Vegere Sûreya Baqara

Baqaraالبقرة

254. Ayet

254Sûreya Baqara
Di Mushefê de Veke

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ ف۪يهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌۜ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ

Gelî ew ên îmân anîne! Berîya ku ew roja ku tê de ne tîcaret û ne dostanî û ne jî şefaet heye bi ser we de bê, ji rizqên ku me daye we (di rêya Allah de) înfaq bikin. Ew ên kafir, zalim bixwe ne.

Jêrenot
(Ji bo têgeha/qewrama “şefaet” a di Qur’anê de Bnr: 43/Zuxrûf, 86)

Tefsîr

Besâirü'l-Kur'ân

254:"Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alışveri­şin, hiçbir dostluğun, ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelip çatmadan size verdiğimiz rızıklardan Allah yo­lunda harcayın. Kâfirlere gelince onlar zâlimlerin ta ken­dileridir." Kendisinde malın mülkün bulunmadığı, dostluğun, karşılıklı yar­dımlaşmanın bulunmadığı, şefaatin ve dost kayırmanın müm­kün olmadığı bir gün gelmeden infakta bulunmamızı emrediyor Rabbimiz. Zira o gün gelip çattı mı artık hiç kimse kendisini kurta­racak bir bedel ödeyemez, hiç kimse ateşten kurtuluş için fidye veremez. Cihada teşvik edildiğimiz bir bölümün hemen aka­binde Rab-bimiz yine infaktan söz ediyor. İnfakla cihad iç içe. Öy­leyse cihad için, cihadın gerçekleştirilmesi için, küfrün ve onun temsil ettiği zul­mün defedilmesi için, kâfirlerin ve zâlimlerin berta­raf edilmesi için infak edeceğiz. Maldan, candan, zamandan, bilgi­den, rahattân, uyku­dan infak edeceğiz. "Ve kâfirler zâlimlerin ta kendileridir." Kâfirler kendilerini olmamaları yerde, bulunmamaları gere­ken yerde tuttukları için zâlimdirler. Ya da kendilerini ateşe götü­renler, kendilerini cehennem yolunda tutanlar kadar kendi ken­dilerine zulme­den başka birileri olamaz. Kâfirler inkâr ettikleri için önce hakka zulmetmişlerdir. Kendilerini uçuruma, yâni cehenneme sevk ettikleri için kendi nefislerine zulmetmişlerdir. Bir de kâfirler, sûrenin önceki bölümlerinde uzunca anlatıldığı gibi yeryüzünde hep fitne unsuru olmuşlardır. Kendi kâfirlikleri yetmi-yormuş gibi hainler insanları Allah yolundan men ederek, insanları fitneye düşü­rerek, dinlerinden döndürmeye çalı­şarak din eğitimini engelleye­rek insanlığa zulmetmişlerdir. İnsanların akıllarına, vicdanlarına ipotekler koyarak, zorla onlara kendi küfürlerini empoze ederek zulmetmişlerdir. Yâni kâfir hem kendisine, hem Rabbine, hem de tüm in­san­lığa karşı zulmeden insandır. Onun için kâfir zâlimin ta kendi­sidir. Allah’ın kullarının Allah’ın dinini öğrenmesinin önüne engeller ko­yanlar, yâni dine karşı savaş açanlar, kendi görüşlerini Allah dini­nin yerine ikâme edebilmek için Allah’a ve onun dinine karşı savaş açan­lar, kendi kanunlarının yerleşmesi adına Allah kanunlarıyla mücâdele verenler evet bunlar insanlığın baş düşmanlarıdır. Yer­yüzündeki tüm insanlığın vazifesi bu insanlık düşmanı zâlimlerin zulümlerini yıkıp, onların bir daha insanlara zulmedecek güçleri kalmayıncaya kadar onlarla savaşmaktır. Kısacası kâfir hem kendine, hem Rabbine, hem de tüm insanlığa karşı zulmeden insandır. Bundan sonra Bakara sûresinin bu bölümünde "Âyet el Kürsî" diye bilinen bir bölüme geldik. Ulemânın ifadesiyle "İsm-i Azamı" ih­tiva eden uzunca bir âyet. Bundan dolayı bu âyeti ihtiva ettiği için bu sûreye "Kürsî sûresi" de denmiştir. Allah’ın Rasûlü bir hadisle­rinde: "Kur’an-ı Kerimde en büyük âyet, âyet el Kürsîdir." Buyurur. Tevhidi, Rabbimizin sıfatlarını, yaratılışı, yaratıkla­rın yönetimini, ulûhiyet ve rubûbiyeti, Rab karşısında kulların ko­numunu ve şefaati en güzel anlatan âyet, âyet el Kürsîdir.