Vegere rûpela Tefsîr-i Sa'dî

Tefsîra Sûreya Kehf — Ebdurehman b. Nasir es-Se’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

110 ayetRûpel 12 / 12

109- De ki: “Rabbimin sözleri için denizler mürekkep olsaydı, üstelik ona destek olarak bir o kadar daha getirseydik, Rabbimin sözleri tükenmeden o denizler tükenirdi.

109. Yani sen, onlara Yaratıcının azametini, sıfatlarının sonsuzluğunu ve kulların bunları kısmen dahi olsun bilemeyeceklerini haber vermek üzere “de ki: Rabbimin sözleri için denizler” yani şu dünyada var olan bütün denizler “mürekkep olsaydı” ve başından sonuna kadar karalarda ve denizlerde bulunan bütün ağaçlar da kalem olsaydı, “üstelik ona destek olarak bir o kadar daha getirseydik, Rabbimin sözleri tükenmeden o denizler tükenirdi.” kalemler de kırılıp biterdi. Bu, hiçbir kimsenin kuşatamayacağı kadar çok muazzam bir şeydir. Bir başka âyet-i kerimede de şöyle buyurulmaktadır:“Eğer yeryüzünde olan bütün ağaçlar kalem olsaydı ve deniz de ardından yedi deniz daha ona katılsaydı yine de Allah’ın sözleri tükenmezdi. Muhakkak ki Allah Azizdir, Hakimdir.”(Lokman, 31/27) Bu ifade, anlatılmak istenen mananın zihinlerde daha iyi canlandırılması için kullanılmıştır. Çünkü bu gibi şeyler yaratılmıştır. Bütün yaratılmışlar ise biter, sona erer. Allah’ın sözleri ise O’nun sıfatlarına dahildir. Sıfatları ise yaratılmış değildir ve onların sınırları, son noktaları yoktur. Kalplerin tasarlayabileceği genişlik ve büyüklük ne kadar çok olursa olsun Allah’ın azameti ondan daha üstündür. Yüce Allah’ın ilim, hikmet, kudret, rahmet vb. gibi diğer sıfatları da böyledir. Göklerde ve yerde bulunan, öncekileriyle sonrakileriyle bütün yaratılmışların bilgisi bir araya getirilse hiç şüphesiz bunlar, Allah’ın o büyük ilmine nispetle denizin kıyısına konup da gagası ile denizden bir damla alan kuşun bu aldığı damlanın denize ve denizin büyüklüğüne oranı gibi bile değildir. Çünkü Allah’ın oldukça kâmil, geniş ve muazzam sıfatları vardır. Hiç şüphesiz en nihai kemal ancak Rabbimize aittir.

110- De ki:“Ben, ancak sizin gibi bir beşerim. Ne var ki bana şöyle vahyolunuyor: Sizin ilâhınız ancak tek bir ilâhtır. O halde her kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.”

110. Ey Muhammed, kâfirlere ve diğerlerine “de ki: Ben ancak sizin gibi bir beşerim.” Ben bir ilâh değilim. Benim Allah’ın mülkünde hiçbir ortaklığım yok. Gaybı bilmem, Allah’ın hazineleri de yanımda değil. Ben sizin gibi bir insanım, Rabbimin kullarından bir kulum. “Ne var ki bana şöyle vahyolunuyor: Sizin ilâhınız ancak tek bir ilâhtır.” Yani benim size üstünlüğüm bana gelen vahiy iledir. Bu vahyin de en üstünü size ilâhınızın bir tek ilâh olduğuna dair verdiğim haberlerdir. Yani O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ondan başka hiç kimse zerre ağırlığınca dahi ibadete hak kazanamaz. Sizi O’na yakınlaştıracak ameller işlemeye, mükâfaata nail olmanızı sağlayacak ve cezasını sizden uzaklaştıracak işleri yapmaya çağırıyorum. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:“O halde her kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa salih amel işlesin.” Salih amel ise farz ya da müstehab olsun Allah’ın şeriatına uygun olan ameldir. “ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.” Amellerinde riyakârlık yapmasın. Aksine amelini yalnızca Yüce Allah için ihlâsla yapsın. İşte bu şekilde ihlâsı ve Peygambere tâbi olmayı bir arada gerçekleştiren kişi, umduğuna nail olur ve istediğini elde eder. Bunun dışındakiler ise dünyada da âhirette de hüsrandadırlar. Rabbine yakın olmak ve O’nun rızasını elde etmek fırsatını da elden kaçırmış olurlar.

ehf Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd yalnız Allah’ındır.

***