Vegere rûpela Tefsîr-i Sa'dî

Tefsîra Sûreya Waqîe — Ebdurehman b. Nasir es-Se’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

96 ayetRûpel 2 / 4

1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.

(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. (kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.

21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...

22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.

(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. (kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.

21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...

22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.

(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. (kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.

21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...

22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.

(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. (kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.

21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...

22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.

(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. (kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.

21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...

22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.

(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. (kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.

21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...

22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.

(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. (kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.

21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...

22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.

(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. (kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.

21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...

22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.

(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. (kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.

21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...

22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.

(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. (kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.

21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...

22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

1- Gerçekleşmesi kaçınılmaz olan (kıyamet), gerçekleştiği zaman… 2- Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur. 3- O, (kimilerini) alçaltır, (kimilerini de) yükseltir. 4- Yeryüzü şiddetle sarsıldığı zaman; 5- Dağlar paramparça edildiği, 6- Ve saçılmış toz haline geldiği zaman... 7- Sizler de üç sınıf olduğunuzda: 8- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 9- Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar! 10- (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler! 11- İşte onlar, Allah'a yakınlaştırılmış olanlardır. 12- Naîm cennetlerindedirler. 13- Çoğu öncekilerdendir. 14- Birazı da sonrakilerdendir. 15- İşlemeli tahtlar üzerindedirler. 16- Onlara yaslanıp karşılıklı otururlar. 17- Etraflarında ebedî kılınmış çocuklar dolaşır; 18- (Ellerinde) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler… 19- Ki o (şaraptan) dolayı başları ağrımaz, akılları da gitmez. 20- Beğenip seçtikleri meyveler, 21- Ve canlarının çektiği kuş etleri de (sunulacaktır kendilerine.) 22- Bir de güzel gözlü hûriler vardır. 23- Tıpkı saklı inciler misali. 24- (Bunlar) yaptıklarına karşılık bir mükafattır. 25- Onlar orada ne boş, ne de günaha sokan bir söz işitirler; 26- İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.

(Mekke’de inmiştir. 96 âyettir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.

1-2. Yüce Allah gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olan kıyametin durumunu haber vermektedir. “Onun gerçekleşmesinde yalan/şüphe yoktur.” Yani gerçekleşmesi şüphesizdir. Zira buna dair aklî ve nakli deliller birbirini desteklemektedir. Yüce Allah’ın hikmeti de buna delildir. 3. “O, (kimilerini) alçaltır” kimi insanları aşağıların aşağısına indirir. (kimilerini de) yükseltir” kimilerini de yükseklerin yükseği olan mertebelere çıkartır. Yahut da o, sesini kısıp yakın olana işittirmiştir, sesini yükseltip uzak olana işittirmiştir.
4-6. “Yeryüzü şiddetle sarsıldığı” hareket edip çalkalandığı “zaman; dağlar paramparça edildiği” darmadağın olduğu “ve saçılmış toz haline geldiği” ve yeryüzü üzerinde herhangi bir dağ, herhangi bir yükseklik ya da çukur bulunmayan dümdüz bir hâle geldiği “zaman…”
7. Ey insanlar! “Sizler de üç sınıf olduğunuzda” iyi ve kötü amellerinize göre üç ayrı gruba ayrıldığınızda… Sonra bu üç grubun her birisini ayrıntılı olarak söz konusu ederek şöyle buyurmuştur: 8. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Bu ifade, onların şanlarını yüceltmekte, durumlarının güzelliğini dile getirmektedir. 9. “Amel defterleri soldan verilecek olanlar, ne bedbahttır amel defterleri soldan verilecek olanlar” Bu da onların durumlarının oldukça dehşetli olacağını ifade etmektedir.
10-12. (Hayırlarda) öne geçenler var ya o öne geçenler!” Dünyada hayırlar işleyerek öne geçenler, âhirette de cennete en önce gireceklerdir. İşte Yüce Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği o kimseler, Naîm cennetlerindeki A’lay-i İlliyyîn’de, üzerlerinde başka bir mevki bulunmayan pek yüksek konaklarda bulunacaklar ve Allah nezdinde de yakınlaştırılmış olacaklardır. 13. Sözü edilen öne geçenlerin “çoğu” yani oldukça kalabalık bir grubu “öncekilerdendir” Bu ümmetin ve diğer ümmetlerin ilk önce gelenlerindendir. 14. “Birazı da sonrakilerdendir.” Bu, genel olarak bu ümmetin ilk gelenlerinin, daha sonra gelenlerden daha faziletli olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah'a yakın olacakları/mukarrebleri oluşturanlar arasında önce gelenlerin sayısı, sonrakilerin sayısından daha çok olacaktır. Mukarrebler ise seçkin kullardırlar.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.” 16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
17. Yani cennet ehlinin etrafında son derece güzel ve oldukça alımlı, yaşları küçük çocuklar onlara hizmet etmek için dolaşıp duracaktır. Bunlar adeta hiçbir değişikliğe uğramamış, saklı incileri andırırlar. Ebedi kalıcı olmak üzere yaratılmışlardır. Yaşlanmazlar, değişmezler. Yaşları artmaz. 18. Bu ebedi çocuklar, cennetlikler etrafında içecek kaplarını dolaştırırlar:(Ellerinde de) bardaklar, ibrikler ve şarap kaynağından doldurulmuş kadehler…” Bu, hiçbir rahatsızlık verici özelliği bulunmayan, lezzetli bir içkidir. 19. Dünya şarabının içenin başını ağrıtmasına rağmen o şarap, cennetliklerin başlarını ağrıtmayacaktır. Dünya şarabının etkisinde görüldüğü gibi onların akılları da başlarından gitmez. Hülâsa cennette, dünyada benzeri bulunan türden bütün nimetlerin hiçbirisinde herhangi bir rahatsız edici taraf bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Orada tadı ve kokusu değişmeyen su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzülmüş bal ırmakları vardır.”(Muhammed, 47/15) Burada ise sadece cennetteki şarap söz konusu edilmiş ve dünyadaki şarapta bulunan hiçbir olumsuzluğun onda bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Hoşa giden, lezzetli ve çeşit çeşit meyvelerden canları neyi arzularsa, neyi görüp beğenirlerse hepsi arzu eder etmez, en mükemmel ve en üstün şekilde onların olacaktır.

21. Yine canlarının arzuladığı her türden, istedikleri her çeşitten kuş eti de onlara ikrâm edilecek. Dilerlerse kızartılmış, dilerlerse pişirilmiş, dilerlerse başka şekilde...

22. Onların güzel gözlü hûrileri de vardır. “حور/huri”, gözü güzel, hoş, tatlı ve sürmeli olan demektir. “عين” ise gözleri iri ve güzel demektir. kadının gözlerinin güzelliği, onun güzelliğinin en büyük delillerinden birisidir. 23. “Tıpkı saklı inciler misali.” Yani onlar, sanki gözlere, rüzgâra ve güneşe karşı korunmak maksadı ile saklı bulunan, alımlı, tertemiz, henüz taze olan inciyi andırırlar. Böyle bir incinin rengi renklerin en güzelidir. Hiçbir kusuru yoktur. İşte bu huriler de böyle olacaktır. Hiçbir açıdan onlarda bir kusur bulunmaz. Aksine onların sıfatları mükemmel, nitelikleri pek güzeldir. Onlara ne kadar bakılırsa bakılsın, kalbe neşe veren ve göze hoş gelen şeylerden başka bir şey görülmez.
24. Onlara hazırlanmış olan bu nimetler “yaptıklarına karşılık bir mükafattır.” Onların amelleri güzel olduğu gibi Allah'ın onlara vereceği mükâfat da güzelolacaktır. O, pek çok nimet ve kurtuluşu onlara nasip edecektir.
25-26. Nimet cennetlerinde ne boş, ne faydasız, ne de söyleyeni günaha sokan bir söz işitirler. “İşittikleri ancak “selâm” ve esenlikli sözlerdir.” Orada sadece hoş ve güzel sözler işitirler. Çünkü orası iyi ve temiz insanların yurdudur. Orada iyi ve güzelden başka bir şey olmaz. Bu buyruk, cennet ehlinin kendi aralarındaki konuşmalarında güzel edebe riayet ettiklerine, sözlerinin en güzel, kalpleri ferahlatıcı, her türlü boş ve günahtan uzak sözler olduğuna delildir. Yüce Allah’tan lütfuyla bizleri cennet ehlinden kılmasını niyaz ederiz. Daha sonra Yüce Allah, amel defterleri sağdan verilenlere hazırlananları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

27- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 28- Dikensiz Arabistan kirazı, 29- Üst üste yığılı muzlar, 30- Yayılmış gölgeler, 31- Sürekli akan bir su, 32,33- Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve; 34- Ve yükseltilmiş döşekler (bulunan cennetlerdedirler). 35- Biz o (cennet kadınlarını) yeniden yarattık da; 36- Onları hem bakire kıldık; 37- Hem de eşlerine düşkün ve yaşıt… 38- (Bunlar hep) amel defterleri sağdan verilenler içindir. 39- Onlar öncekiler içinde de çoktur; 40- Sonrakiler içinde de çoktur.

27. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Yani onların şanı yüce, halleri pek muazzamdır! 28. “Dikensiz Arabistan kirazı” yani zararlı dikenleri ve kötü dalları koparılmış, bunun yerine güzel meyveler yaratılmıştır. Arabistan kirazı ağacının koyu ve vücudu rahatlatan gölgesi önemli bir özelliğidir. 29. “Üst üste yığılı muzlar” Muz bilinen bir ağaçtır. Ağacının yaprakları oldukça büyüktür. Dallarında can çekici ve lezzetli meyveler olur. 31. “Sürekli akan bir su” pek çok pınarlar, akan ırmaklar ve kaynayıp coşan sular. 32-33. “Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve.” Bu meyveler dünya meyveleri gibi bir zaman bulunacak, bir zaman bulunmayacak ve onu arayan tarafından zorlukla elde edilecek türden değildir. Aksine bu meyveler sürekli vardır. Bunların toplanmaları da pek kolaydır. Kul, hangi durumda olursa olsun rahatlıkla bunlara ulaşabilir. 34. “Ve yükseltilmiş döşekler.” Bu döşekleri, sedirlerin üzerinde oldukça yüksek olacaktır. Bu döşeklerin ipekten, altından, inciden süsleri ve Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği nitelikleri vardır.
35. “Biz o (cennet kadınlarını) cennet ehli olan kadınları, dünyadaki yaratılıştan başka, kâmil ve yok olması kabil olmayan bir şekilde “yeniden yarattık.” 36. “Onları hem” küçükleri ile büyükleri ile “bakire kıldık.” İfadelerin genel oluşu, hem hurileri hem de dünya kadınlarını kapsamaktadır. Bu bakire oluş vasfı hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. 37. Aynı şekilde onlar “eşlerine düşkün ve yaşıt” olacaklardır. Bu özelik de hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. (“Eşlerine düşkün” diye meali verilen) “عُرُبًا ”; kocası tarafından çok sevilen, güzel konuşan, güzel görünüşlü, nazlı, sevgi dolu olan kadın demektir. Böyle bir kadın konuştuğu zaman insanın aklını başından alır, konuşmasını dinleyen sözü bitmesin diye arzu eder. Hele de oldukça güzel seslerle ve neşe verici nağmelerle şarkı söylediği vakit. Böylesinin edebine, heybetine, davranışına baktığı zaman kocasının kalbi sevinç ve neşe ile dolar. Bir yerden bir başka yere geçti mi orası onun güzel kokusu ve aydınlığı ile dolar. Bu güzelliğe cima esnasındaki cilveleri de dahildir. Yaşıt olmalarına gelince bu gençlik yaşının kemâli olarak kabul edilen otuz üç yaş olacaktır. İşte onların hanımları kocalarına düşkün ve hep aynı yaşta olacak, uyumlu, geçimli, hoşnut, hoşnut edici olacaklardır. Ne üzen, ne üzülenlerden olmayacaklardır. Aksine onlar ruhların sevinci ve gözlerin aydınlığı olacaklardır. 38. İşte bütün bunlar “amel defterleri sağdan verilenler için” hazırlanmıştır.

39-40. Yani amel defterleri sağdan verilen bu kısım insanlar arasında öncekilerden de çok sayıda kimseler olacaktır, sonrakilerden de çok sayıda kimseler olacaktır.

27- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 28- Dikensiz Arabistan kirazı, 29- Üst üste yığılı muzlar, 30- Yayılmış gölgeler, 31- Sürekli akan bir su, 32,33- Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve; 34- Ve yükseltilmiş döşekler (bulunan cennetlerdedirler). 35- Biz o (cennet kadınlarını) yeniden yarattık da; 36- Onları hem bakire kıldık; 37- Hem de eşlerine düşkün ve yaşıt… 38- (Bunlar hep) amel defterleri sağdan verilenler içindir. 39- Onlar öncekiler içinde de çoktur; 40- Sonrakiler içinde de çoktur.

27. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Yani onların şanı yüce, halleri pek muazzamdır! 28. “Dikensiz Arabistan kirazı” yani zararlı dikenleri ve kötü dalları koparılmış, bunun yerine güzel meyveler yaratılmıştır. Arabistan kirazı ağacının koyu ve vücudu rahatlatan gölgesi önemli bir özelliğidir. 29. “Üst üste yığılı muzlar” Muz bilinen bir ağaçtır. Ağacının yaprakları oldukça büyüktür. Dallarında can çekici ve lezzetli meyveler olur. 31. “Sürekli akan bir su” pek çok pınarlar, akan ırmaklar ve kaynayıp coşan sular. 32-33. “Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve.” Bu meyveler dünya meyveleri gibi bir zaman bulunacak, bir zaman bulunmayacak ve onu arayan tarafından zorlukla elde edilecek türden değildir. Aksine bu meyveler sürekli vardır. Bunların toplanmaları da pek kolaydır. Kul, hangi durumda olursa olsun rahatlıkla bunlara ulaşabilir. 34. “Ve yükseltilmiş döşekler.” Bu döşekleri, sedirlerin üzerinde oldukça yüksek olacaktır. Bu döşeklerin ipekten, altından, inciden süsleri ve Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği nitelikleri vardır.
35. “Biz o (cennet kadınlarını) cennet ehli olan kadınları, dünyadaki yaratılıştan başka, kâmil ve yok olması kabil olmayan bir şekilde “yeniden yarattık.” 36. “Onları hem” küçükleri ile büyükleri ile “bakire kıldık.” İfadelerin genel oluşu, hem hurileri hem de dünya kadınlarını kapsamaktadır. Bu bakire oluş vasfı hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. 37. Aynı şekilde onlar “eşlerine düşkün ve yaşıt” olacaklardır. Bu özelik de hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. (“Eşlerine düşkün” diye meali verilen) “عُرُبًا ”; kocası tarafından çok sevilen, güzel konuşan, güzel görünüşlü, nazlı, sevgi dolu olan kadın demektir. Böyle bir kadın konuştuğu zaman insanın aklını başından alır, konuşmasını dinleyen sözü bitmesin diye arzu eder. Hele de oldukça güzel seslerle ve neşe verici nağmelerle şarkı söylediği vakit. Böylesinin edebine, heybetine, davranışına baktığı zaman kocasının kalbi sevinç ve neşe ile dolar. Bir yerden bir başka yere geçti mi orası onun güzel kokusu ve aydınlığı ile dolar. Bu güzelliğe cima esnasındaki cilveleri de dahildir. Yaşıt olmalarına gelince bu gençlik yaşının kemâli olarak kabul edilen otuz üç yaş olacaktır. İşte onların hanımları kocalarına düşkün ve hep aynı yaşta olacak, uyumlu, geçimli, hoşnut, hoşnut edici olacaklardır. Ne üzen, ne üzülenlerden olmayacaklardır. Aksine onlar ruhların sevinci ve gözlerin aydınlığı olacaklardır. 38. İşte bütün bunlar “amel defterleri sağdan verilenler için” hazırlanmıştır.

39-40. Yani amel defterleri sağdan verilen bu kısım insanlar arasında öncekilerden de çok sayıda kimseler olacaktır, sonrakilerden de çok sayıda kimseler olacaktır.

27- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 28- Dikensiz Arabistan kirazı, 29- Üst üste yığılı muzlar, 30- Yayılmış gölgeler, 31- Sürekli akan bir su, 32,33- Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve; 34- Ve yükseltilmiş döşekler (bulunan cennetlerdedirler). 35- Biz o (cennet kadınlarını) yeniden yarattık da; 36- Onları hem bakire kıldık; 37- Hem de eşlerine düşkün ve yaşıt… 38- (Bunlar hep) amel defterleri sağdan verilenler içindir. 39- Onlar öncekiler içinde de çoktur; 40- Sonrakiler içinde de çoktur.

27. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Yani onların şanı yüce, halleri pek muazzamdır! 28. “Dikensiz Arabistan kirazı” yani zararlı dikenleri ve kötü dalları koparılmış, bunun yerine güzel meyveler yaratılmıştır. Arabistan kirazı ağacının koyu ve vücudu rahatlatan gölgesi önemli bir özelliğidir. 29. “Üst üste yığılı muzlar” Muz bilinen bir ağaçtır. Ağacının yaprakları oldukça büyüktür. Dallarında can çekici ve lezzetli meyveler olur. 31. “Sürekli akan bir su” pek çok pınarlar, akan ırmaklar ve kaynayıp coşan sular. 32-33. “Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve.” Bu meyveler dünya meyveleri gibi bir zaman bulunacak, bir zaman bulunmayacak ve onu arayan tarafından zorlukla elde edilecek türden değildir. Aksine bu meyveler sürekli vardır. Bunların toplanmaları da pek kolaydır. Kul, hangi durumda olursa olsun rahatlıkla bunlara ulaşabilir. 34. “Ve yükseltilmiş döşekler.” Bu döşekleri, sedirlerin üzerinde oldukça yüksek olacaktır. Bu döşeklerin ipekten, altından, inciden süsleri ve Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği nitelikleri vardır.
35. “Biz o (cennet kadınlarını) cennet ehli olan kadınları, dünyadaki yaratılıştan başka, kâmil ve yok olması kabil olmayan bir şekilde “yeniden yarattık.” 36. “Onları hem” küçükleri ile büyükleri ile “bakire kıldık.” İfadelerin genel oluşu, hem hurileri hem de dünya kadınlarını kapsamaktadır. Bu bakire oluş vasfı hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. 37. Aynı şekilde onlar “eşlerine düşkün ve yaşıt” olacaklardır. Bu özelik de hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. (“Eşlerine düşkün” diye meali verilen) “عُرُبًا ”; kocası tarafından çok sevilen, güzel konuşan, güzel görünüşlü, nazlı, sevgi dolu olan kadın demektir. Böyle bir kadın konuştuğu zaman insanın aklını başından alır, konuşmasını dinleyen sözü bitmesin diye arzu eder. Hele de oldukça güzel seslerle ve neşe verici nağmelerle şarkı söylediği vakit. Böylesinin edebine, heybetine, davranışına baktığı zaman kocasının kalbi sevinç ve neşe ile dolar. Bir yerden bir başka yere geçti mi orası onun güzel kokusu ve aydınlığı ile dolar. Bu güzelliğe cima esnasındaki cilveleri de dahildir. Yaşıt olmalarına gelince bu gençlik yaşının kemâli olarak kabul edilen otuz üç yaş olacaktır. İşte onların hanımları kocalarına düşkün ve hep aynı yaşta olacak, uyumlu, geçimli, hoşnut, hoşnut edici olacaklardır. Ne üzen, ne üzülenlerden olmayacaklardır. Aksine onlar ruhların sevinci ve gözlerin aydınlığı olacaklardır. 38. İşte bütün bunlar “amel defterleri sağdan verilenler için” hazırlanmıştır.

39-40. Yani amel defterleri sağdan verilen bu kısım insanlar arasında öncekilerden de çok sayıda kimseler olacaktır, sonrakilerden de çok sayıda kimseler olacaktır.

27- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 28- Dikensiz Arabistan kirazı, 29- Üst üste yığılı muzlar, 30- Yayılmış gölgeler, 31- Sürekli akan bir su, 32,33- Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve; 34- Ve yükseltilmiş döşekler (bulunan cennetlerdedirler). 35- Biz o (cennet kadınlarını) yeniden yarattık da; 36- Onları hem bakire kıldık; 37- Hem de eşlerine düşkün ve yaşıt… 38- (Bunlar hep) amel defterleri sağdan verilenler içindir. 39- Onlar öncekiler içinde de çoktur; 40- Sonrakiler içinde de çoktur.

27. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Yani onların şanı yüce, halleri pek muazzamdır! 28. “Dikensiz Arabistan kirazı” yani zararlı dikenleri ve kötü dalları koparılmış, bunun yerine güzel meyveler yaratılmıştır. Arabistan kirazı ağacının koyu ve vücudu rahatlatan gölgesi önemli bir özelliğidir. 29. “Üst üste yığılı muzlar” Muz bilinen bir ağaçtır. Ağacının yaprakları oldukça büyüktür. Dallarında can çekici ve lezzetli meyveler olur. 31. “Sürekli akan bir su” pek çok pınarlar, akan ırmaklar ve kaynayıp coşan sular. 32-33. “Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve.” Bu meyveler dünya meyveleri gibi bir zaman bulunacak, bir zaman bulunmayacak ve onu arayan tarafından zorlukla elde edilecek türden değildir. Aksine bu meyveler sürekli vardır. Bunların toplanmaları da pek kolaydır. Kul, hangi durumda olursa olsun rahatlıkla bunlara ulaşabilir. 34. “Ve yükseltilmiş döşekler.” Bu döşekleri, sedirlerin üzerinde oldukça yüksek olacaktır. Bu döşeklerin ipekten, altından, inciden süsleri ve Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği nitelikleri vardır.
35. “Biz o (cennet kadınlarını) cennet ehli olan kadınları, dünyadaki yaratılıştan başka, kâmil ve yok olması kabil olmayan bir şekilde “yeniden yarattık.” 36. “Onları hem” küçükleri ile büyükleri ile “bakire kıldık.” İfadelerin genel oluşu, hem hurileri hem de dünya kadınlarını kapsamaktadır. Bu bakire oluş vasfı hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. 37. Aynı şekilde onlar “eşlerine düşkün ve yaşıt” olacaklardır. Bu özelik de hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. (“Eşlerine düşkün” diye meali verilen) “عُرُبًا ”; kocası tarafından çok sevilen, güzel konuşan, güzel görünüşlü, nazlı, sevgi dolu olan kadın demektir. Böyle bir kadın konuştuğu zaman insanın aklını başından alır, konuşmasını dinleyen sözü bitmesin diye arzu eder. Hele de oldukça güzel seslerle ve neşe verici nağmelerle şarkı söylediği vakit. Böylesinin edebine, heybetine, davranışına baktığı zaman kocasının kalbi sevinç ve neşe ile dolar. Bir yerden bir başka yere geçti mi orası onun güzel kokusu ve aydınlığı ile dolar. Bu güzelliğe cima esnasındaki cilveleri de dahildir. Yaşıt olmalarına gelince bu gençlik yaşının kemâli olarak kabul edilen otuz üç yaş olacaktır. İşte onların hanımları kocalarına düşkün ve hep aynı yaşta olacak, uyumlu, geçimli, hoşnut, hoşnut edici olacaklardır. Ne üzen, ne üzülenlerden olmayacaklardır. Aksine onlar ruhların sevinci ve gözlerin aydınlığı olacaklardır. 38. İşte bütün bunlar “amel defterleri sağdan verilenler için” hazırlanmıştır.

39-40. Yani amel defterleri sağdan verilen bu kısım insanlar arasında öncekilerden de çok sayıda kimseler olacaktır, sonrakilerden de çok sayıda kimseler olacaktır.

27- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 28- Dikensiz Arabistan kirazı, 29- Üst üste yığılı muzlar, 30- Yayılmış gölgeler, 31- Sürekli akan bir su, 32,33- Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve; 34- Ve yükseltilmiş döşekler (bulunan cennetlerdedirler). 35- Biz o (cennet kadınlarını) yeniden yarattık da; 36- Onları hem bakire kıldık; 37- Hem de eşlerine düşkün ve yaşıt… 38- (Bunlar hep) amel defterleri sağdan verilenler içindir. 39- Onlar öncekiler içinde de çoktur; 40- Sonrakiler içinde de çoktur.

27. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Yani onların şanı yüce, halleri pek muazzamdır! 28. “Dikensiz Arabistan kirazı” yani zararlı dikenleri ve kötü dalları koparılmış, bunun yerine güzel meyveler yaratılmıştır. Arabistan kirazı ağacının koyu ve vücudu rahatlatan gölgesi önemli bir özelliğidir. 29. “Üst üste yığılı muzlar” Muz bilinen bir ağaçtır. Ağacının yaprakları oldukça büyüktür. Dallarında can çekici ve lezzetli meyveler olur. 31. “Sürekli akan bir su” pek çok pınarlar, akan ırmaklar ve kaynayıp coşan sular. 32-33. “Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve.” Bu meyveler dünya meyveleri gibi bir zaman bulunacak, bir zaman bulunmayacak ve onu arayan tarafından zorlukla elde edilecek türden değildir. Aksine bu meyveler sürekli vardır. Bunların toplanmaları da pek kolaydır. Kul, hangi durumda olursa olsun rahatlıkla bunlara ulaşabilir. 34. “Ve yükseltilmiş döşekler.” Bu döşekleri, sedirlerin üzerinde oldukça yüksek olacaktır. Bu döşeklerin ipekten, altından, inciden süsleri ve Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği nitelikleri vardır.
35. “Biz o (cennet kadınlarını) cennet ehli olan kadınları, dünyadaki yaratılıştan başka, kâmil ve yok olması kabil olmayan bir şekilde “yeniden yarattık.” 36. “Onları hem” küçükleri ile büyükleri ile “bakire kıldık.” İfadelerin genel oluşu, hem hurileri hem de dünya kadınlarını kapsamaktadır. Bu bakire oluş vasfı hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. 37. Aynı şekilde onlar “eşlerine düşkün ve yaşıt” olacaklardır. Bu özelik de hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. (“Eşlerine düşkün” diye meali verilen) “عُرُبًا ”; kocası tarafından çok sevilen, güzel konuşan, güzel görünüşlü, nazlı, sevgi dolu olan kadın demektir. Böyle bir kadın konuştuğu zaman insanın aklını başından alır, konuşmasını dinleyen sözü bitmesin diye arzu eder. Hele de oldukça güzel seslerle ve neşe verici nağmelerle şarkı söylediği vakit. Böylesinin edebine, heybetine, davranışına baktığı zaman kocasının kalbi sevinç ve neşe ile dolar. Bir yerden bir başka yere geçti mi orası onun güzel kokusu ve aydınlığı ile dolar. Bu güzelliğe cima esnasındaki cilveleri de dahildir. Yaşıt olmalarına gelince bu gençlik yaşının kemâli olarak kabul edilen otuz üç yaş olacaktır. İşte onların hanımları kocalarına düşkün ve hep aynı yaşta olacak, uyumlu, geçimli, hoşnut, hoşnut edici olacaklardır. Ne üzen, ne üzülenlerden olmayacaklardır. Aksine onlar ruhların sevinci ve gözlerin aydınlığı olacaklardır. 38. İşte bütün bunlar “amel defterleri sağdan verilenler için” hazırlanmıştır.

39-40. Yani amel defterleri sağdan verilen bu kısım insanlar arasında öncekilerden de çok sayıda kimseler olacaktır, sonrakilerden de çok sayıda kimseler olacaktır.

27- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 28- Dikensiz Arabistan kirazı, 29- Üst üste yığılı muzlar, 30- Yayılmış gölgeler, 31- Sürekli akan bir su, 32,33- Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve; 34- Ve yükseltilmiş döşekler (bulunan cennetlerdedirler). 35- Biz o (cennet kadınlarını) yeniden yarattık da; 36- Onları hem bakire kıldık; 37- Hem de eşlerine düşkün ve yaşıt… 38- (Bunlar hep) amel defterleri sağdan verilenler içindir. 39- Onlar öncekiler içinde de çoktur; 40- Sonrakiler içinde de çoktur.

27. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Yani onların şanı yüce, halleri pek muazzamdır! 28. “Dikensiz Arabistan kirazı” yani zararlı dikenleri ve kötü dalları koparılmış, bunun yerine güzel meyveler yaratılmıştır. Arabistan kirazı ağacının koyu ve vücudu rahatlatan gölgesi önemli bir özelliğidir. 29. “Üst üste yığılı muzlar” Muz bilinen bir ağaçtır. Ağacının yaprakları oldukça büyüktür. Dallarında can çekici ve lezzetli meyveler olur. 31. “Sürekli akan bir su” pek çok pınarlar, akan ırmaklar ve kaynayıp coşan sular. 32-33. “Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve.” Bu meyveler dünya meyveleri gibi bir zaman bulunacak, bir zaman bulunmayacak ve onu arayan tarafından zorlukla elde edilecek türden değildir. Aksine bu meyveler sürekli vardır. Bunların toplanmaları da pek kolaydır. Kul, hangi durumda olursa olsun rahatlıkla bunlara ulaşabilir. 34. “Ve yükseltilmiş döşekler.” Bu döşekleri, sedirlerin üzerinde oldukça yüksek olacaktır. Bu döşeklerin ipekten, altından, inciden süsleri ve Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği nitelikleri vardır.
35. “Biz o (cennet kadınlarını) cennet ehli olan kadınları, dünyadaki yaratılıştan başka, kâmil ve yok olması kabil olmayan bir şekilde “yeniden yarattık.” 36. “Onları hem” küçükleri ile büyükleri ile “bakire kıldık.” İfadelerin genel oluşu, hem hurileri hem de dünya kadınlarını kapsamaktadır. Bu bakire oluş vasfı hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. 37. Aynı şekilde onlar “eşlerine düşkün ve yaşıt” olacaklardır. Bu özelik de hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. (“Eşlerine düşkün” diye meali verilen) “عُرُبًا ”; kocası tarafından çok sevilen, güzel konuşan, güzel görünüşlü, nazlı, sevgi dolu olan kadın demektir. Böyle bir kadın konuştuğu zaman insanın aklını başından alır, konuşmasını dinleyen sözü bitmesin diye arzu eder. Hele de oldukça güzel seslerle ve neşe verici nağmelerle şarkı söylediği vakit. Böylesinin edebine, heybetine, davranışına baktığı zaman kocasının kalbi sevinç ve neşe ile dolar. Bir yerden bir başka yere geçti mi orası onun güzel kokusu ve aydınlığı ile dolar. Bu güzelliğe cima esnasındaki cilveleri de dahildir. Yaşıt olmalarına gelince bu gençlik yaşının kemâli olarak kabul edilen otuz üç yaş olacaktır. İşte onların hanımları kocalarına düşkün ve hep aynı yaşta olacak, uyumlu, geçimli, hoşnut, hoşnut edici olacaklardır. Ne üzen, ne üzülenlerden olmayacaklardır. Aksine onlar ruhların sevinci ve gözlerin aydınlığı olacaklardır. 38. İşte bütün bunlar “amel defterleri sağdan verilenler için” hazırlanmıştır.

39-40. Yani amel defterleri sağdan verilen bu kısım insanlar arasında öncekilerden de çok sayıda kimseler olacaktır, sonrakilerden de çok sayıda kimseler olacaktır.

27- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 28- Dikensiz Arabistan kirazı, 29- Üst üste yığılı muzlar, 30- Yayılmış gölgeler, 31- Sürekli akan bir su, 32,33- Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve; 34- Ve yükseltilmiş döşekler (bulunan cennetlerdedirler). 35- Biz o (cennet kadınlarını) yeniden yarattık da; 36- Onları hem bakire kıldık; 37- Hem de eşlerine düşkün ve yaşıt… 38- (Bunlar hep) amel defterleri sağdan verilenler içindir. 39- Onlar öncekiler içinde de çoktur; 40- Sonrakiler içinde de çoktur.

27. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Yani onların şanı yüce, halleri pek muazzamdır! 28. “Dikensiz Arabistan kirazı” yani zararlı dikenleri ve kötü dalları koparılmış, bunun yerine güzel meyveler yaratılmıştır. Arabistan kirazı ağacının koyu ve vücudu rahatlatan gölgesi önemli bir özelliğidir. 29. “Üst üste yığılı muzlar” Muz bilinen bir ağaçtır. Ağacının yaprakları oldukça büyüktür. Dallarında can çekici ve lezzetli meyveler olur. 31. “Sürekli akan bir su” pek çok pınarlar, akan ırmaklar ve kaynayıp coşan sular. 32-33. “Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve.” Bu meyveler dünya meyveleri gibi bir zaman bulunacak, bir zaman bulunmayacak ve onu arayan tarafından zorlukla elde edilecek türden değildir. Aksine bu meyveler sürekli vardır. Bunların toplanmaları da pek kolaydır. Kul, hangi durumda olursa olsun rahatlıkla bunlara ulaşabilir. 34. “Ve yükseltilmiş döşekler.” Bu döşekleri, sedirlerin üzerinde oldukça yüksek olacaktır. Bu döşeklerin ipekten, altından, inciden süsleri ve Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği nitelikleri vardır.
35. “Biz o (cennet kadınlarını) cennet ehli olan kadınları, dünyadaki yaratılıştan başka, kâmil ve yok olması kabil olmayan bir şekilde “yeniden yarattık.” 36. “Onları hem” küçükleri ile büyükleri ile “bakire kıldık.” İfadelerin genel oluşu, hem hurileri hem de dünya kadınlarını kapsamaktadır. Bu bakire oluş vasfı hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. 37. Aynı şekilde onlar “eşlerine düşkün ve yaşıt” olacaklardır. Bu özelik de hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. (“Eşlerine düşkün” diye meali verilen) “عُرُبًا ”; kocası tarafından çok sevilen, güzel konuşan, güzel görünüşlü, nazlı, sevgi dolu olan kadın demektir. Böyle bir kadın konuştuğu zaman insanın aklını başından alır, konuşmasını dinleyen sözü bitmesin diye arzu eder. Hele de oldukça güzel seslerle ve neşe verici nağmelerle şarkı söylediği vakit. Böylesinin edebine, heybetine, davranışına baktığı zaman kocasının kalbi sevinç ve neşe ile dolar. Bir yerden bir başka yere geçti mi orası onun güzel kokusu ve aydınlığı ile dolar. Bu güzelliğe cima esnasındaki cilveleri de dahildir. Yaşıt olmalarına gelince bu gençlik yaşının kemâli olarak kabul edilen otuz üç yaş olacaktır. İşte onların hanımları kocalarına düşkün ve hep aynı yaşta olacak, uyumlu, geçimli, hoşnut, hoşnut edici olacaklardır. Ne üzen, ne üzülenlerden olmayacaklardır. Aksine onlar ruhların sevinci ve gözlerin aydınlığı olacaklardır. 38. İşte bütün bunlar “amel defterleri sağdan verilenler için” hazırlanmıştır.

39-40. Yani amel defterleri sağdan verilen bu kısım insanlar arasında öncekilerden de çok sayıda kimseler olacaktır, sonrakilerden de çok sayıda kimseler olacaktır.

27- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 28- Dikensiz Arabistan kirazı, 29- Üst üste yığılı muzlar, 30- Yayılmış gölgeler, 31- Sürekli akan bir su, 32,33- Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve; 34- Ve yükseltilmiş döşekler (bulunan cennetlerdedirler). 35- Biz o (cennet kadınlarını) yeniden yarattık da; 36- Onları hem bakire kıldık; 37- Hem de eşlerine düşkün ve yaşıt… 38- (Bunlar hep) amel defterleri sağdan verilenler içindir. 39- Onlar öncekiler içinde de çoktur; 40- Sonrakiler içinde de çoktur.

27. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Yani onların şanı yüce, halleri pek muazzamdır! 28. “Dikensiz Arabistan kirazı” yani zararlı dikenleri ve kötü dalları koparılmış, bunun yerine güzel meyveler yaratılmıştır. Arabistan kirazı ağacının koyu ve vücudu rahatlatan gölgesi önemli bir özelliğidir. 29. “Üst üste yığılı muzlar” Muz bilinen bir ağaçtır. Ağacının yaprakları oldukça büyüktür. Dallarında can çekici ve lezzetli meyveler olur. 31. “Sürekli akan bir su” pek çok pınarlar, akan ırmaklar ve kaynayıp coşan sular. 32-33. “Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve.” Bu meyveler dünya meyveleri gibi bir zaman bulunacak, bir zaman bulunmayacak ve onu arayan tarafından zorlukla elde edilecek türden değildir. Aksine bu meyveler sürekli vardır. Bunların toplanmaları da pek kolaydır. Kul, hangi durumda olursa olsun rahatlıkla bunlara ulaşabilir. 34. “Ve yükseltilmiş döşekler.” Bu döşekleri, sedirlerin üzerinde oldukça yüksek olacaktır. Bu döşeklerin ipekten, altından, inciden süsleri ve Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği nitelikleri vardır.
35. “Biz o (cennet kadınlarını) cennet ehli olan kadınları, dünyadaki yaratılıştan başka, kâmil ve yok olması kabil olmayan bir şekilde “yeniden yarattık.” 36. “Onları hem” küçükleri ile büyükleri ile “bakire kıldık.” İfadelerin genel oluşu, hem hurileri hem de dünya kadınlarını kapsamaktadır. Bu bakire oluş vasfı hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. 37. Aynı şekilde onlar “eşlerine düşkün ve yaşıt” olacaklardır. Bu özelik de hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. (“Eşlerine düşkün” diye meali verilen) “عُرُبًا ”; kocası tarafından çok sevilen, güzel konuşan, güzel görünüşlü, nazlı, sevgi dolu olan kadın demektir. Böyle bir kadın konuştuğu zaman insanın aklını başından alır, konuşmasını dinleyen sözü bitmesin diye arzu eder. Hele de oldukça güzel seslerle ve neşe verici nağmelerle şarkı söylediği vakit. Böylesinin edebine, heybetine, davranışına baktığı zaman kocasının kalbi sevinç ve neşe ile dolar. Bir yerden bir başka yere geçti mi orası onun güzel kokusu ve aydınlığı ile dolar. Bu güzelliğe cima esnasındaki cilveleri de dahildir. Yaşıt olmalarına gelince bu gençlik yaşının kemâli olarak kabul edilen otuz üç yaş olacaktır. İşte onların hanımları kocalarına düşkün ve hep aynı yaşta olacak, uyumlu, geçimli, hoşnut, hoşnut edici olacaklardır. Ne üzen, ne üzülenlerden olmayacaklardır. Aksine onlar ruhların sevinci ve gözlerin aydınlığı olacaklardır. 38. İşte bütün bunlar “amel defterleri sağdan verilenler için” hazırlanmıştır.

39-40. Yani amel defterleri sağdan verilen bu kısım insanlar arasında öncekilerden de çok sayıda kimseler olacaktır, sonrakilerden de çok sayıda kimseler olacaktır.

27- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 28- Dikensiz Arabistan kirazı, 29- Üst üste yığılı muzlar, 30- Yayılmış gölgeler, 31- Sürekli akan bir su, 32,33- Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve; 34- Ve yükseltilmiş döşekler (bulunan cennetlerdedirler). 35- Biz o (cennet kadınlarını) yeniden yarattık da; 36- Onları hem bakire kıldık; 37- Hem de eşlerine düşkün ve yaşıt… 38- (Bunlar hep) amel defterleri sağdan verilenler içindir. 39- Onlar öncekiler içinde de çoktur; 40- Sonrakiler içinde de çoktur.

27. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Yani onların şanı yüce, halleri pek muazzamdır! 28. “Dikensiz Arabistan kirazı” yani zararlı dikenleri ve kötü dalları koparılmış, bunun yerine güzel meyveler yaratılmıştır. Arabistan kirazı ağacının koyu ve vücudu rahatlatan gölgesi önemli bir özelliğidir. 29. “Üst üste yığılı muzlar” Muz bilinen bir ağaçtır. Ağacının yaprakları oldukça büyüktür. Dallarında can çekici ve lezzetli meyveler olur. 31. “Sürekli akan bir su” pek çok pınarlar, akan ırmaklar ve kaynayıp coşan sular. 32-33. “Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve.” Bu meyveler dünya meyveleri gibi bir zaman bulunacak, bir zaman bulunmayacak ve onu arayan tarafından zorlukla elde edilecek türden değildir. Aksine bu meyveler sürekli vardır. Bunların toplanmaları da pek kolaydır. Kul, hangi durumda olursa olsun rahatlıkla bunlara ulaşabilir. 34. “Ve yükseltilmiş döşekler.” Bu döşekleri, sedirlerin üzerinde oldukça yüksek olacaktır. Bu döşeklerin ipekten, altından, inciden süsleri ve Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği nitelikleri vardır.
35. “Biz o (cennet kadınlarını) cennet ehli olan kadınları, dünyadaki yaratılıştan başka, kâmil ve yok olması kabil olmayan bir şekilde “yeniden yarattık.” 36. “Onları hem” küçükleri ile büyükleri ile “bakire kıldık.” İfadelerin genel oluşu, hem hurileri hem de dünya kadınlarını kapsamaktadır. Bu bakire oluş vasfı hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. 37. Aynı şekilde onlar “eşlerine düşkün ve yaşıt” olacaklardır. Bu özelik de hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. (“Eşlerine düşkün” diye meali verilen) “عُرُبًا ”; kocası tarafından çok sevilen, güzel konuşan, güzel görünüşlü, nazlı, sevgi dolu olan kadın demektir. Böyle bir kadın konuştuğu zaman insanın aklını başından alır, konuşmasını dinleyen sözü bitmesin diye arzu eder. Hele de oldukça güzel seslerle ve neşe verici nağmelerle şarkı söylediği vakit. Böylesinin edebine, heybetine, davranışına baktığı zaman kocasının kalbi sevinç ve neşe ile dolar. Bir yerden bir başka yere geçti mi orası onun güzel kokusu ve aydınlığı ile dolar. Bu güzelliğe cima esnasındaki cilveleri de dahildir. Yaşıt olmalarına gelince bu gençlik yaşının kemâli olarak kabul edilen otuz üç yaş olacaktır. İşte onların hanımları kocalarına düşkün ve hep aynı yaşta olacak, uyumlu, geçimli, hoşnut, hoşnut edici olacaklardır. Ne üzen, ne üzülenlerden olmayacaklardır. Aksine onlar ruhların sevinci ve gözlerin aydınlığı olacaklardır. 38. İşte bütün bunlar “amel defterleri sağdan verilenler için” hazırlanmıştır.

39-40. Yani amel defterleri sağdan verilen bu kısım insanlar arasında öncekilerden de çok sayıda kimseler olacaktır, sonrakilerden de çok sayıda kimseler olacaktır.

27- Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar! 28- Dikensiz Arabistan kirazı, 29- Üst üste yığılı muzlar, 30- Yayılmış gölgeler, 31- Sürekli akan bir su, 32,33- Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve; 34- Ve yükseltilmiş döşekler (bulunan cennetlerdedirler). 35- Biz o (cennet kadınlarını) yeniden yarattık da; 36- Onları hem bakire kıldık; 37- Hem de eşlerine düşkün ve yaşıt… 38- (Bunlar hep) amel defterleri sağdan verilenler içindir. 39- Onlar öncekiler içinde de çoktur; 40- Sonrakiler içinde de çoktur.

27. “Amel defterleri sağdan verilecek olanlar, ne mutludur amel defterleri sağdan verilecek olanlar!” Yani onların şanı yüce, halleri pek muazzamdır! 28. “Dikensiz Arabistan kirazı” yani zararlı dikenleri ve kötü dalları koparılmış, bunun yerine güzel meyveler yaratılmıştır. Arabistan kirazı ağacının koyu ve vücudu rahatlatan gölgesi önemli bir özelliğidir. 29. “Üst üste yığılı muzlar” Muz bilinen bir ağaçtır. Ağacının yaprakları oldukça büyüktür. Dallarında can çekici ve lezzetli meyveler olur. 31. “Sürekli akan bir su” pek çok pınarlar, akan ırmaklar ve kaynayıp coşan sular. 32-33. “Bitip tükenmeyecek ve yasaklanmayacak pek çok meyve.” Bu meyveler dünya meyveleri gibi bir zaman bulunacak, bir zaman bulunmayacak ve onu arayan tarafından zorlukla elde edilecek türden değildir. Aksine bu meyveler sürekli vardır. Bunların toplanmaları da pek kolaydır. Kul, hangi durumda olursa olsun rahatlıkla bunlara ulaşabilir. 34. “Ve yükseltilmiş döşekler.” Bu döşekleri, sedirlerin üzerinde oldukça yüksek olacaktır. Bu döşeklerin ipekten, altından, inciden süsleri ve Yüce Allah’tan başka kimsenin bilemediği nitelikleri vardır.
35. “Biz o (cennet kadınlarını) cennet ehli olan kadınları, dünyadaki yaratılıştan başka, kâmil ve yok olması kabil olmayan bir şekilde “yeniden yarattık.” 36. “Onları hem” küçükleri ile büyükleri ile “bakire kıldık.” İfadelerin genel oluşu, hem hurileri hem de dünya kadınlarını kapsamaktadır. Bu bakire oluş vasfı hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. 37. Aynı şekilde onlar “eşlerine düşkün ve yaşıt” olacaklardır. Bu özelik de hiçbir zaman onlardan ayrılmayacaktır. (“Eşlerine düşkün” diye meali verilen) “عُرُبًا ”; kocası tarafından çok sevilen, güzel konuşan, güzel görünüşlü, nazlı, sevgi dolu olan kadın demektir. Böyle bir kadın konuştuğu zaman insanın aklını başından alır, konuşmasını dinleyen sözü bitmesin diye arzu eder. Hele de oldukça güzel seslerle ve neşe verici nağmelerle şarkı söylediği vakit. Böylesinin edebine, heybetine, davranışına baktığı zaman kocasının kalbi sevinç ve neşe ile dolar. Bir yerden bir başka yere geçti mi orası onun güzel kokusu ve aydınlığı ile dolar. Bu güzelliğe cima esnasındaki cilveleri de dahildir. Yaşıt olmalarına gelince bu gençlik yaşının kemâli olarak kabul edilen otuz üç yaş olacaktır. İşte onların hanımları kocalarına düşkün ve hep aynı yaşta olacak, uyumlu, geçimli, hoşnut, hoşnut edici olacaklardır. Ne üzen, ne üzülenlerden olmayacaklardır. Aksine onlar ruhların sevinci ve gözlerin aydınlığı olacaklardır. 38. İşte bütün bunlar “amel defterleri sağdan verilenler için” hazırlanmıştır.

39-40. Yani amel defterleri sağdan verilen bu kısım insanlar arasında öncekilerden de çok sayıda kimseler olacaktır, sonrakilerden de çok sayıda kimseler olacaktır.