Vegere Sûreya Nûr

Nûrالنور

55. Ayet

55Sûreya Nûr
Di Mushefê de Veke

وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْاَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۖ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ د۪ينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ اَمْنًاۜ يَعْبُدُونَن۪ي لَا يُشْرِكُونَ ب۪ي شَيْـًٔاۜ وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

Allah ji we ew ên îman anîne û amelên salih kirine re wead kiriye: Çawa li ser rûyê erdê serwerî dabû ew ên berîya wan û wê wan jî li ser rûyê erdê hikumran bike û li ser dînê ku ji bo wan razî ye wê hêz/îqtîdar bide wan û piştî tirsa ku tê de bûn wê wan bigihîne ewlehîyê. Ew (ên ku min wead li wan kirine) ji min re îbadet dikin û qet tu tiştî ji min re şirîk çênakin. Kî jî piştî vêya bibe kafir, ha ew ên fasiq ew bixwe ne.

Jêrenot
(Ji bo ku îslam li ser rûyê erdê hâkim bibe û ji bo ew serfirazîya/serwerîya ku Allah (ac) li mumînan wead kiriye pêk bê girêdayîya çar şertan e: a. Îman. (Bnr. 1/Fatîhe, 5) b. Amelê salih. (Bnr. 18/Kehf, 110) c. Îbadeta bitenê ji Allah re. (Bnr. 6/En’am, 162-163) d. Jê re şirîk neçêkirina qet tu tiştî. (Bnr. 4/Nîsa, 48) Di muqabilê van her çar şertan de sê tişt jî hatîye wead kirin: Xîlafet û xwedî hêz bûna di dîn de û ewledarî. Ayetê kerîme bi zimnî îşaretê heqîqetekî din dike: Dema ji van şertan yek an jî hemû bê îhlal kirin wê ev aqubeta çarenîn/jênerev derkeve pêşîya wan: Ji terefê hin kesên din ve birêveberbûn, ketina rewşa belengazîyê û jiyaneke bi xof û tirs.)

Tefsîr

Tefsîr-i Sa'dî

55- Allah içinizden iman edip salih ameller işleyenlere onlardan öncekileri yeryüzünde hükümran kılıdığı gibi onları da kesinlikle yeryüzünde hükümran kılacağını, onlar için seçip beğendiği dinlerini onlar için güçlendirip hakim kılacağını ve (yaşadıkları) korkunun ardından onları güvene kavuşturacağını vaat etmiştir. Çünkü onlar, bana ibadet ederler ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Bundan sonra her kim kâfir olursa işte onlar fasıkların ta kendileridir.

55. Bunlar, Yüce Allah’ın dosdoğru vaatleridir. Bunların gerçekleştiği ve haber verdiği gibi ortaya çıktığı görülmüştür. O, bu ümmet arasından iman ve salih ameli gereğince ayakta tutan kimselere kendilerini yeryüzünde hükümran kılacağını vaat etmiştir. Yeryüzünün halifelerinin ve tasarruf sahiplerinin onlar olacağını bildirmiştir. Ayrıca kendileri için beğenip seçtiği ve bütün dinlerden üstün olan İslâm dinini hakim kılacağını da vaat etmiştir. O, bu dini bu ümmet için seçip beğenmiştir. Çünkü bu ümmet, faziletli ve şerefli bir ümmettir. Bu ümmet üzerindeki nimeti, onların bu dini uygulama imkânını elde etmelerini, bu dinin zahir ve batın şer’î hükümlerini hem kendi nefislerinde hem de başkalarında uygulamalarını mümkün kılmıştır. Ayrıca onların dışındaki çeşitli dinlere mensup kimseler ve diğer kâfirler de mağlup ve zelil kimselerdir. Yüce Allah, onlara ayrıca şunu da vaat etmiştir: Korkularından sonra onlara güvenlik verecektir. Çünkü önceleri onlardan herhangi bir kimse, dinini ve kabul ettiği yolu kâfirlerden pek çok eziyet ve işkenceyi göze almadıkça açığa vurma imkânını bulamıyordu. Müslüman cemaat sayıca başkalarına nispetle oldukça azdı. Yeryüzündeki insanlar da elbirliği ile onlara karşı dikilmiş, onların başlarına türlü musibetler getirmeye kalkışmıştı. İşte Yüce Allah, bu âyetin indiği dönemde onlara bütün hususları vaat etmiştir. Henüz o ümmet yeryüzünde halifelik makamına getirilmeyi, iktidar sahibi olmayı, İslâm dinini uygulama imkânını elde etmeyi ve tam güvenlik içerisinde Yüce Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın, Allah’tan başkasından çekinmeksizin O’na ibadet edecek şekilde bir iktidara sahip olamamıştı. Ancak bu ümmetin ilk nesli, başkalarından çok daha ileri ve üstün bir şekilde iman ve amel-i salihin gereğini yerine getirdi. Böylece Yüce Allah, onlara çeşitli ülkelerin ve milletlerin yönetim ve iktidarını verdi; yerin doğularını ve batılarını fethetmelerini mümkün kıldı. Tam bir güvenliğe ve tam bir iktidara kavuştular. İşte bu da Yüce Allah’ın hayret edilecek ve göz kamaştıracak belgelerinden biridir. Bu durum, Kıyametin kopacağı vakte kadar aynen geçerlidir. Mü’minler ne zaman imanı ve salih ameli gereği gibi yerine getirecek olurlarsa, Allah’ın onlara verdiği bu sözü gerçekleştirmesi kaçınılmazdır. Yüce Allah’ın onlara kâfir ve münafıkları musallat kılması ve bazı hallerde onları galip kılması, müslümanların iman ve salih ameli ihlal etmeleri dolayısıyladır. “Bundan” yani ey müslümanlar; böyle bir iktidardan ve sizin tam anlamıyla egemen kılınmanızdan “sonra her kim kâfir olursa işte onlar fasıkların” Allah’a itaatin sınırları dışına çıkarak bozgunculuk yapanların “ta kendileridir.” Artık iyi hiçbir şeyi hak etmezler, hayır işleme yeterliliklerini kaybederler. Çünkü aziz ve üstün zamanlarında imanı terk eden ve imana bağlanmayı engelleyen sebeplerin olmadığı bir sırada ondan uzaklaşan kimsenin bu hali, niyetinin bozukluğuna, içinde kötü şeyler sakladığına delildir. Zira bu gibi hallerde dinini terk etmesine iten hiçbir sebep yoktur. u âyet-i kerimede Yüce Allah’ın bizden önceki müminlere iktidar verip onları da yeryüzünde halifelik makamına getirdiğine delil vardır. Nitekim Mûsâ’nın kavmine şunları söylediğini biliyoruz:“Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helâk eder ve sizi yeryüzünde halifeler kılar; o zaman da sizin nasıl davranacağınıza bakacaktır.”(el-A’raf 7/129) Bir başka yerde de Allah şöyle buyurmaktadır: “Biz de o ülkede zayıf düşürülenlere lütfetmek, onları önder yapmak ve onları varisler kılmak istiyorduk. Ve onlara o yerde güç ve imkân verelim (istiyorduk).”(el-Kasas, 28/5-6)