Vegere rûpela Tefsîr-i Sa'dî

Tefsîra Sûreya Rahmân — Ebdurehman b. Nasir es-Se’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

78 ayetRûpel 1 / 4

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

1- Rahmân, 2- Kur’ân’ı öğretti; 3- İnsanı yarattı; 4- Ona beyânı öğretti. 5- Güneş ve ay, bir hesap ile hareket eder. 6- Yıldızlar ve ağaçlar da secde ederler. 7- Göğü O yükseltti ve mîzânı/adaleti de O koydu. 8,9- Bu, terazide haksızlık yapmayın; tartıyı adaletle dosdoğru yapın ve terazide eksiltme yapmayın diyedir. 10- Yeri de (orada yaşayan) varlıklar için (yaratıp düzene) koydu. 11- Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. 12- Saplı tahıllar ve hoş kokulu bitkiler de vardır. 13- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

(Mekke’de inmiştir. 78 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1. Bu sûre-i celileyi Yüce Allah, rahmetinin genişliğine, ihsanının kapsamına, lütuf ve iyiliklerinin çokluğuna delâlet eden “Rahmân” ismi ile başlatmaktadır. Daha sonra kullarına ihsan etmiş olduğu rahmetine ve rahmetinin etkilerine delil olan dinî, dünyevî ve uhrevî nimetlerini söz konusu etmektedir. Bunun ardından cinlerin ve insanların kendisine şükretmeleri için nimetlerinin her bir türüne dikkatlerini çekmekte ve: “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” diye sormaktadır.
2. Allah, kullarına lafız ve manaları ile “Kur’ân’ı öğretti”ğini ve bunları öğrenmeyi kolaylaştırdığını bildirmektedir. Bu, Allah’ın kullarına merhametinden ihsan etmiş olduğu en büyük lütuf ve rahmettir. Çünkü onlara en güzel lafızlarla, en açık anlamlarla, her türlü hayrı içeren, her türlü kötülükten sakındıran Arapça bir Kur’ân indirmiştir.
3-4. “İnsanı” en güzel bir surette, azaları mükemmel, organları tastamam, yapısı pek sağlam olarak “yarattı.” Yoktan var eden Yüce Allah, onun yaratılışını çok itinalı ve sağlam yaratmıştır. 4. Yine “ona beyânı” öğretmek suretiyle onu diğer canlılardan pek üstün ve ayrıcalıklı kılmıştır. Beyan, içindekileri açıklayabilme gücüdür. Bu, hem konuşmayı hem de yazı yazmayı öğrettiğini ifade etmektedir. Yüce Allah’ın Âdemoğullarını kendisi vasıtasıyla diğer varlıklardan üstün ve ayrıcalıklı kıldığı beyân, ona ihsan etmiş olduğu nimetlerinin en değerlilerinden ve en büyüklerindendir.

5. Yani Yüce Allah, güneşi ve ayı yaratmış, kullarına olan rahmetinin ve onlara gösterdiği inayetin bir tecellisi olarak onları belli bir kanuna, hesaba, belli bir ölçüye bağlı kılmıştır. Her ikisi de kulların hizmetine boyun eğmiş bir halde akıp giderler. Böylelikle onların bu ikisine bağlı olan maslahatları gerçekleşir, yılların sayısını ve hesabı bilirler.

6. Gökteki “yıldızlar ve” yerdeki “ağaçlar da” Rabbini bilir ve anarlar. O’na “secde ederler.” İtaat edip boyun eğerler. O’nun kendilerini amade kıldığı ve kulların maslahat ve menfaatlerine yönelik vazifelerine itaatle boyun eğerler.
7. “Göğü” yeryüzündeki yaratıkların tavanı olmak üzere “O yükseltti ve mîzânı” söz ve fiillerde insanlar arasında adaleti “O koydu.” “Mîzân”dan kasıt, sadece bildiğimiz terazi değildir. Belirttiğimiz gibi bunun kapsamına hem bilinen terazi, hem eşyanın, miktarların, alanların ve bilinmeyen hususlarının ölçülüp tespit edildiği her türlü ölçüler girer, hem de kullar arasındaki anlaşmazlıkların hükme bağlandığı ve aralarında kendisi ile adaletin sağlandığı hakikat ölçüleri girer. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:
8-9. “Bu, terazide haksızlık yapmayın.” Allah, mîzânı/adaleti onda haddi aşmayasınız diye indirdi. Çünkü mesele, sizin akıl ve görüşlerinize havale edilmiş olsaydı ancak Yüce Allah’ın bilebileceği pek çok dengesizlikler ortaya çıkardı. Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hepsinin düzeni bozulurdu. "Tartıyı adaletle, dosdoğru yapın.” Gücünüz ve imkânınız çerçevesinde tartılarınız adaletli olsun. "Ve terazide eksiltme yapmayın.” Hakları eksik vermeyin. Mizanın/adaletin aksi olan haksızlığa, zulüm ve haddi aşmaya yönelmeyin.

10. Allah, yeryüzünü mahlukatın faydasına olmak üzere sahip olduğu yoğunluk, yerleşmeye elverişlilik, farklı nitelik ve durumlar gibi özelliklere sahip kıldı. Ta ki orada yerleşsinler, onlar için orası üzerinde bina yapacakları, ekip dikme imkânı bulacakları bir döşek olsun. Orayı kazabilsinler, yollarını izleyebilsinler, madenleri ile ve orada bulunan ihtiyaç duydukları, hatta kendileri için zorunlu olan her şeyden yararlansınlar diye böyle yaptı.

Daha sonra Yüce Allah oradaki zorunlu temel gıdaları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

11. “Orada meyveler” kulların meyve olarak yedikleri üzüm, incir, nar, elma ve bunun dışındaki meyve veren bütün ağaçlar “ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır.” Yani olgunlaşıncaya kadar içinden yavaş yavaş salkımların çıktığı tomurcuk kapları bulunan hurma ağaçları vardır. Bu da hem saklanabilecek, hem taze olarak yenilebilecek bir gıdadır. Hem de gerek ikamet edenin, gerek yolculukta bulunanın azığıdır. Aynı zamanda en güzel meyvelerden lezzetli bir meyvedir.
12. “Saplı tahıllar” yani dövülen, saplı taneler vardır. Bunların samanlarından hayvanlar ve başka şeyler için faydalanılır. Bunun kapsamına buğday, arpa, mısır, pirinç, darı vb. girmektedir. "Ve hoş kokulu bitkiler de vardır.” Bununla insanların yedikleri bütün rızıkların kastedilmiş olma ihtimali vardır. O zaman bu, genel olanın özel olana atfedilmesi kabilinden bir ifade olur. Buan göre Yüce Allah kullarına ihsan etmiş olduğu temel gıda ve rızıkları hem genel, hem de özel türleri ile zikrederek lütfunu hatırlatmaktadır. “Hoş kokulu bitki”den bildiğimiz reyhan/fesleğenin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Allah, bunu zikrederek kullarına olan lütfunu hatırlatmaktadır. Çünkü ruhlara sevinç veren, nefisleri rahatlatan oldukça değerli ve pek hoş olan çeşitli kokuları elde etmeyi Yüce Allah kolaylaştırmıştır.
13. Allah, hem gözlerle hem basiretlerle müşahade edilen pek çok nimetini hatırlattıktan sonra ve hitap da cin ve insanlara yönelik olduğundan dolayı kendi nimetlerini onlara itiraf ettirmek üzere şöyle buyurmaktadır:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” Yani Allah'ın dini ve dünyevi hangi nimetini inkar edebilirsiniz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu sureyi cinlere okuduğunda onların bu soruya ne güzel cevap vermişlerdir. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti okuduğu her defasında onlar:“Ey Rabbimiz, senin nimetlerinden hiçbir şeyi yalanlayamayız. Hamd yalnız Sana’dır” demişlerdir. İşte Yüce Allah’ın bu tür nimet ve lütufları kula karşı okunduğu vakit kulun, bu şekilde onları itiraf etmesi, onlara şükretmesi ve bunlardan dolayı Allah’a hamdetmesi gerekir.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

14- İnsanı çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı. 15- Cinleri de ateşten bir karışımdan yarattı. 16- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

14. Bu da Yüce Allah’ın kullarına olan nimetlerinden birisidir. Onlara kudretinin ve harikulâde sanatının birtakım eserlerini göstermektedir. Şöyle ki O, “insanı” yani ataları olan Âdem aleyhisselam’ı “çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı.” Yani önce su ile son derece sağlam ve ölçülü bir şekilde ıslatılmış, sonra kuruyuncaya kadar bırakılıp arkasından tıpkı ateşte pişirilmiş çamurdan yapılmış testi sesini andıran bir ses verecek hale gelmiş olan çamurdan yarattı.
15. “Cinleri” yani onların ataları olan melun İblis’i “de ateşten bir karışımdan yarattı.” Yani saf ateş alevinden yahut da kısmen dumanın karışmış olduğu alevden yarattı. Bu da ağırbaşlılığın, ağırlığın ve pek çok menfaatlerin yeri olan toprak ve çamurdan yaratılmış olan Âdem’in mayasının şerefli olduğuna delildir. Cinlerin mayasını teşkil eden ateş ise böyle değildir. Çünkü o; hafifliğin, gelişigüzel hareketlerin, kötülüğün ve fesadın kaynağıdır.
16. Yüce Allah, cin ve insanların yaratılışını açıkladıktan ve bunların yaratılış maddesini belirttikten sonra bunun kendilerine bir lütuf ve ihsanı olmasından dolayı:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.

14- İnsanı çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı. 15- Cinleri de ateşten bir karışımdan yarattı. 16- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

14. Bu da Yüce Allah’ın kullarına olan nimetlerinden birisidir. Onlara kudretinin ve harikulâde sanatının birtakım eserlerini göstermektedir. Şöyle ki O, “insanı” yani ataları olan Âdem aleyhisselam’ı “çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı.” Yani önce su ile son derece sağlam ve ölçülü bir şekilde ıslatılmış, sonra kuruyuncaya kadar bırakılıp arkasından tıpkı ateşte pişirilmiş çamurdan yapılmış testi sesini andıran bir ses verecek hale gelmiş olan çamurdan yarattı.
15. “Cinleri” yani onların ataları olan melun İblis’i “de ateşten bir karışımdan yarattı.” Yani saf ateş alevinden yahut da kısmen dumanın karışmış olduğu alevden yarattı. Bu da ağırbaşlılığın, ağırlığın ve pek çok menfaatlerin yeri olan toprak ve çamurdan yaratılmış olan Âdem’in mayasının şerefli olduğuna delildir. Cinlerin mayasını teşkil eden ateş ise böyle değildir. Çünkü o; hafifliğin, gelişigüzel hareketlerin, kötülüğün ve fesadın kaynağıdır.
16. Yüce Allah, cin ve insanların yaratılışını açıkladıktan ve bunların yaratılış maddesini belirttikten sonra bunun kendilerine bir lütuf ve ihsanı olmasından dolayı:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.

14- İnsanı çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı. 15- Cinleri de ateşten bir karışımdan yarattı. 16- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

14. Bu da Yüce Allah’ın kullarına olan nimetlerinden birisidir. Onlara kudretinin ve harikulâde sanatının birtakım eserlerini göstermektedir. Şöyle ki O, “insanı” yani ataları olan Âdem aleyhisselam’ı “çömlek gibi pişmiş kuru bir çamurdan yarattı.” Yani önce su ile son derece sağlam ve ölçülü bir şekilde ıslatılmış, sonra kuruyuncaya kadar bırakılıp arkasından tıpkı ateşte pişirilmiş çamurdan yapılmış testi sesini andıran bir ses verecek hale gelmiş olan çamurdan yarattı.
15. “Cinleri” yani onların ataları olan melun İblis’i “de ateşten bir karışımdan yarattı.” Yani saf ateş alevinden yahut da kısmen dumanın karışmış olduğu alevden yarattı. Bu da ağırbaşlılığın, ağırlığın ve pek çok menfaatlerin yeri olan toprak ve çamurdan yaratılmış olan Âdem’in mayasının şerefli olduğuna delildir. Cinlerin mayasını teşkil eden ateş ise böyle değildir. Çünkü o; hafifliğin, gelişigüzel hareketlerin, kötülüğün ve fesadın kaynağıdır.
16. Yüce Allah, cin ve insanların yaratılışını açıkladıktan ve bunların yaratılış maddesini belirttikten sonra bunun kendilerine bir lütuf ve ihsanı olmasından dolayı:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.

17- O, hem iki doğunun Rabbidir, hem de iki batının Rabbidir. 18- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

17-18. Yani güneşin, ayın ve parlak yıldızların hem aydınlattığı ve hem üzerlerine battığı şeylerin hem de bunların içinde bulunan her bir şeyin yüce Rabbi O’dur, hepsi O’nun iradesi ve rubûbiyeti altındadır. Burada doğu ve batının “iki” olarak belirtilmesi, yazın ve kışın doğuş yerleri itibari iledir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

17- O, hem iki doğunun Rabbidir, hem de iki batının Rabbidir. 18- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

17-18. Yani güneşin, ayın ve parlak yıldızların hem aydınlattığı ve hem üzerlerine battığı şeylerin hem de bunların içinde bulunan her bir şeyin yüce Rabbi O’dur, hepsi O’nun iradesi ve rubûbiyeti altındadır. Burada doğu ve batının “iki” olarak belirtilmesi, yazın ve kışın doğuş yerleri itibari iledir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

19- O iki denizi birbirlerine kavuşacak şekilde salıverdi. 20- Ama aralarında bir engel vardır (ki onu aşıp birbirlerine) karışmazlar. 21- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 22- O iki denizden de inci ve mercan çıkar. 23- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

19-23. İki denizden kasıt, tatlı sular ile tuzlu olan denizlerdir. Bunlar birbirlerine kavuşurlar. Tatlı su, tuzlu denizlere akar ve bunlar bir araya gelirler. Ancak Yüce Allah, bunlar arasında yeryüzünü bir engel kılmıştır ki, biri diğerine taşıp baskın gelmesin ve böylelikle her ikisinden de yararlanmak mümkün olsun. Tatlı sulardan içerler, ağaçlarını, ekinlerini ve tarlalarını onunla sularlar. Tuzlu su ile hava temizlenir, balıklar ürer, inci ve mercan bulunur. Ayrıca denizler, gemiler ve diğer deniz araçlarının yol alabilecekleri şekilde amade kılınmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

19- O iki denizi birbirlerine kavuşacak şekilde salıverdi. 20- Ama aralarında bir engel vardır (ki onu aşıp birbirlerine) karışmazlar. 21- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 22- O iki denizden de inci ve mercan çıkar. 23- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

19-23. İki denizden kasıt, tatlı sular ile tuzlu olan denizlerdir. Bunlar birbirlerine kavuşurlar. Tatlı su, tuzlu denizlere akar ve bunlar bir araya gelirler. Ancak Yüce Allah, bunlar arasında yeryüzünü bir engel kılmıştır ki, biri diğerine taşıp baskın gelmesin ve böylelikle her ikisinden de yararlanmak mümkün olsun. Tatlı sulardan içerler, ağaçlarını, ekinlerini ve tarlalarını onunla sularlar. Tuzlu su ile hava temizlenir, balıklar ürer, inci ve mercan bulunur. Ayrıca denizler, gemiler ve diğer deniz araçlarının yol alabilecekleri şekilde amade kılınmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

19- O iki denizi birbirlerine kavuşacak şekilde salıverdi. 20- Ama aralarında bir engel vardır (ki onu aşıp birbirlerine) karışmazlar. 21- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 22- O iki denizden de inci ve mercan çıkar. 23- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

19-23. İki denizden kasıt, tatlı sular ile tuzlu olan denizlerdir. Bunlar birbirlerine kavuşurlar. Tatlı su, tuzlu denizlere akar ve bunlar bir araya gelirler. Ancak Yüce Allah, bunlar arasında yeryüzünü bir engel kılmıştır ki, biri diğerine taşıp baskın gelmesin ve böylelikle her ikisinden de yararlanmak mümkün olsun. Tatlı sulardan içerler, ağaçlarını, ekinlerini ve tarlalarını onunla sularlar. Tuzlu su ile hava temizlenir, balıklar ürer, inci ve mercan bulunur. Ayrıca denizler, gemiler ve diğer deniz araçlarının yol alabilecekleri şekilde amade kılınmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

19- O iki denizi birbirlerine kavuşacak şekilde salıverdi. 20- Ama aralarında bir engel vardır (ki onu aşıp birbirlerine) karışmazlar. 21- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 22- O iki denizden de inci ve mercan çıkar. 23- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

19-23. İki denizden kasıt, tatlı sular ile tuzlu olan denizlerdir. Bunlar birbirlerine kavuşurlar. Tatlı su, tuzlu denizlere akar ve bunlar bir araya gelirler. Ancak Yüce Allah, bunlar arasında yeryüzünü bir engel kılmıştır ki, biri diğerine taşıp baskın gelmesin ve böylelikle her ikisinden de yararlanmak mümkün olsun. Tatlı sulardan içerler, ağaçlarını, ekinlerini ve tarlalarını onunla sularlar. Tuzlu su ile hava temizlenir, balıklar ürer, inci ve mercan bulunur. Ayrıca denizler, gemiler ve diğer deniz araçlarının yol alabilecekleri şekilde amade kılınmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

19- O iki denizi birbirlerine kavuşacak şekilde salıverdi. 20- Ama aralarında bir engel vardır (ki onu aşıp birbirlerine) karışmazlar. 21- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 22- O iki denizden de inci ve mercan çıkar. 23- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

19-23. İki denizden kasıt, tatlı sular ile tuzlu olan denizlerdir. Bunlar birbirlerine kavuşurlar. Tatlı su, tuzlu denizlere akar ve bunlar bir araya gelirler. Ancak Yüce Allah, bunlar arasında yeryüzünü bir engel kılmıştır ki, biri diğerine taşıp baskın gelmesin ve böylelikle her ikisinden de yararlanmak mümkün olsun. Tatlı sulardan içerler, ağaçlarını, ekinlerini ve tarlalarını onunla sularlar. Tuzlu su ile hava temizlenir, balıklar ürer, inci ve mercan bulunur. Ayrıca denizler, gemiler ve diğer deniz araçlarının yol alabilecekleri şekilde amade kılınmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

24- Denizde dağlar gibi akıp giden (insanlar tarafından) yapılmış gemiler de O’nundur. 25- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

24. Yüce Allah, insanoğullarının inşa ettikleri ve izni ile denizi yarıp giden gemileri kullarının faydasına amade kılmıştır. Bu gemiler, büyüklükleri dolayısı ile adeta büyük dağlar gibidirler. İnsanlar bunlara biner, üzerinlerinde eşyalarını ve çeşitli ticaret mallarını, bunun dışında ihtiyaç duydukları, hatta zaruri gördükleri daha başka şeylerini de taşırlar. Gökleri ve yeri koruyan Allah, bunları da korur. 25. İşte bu da Yüce Allah’ın pek büyük ve değerli nimetlerindendir. Bundan dolayı Yüce Allah:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.

24- Denizde dağlar gibi akıp giden (insanlar tarafından) yapılmış gemiler de O’nundur. 25- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

24. Yüce Allah, insanoğullarının inşa ettikleri ve izni ile denizi yarıp giden gemileri kullarının faydasına amade kılmıştır. Bu gemiler, büyüklükleri dolayısı ile adeta büyük dağlar gibidirler. İnsanlar bunlara biner, üzerinlerinde eşyalarını ve çeşitli ticaret mallarını, bunun dışında ihtiyaç duydukları, hatta zaruri gördükleri daha başka şeylerini de taşırlar. Gökleri ve yeri koruyan Allah, bunları da korur. 25. İşte bu da Yüce Allah’ın pek büyük ve değerli nimetlerindendir. Bundan dolayı Yüce Allah:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.

26- O (yeryüzü) üzerindeki herkes yok olacaktır. 27- Rabbinin celâl ve ikrâm sahibi yüzü ise baki kalacaktır. 28- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

26-28. Yeryüzünde bulunan insan, cin, hayvan ve diğer bütün yaratıklar ölecek, yok olup gidecekler. Oysa asla ölmeyece olan kamil hayat sahibi ise baki kalacaktır. O, “celâl ve ikrâm sahibi” yani azamet, kibriyâ ve şeref sahibidir. Bundan dolayı O, ta’zim edilip yüceltilir. Yine ikram, yani geniş lütuf ve kerem sahibidir. Dostlarını ve has kullarını türlü ikramlarla donatır. Gerçek dostları da O’na saygı ve tazimde bulunurlar, O’nu yüceltirler, severler ve O’na yönelip ibadet ederler. “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”

26- O (yeryüzü) üzerindeki herkes yok olacaktır. 27- Rabbinin celâl ve ikrâm sahibi yüzü ise baki kalacaktır. 28- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

26-28. Yeryüzünde bulunan insan, cin, hayvan ve diğer bütün yaratıklar ölecek, yok olup gidecekler. Oysa asla ölmeyece olan kamil hayat sahibi ise baki kalacaktır. O, “celâl ve ikrâm sahibi” yani azamet, kibriyâ ve şeref sahibidir. Bundan dolayı O, ta’zim edilip yüceltilir. Yine ikram, yani geniş lütuf ve kerem sahibidir. Dostlarını ve has kullarını türlü ikramlarla donatır. Gerçek dostları da O’na saygı ve tazimde bulunurlar, O’nu yüceltirler, severler ve O’na yönelip ibadet ederler. “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”

26- O (yeryüzü) üzerindeki herkes yok olacaktır. 27- Rabbinin celâl ve ikrâm sahibi yüzü ise baki kalacaktır. 28- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

26-28. Yeryüzünde bulunan insan, cin, hayvan ve diğer bütün yaratıklar ölecek, yok olup gidecekler. Oysa asla ölmeyece olan kamil hayat sahibi ise baki kalacaktır. O, “celâl ve ikrâm sahibi” yani azamet, kibriyâ ve şeref sahibidir. Bundan dolayı O, ta’zim edilip yüceltilir. Yine ikram, yani geniş lütuf ve kerem sahibidir. Dostlarını ve has kullarını türlü ikramlarla donatır. Gerçek dostları da O’na saygı ve tazimde bulunurlar, O’nu yüceltirler, severler ve O’na yönelip ibadet ederler. “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”

29- Göklerde ve yerde bulunan herkes O’ndan istekte bulunur. O her gün bir iştedir. 30- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

29-30. Yani O, yaratılmışların hiçbirine muhtaç olmayandır. Lütuf ve keremi pek boldur. Bütün varlıklar O’na muhtaçtır. Bütün ihtiyaçlarını hem halleri hem de sözleri ile O’ndan isterler. Bir göz açıp kırpacak kadarlık bir süre ve hatta ondan da daha az bir süre dahi O’na muhtaç olmamaları düşünülemez. "O, her gün bir iştedir.” Fakiri zenginleştirir, kalbi kırık olanın gönlünü yapar, kimilerine verir, kimilerine vermez, öldürür, diriltir, alçaltır, yükseltir. Kimi işleri yapması başka işlerle uğraşmasına engel değildir. Dileklerin çokluğu O’nu şaşırtmaz. Israr edenlerin ısrarları, dilekte bulunanların dileklerinin fazlalığı O’nu usandırmaz. Bağışları yerde ve göklerde bulunanların hepsini kuşatan, pek çok bağış ve kerem sahibi olan Allah’ın şanı ne yücedir! O’nun lütfu her an ve tüm zamanlarda, bütün mahlukatı tamamı ile kapsamıştır. İsyankârların isyanı, kendisini tanımayan ve lütfunu bilmeyen cahil muhtaçların O’na ihtiyaçları yokmuş gibi davranmaları, bağış ve ihsanını engellemeyen Allah ne yücedir! Yüce Allah’ın “O, her gün bir iştedir” diyerek haber verdiği bütün bu hususlar, ezelde belirleyip hükme bağladığı bütün takdir ve tedbirlerini ifade eder. Yüce Allah, bunları hikmetinin gerektirdiği zamanları geldikçe gerçekleştirip yürürlüğe koyar. Bunlar, emir ve yasaklardan oluşan dinî hükümleri de bu dünya yurdunda kaldıkları sürece kullarına uyguladığı kaderî hükümleri de kapsar. Nihayet bütün varlıklar son bulup Allah kendilerini yok ettikten ve ceza (amellerinin karşılığına dair) hükümleri uygulamayı dileyip adaletini, lütfunu ve ihsanının çokluğunu kendisi ile tanıyacakları ve O’nu tevhid edecekleri şekilde göstermeyi murat edeceği vakit, bütün mükellefleri imtihan yurdundan ebedi hayatta kalınacak yurda taşıyacaktır. İşte o vakit de bu (cezâi) hükümlerinin uygulanma sırası gelmiş olacaktır. İşte bir sonraki ayetten kasıt da budur:

29- Göklerde ve yerde bulunan herkes O’ndan istekte bulunur. O her gün bir iştedir. 30- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

29-30. Yani O, yaratılmışların hiçbirine muhtaç olmayandır. Lütuf ve keremi pek boldur. Bütün varlıklar O’na muhtaçtır. Bütün ihtiyaçlarını hem halleri hem de sözleri ile O’ndan isterler. Bir göz açıp kırpacak kadarlık bir süre ve hatta ondan da daha az bir süre dahi O’na muhtaç olmamaları düşünülemez. "O, her gün bir iştedir.” Fakiri zenginleştirir, kalbi kırık olanın gönlünü yapar, kimilerine verir, kimilerine vermez, öldürür, diriltir, alçaltır, yükseltir. Kimi işleri yapması başka işlerle uğraşmasına engel değildir. Dileklerin çokluğu O’nu şaşırtmaz. Israr edenlerin ısrarları, dilekte bulunanların dileklerinin fazlalığı O’nu usandırmaz. Bağışları yerde ve göklerde bulunanların hepsini kuşatan, pek çok bağış ve kerem sahibi olan Allah’ın şanı ne yücedir! O’nun lütfu her an ve tüm zamanlarda, bütün mahlukatı tamamı ile kapsamıştır. İsyankârların isyanı, kendisini tanımayan ve lütfunu bilmeyen cahil muhtaçların O’na ihtiyaçları yokmuş gibi davranmaları, bağış ve ihsanını engellemeyen Allah ne yücedir! Yüce Allah’ın “O, her gün bir iştedir” diyerek haber verdiği bütün bu hususlar, ezelde belirleyip hükme bağladığı bütün takdir ve tedbirlerini ifade eder. Yüce Allah, bunları hikmetinin gerektirdiği zamanları geldikçe gerçekleştirip yürürlüğe koyar. Bunlar, emir ve yasaklardan oluşan dinî hükümleri de bu dünya yurdunda kaldıkları sürece kullarına uyguladığı kaderî hükümleri de kapsar. Nihayet bütün varlıklar son bulup Allah kendilerini yok ettikten ve ceza (amellerinin karşılığına dair) hükümleri uygulamayı dileyip adaletini, lütfunu ve ihsanının çokluğunu kendisi ile tanıyacakları ve O’nu tevhid edecekleri şekilde göstermeyi murat edeceği vakit, bütün mükellefleri imtihan yurdundan ebedi hayatta kalınacak yurda taşıyacaktır. İşte o vakit de bu (cezâi) hükümlerinin uygulanma sırası gelmiş olacaktır. İşte bir sonraki ayetten kasıt da budur:

31- Ey insanlar ve cinler! Yakında sıra size gelecek/yalnız sizin (hesabınızla) ilgileneceğiz. 32- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

31-32. Yani sadece hesabınızı görmekle ve dünya yurdunda iken işlemiş olduğunuz amellerinizin karşılıklarını size vermekle meşgul olacağız.

31- Ey insanlar ve cinler! Yakında sıra size gelecek/yalnız sizin (hesabınızla) ilgileneceğiz. 32- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

31-32. Yani sadece hesabınızı görmekle ve dünya yurdunda iken işlemiş olduğunuz amellerinizin karşılıklarını size vermekle meşgul olacağız.

33- Ey cin ve insan toplulukları! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa çıkın. Ama büyük bir güç olmadıkça çıkamazsınız! 34- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

33. Yani Allah, onları Kıyamette bir araya getireceği vakit âcizliklerini ve güçsüzlüklerini, buna karşılık kendisinin egemenliğinin kemâlini, meşîet ve kudretinin mutlak geçerliliğini onlara haber verecektir. Onların âcizliklerini dile getirmek üzere de şöyle buyuracaktır:“Ey cin ve insan toplulukları! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa çıkın.” Yani Allah’ın egemenlik ve saltanatının dışına çıkabilmek için bir yer, bir çıkış yolu bulabiliyorsanız çıkın. "Ama büyük bir güç olmadıkça çıkamazsınız!” Oradan ancak büyük bir güç, bir egemenlik ve kemâl derecesindeki bir kudret sahibi olmak suretiyle çıkabilirsiniz. Ancak bunu nerede bulabilecekler? Kendilerine bir fayda sağlayamıyorlar, bir zararı defedemiyorlar, öldüremiyor, hayat veremiyor, öldükten sonra da diriltemiyorlar. İşte o konumda O’nun izni olmaksızın hiç kimse konuşamayacaktır. Orada fısıltı dışında bir şey işitilmeyecektir. O konumda hükümdarlar da, köleler de, yönetenler de yönetilenlerde, zenginler de fakirler de eşit olacaktır.
Daha sonra Yüce Allah, böyle bir günde onlara neler hazırladığını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

33- Ey cin ve insan toplulukları! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa çıkın. Ama büyük bir güç olmadıkça çıkamazsınız! 34- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

33. Yani Allah, onları Kıyamette bir araya getireceği vakit âcizliklerini ve güçsüzlüklerini, buna karşılık kendisinin egemenliğinin kemâlini, meşîet ve kudretinin mutlak geçerliliğini onlara haber verecektir. Onların âcizliklerini dile getirmek üzere de şöyle buyuracaktır:“Ey cin ve insan toplulukları! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa çıkın.” Yani Allah’ın egemenlik ve saltanatının dışına çıkabilmek için bir yer, bir çıkış yolu bulabiliyorsanız çıkın. "Ama büyük bir güç olmadıkça çıkamazsınız!” Oradan ancak büyük bir güç, bir egemenlik ve kemâl derecesindeki bir kudret sahibi olmak suretiyle çıkabilirsiniz. Ancak bunu nerede bulabilecekler? Kendilerine bir fayda sağlayamıyorlar, bir zararı defedemiyorlar, öldüremiyor, hayat veremiyor, öldükten sonra da diriltemiyorlar. İşte o konumda O’nun izni olmaksızın hiç kimse konuşamayacaktır. Orada fısıltı dışında bir şey işitilmeyecektir. O konumda hükümdarlar da, köleler de, yönetenler de yönetilenlerde, zenginler de fakirler de eşit olacaktır.
Daha sonra Yüce Allah, böyle bir günde onlara neler hazırladığını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

35- Üzerinize ateş alevi ve bir duman gönderilir de ne kendinize ne birbirinize yardım edemezsiniz. 36- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

35. Yani üzerinize saf bir ateş alevi ve kısmen dumanın karıştığı bir alev salınır. Bu korkunç iki şey üzerinize salınır ve bunlar her yanınızı kuşatır, ey cin ve insan topluluğu! Ne buna karşı koymaya gücünüz olur, ne de Allah’tan başka size yardım edecek bir kimse bulunur. 36. Yüce Allah’ın kullarını korkutması, hem bir nimet hem de en yüce maksatlara ve en değerli bağışlara doğru itecek bir kamçı niteliğinde olduğundan dolayı, bunları hatırlatmakla onlara ihsan etmiş olduğu lütfunu dile getirerek:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.

35- Üzerinize ateş alevi ve bir duman gönderilir de ne kendinize ne birbirinize yardım edemezsiniz. 36- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

35. Yani üzerinize saf bir ateş alevi ve kısmen dumanın karıştığı bir alev salınır. Bu korkunç iki şey üzerinize salınır ve bunlar her yanınızı kuşatır, ey cin ve insan topluluğu! Ne buna karşı koymaya gücünüz olur, ne de Allah’tan başka size yardım edecek bir kimse bulunur. 36. Yüce Allah’ın kullarını korkutması, hem bir nimet hem de en yüce maksatlara ve en değerli bağışlara doğru itecek bir kamçı niteliğinde olduğundan dolayı, bunları hatırlatmakla onlara ihsan etmiş olduğu lütfunu dile getirerek:“O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” buyurmaktadır.

37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.

37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.

37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.

37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.

37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.

37- Gök yarılıp da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi olduğu zaman... 38- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 39- O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak. 40- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? 41- Günahkârlar simalarından tanınacak, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup (yaka paça ateşe atılacaklardır). 42- O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?

37-38. Kıyamet gününde dehşetli hallerden, pek çok musibetlerden, korku verici durumların ardı arkasına gelmesinden dolayı “gök yarılıp” ayı ve güneşi söndürüleceği, yıldızları dağıtılacağı; korku ve dehşetin şiddetinden dolayı “da kıpkırmızı bir gül ve erimiş maden gibi” eritilmiş bakır yahut kurşun gibi “olduğu zaman... O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”
39-40. “O gün ne bir insana, ne de bir cine günahı sorulmayacak.” Onları öğrenme kastı ile böyle bir soru sorulmayacak. Çünkü Yüce Allah, gizliyi de açığı da geçmişi de geleceği de bilendir. O, onların durumları hakkındaki bilgisine göre kullara amellerinin karşılığını verecektir.
41-42. Yüce Allah, kıyamet gününde dünyada iken hayır işlemiş olanlarla, kötülük işlemiş olanlara kendileri vasıtası ile tanınmalarını sağlayacak alâmetler yaratacaktır. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Yani günahkârlar, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecek ve cehenneme atılacaklardır. Yüce Allah (günahlarına dair sorduğu soruları) -kendisi bunları onlardan daha iyi bilmekle birlikte-onları azarlamak ve yaptıklarını itiraf ettirmek için soracaktır. Çünkü Yüce Allah, delillerini insanlara karşı en ileri derecede ortaya koymak ve pek üstün hikmetini açığa çıkarmayı murat edecektir.