Vegere Sûreya Tâ-hâ

Tâ-hâطه

51. Ayet

51Sûreya Tâ-hâ
Di Mushefê de Veke

قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُولٰى

(Firewn) got: “Nexwe rewşa wan ên berê wê çawa bibe?”

Jêrenot
(Dema ku Firewn li hemberî heqê nikare tiştekî bibêje derhal dest davêje qerta “dewra berê” Ka ew kesên berî daweta Mûsa (as) mirine wê aqûbeta wan çawa çêbe? Wan perestîya pûtan dikirin. Çima negihîştine wan heqîqetên ku Mûsa (as) vegotine? Nexwe ew bav û kalên ku însan li cem xwe berz û bilind dikin li gorî Mûsa (as) ji rêşaşên ku ezab heq dikin bûn? Vê pirsa ku kesên li hember heqîyê nikarin qet tu tiştî bibêjin carinan tînin rojevê hukmê bav û kalên xwe yê ku dipîrozin dikin mijara axaftinê da ku însanan li dij dawetvanên tewhîdê tehrîk bikin û wan dawetvanan noqî nîqaşekî bê sûd û bêdawî bikin. Meqseda Ebû Cehil jî ev bû ku piştî ew qas qernan ji bo ku eqrebayên xwe li dij Rasûlullah (ass) tehrîk bike/biazirîne vê suale dida pirskirin: “Ka ji Muhammed bipirsi! Ew Abdulmuttalibê ku wî mezin kiribû û Seyyîdê Qureyşîyan bû a niha li ku derê ye?” belê ka bersiva vê pirsê û pirsên wekî vê wê çawa bê dayîn? Mûsa (as) ku jê re Kitêb û ilim û hikmet hatibû wiha cewab daye:)

Tefsîr

Besâirü'l-Kur'ân

51. “Firavun: "Öyleyse önceki nesillerin durumu ne olur? " dedi.” Firavun dedi ki, ey Mûsâ, o zaman öncekilerin durumundan ne haber? Yâni senin bu dâvetin önceki toplumlarda, önceki dönem-lerde yoktu. Söylesene önceki asırların durumu ne olacak o zaman? Önceki toplumların durumu neydi? Onlardan haber ver bakalım sen diyor. Çünkü Firavunların tarif felsefelerinde peygamberler yoktur, peygamberlere yer yoktur. Firavunların tarih perspektiflerinde ne Adem var, ne Nuh var, ne İbrahîm var. Onların yazdıkları, okudukları, bildikleri tarih peygambersiz bir tarihtir. Onların tarihlerinde ne Allah var ne de peygamber. Onların oluşturdukları tarihlerinde ne vahiy var, ne de din var. İşte gö-rüyoruz Firavunların okuttukları tarih kitaplarını. Meselâ Mısır tarihinden söz edilir, ama hiçbir an, bir satır bile olsa, bir sayfa, bir cümle bi-le olsa Mısırı Mısır yapan Hz. Yusuf’tan, Hz. Mûsâ’dan söz edilmez. Veya genel tarihten, insanlık tarihinden söz edilir, ama bu tarihin baş imamları, baş mimarları olan peygamberlerden bir satır bile söz edilmez. Peygambersiz, vahiysiz, kitapsız bir insanlık tarihi gündeme getirilir. Materyalist tarih felsefesinde tarihten söz edilir, ama hep saraylardan, köşklerden, yapılardan, yapıtlardan söz edilir. Veya tarihten söz edilirken sadece savaşlardan, vuruşmalar-dan söz edilir, ama insanların inanışlarından, dinlerinden, yaşayışla-rından söz edilmez. Veya tarihten söz edilirken sadece idarecilerden, ezenlerden, önde gidenlerden, zalimlerden, despotlardan söz edilir, onların tarihlerinden söz edilir, ama mazlumların, mustaz’afların, garibanların, ezi-lenlerin tarihinden söz edilmez. İşte böyle bir tarih felsefesine sahip olan Firavun Mûsâ (a.s)’ı tarihle sorgulamak istiyor. Çünkü Firavunlar kendi tarihlerini kendi mantıklarına göre yazıyorlar. Kendi materyalist anlayışlarına göre yazdırıyorlar. Evet işte Firavun bu materyalist tarih felsefesine dayanarak, ey Mûsâ sen nereden çıktın? Tarihte senin gibilerden hiç bahis yok. Sen bütün bunları kendi kendine uyduruyorsun diyerek Mûsâ (a.s)’ı susturmayı deniyor. Onun bu sözleri karşısında Mûsâ (a.s) diyor ki: