilemesini istemektedir. Çünkü o kimse izin istemekte kusur etmiş olabilir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” Yani onların günahlarını bağışlar ve mazeretleri olması halinde izin istemelerine cevaz vermek sûretiyle onlara merhamet eder.
63. “Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın/Peygamberin sizi çağırmasını, birbirinizi çağırmanızla bir tutmayın.” Yani onun sizi çağırmasını da sizin onu çağırmanızı da birbirinizi çağırmak gibi görmeyin. O, sizi çağıracak olursa farz bir emir olarak onun çağrısına cevap verin. Hatta namaz esnasında bile Allah Rasûlünün çağrısına cevap vermek icab eder. Allah Rasûlu dışında bir söz söyleyen herhangi bir kimsenin o sözünün ümmet tarafından kabul edilmesi ve gereğince amel edilmesi farz değildir. Bu ancak onun için geçerlidir. Çünkü Allah Rasûlü, hatadan korunmuştur ve biz ona uymakla muhatabız. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Rasûlünün çağrısına uyun.”(el-Enfâl, 8/24). Aynı şekilde Allah Rasûlünü birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın, ona seslendiğiniz zaman:“Ya Muhammed” yahut da “Ey Abdullah’ın oğlu Muhammed!” gibi birbirinize söylediğiniz sözleri söylemeyin. Aksine şerefi, fazileti ve başkalarından farklılığı dolayısıyla:“Ey Allah’ın Rasûlü” veya “Ey Allah’ın Peygamberi” diye ona hitap etmek gerekir. “Aranızda birbirinizin arkasına gizlenerek gizlice sıvışıp gidenleri Allah kesinlikle bilir.” Yüce Allah toplumu ilgilendiren bir iş dolayısıyla Peygamber ile birlikte bulunup ondan izin almaksızın ayrılıp gitmeyen, Allah ve Peygambere iman eden mü’minleri övdükten sonra, bu şekilde hareket etmeyerek, izin almadan çekip gidenleri tehdit etmektedir. Yüce Allah’ın:“Aranızda birbirinizin arkasına gizlenerek gizlice sıvışıp gidenler...” buyruğunda kastedilen, sıvışıp gittikleri ve ayrıldıkları vakit, başkalarının kendilerini görmesini önleyecek şekilde herhangi bir şey arkasına saklanıp gitmeleridir. İşte bu gidişleri sizin fark edemeyeceğiniz bir şekilde olsa bile Yüce Allah onları bilir ve bu yaptıklarına karşılık eksiksiz bir şekilde onları cezalandıracaktır. Bundan dolayı Yüce Allah, onları şu buyruğuyla tehdit etmektedir:“O halde onun emrine muhalefet edenler” yani bazı işleri için Allah ve Rasûlünün emrine rağmen gidenler “başlarına bir musibetin” yani şirk ve kötülük “yahut can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar.” Bazı işleri için Allah ve Rasûlünün emrine rağmen gidenler hakkında durum buysa ya herhangi bir işi olmaksızın Allah’ın emrini terk edenlerin hali ne olur?
64. “Dikkat edin! Göklerde ve yerde olanlar” hem mülkiyetleri itibariyle hem de O’na kul olmaları itibariyle “yalnızca Allah’ındır.” O, bunlar hakkında hem kaderî hükmü gereğince, hem de şer’î hükmü gereğince tasarrufta bulunur. “O, sizin ne üzere olduğunuzu çok iyi bilir.” O, sizin hayır mı şer mi işlemekte olduğunuzu bildiği gibi bütün amellerinizi de bilir. O’nun ilmi hepsini kuşatmıştır. Kalemi bunları yazmıştır. Kiramen Kâtibin de bunları sizin hakkınızda yazıp tespit etmektedir. “O gün” yani kıyamet gününde “(hepsi) O’na döndürülecekler ve O, onlara neler yaptıklarını haber verecektir” Küçüğüyle, büyüğüyle onların yaptıklarını, bütün amellerini aynen bildirecektir. Kendi organlarını kendilerine karşı şahit tutacaktır. Ya O’nun fazileti, lütfu ile karşılaşacaklar ya da adaletini göreceklerdir. Şanı Yüce Allah, onların yaptıklarını bildiğine dair özel bilgisini söz konusu ettikten sonra bilgisinin her şeyi kuşatan umumi bir bilgi olduğunu belirterek:“Allah her şeyi çok iyi bilendir” buyurmaktadır. ûr Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir.

***

62- Mü’minler ancak Allah ve Rasûlüne iman eden ve toplumu ilgilendiren bir işte onunla beraber bulundukları vakit ondan izin almadıkça ayrılmayan kimselerdir. Şüphe yok ki senden izin isteyenler, işte Allah ve Rasûlüne iman edenler onlardır. O halde bazı işleri için senden izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan mağrifet dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 63- Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın/Peygamberin sizi çağırmasını, birbirinizi çağırmanızla bir tutmayın. İçinizden birbirinizin arkasına gizlenerek sıvışıp gidenleri Allah kesinlikle bilir. O halde onun emrine (yüz çevirerek) muhalefet edenler, başlarına bir musibetin yahut can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar. 64- Dikkat edin! Göklerde ve yerde olanlar yalnızca Allah’ındır. O, sizin ne üzere olduğunuzu çok iyi bilir. O gün (hepsi) O’na döndürülecekler ve O, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Allah, her şeyi çok iyi bilendir.

62. Bu buyrukla Allah, mü’min kullarına Rasûlullah ile birlikte toplumu ilgilendiren bir iş için bir arada bulundukları sırada yani kamuyu zorunlu olarak ilgilendiren, yahut onun maslahatına ait olan hususlarda bir arada olmaları gerektiği irşadını yapmaktadır. Cihad, istişare vb. gibi bütün mü’minlerin ortak ilgi alanına giren hususlar böyledir. Maslahat, onların bu iş etrafından birleşip bir arada olmalarını, ayrı olmamalarını gerektirir. İşte gerçekten Allah ve Rasûlüne iman eden bir kimse, Allah Rasûlünden, ondan sonra da onun vekili olanlardan izin almadıkça herhangi bir işe gitmez, aile halkının yanına dönmez. Yahut da onlardan farklı ve sırf kendisini ilgilendiren bazı ihtiyaçlarını görmeye gitmez. Bu buyrukta Yüce Allah, izin almaksızın gitmemeyi, imanın bir gereği olarak ortaya koymaktadır. Hem bu şekildeki davranışları dolayısıyla hem de Allah ve Rasûlüne ile içlerindeki yöneticilere karşı olan edepleri dolayısıyla onları överek şöyle buyurmaktadır:“Şüphe yok ki senden izin isteyenler, işte Allah ve Rasûlüne iman edenler onlardır.” Peki, Allah Rasûlü onlara izin verir mi vermez mi? İzin vermek için ayette iki şart söz konusu edilmektedir: 1- Bu izin istenilen hususun onları ilgilendiren bir iş yahut kendi meşguliyetlerinden birisi olmalıdır. Mazeretsiz olarak izin istiyene izin verilmez. 2- Peygamber, ona izin verme isteğinde olmalıdır ve bu izni, izin verene zarar vermeksizin, maslahat gereği olarak vermelidir. Zira Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O halde bazı işleri için senden izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver.” İzin isteyenin bir mazereti bulunup da izin isteyecek olursa ama eğer belirteceği bir görüşü veya cesareti ve buna benzer bir özelliği dolayısıyla gitmeyip oturmasında bir maslahat varsa ona izin vermez. Bununla birlikte kişi, izin ister ve kendisinden izin istenilen de belirtilen iki şartla izin verecek olursa, Yüce Allah, Rasûlünden o kişi için mağfiret dilemesini istemektedir. Çünkü o kimse izin istemekte kusur etmiş olabilir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” Yani onların günahlarını bağışlar ve mazeretleri olması halinde izin istemelerine cevaz vermek sûretiyle onlara merhamet eder.
63. “Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın/Peygamberin sizi çağırmasını, birbirinizi çağırmanızla bir tutmayın.” Yani onun sizi çağırmasını da sizin onu çağırmanızı da birbirinizi çağırmak gibi görmeyin. O, sizi çağıracak olursa farz bir emir olarak onun çağrısına cevap verin. Hatta namaz esnasında bile Allah Rasûlünün çağrısına cevap vermek icab eder. Allah Rasûlu dışında bir söz söyleyen herhangi bir kimsenin o sözünün ümmet tarafından kabul edilmesi ve gereğince amel edilmesi farz değildir. Bu ancak onun için geçerlidir. Çünkü Allah Rasûlü, hatadan korunmuştur ve biz ona uymakla muhatabız. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Rasûlünün çağrısına uyun.”(el-Enfâl, 8/24). Aynı şekilde Allah Rasûlünü birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın, ona seslendiğiniz zaman:“Ya Muhammed” yahut da “Ey Abdullah’ın oğlu Muhammed!” gibi birbirinize söylediğiniz sözleri söylemeyin. Aksine şerefi, fazileti ve başkalarından farklılığı dolayısıyla:“Ey Allah’ın Rasûlü” veya “Ey Allah’ın Peygamberi” diye ona hitap etmek gerekir. “Aranızda birbirinizin arkasına gizlenerek gizlice sıvışıp gidenleri Allah kesinlikle bilir.” Yüce Allah toplumu ilgilendiren bir iş dolayısıyla Peygamber ile birlikte bulunup ondan izin almaksızın ayrılıp gitmeyen, Allah ve Peygambere iman eden mü’minleri övdükten sonra, bu şekilde hareket etmeyerek, izin almadan çekip gidenleri tehdit etmektedir. Yüce Allah’ın:“Aranızda birbirinizin arkasına gizlenerek gizlice sıvışıp gidenler...” buyruğunda kastedilen, sıvışıp gittikleri ve ayrıldıkları vakit, başkalarının kendilerini görmesini önleyecek şekilde herhangi bir şey arkasına saklanıp gitmeleridir. İşte bu gidişleri sizin fark edemeyeceğiniz bir şekilde olsa bile Yüce Allah onları bilir ve bu yaptıklarına karşılık eksiksiz bir şekilde onları cezalandıracaktır. Bundan dolayı Yüce Allah, onları şu buyruğuyla tehdit etmektedir:“O halde onun emrine muhalefet edenler” yani bazı işleri için Allah ve Rasûlünün emrine rağmen gidenler “başlarına bir musibetin” yani şirk ve kötülük “yahut can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar.” Bazı işleri için Allah ve Rasûlünün emrine rağmen gidenler hakkında durum buysa ya herhangi bir işi olmaksızın Allah’ın emrini terk edenlerin hali ne olur?
64. “Dikkat edin! Göklerde ve yerde olanlar” hem mülkiyetleri itibariyle hem de O’na kul olmaları itibariyle “yalnızca Allah’ındır.” O, bunlar hakkında hem kaderî hükmü gereğince, hem de şer’î hükmü gereğince tasarrufta bulunur. “O, sizin ne üzere olduğunuzu çok iyi bilir.” O, sizin hayır mı şer mi işlemekte olduğunuzu bildiği gibi bütün amellerinizi de bilir. O’nun ilmi hepsini kuşatmıştır. Kalemi bunları yazmıştır. Kiramen Kâtibin de bunları sizin hakkınızda yazıp tespit etmektedir. “O gün” yani kıyamet gününde “(hepsi) O’na döndürülecekler ve O, onlara neler yaptıklarını haber verecektir” Küçüğüyle, büyüğüyle onların yaptıklarını, bütün amellerini aynen bildirecektir. Kendi organlarını kendilerine karşı şahit tutacaktır. Ya O’nun fazileti, lütfu ile karşılaşacaklar ya da adaletini göreceklerdir. Şanı Yüce Allah, onların yaptıklarını bildiğine dair özel bilgisini söz konusu ettikten sonra bilgisinin her şeyi kuşatan umumi bir bilgi olduğunu belirterek:“Allah her şeyi çok iyi bilendir” buyurmaktadır. ûr Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir.

***

62- Mü’minler ancak Allah ve Rasûlüne iman eden ve toplumu ilgilendiren bir işte onunla beraber bulundukları vakit ondan izin almadıkça ayrılmayan kimselerdir. Şüphe yok ki senden izin isteyenler, işte Allah ve Rasûlüne iman edenler onlardır. O halde bazı işleri için senden izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah’tan mağrifet dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 63- Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın/Peygamberin sizi çağırmasını, birbirinizi çağırmanızla bir tutmayın. İçinizden birbirinizin arkasına gizlenerek sıvışıp gidenleri Allah kesinlikle bilir. O halde onun emrine (yüz çevirerek) muhalefet edenler, başlarına bir musibetin yahut can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar. 64- Dikkat edin! Göklerde ve yerde olanlar yalnızca Allah’ındır. O, sizin ne üzere olduğunuzu çok iyi bilir. O gün (hepsi) O’na döndürülecekler ve O, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Allah, her şeyi çok iyi bilendir.

62. Bu buyrukla Allah, mü’min kullarına Rasûlullah ile birlikte toplumu ilgilendiren bir iş için bir arada bulundukları sırada yani kamuyu zorunlu olarak ilgilendiren, yahut onun maslahatına ait olan hususlarda bir arada olmaları gerektiği irşadını yapmaktadır. Cihad, istişare vb. gibi bütün mü’minlerin ortak ilgi alanına giren hususlar böyledir. Maslahat, onların bu iş etrafından birleşip bir arada olmalarını, ayrı olmamalarını gerektirir. İşte gerçekten Allah ve Rasûlüne iman eden bir kimse, Allah Rasûlünden, ondan sonra da onun vekili olanlardan izin almadıkça herhangi bir işe gitmez, aile halkının yanına dönmez. Yahut da onlardan farklı ve sırf kendisini ilgilendiren bazı ihtiyaçlarını görmeye gitmez. Bu buyrukta Yüce Allah, izin almaksızın gitmemeyi, imanın bir gereği olarak ortaya koymaktadır. Hem bu şekildeki davranışları dolayısıyla hem de Allah ve Rasûlüne ile içlerindeki yöneticilere karşı olan edepleri dolayısıyla onları överek şöyle buyurmaktadır:“Şüphe yok ki senden izin isteyenler, işte Allah ve Rasûlüne iman edenler onlardır.” Peki, Allah Rasûlü onlara izin verir mi vermez mi? İzin vermek için ayette iki şart söz konusu edilmektedir: 1- Bu izin istenilen hususun onları ilgilendiren bir iş yahut kendi meşguliyetlerinden birisi olmalıdır. Mazeretsiz olarak izin istiyene izin verilmez. 2- Peygamber, ona izin verme isteğinde olmalıdır ve bu izni, izin verene zarar vermeksizin, maslahat gereği olarak vermelidir. Zira Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O halde bazı işleri için senden izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver.” İzin isteyenin bir mazereti bulunup da izin isteyecek olursa ama eğer belirteceği bir görüşü veya cesareti ve buna benzer bir özelliği dolayısıyla gitmeyip oturmasında bir maslahat varsa ona izin vermez. Bununla birlikte kişi, izin ister ve kendisinden izin istenilen de belirtilen iki şartla izin verecek olursa, Yüce Allah, Rasûlünden o kişi için mağfiret dilemesini istemektedir. Çünkü o kimse izin istemekte kusur etmiş olabilir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” Yani onların günahlarını bağışlar ve mazeretleri olması halinde izin istemelerine cevaz vermek sûretiyle onlara merhamet eder.
63. “Peygamberi, kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın/Peygamberin sizi çağırmasını, birbirinizi çağırmanızla bir tutmayın.” Yani onun sizi çağırmasını da sizin onu çağırmanızı da birbirinizi çağırmak gibi görmeyin. O, sizi çağıracak olursa farz bir emir olarak onun çağrısına cevap verin. Hatta namaz esnasında bile Allah Rasûlünün çağrısına cevap vermek icab eder. Allah Rasûlu dışında bir söz söyleyen herhangi bir kimsenin o sözünün ümmet tarafından kabul edilmesi ve gereğince amel edilmesi farz değildir. Bu ancak onun için geçerlidir. Çünkü Allah Rasûlü, hatadan korunmuştur ve biz ona uymakla muhatabız. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Rasûlünün çağrısına uyun.”(el-Enfâl, 8/24). Aynı şekilde Allah Rasûlünü birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın, ona seslendiğiniz zaman:“Ya Muhammed” yahut da “Ey Abdullah’ın oğlu Muhammed!” gibi birbirinize söylediğiniz sözleri söylemeyin. Aksine şerefi, fazileti ve başkalarından farklılığı dolayısıyla:“Ey Allah’ın Rasûlü” veya “Ey Allah’ın Peygamberi” diye ona hitap etmek gerekir. “Aranızda birbirinizin arkasına gizlenerek gizlice sıvışıp gidenleri Allah kesinlikle bilir.” Yüce Allah toplumu ilgilendiren bir iş dolayısıyla Peygamber ile birlikte bulunup ondan izin almaksızın ayrılıp gitmeyen, Allah ve Peygambere iman eden mü’minleri övdükten sonra, bu şekilde hareket etmeyerek, izin almadan çekip gidenleri tehdit etmektedir. Yüce Allah’ın:“Aranızda birbirinizin arkasına gizlenerek gizlice sıvışıp gidenler...” buyruğunda kastedilen, sıvışıp gittikleri ve ayrıldıkları vakit, başkalarının kendilerini görmesini önleyecek şekilde herhangi bir şey arkasına saklanıp gitmeleridir. İşte bu gidişleri sizin fark edemeyeceğiniz bir şekilde olsa bile Yüce Allah onları bilir ve bu yaptıklarına karşılık eksiksiz bir şekilde onları cezalandıracaktır. Bundan dolayı Yüce Allah, onları şu buyruğuyla tehdit etmektedir:“O halde onun emrine muhalefet edenler” yani bazı işleri için Allah ve Rasûlünün emrine rağmen gidenler “başlarına bir musibetin” yani şirk ve kötülük “yahut can yakıcı bir azabın gelmesinden sakınsınlar.” Bazı işleri için Allah ve Rasûlünün emrine rağmen gidenler hakkında durum buysa ya herhangi bir işi olmaksızın Allah’ın emrini terk edenlerin hali ne olur?
64. “Dikkat edin! Göklerde ve yerde olanlar” hem mülkiyetleri itibariyle hem de O’na kul olmaları itibariyle “yalnızca Allah’ındır.” O, bunlar hakkında hem kaderî hükmü gereğince, hem de şer’î hükmü gereğince tasarrufta bulunur. “O, sizin ne üzere olduğunuzu çok iyi bilir.” O, sizin hayır mı şer mi işlemekte olduğunuzu bildiği gibi bütün amellerinizi de bilir. O’nun ilmi hepsini kuşatmıştır. Kalemi bunları yazmıştır. Kiramen Kâtibin de bunları sizin hakkınızda yazıp tespit etmektedir. “O gün” yani kıyamet gününde “(hepsi) O’na döndürülecekler ve O, onlara neler yaptıklarını haber verecektir” Küçüğüyle, büyüğüyle onların yaptıklarını, bütün amellerini aynen bildirecektir. Kendi organlarını kendilerine karşı şahit tutacaktır. Ya O’nun fazileti, lütfu ile karşılaşacaklar ya da adaletini göreceklerdir. Şanı Yüce Allah, onların yaptıklarını bildiğine dair özel bilgisini söz konusu ettikten sonra bilgisinin her şeyi kuşatan umumi bir bilgi olduğunu belirterek:“Allah her şeyi çok iyi bilendir” buyurmaktadır. ûr Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir.

***