Vegere rûpela Tefsîr-i Sa'dî

Tefsîra Sûreya Nîsa — Ebdurehman b. Nasir es-Se’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

176 ayetRûpel 8 / 9

150- Şüphe yok ki Allah’ı ve peygamberlerini inkar eden, bir de Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyip de:“Kimine iman ederiz, kimini inkar ederiz” diyenler ve böylece arada bir yol tutmaya yeltenenler var ya… 151- İşte onlar, gerçek kâfirlerin ta kendileridirler. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. 152- Allah'a ve peygamberlerine iman edip de onlardan birini diğerinden ayırmayanlara gelince Allah, onlara mükafatlarını verecektir. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.

150-151. Burada herkes için durumları açıkça ortada bulunan iki grup insan vardır: Allah’a, O’nun bütün peygamberlerine ve kitaplarına iman edenler ile bütün bunları inkar eden kâfirler. Geriye üçüncü bir kısım kalmaktadır ki bunlar da peygamberlerin bir bölümüne iman edip bir bölümüne iman etmediğini iddia eden ve bunun kendilerini Allah’ın azabından koruyacak bir yol olduğunu zanneden kimselerin yolu... Şüphesiz ki bu salt bir temenniden ibarettir. Böyleleri Allah ile peygamberleri arasında ayırım gözetmek istemektedirler. Halbuki Allah’ı dost edinen kimse, O’nun bütün peygamberlerini de dost edinir. Çünkü bu Allah’ı tam dost edinmenin bir gereğidir. Allah’ın peygamberlerinden herhangi birisine düşmanlık besleyen bir kimse ise Allah’a düşmanlık beslemiş ve O’nun bütün peygamberlerine de düşmanlık beslemiş demektir. Nitekim Yüce Allah:“Kim Allah’a... düşman olursa…”(el-Bakara, 2/97) ayetinde bu hususa işaret etmektedir. (Metinde ayet bu şekilde yarım verilmiş ama tamamını vermek konunun anlaşılması için bence daha uygunXXXXXhocaya sorulabilir) Diğer taraftan bir peygamberi inkâr eden kimse de bütün peygamberleri hatta bizzat kendisine iman ettiğini iddia ettiği peygamberi dahi inkâr ediyor demektir. Bundan dolayı Yüce Allah burada:“İşte onlar gerçek kâfirlerin ta kendileridirler.” buyurmaktadır ki böylelerinin mertebelerinin, iman ile küfür arasında orta bir yerde olduğu zannedilmesin. Böylelerinin kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygamberi dahi inkâr etmelerine gelince bunun izahı şöyledir: Onların iman ettikleri peygambelere iman etmelerini gerektiren delillerin her biri ya bizatihi yahut onun bir benzeri ya da onun daha kuvvetlisi, inkâr ettikleri peygamberler için de söz konusudur. Diğer taraftan inkâr ettiklerini söyledikleri peygamberler hakkında bulunduğunu iddia ettikleri her bir şüphenin benzeri yahut ondan daha büyüğü, iman ediyoruz dedikleri peygamber hakkında da söz konusudur. O halde bu konuda geriye sadece arzu, hevâ ve herkesin benzeri ile karşı çıkma imkânına sahip olduğu kuru iddialardan başka bir şey kalmamaktadır. Bunların gerçek kâfir oldukları söz konusu edildikten sonra hem onları hem de her bir kâfiri kuşatan bir ceza söz konusu edilerek:“Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır” diye buyrulmaktadır. Onlar büyüklük taslayıp Allah’a imandan yüz çevirdikleri gibi Allah da onları rezil rüsvay edici ve can yakıcı bir azap ile alçaltacaktır.
152. “Allah'a ve peygamberlerine iman edip…” Bu ise Allah’ın kendi zatı hakkında haber verdiği her şeye, bütün peygamberlerin getirdikleri tüm haber ve hükümlere iman etmeyi kapsamaktadır. “onlardan birini diğerinden ayırmayanlara” aksine onların hepsine iman edenlere “gelince” işte gerçek iman ve kat’i delile dayanan kesin bilgi budur. İşte “Allah, onlara mükafatlarını verecektir” imanlarının ve imana bağlı olarak işledikleri salih amellerin, güzel sözlerin ve güzel ahlakın karşılığını vererek onları mükâfatlandıracaktır. Bu da herkesin durumuna uygun bir şekilde olacaktır. Nitekim “mükafatlar” kelimesinin onlara izafe edilmesindeki sır da bu olsa gerektir. “Allah Ğafûrdur” kötülükleri bağışlar, affeder; “Rahîmdir” merhametiyle iyilikleri kabul buyurur.

150- Şüphe yok ki Allah’ı ve peygamberlerini inkar eden, bir de Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyip de:“Kimine iman ederiz, kimini inkar ederiz” diyenler ve böylece arada bir yol tutmaya yeltenenler var ya… 151- İşte onlar, gerçek kâfirlerin ta kendileridirler. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. 152- Allah'a ve peygamberlerine iman edip de onlardan birini diğerinden ayırmayanlara gelince Allah, onlara mükafatlarını verecektir. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.

150-151. Burada herkes için durumları açıkça ortada bulunan iki grup insan vardır: Allah’a, O’nun bütün peygamberlerine ve kitaplarına iman edenler ile bütün bunları inkar eden kâfirler. Geriye üçüncü bir kısım kalmaktadır ki bunlar da peygamberlerin bir bölümüne iman edip bir bölümüne iman etmediğini iddia eden ve bunun kendilerini Allah’ın azabından koruyacak bir yol olduğunu zanneden kimselerin yolu... Şüphesiz ki bu salt bir temenniden ibarettir. Böyleleri Allah ile peygamberleri arasında ayırım gözetmek istemektedirler. Halbuki Allah’ı dost edinen kimse, O’nun bütün peygamberlerini de dost edinir. Çünkü bu Allah’ı tam dost edinmenin bir gereğidir. Allah’ın peygamberlerinden herhangi birisine düşmanlık besleyen bir kimse ise Allah’a düşmanlık beslemiş ve O’nun bütün peygamberlerine de düşmanlık beslemiş demektir. Nitekim Yüce Allah:“Kim Allah’a... düşman olursa…”(el-Bakara, 2/97) ayetinde bu hususa işaret etmektedir. (Metinde ayet bu şekilde yarım verilmiş ama tamamını vermek konunun anlaşılması için bence daha uygunXXXXXhocaya sorulabilir) Diğer taraftan bir peygamberi inkâr eden kimse de bütün peygamberleri hatta bizzat kendisine iman ettiğini iddia ettiği peygamberi dahi inkâr ediyor demektir. Bundan dolayı Yüce Allah burada:“İşte onlar gerçek kâfirlerin ta kendileridirler.” buyurmaktadır ki böylelerinin mertebelerinin, iman ile küfür arasında orta bir yerde olduğu zannedilmesin. Böylelerinin kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygamberi dahi inkâr etmelerine gelince bunun izahı şöyledir: Onların iman ettikleri peygambelere iman etmelerini gerektiren delillerin her biri ya bizatihi yahut onun bir benzeri ya da onun daha kuvvetlisi, inkâr ettikleri peygamberler için de söz konusudur. Diğer taraftan inkâr ettiklerini söyledikleri peygamberler hakkında bulunduğunu iddia ettikleri her bir şüphenin benzeri yahut ondan daha büyüğü, iman ediyoruz dedikleri peygamber hakkında da söz konusudur. O halde bu konuda geriye sadece arzu, hevâ ve herkesin benzeri ile karşı çıkma imkânına sahip olduğu kuru iddialardan başka bir şey kalmamaktadır. Bunların gerçek kâfir oldukları söz konusu edildikten sonra hem onları hem de her bir kâfiri kuşatan bir ceza söz konusu edilerek:“Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır” diye buyrulmaktadır. Onlar büyüklük taslayıp Allah’a imandan yüz çevirdikleri gibi Allah da onları rezil rüsvay edici ve can yakıcı bir azap ile alçaltacaktır.
152. “Allah'a ve peygamberlerine iman edip…” Bu ise Allah’ın kendi zatı hakkında haber verdiği her şeye, bütün peygamberlerin getirdikleri tüm haber ve hükümlere iman etmeyi kapsamaktadır. “onlardan birini diğerinden ayırmayanlara” aksine onların hepsine iman edenlere “gelince” işte gerçek iman ve kat’i delile dayanan kesin bilgi budur. İşte “Allah, onlara mükafatlarını verecektir” imanlarının ve imana bağlı olarak işledikleri salih amellerin, güzel sözlerin ve güzel ahlakın karşılığını vererek onları mükâfatlandıracaktır. Bu da herkesin durumuna uygun bir şekilde olacaktır. Nitekim “mükafatlar” kelimesinin onlara izafe edilmesindeki sır da bu olsa gerektir. “Allah Ğafûrdur” kötülükleri bağışlar, affeder; “Rahîmdir” merhametiyle iyilikleri kabul buyurur.

153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi ve:“Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra onlara bunca açık belgeler gelmişken tutup buzağıyı ilâh edinmişlerdi. Nihayet biz bunu da affettik. Biz Mûsâ’ya apaçık bir delil vermiştik. 154- Sözlerine bağlanmaları için Tûr’u üzerlerine kaldırmıştık. Onlara:“Kapıdan secdeye kapanarak girin” demiştik. Yine “Cumartesi gününde aşırı gitmeyin” demiş ve onlardan sağlam bir söz almıştık. 155- Fakat sözlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve:“Kalplerimiz perdelidir” demelerinden ötürü (onları lânetledik. Hayır, kalpleri perdeli değildir,) Aksine Allah küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar, pek azı hariç iman etmezler. 156- Bir de onların küfürleri, Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmaları… 157- Ve:“Biz, Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri sebebi ile (onları cezalandırdık). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Aksine kendilerine (İsa’nın bir) benzeri gösterildi. Gerçek şu ki ondan yana anlaşmazlığa düşenler, onun (öldürülmesi) hakkında şüphe içindedirler. Onların bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Onlar onu kesinlikle öldürmediler. 158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 159- Kitap ehli içinde ölümünden evvel ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır. 160- Yahudi olanlara, zulümleri sebebi ile kendilerine helâl kılınmış olan pek çok hoş ve temiz şeyi haram kıldık. Ayrıca Allah yolundan çokça alıkoymalarından… 161- Kendilerine yasak kılınmış olmakla birlikte faiz almalarından ve insanların mallarını batıl yollarla yemelerinden ötürü (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırladık.

153-158. “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler.” Kitap ehli peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle bir istekte bulunmuşlardı. Bu istek ise inatlaşma ve küstahça bir tekliften ibaret idi. Ayrıca bu isteklerinin karşılanması ya da karşılanmaması -güya- onların Peygamberi tasdik etmelerini ya da yalanlamalarını belirleyecekti. Böylece onlar Peygamber’den Tevrat ve İncil’in indiği gibi Kur’ân’ın da üzerlerine toptan ve bir defada indirilmesini istemişlerdi. Bu ise onların aşırı bir zulümleri ve cehaletleridir. Çünkü Peygamber bir beşerdir, Allah’ın bir kuludur ve O’nun idaresi altındadır. Onun elinde hiçbir şey yoktur. Aksine emir ve her türlü iş Allah’ın elindedir. Kuluna risalet veren ve onu dilediğini indiren O’dur. Nitekim Yüce Allah müşriklerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerine bir takım mucizeleri göstermesini teklif ettiklerini söz konusu ettiği âyetlerde Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben Peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”(el-İsra, 17/93) Aynı şekilde onların hak ile batılı ayırt eden ölçü olarak sadece kitabın toptan ya da bölüm bölüm indirilmesini kabul etmeleri, delili de münasebeti de bulunmayan ve hiçbir şüphe taşımayan boş bir iddiadır. Peygamberlerden herhangi birisi hakkında: Size bölüm bölüm indirilmiş bir kitap getiren rasûle iman etmeyin ve onu tasdik etmeyin diye bir hüküm nerede vardır? Aksine Kur’ân-ı Kerîm’in duruma göre bölüm bölüm indirilmiş olması, Kur’ân’ın azametine ve Allah’ın, üzerine bu Kitabı indirdiği zata gereken itinayı ve ihtimamı gösterdiğine dair delillerden biridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler dediler ki: Ona bu Kur’ân topluca, bir defada indirilmeli değil miydi? Biz onunla kalbine sebat verelim diye böyle yaptık ve onu ağır ağır okuduk. Onlar sana bir örnek getirdikleri her seferinde muhakkak ki biz, sana hakkı ve daha güzel bir açıklamayı getirmişizdir.”(el-Furkan, 25/32-33) Yüce Allah onların bu tutarsız itirazlarını söz konusu ettikten sonra, bunun onların alışılmadık bir tutumları olmadığını haber vermektedir. Aksine onlar bundan önce hem de kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygambere karşı çok daha büyük çirkinlikler yapmışlardı. Nitekim ondan açıkça Allah’ı göstermesini istemişlerdi. Gözleri ile başkalarının görmediği pek çok delil ve mucizayi gördükten sonra buzağıyı ilâh edinip ona tapınmışlardı. Ayrıca kitapları olan Tevrat’ta yer alan hükümleri de kabul etmemişlerdi de nihayet Tur başlarının tepesi üzerine kaldırılmış ve iman etmeyecek olurlarsa üzerlerine yıkılacağı tehdidinde bulunulmuştu. O vakit onlar bunu, zorunluluktan ve çaresizlik halindeki imana benzeyen bir iman ile kabul etmişlerdi. Secde ederek ve mağfiret dileyerek girmeleri emredilen o şehrin kapısından girmeye yanaşmayıp onlara söylemeleri emredilen sözü de yapmaları istenilen fiili de değiştirdiler. Yine aralarından bazı kimseler cumartesi yasağı hususunda haddi aştılar. Allah da onları o ağır ceza ile cezalandırdı. Onlardan ağır bir ahit almakla birlikte onlar bu ahdi arkalarına attılar. Allah’ın âyetlerini inkar ettiler, haksız yere O’nun peygamberlerini öldürdüler. Onların bir başka büyük suçları da İsa Mesih’i öldürüp haça gerdiklerini iddia etmeleridir. Gerçekte ise onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Aksine ondan başkası ona benzer gösterildi, onlar da ondan başkasını öldürüp astılar. Bir de onlar kalplerinin kılıflı olduğunu ve kendilerine söylenenleri kavrayamayıp anlayamadıklarını da iddia ettiler. İnsanları Allah yolundan alıkoydular, hakka uymalarını önlediler ve onları, izlemekte oldukları sapıklık ve azgınlığa davet ettiler. Ayrıca haram malları ve faizi alıp yediler. Oysa Yüce Allah bunları alıp yemelerini yasaklamış ve bu konuda onlara ağır tehditte bulunmuştu. İşte bunca kötülükleri işleyenlerin, Allah’ın son Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den üzerlerine semadan bir kitap indirmesini istemeleri de garipsenmez. Bu yol, batıl üzere bulunan bir hasmı delil ile susturmak için izlenecek en güzel yoldur. Şöyle ki: Böyle bir hasmın batıl bir itirazı söz konusu olur da bunu hakkı reddetmek ve hem kendisi hem de başkası için bir şüphe unsuru olmak üzere ileri sürerse bu hasmın bu yaptığından daha çirkin birtakım kötü fiilleri ve berbat hali ortaya konmalıdır. Böylelikle herkes, bu seviyesiz kişinin ileri sürdüğü böyle bir itirazın aslında bir geçmişi olduğunu ve bu itirazının da bu kötü geçmiş arasında mütalâa edilmesi gerektiğini bilmiş olur. Yine bunların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine itiraz olmak üzere ileri sürdükleri her bir iddianın ya aynısının ya da daha kuvvetlisinin, onların iman ettiklerini iddia ettikleri kimselerin peygamberliği hakkında ileri sürülmesi de mümkündür. Böyle bir tutum ile onların kötülükleri bertaraf edilmiş ve batıl iddiaları kökten sökülüp atılmış olur. Çünkü onların kendisine iman ettiklerini ileri sürdükleri her bir peygamberin peygamberliğini ortaya koyarken delil diye ortaya koydukları her bir hususun bir benzeri yahut da ondan daha güçlü olanı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine de delildir ve onu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın onların yaptıkları bu çirkin fiillerini saymaktan maksadı, onlara böyle bir cevap vermek olduğundan dolayı onların bu çirkin fillerini geniş geniş açıklamamaktadır. Sadece bunlara işaret ile yetinmekte ve ilgili yerlere havale etmektedir. Bunları Yüce Allah açıklanmaları uygun olan başka bir yerde genişçe açıklamış bulunmaktadır.
159. Yüce Allah’ın:“Kitap ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur” buyruğunda yer alan “ölümünden evvel” ifadesindeki zamirin Kitap ehline ait olma ihtimali vardır. O takdirde mana, ölümün eşiğine gelmiş ve gerçeği açıkça görecek halde bulunan kitap ehline mensup her bir kişi, İsa aleyhisselam’a bu durumunda iman eder, demektir. Ancak bu imanın ona bir faydası olmayacaktır, çünkü bu zorunluluk (çaresizlik hali) imanıdır. Buna göre bu buyruk, onlara ölmeden önce pişman olacakları bu hallerini devam ettirmemeleri için bir tehdit anlamı taşır. Ölümden önce bu halde olacaklarına göre; ya haşredilecekleri, kabirlerinden kaldırılacakları gün halleri ne olacaktır? Yine “ölümünden evvel” buyruğundaki zamirin İsa aleyhisselam’a raci olma ihtimali de vardır. O takdirde anlam şöyle olur: Mesih’in ölümünden önce kitap ehlinden olup da ona iman etmeyecek hiçbir kimse kalmayacaktır. Bu ise Kıyametin yaklaştığı ve büyük alâmetlerinin ortaya çıkacağı bir sırada olacaktır. Çünkü bu ümmetin son dönemlerinde Mesih’in ineceğine dair gelen hadisler pek çoktur. O vakit Mesih aleyhisselam deccali öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bütün kitap ehli mü’minlerle birlikte ona iman edecektir. Kıyamet gününde de İsa aleyhisselam onlara şahitlik edecek, amelleri Allah’ın şeriatına uygun muydu, değil miydi hususunda onlara karşı tanıklık edecektir. İşte o vakit insanların, Kur’ân Şeriatına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerini izlemeye davet ettiği yola muhalif olarak yaptıkları her bir şeyin batıl olduğuna dair şahitlik edecektir. Bizim bunların böyle olacağına dair bilgimizin esası ise Mesih aleyhisselam’ın kâmil manada adaletli ve doğru sözlü olduğuna, onun ancak hak olan bir şeyi söyleyerek şahitlikte bulunacağına dair kesin inancımızdır. Çünkü artık ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdikleri haktır. Onun dışında kalanlar ise sapıklıktır ve batıldır.
160-161. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehline önceleri kendilerine helâl olan hoş ve temiz pek çok şeyi haram kıldığını haber vermektedir: Bu haram kılma, ceza amaçlı bir haram kılma idi ve sebebi de haksızlıkları, haddi aşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarak hidayet yolunu izlemelerine engel olmaları ve kendilerine yasak kılınmış olduğu halde faizi almaları idi ki bunun sonucunda onlar, alışveriş yaptıkları muhtaç kimseleri adaletten mahrum bırakmışlardı. Allah da onları yaptıklarının benzeri bir cezayla cezalandırdı ve kendilerine helâl olan pek çok hoş ve temiz şeyi kullanmalarını onlara yasakladı. Bu ümmet (Muhammed ümmeti) için haram kılınan şeylere gelince bunlar, onların din ve dünyalarında kendilerine zarar verebilecek pis ve murdar şeylerden uzak kalmalarını sağlamak için haram kılınmıştır.

153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi ve:“Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra onlara bunca açık belgeler gelmişken tutup buzağıyı ilâh edinmişlerdi. Nihayet biz bunu da affettik. Biz Mûsâ’ya apaçık bir delil vermiştik. 154- Sözlerine bağlanmaları için Tûr’u üzerlerine kaldırmıştık. Onlara:“Kapıdan secdeye kapanarak girin” demiştik. Yine “Cumartesi gününde aşırı gitmeyin” demiş ve onlardan sağlam bir söz almıştık. 155- Fakat sözlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve:“Kalplerimiz perdelidir” demelerinden ötürü (onları lânetledik. Hayır, kalpleri perdeli değildir,) Aksine Allah küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar, pek azı hariç iman etmezler. 156- Bir de onların küfürleri, Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmaları… 157- Ve:“Biz, Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri sebebi ile (onları cezalandırdık). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Aksine kendilerine (İsa’nın bir) benzeri gösterildi. Gerçek şu ki ondan yana anlaşmazlığa düşenler, onun (öldürülmesi) hakkında şüphe içindedirler. Onların bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Onlar onu kesinlikle öldürmediler. 158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 159- Kitap ehli içinde ölümünden evvel ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır. 160- Yahudi olanlara, zulümleri sebebi ile kendilerine helâl kılınmış olan pek çok hoş ve temiz şeyi haram kıldık. Ayrıca Allah yolundan çokça alıkoymalarından… 161- Kendilerine yasak kılınmış olmakla birlikte faiz almalarından ve insanların mallarını batıl yollarla yemelerinden ötürü (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırladık.

153-158. “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler.” Kitap ehli peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle bir istekte bulunmuşlardı. Bu istek ise inatlaşma ve küstahça bir tekliften ibaret idi. Ayrıca bu isteklerinin karşılanması ya da karşılanmaması -güya- onların Peygamberi tasdik etmelerini ya da yalanlamalarını belirleyecekti. Böylece onlar Peygamber’den Tevrat ve İncil’in indiği gibi Kur’ân’ın da üzerlerine toptan ve bir defada indirilmesini istemişlerdi. Bu ise onların aşırı bir zulümleri ve cehaletleridir. Çünkü Peygamber bir beşerdir, Allah’ın bir kuludur ve O’nun idaresi altındadır. Onun elinde hiçbir şey yoktur. Aksine emir ve her türlü iş Allah’ın elindedir. Kuluna risalet veren ve onu dilediğini indiren O’dur. Nitekim Yüce Allah müşriklerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerine bir takım mucizeleri göstermesini teklif ettiklerini söz konusu ettiği âyetlerde Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben Peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”(el-İsra, 17/93) Aynı şekilde onların hak ile batılı ayırt eden ölçü olarak sadece kitabın toptan ya da bölüm bölüm indirilmesini kabul etmeleri, delili de münasebeti de bulunmayan ve hiçbir şüphe taşımayan boş bir iddiadır. Peygamberlerden herhangi birisi hakkında: Size bölüm bölüm indirilmiş bir kitap getiren rasûle iman etmeyin ve onu tasdik etmeyin diye bir hüküm nerede vardır? Aksine Kur’ân-ı Kerîm’in duruma göre bölüm bölüm indirilmiş olması, Kur’ân’ın azametine ve Allah’ın, üzerine bu Kitabı indirdiği zata gereken itinayı ve ihtimamı gösterdiğine dair delillerden biridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler dediler ki: Ona bu Kur’ân topluca, bir defada indirilmeli değil miydi? Biz onunla kalbine sebat verelim diye böyle yaptık ve onu ağır ağır okuduk. Onlar sana bir örnek getirdikleri her seferinde muhakkak ki biz, sana hakkı ve daha güzel bir açıklamayı getirmişizdir.”(el-Furkan, 25/32-33) Yüce Allah onların bu tutarsız itirazlarını söz konusu ettikten sonra, bunun onların alışılmadık bir tutumları olmadığını haber vermektedir. Aksine onlar bundan önce hem de kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygambere karşı çok daha büyük çirkinlikler yapmışlardı. Nitekim ondan açıkça Allah’ı göstermesini istemişlerdi. Gözleri ile başkalarının görmediği pek çok delil ve mucizayi gördükten sonra buzağıyı ilâh edinip ona tapınmışlardı. Ayrıca kitapları olan Tevrat’ta yer alan hükümleri de kabul etmemişlerdi de nihayet Tur başlarının tepesi üzerine kaldırılmış ve iman etmeyecek olurlarsa üzerlerine yıkılacağı tehdidinde bulunulmuştu. O vakit onlar bunu, zorunluluktan ve çaresizlik halindeki imana benzeyen bir iman ile kabul etmişlerdi. Secde ederek ve mağfiret dileyerek girmeleri emredilen o şehrin kapısından girmeye yanaşmayıp onlara söylemeleri emredilen sözü de yapmaları istenilen fiili de değiştirdiler. Yine aralarından bazı kimseler cumartesi yasağı hususunda haddi aştılar. Allah da onları o ağır ceza ile cezalandırdı. Onlardan ağır bir ahit almakla birlikte onlar bu ahdi arkalarına attılar. Allah’ın âyetlerini inkar ettiler, haksız yere O’nun peygamberlerini öldürdüler. Onların bir başka büyük suçları da İsa Mesih’i öldürüp haça gerdiklerini iddia etmeleridir. Gerçekte ise onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Aksine ondan başkası ona benzer gösterildi, onlar da ondan başkasını öldürüp astılar. Bir de onlar kalplerinin kılıflı olduğunu ve kendilerine söylenenleri kavrayamayıp anlayamadıklarını da iddia ettiler. İnsanları Allah yolundan alıkoydular, hakka uymalarını önlediler ve onları, izlemekte oldukları sapıklık ve azgınlığa davet ettiler. Ayrıca haram malları ve faizi alıp yediler. Oysa Yüce Allah bunları alıp yemelerini yasaklamış ve bu konuda onlara ağır tehditte bulunmuştu. İşte bunca kötülükleri işleyenlerin, Allah’ın son Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den üzerlerine semadan bir kitap indirmesini istemeleri de garipsenmez. Bu yol, batıl üzere bulunan bir hasmı delil ile susturmak için izlenecek en güzel yoldur. Şöyle ki: Böyle bir hasmın batıl bir itirazı söz konusu olur da bunu hakkı reddetmek ve hem kendisi hem de başkası için bir şüphe unsuru olmak üzere ileri sürerse bu hasmın bu yaptığından daha çirkin birtakım kötü fiilleri ve berbat hali ortaya konmalıdır. Böylelikle herkes, bu seviyesiz kişinin ileri sürdüğü böyle bir itirazın aslında bir geçmişi olduğunu ve bu itirazının da bu kötü geçmiş arasında mütalâa edilmesi gerektiğini bilmiş olur. Yine bunların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine itiraz olmak üzere ileri sürdükleri her bir iddianın ya aynısının ya da daha kuvvetlisinin, onların iman ettiklerini iddia ettikleri kimselerin peygamberliği hakkında ileri sürülmesi de mümkündür. Böyle bir tutum ile onların kötülükleri bertaraf edilmiş ve batıl iddiaları kökten sökülüp atılmış olur. Çünkü onların kendisine iman ettiklerini ileri sürdükleri her bir peygamberin peygamberliğini ortaya koyarken delil diye ortaya koydukları her bir hususun bir benzeri yahut da ondan daha güçlü olanı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine de delildir ve onu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın onların yaptıkları bu çirkin fiillerini saymaktan maksadı, onlara böyle bir cevap vermek olduğundan dolayı onların bu çirkin fillerini geniş geniş açıklamamaktadır. Sadece bunlara işaret ile yetinmekte ve ilgili yerlere havale etmektedir. Bunları Yüce Allah açıklanmaları uygun olan başka bir yerde genişçe açıklamış bulunmaktadır.
159. Yüce Allah’ın:“Kitap ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur” buyruğunda yer alan “ölümünden evvel” ifadesindeki zamirin Kitap ehline ait olma ihtimali vardır. O takdirde mana, ölümün eşiğine gelmiş ve gerçeği açıkça görecek halde bulunan kitap ehline mensup her bir kişi, İsa aleyhisselam’a bu durumunda iman eder, demektir. Ancak bu imanın ona bir faydası olmayacaktır, çünkü bu zorunluluk (çaresizlik hali) imanıdır. Buna göre bu buyruk, onlara ölmeden önce pişman olacakları bu hallerini devam ettirmemeleri için bir tehdit anlamı taşır. Ölümden önce bu halde olacaklarına göre; ya haşredilecekleri, kabirlerinden kaldırılacakları gün halleri ne olacaktır? Yine “ölümünden evvel” buyruğundaki zamirin İsa aleyhisselam’a raci olma ihtimali de vardır. O takdirde anlam şöyle olur: Mesih’in ölümünden önce kitap ehlinden olup da ona iman etmeyecek hiçbir kimse kalmayacaktır. Bu ise Kıyametin yaklaştığı ve büyük alâmetlerinin ortaya çıkacağı bir sırada olacaktır. Çünkü bu ümmetin son dönemlerinde Mesih’in ineceğine dair gelen hadisler pek çoktur. O vakit Mesih aleyhisselam deccali öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bütün kitap ehli mü’minlerle birlikte ona iman edecektir. Kıyamet gününde de İsa aleyhisselam onlara şahitlik edecek, amelleri Allah’ın şeriatına uygun muydu, değil miydi hususunda onlara karşı tanıklık edecektir. İşte o vakit insanların, Kur’ân Şeriatına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerini izlemeye davet ettiği yola muhalif olarak yaptıkları her bir şeyin batıl olduğuna dair şahitlik edecektir. Bizim bunların böyle olacağına dair bilgimizin esası ise Mesih aleyhisselam’ın kâmil manada adaletli ve doğru sözlü olduğuna, onun ancak hak olan bir şeyi söyleyerek şahitlikte bulunacağına dair kesin inancımızdır. Çünkü artık ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdikleri haktır. Onun dışında kalanlar ise sapıklıktır ve batıldır.
160-161. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehline önceleri kendilerine helâl olan hoş ve temiz pek çok şeyi haram kıldığını haber vermektedir: Bu haram kılma, ceza amaçlı bir haram kılma idi ve sebebi de haksızlıkları, haddi aşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarak hidayet yolunu izlemelerine engel olmaları ve kendilerine yasak kılınmış olduğu halde faizi almaları idi ki bunun sonucunda onlar, alışveriş yaptıkları muhtaç kimseleri adaletten mahrum bırakmışlardı. Allah da onları yaptıklarının benzeri bir cezayla cezalandırdı ve kendilerine helâl olan pek çok hoş ve temiz şeyi kullanmalarını onlara yasakladı. Bu ümmet (Muhammed ümmeti) için haram kılınan şeylere gelince bunlar, onların din ve dünyalarında kendilerine zarar verebilecek pis ve murdar şeylerden uzak kalmalarını sağlamak için haram kılınmıştır.

153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi ve:“Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra onlara bunca açık belgeler gelmişken tutup buzağıyı ilâh edinmişlerdi. Nihayet biz bunu da affettik. Biz Mûsâ’ya apaçık bir delil vermiştik. 154- Sözlerine bağlanmaları için Tûr’u üzerlerine kaldırmıştık. Onlara:“Kapıdan secdeye kapanarak girin” demiştik. Yine “Cumartesi gününde aşırı gitmeyin” demiş ve onlardan sağlam bir söz almıştık. 155- Fakat sözlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve:“Kalplerimiz perdelidir” demelerinden ötürü (onları lânetledik. Hayır, kalpleri perdeli değildir,) Aksine Allah küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar, pek azı hariç iman etmezler. 156- Bir de onların küfürleri, Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmaları… 157- Ve:“Biz, Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri sebebi ile (onları cezalandırdık). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Aksine kendilerine (İsa’nın bir) benzeri gösterildi. Gerçek şu ki ondan yana anlaşmazlığa düşenler, onun (öldürülmesi) hakkında şüphe içindedirler. Onların bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Onlar onu kesinlikle öldürmediler. 158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 159- Kitap ehli içinde ölümünden evvel ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır. 160- Yahudi olanlara, zulümleri sebebi ile kendilerine helâl kılınmış olan pek çok hoş ve temiz şeyi haram kıldık. Ayrıca Allah yolundan çokça alıkoymalarından… 161- Kendilerine yasak kılınmış olmakla birlikte faiz almalarından ve insanların mallarını batıl yollarla yemelerinden ötürü (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırladık.

153-158. “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler.” Kitap ehli peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle bir istekte bulunmuşlardı. Bu istek ise inatlaşma ve küstahça bir tekliften ibaret idi. Ayrıca bu isteklerinin karşılanması ya da karşılanmaması -güya- onların Peygamberi tasdik etmelerini ya da yalanlamalarını belirleyecekti. Böylece onlar Peygamber’den Tevrat ve İncil’in indiği gibi Kur’ân’ın da üzerlerine toptan ve bir defada indirilmesini istemişlerdi. Bu ise onların aşırı bir zulümleri ve cehaletleridir. Çünkü Peygamber bir beşerdir, Allah’ın bir kuludur ve O’nun idaresi altındadır. Onun elinde hiçbir şey yoktur. Aksine emir ve her türlü iş Allah’ın elindedir. Kuluna risalet veren ve onu dilediğini indiren O’dur. Nitekim Yüce Allah müşriklerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerine bir takım mucizeleri göstermesini teklif ettiklerini söz konusu ettiği âyetlerde Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben Peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”(el-İsra, 17/93) Aynı şekilde onların hak ile batılı ayırt eden ölçü olarak sadece kitabın toptan ya da bölüm bölüm indirilmesini kabul etmeleri, delili de münasebeti de bulunmayan ve hiçbir şüphe taşımayan boş bir iddiadır. Peygamberlerden herhangi birisi hakkında: Size bölüm bölüm indirilmiş bir kitap getiren rasûle iman etmeyin ve onu tasdik etmeyin diye bir hüküm nerede vardır? Aksine Kur’ân-ı Kerîm’in duruma göre bölüm bölüm indirilmiş olması, Kur’ân’ın azametine ve Allah’ın, üzerine bu Kitabı indirdiği zata gereken itinayı ve ihtimamı gösterdiğine dair delillerden biridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler dediler ki: Ona bu Kur’ân topluca, bir defada indirilmeli değil miydi? Biz onunla kalbine sebat verelim diye böyle yaptık ve onu ağır ağır okuduk. Onlar sana bir örnek getirdikleri her seferinde muhakkak ki biz, sana hakkı ve daha güzel bir açıklamayı getirmişizdir.”(el-Furkan, 25/32-33) Yüce Allah onların bu tutarsız itirazlarını söz konusu ettikten sonra, bunun onların alışılmadık bir tutumları olmadığını haber vermektedir. Aksine onlar bundan önce hem de kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygambere karşı çok daha büyük çirkinlikler yapmışlardı. Nitekim ondan açıkça Allah’ı göstermesini istemişlerdi. Gözleri ile başkalarının görmediği pek çok delil ve mucizayi gördükten sonra buzağıyı ilâh edinip ona tapınmışlardı. Ayrıca kitapları olan Tevrat’ta yer alan hükümleri de kabul etmemişlerdi de nihayet Tur başlarının tepesi üzerine kaldırılmış ve iman etmeyecek olurlarsa üzerlerine yıkılacağı tehdidinde bulunulmuştu. O vakit onlar bunu, zorunluluktan ve çaresizlik halindeki imana benzeyen bir iman ile kabul etmişlerdi. Secde ederek ve mağfiret dileyerek girmeleri emredilen o şehrin kapısından girmeye yanaşmayıp onlara söylemeleri emredilen sözü de yapmaları istenilen fiili de değiştirdiler. Yine aralarından bazı kimseler cumartesi yasağı hususunda haddi aştılar. Allah da onları o ağır ceza ile cezalandırdı. Onlardan ağır bir ahit almakla birlikte onlar bu ahdi arkalarına attılar. Allah’ın âyetlerini inkar ettiler, haksız yere O’nun peygamberlerini öldürdüler. Onların bir başka büyük suçları da İsa Mesih’i öldürüp haça gerdiklerini iddia etmeleridir. Gerçekte ise onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Aksine ondan başkası ona benzer gösterildi, onlar da ondan başkasını öldürüp astılar. Bir de onlar kalplerinin kılıflı olduğunu ve kendilerine söylenenleri kavrayamayıp anlayamadıklarını da iddia ettiler. İnsanları Allah yolundan alıkoydular, hakka uymalarını önlediler ve onları, izlemekte oldukları sapıklık ve azgınlığa davet ettiler. Ayrıca haram malları ve faizi alıp yediler. Oysa Yüce Allah bunları alıp yemelerini yasaklamış ve bu konuda onlara ağır tehditte bulunmuştu. İşte bunca kötülükleri işleyenlerin, Allah’ın son Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den üzerlerine semadan bir kitap indirmesini istemeleri de garipsenmez. Bu yol, batıl üzere bulunan bir hasmı delil ile susturmak için izlenecek en güzel yoldur. Şöyle ki: Böyle bir hasmın batıl bir itirazı söz konusu olur da bunu hakkı reddetmek ve hem kendisi hem de başkası için bir şüphe unsuru olmak üzere ileri sürerse bu hasmın bu yaptığından daha çirkin birtakım kötü fiilleri ve berbat hali ortaya konmalıdır. Böylelikle herkes, bu seviyesiz kişinin ileri sürdüğü böyle bir itirazın aslında bir geçmişi olduğunu ve bu itirazının da bu kötü geçmiş arasında mütalâa edilmesi gerektiğini bilmiş olur. Yine bunların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine itiraz olmak üzere ileri sürdükleri her bir iddianın ya aynısının ya da daha kuvvetlisinin, onların iman ettiklerini iddia ettikleri kimselerin peygamberliği hakkında ileri sürülmesi de mümkündür. Böyle bir tutum ile onların kötülükleri bertaraf edilmiş ve batıl iddiaları kökten sökülüp atılmış olur. Çünkü onların kendisine iman ettiklerini ileri sürdükleri her bir peygamberin peygamberliğini ortaya koyarken delil diye ortaya koydukları her bir hususun bir benzeri yahut da ondan daha güçlü olanı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine de delildir ve onu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın onların yaptıkları bu çirkin fiillerini saymaktan maksadı, onlara böyle bir cevap vermek olduğundan dolayı onların bu çirkin fillerini geniş geniş açıklamamaktadır. Sadece bunlara işaret ile yetinmekte ve ilgili yerlere havale etmektedir. Bunları Yüce Allah açıklanmaları uygun olan başka bir yerde genişçe açıklamış bulunmaktadır.
159. Yüce Allah’ın:“Kitap ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur” buyruğunda yer alan “ölümünden evvel” ifadesindeki zamirin Kitap ehline ait olma ihtimali vardır. O takdirde mana, ölümün eşiğine gelmiş ve gerçeği açıkça görecek halde bulunan kitap ehline mensup her bir kişi, İsa aleyhisselam’a bu durumunda iman eder, demektir. Ancak bu imanın ona bir faydası olmayacaktır, çünkü bu zorunluluk (çaresizlik hali) imanıdır. Buna göre bu buyruk, onlara ölmeden önce pişman olacakları bu hallerini devam ettirmemeleri için bir tehdit anlamı taşır. Ölümden önce bu halde olacaklarına göre; ya haşredilecekleri, kabirlerinden kaldırılacakları gün halleri ne olacaktır? Yine “ölümünden evvel” buyruğundaki zamirin İsa aleyhisselam’a raci olma ihtimali de vardır. O takdirde anlam şöyle olur: Mesih’in ölümünden önce kitap ehlinden olup da ona iman etmeyecek hiçbir kimse kalmayacaktır. Bu ise Kıyametin yaklaştığı ve büyük alâmetlerinin ortaya çıkacağı bir sırada olacaktır. Çünkü bu ümmetin son dönemlerinde Mesih’in ineceğine dair gelen hadisler pek çoktur. O vakit Mesih aleyhisselam deccali öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bütün kitap ehli mü’minlerle birlikte ona iman edecektir. Kıyamet gününde de İsa aleyhisselam onlara şahitlik edecek, amelleri Allah’ın şeriatına uygun muydu, değil miydi hususunda onlara karşı tanıklık edecektir. İşte o vakit insanların, Kur’ân Şeriatına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerini izlemeye davet ettiği yola muhalif olarak yaptıkları her bir şeyin batıl olduğuna dair şahitlik edecektir. Bizim bunların böyle olacağına dair bilgimizin esası ise Mesih aleyhisselam’ın kâmil manada adaletli ve doğru sözlü olduğuna, onun ancak hak olan bir şeyi söyleyerek şahitlikte bulunacağına dair kesin inancımızdır. Çünkü artık ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdikleri haktır. Onun dışında kalanlar ise sapıklıktır ve batıldır.
160-161. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehline önceleri kendilerine helâl olan hoş ve temiz pek çok şeyi haram kıldığını haber vermektedir: Bu haram kılma, ceza amaçlı bir haram kılma idi ve sebebi de haksızlıkları, haddi aşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarak hidayet yolunu izlemelerine engel olmaları ve kendilerine yasak kılınmış olduğu halde faizi almaları idi ki bunun sonucunda onlar, alışveriş yaptıkları muhtaç kimseleri adaletten mahrum bırakmışlardı. Allah da onları yaptıklarının benzeri bir cezayla cezalandırdı ve kendilerine helâl olan pek çok hoş ve temiz şeyi kullanmalarını onlara yasakladı. Bu ümmet (Muhammed ümmeti) için haram kılınan şeylere gelince bunlar, onların din ve dünyalarında kendilerine zarar verebilecek pis ve murdar şeylerden uzak kalmalarını sağlamak için haram kılınmıştır.

153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi ve:“Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra onlara bunca açık belgeler gelmişken tutup buzağıyı ilâh edinmişlerdi. Nihayet biz bunu da affettik. Biz Mûsâ’ya apaçık bir delil vermiştik. 154- Sözlerine bağlanmaları için Tûr’u üzerlerine kaldırmıştık. Onlara:“Kapıdan secdeye kapanarak girin” demiştik. Yine “Cumartesi gününde aşırı gitmeyin” demiş ve onlardan sağlam bir söz almıştık. 155- Fakat sözlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve:“Kalplerimiz perdelidir” demelerinden ötürü (onları lânetledik. Hayır, kalpleri perdeli değildir,) Aksine Allah küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar, pek azı hariç iman etmezler. 156- Bir de onların küfürleri, Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmaları… 157- Ve:“Biz, Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri sebebi ile (onları cezalandırdık). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Aksine kendilerine (İsa’nın bir) benzeri gösterildi. Gerçek şu ki ondan yana anlaşmazlığa düşenler, onun (öldürülmesi) hakkında şüphe içindedirler. Onların bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Onlar onu kesinlikle öldürmediler. 158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 159- Kitap ehli içinde ölümünden evvel ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır. 160- Yahudi olanlara, zulümleri sebebi ile kendilerine helâl kılınmış olan pek çok hoş ve temiz şeyi haram kıldık. Ayrıca Allah yolundan çokça alıkoymalarından… 161- Kendilerine yasak kılınmış olmakla birlikte faiz almalarından ve insanların mallarını batıl yollarla yemelerinden ötürü (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırladık.

153-158. “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler.” Kitap ehli peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle bir istekte bulunmuşlardı. Bu istek ise inatlaşma ve küstahça bir tekliften ibaret idi. Ayrıca bu isteklerinin karşılanması ya da karşılanmaması -güya- onların Peygamberi tasdik etmelerini ya da yalanlamalarını belirleyecekti. Böylece onlar Peygamber’den Tevrat ve İncil’in indiği gibi Kur’ân’ın da üzerlerine toptan ve bir defada indirilmesini istemişlerdi. Bu ise onların aşırı bir zulümleri ve cehaletleridir. Çünkü Peygamber bir beşerdir, Allah’ın bir kuludur ve O’nun idaresi altındadır. Onun elinde hiçbir şey yoktur. Aksine emir ve her türlü iş Allah’ın elindedir. Kuluna risalet veren ve onu dilediğini indiren O’dur. Nitekim Yüce Allah müşriklerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerine bir takım mucizeleri göstermesini teklif ettiklerini söz konusu ettiği âyetlerde Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben Peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”(el-İsra, 17/93) Aynı şekilde onların hak ile batılı ayırt eden ölçü olarak sadece kitabın toptan ya da bölüm bölüm indirilmesini kabul etmeleri, delili de münasebeti de bulunmayan ve hiçbir şüphe taşımayan boş bir iddiadır. Peygamberlerden herhangi birisi hakkında: Size bölüm bölüm indirilmiş bir kitap getiren rasûle iman etmeyin ve onu tasdik etmeyin diye bir hüküm nerede vardır? Aksine Kur’ân-ı Kerîm’in duruma göre bölüm bölüm indirilmiş olması, Kur’ân’ın azametine ve Allah’ın, üzerine bu Kitabı indirdiği zata gereken itinayı ve ihtimamı gösterdiğine dair delillerden biridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler dediler ki: Ona bu Kur’ân topluca, bir defada indirilmeli değil miydi? Biz onunla kalbine sebat verelim diye böyle yaptık ve onu ağır ağır okuduk. Onlar sana bir örnek getirdikleri her seferinde muhakkak ki biz, sana hakkı ve daha güzel bir açıklamayı getirmişizdir.”(el-Furkan, 25/32-33) Yüce Allah onların bu tutarsız itirazlarını söz konusu ettikten sonra, bunun onların alışılmadık bir tutumları olmadığını haber vermektedir. Aksine onlar bundan önce hem de kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygambere karşı çok daha büyük çirkinlikler yapmışlardı. Nitekim ondan açıkça Allah’ı göstermesini istemişlerdi. Gözleri ile başkalarının görmediği pek çok delil ve mucizayi gördükten sonra buzağıyı ilâh edinip ona tapınmışlardı. Ayrıca kitapları olan Tevrat’ta yer alan hükümleri de kabul etmemişlerdi de nihayet Tur başlarının tepesi üzerine kaldırılmış ve iman etmeyecek olurlarsa üzerlerine yıkılacağı tehdidinde bulunulmuştu. O vakit onlar bunu, zorunluluktan ve çaresizlik halindeki imana benzeyen bir iman ile kabul etmişlerdi. Secde ederek ve mağfiret dileyerek girmeleri emredilen o şehrin kapısından girmeye yanaşmayıp onlara söylemeleri emredilen sözü de yapmaları istenilen fiili de değiştirdiler. Yine aralarından bazı kimseler cumartesi yasağı hususunda haddi aştılar. Allah da onları o ağır ceza ile cezalandırdı. Onlardan ağır bir ahit almakla birlikte onlar bu ahdi arkalarına attılar. Allah’ın âyetlerini inkar ettiler, haksız yere O’nun peygamberlerini öldürdüler. Onların bir başka büyük suçları da İsa Mesih’i öldürüp haça gerdiklerini iddia etmeleridir. Gerçekte ise onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Aksine ondan başkası ona benzer gösterildi, onlar da ondan başkasını öldürüp astılar. Bir de onlar kalplerinin kılıflı olduğunu ve kendilerine söylenenleri kavrayamayıp anlayamadıklarını da iddia ettiler. İnsanları Allah yolundan alıkoydular, hakka uymalarını önlediler ve onları, izlemekte oldukları sapıklık ve azgınlığa davet ettiler. Ayrıca haram malları ve faizi alıp yediler. Oysa Yüce Allah bunları alıp yemelerini yasaklamış ve bu konuda onlara ağır tehditte bulunmuştu. İşte bunca kötülükleri işleyenlerin, Allah’ın son Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den üzerlerine semadan bir kitap indirmesini istemeleri de garipsenmez. Bu yol, batıl üzere bulunan bir hasmı delil ile susturmak için izlenecek en güzel yoldur. Şöyle ki: Böyle bir hasmın batıl bir itirazı söz konusu olur da bunu hakkı reddetmek ve hem kendisi hem de başkası için bir şüphe unsuru olmak üzere ileri sürerse bu hasmın bu yaptığından daha çirkin birtakım kötü fiilleri ve berbat hali ortaya konmalıdır. Böylelikle herkes, bu seviyesiz kişinin ileri sürdüğü böyle bir itirazın aslında bir geçmişi olduğunu ve bu itirazının da bu kötü geçmiş arasında mütalâa edilmesi gerektiğini bilmiş olur. Yine bunların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine itiraz olmak üzere ileri sürdükleri her bir iddianın ya aynısının ya da daha kuvvetlisinin, onların iman ettiklerini iddia ettikleri kimselerin peygamberliği hakkında ileri sürülmesi de mümkündür. Böyle bir tutum ile onların kötülükleri bertaraf edilmiş ve batıl iddiaları kökten sökülüp atılmış olur. Çünkü onların kendisine iman ettiklerini ileri sürdükleri her bir peygamberin peygamberliğini ortaya koyarken delil diye ortaya koydukları her bir hususun bir benzeri yahut da ondan daha güçlü olanı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine de delildir ve onu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın onların yaptıkları bu çirkin fiillerini saymaktan maksadı, onlara böyle bir cevap vermek olduğundan dolayı onların bu çirkin fillerini geniş geniş açıklamamaktadır. Sadece bunlara işaret ile yetinmekte ve ilgili yerlere havale etmektedir. Bunları Yüce Allah açıklanmaları uygun olan başka bir yerde genişçe açıklamış bulunmaktadır.
159. Yüce Allah’ın:“Kitap ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur” buyruğunda yer alan “ölümünden evvel” ifadesindeki zamirin Kitap ehline ait olma ihtimali vardır. O takdirde mana, ölümün eşiğine gelmiş ve gerçeği açıkça görecek halde bulunan kitap ehline mensup her bir kişi, İsa aleyhisselam’a bu durumunda iman eder, demektir. Ancak bu imanın ona bir faydası olmayacaktır, çünkü bu zorunluluk (çaresizlik hali) imanıdır. Buna göre bu buyruk, onlara ölmeden önce pişman olacakları bu hallerini devam ettirmemeleri için bir tehdit anlamı taşır. Ölümden önce bu halde olacaklarına göre; ya haşredilecekleri, kabirlerinden kaldırılacakları gün halleri ne olacaktır? Yine “ölümünden evvel” buyruğundaki zamirin İsa aleyhisselam’a raci olma ihtimali de vardır. O takdirde anlam şöyle olur: Mesih’in ölümünden önce kitap ehlinden olup da ona iman etmeyecek hiçbir kimse kalmayacaktır. Bu ise Kıyametin yaklaştığı ve büyük alâmetlerinin ortaya çıkacağı bir sırada olacaktır. Çünkü bu ümmetin son dönemlerinde Mesih’in ineceğine dair gelen hadisler pek çoktur. O vakit Mesih aleyhisselam deccali öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bütün kitap ehli mü’minlerle birlikte ona iman edecektir. Kıyamet gününde de İsa aleyhisselam onlara şahitlik edecek, amelleri Allah’ın şeriatına uygun muydu, değil miydi hususunda onlara karşı tanıklık edecektir. İşte o vakit insanların, Kur’ân Şeriatına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerini izlemeye davet ettiği yola muhalif olarak yaptıkları her bir şeyin batıl olduğuna dair şahitlik edecektir. Bizim bunların böyle olacağına dair bilgimizin esası ise Mesih aleyhisselam’ın kâmil manada adaletli ve doğru sözlü olduğuna, onun ancak hak olan bir şeyi söyleyerek şahitlikte bulunacağına dair kesin inancımızdır. Çünkü artık ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdikleri haktır. Onun dışında kalanlar ise sapıklıktır ve batıldır.
160-161. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehline önceleri kendilerine helâl olan hoş ve temiz pek çok şeyi haram kıldığını haber vermektedir: Bu haram kılma, ceza amaçlı bir haram kılma idi ve sebebi de haksızlıkları, haddi aşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarak hidayet yolunu izlemelerine engel olmaları ve kendilerine yasak kılınmış olduğu halde faizi almaları idi ki bunun sonucunda onlar, alışveriş yaptıkları muhtaç kimseleri adaletten mahrum bırakmışlardı. Allah da onları yaptıklarının benzeri bir cezayla cezalandırdı ve kendilerine helâl olan pek çok hoş ve temiz şeyi kullanmalarını onlara yasakladı. Bu ümmet (Muhammed ümmeti) için haram kılınan şeylere gelince bunlar, onların din ve dünyalarında kendilerine zarar verebilecek pis ve murdar şeylerden uzak kalmalarını sağlamak için haram kılınmıştır.

153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi ve:“Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra onlara bunca açık belgeler gelmişken tutup buzağıyı ilâh edinmişlerdi. Nihayet biz bunu da affettik. Biz Mûsâ’ya apaçık bir delil vermiştik. 154- Sözlerine bağlanmaları için Tûr’u üzerlerine kaldırmıştık. Onlara:“Kapıdan secdeye kapanarak girin” demiştik. Yine “Cumartesi gününde aşırı gitmeyin” demiş ve onlardan sağlam bir söz almıştık. 155- Fakat sözlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve:“Kalplerimiz perdelidir” demelerinden ötürü (onları lânetledik. Hayır, kalpleri perdeli değildir,) Aksine Allah küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar, pek azı hariç iman etmezler. 156- Bir de onların küfürleri, Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmaları… 157- Ve:“Biz, Allah’ın peygamberi Meryem o��lu İsa’yı öldürdük” demeleri sebebi ile (onları cezalandırdık). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Aksine kendilerine (İsa’nın bir) benzeri gösterildi. Gerçek şu ki ondan yana anlaşmazlığa düşenler, onun (öldürülmesi) hakkında şüphe içindedirler. Onların bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Onlar onu kesinlikle öldürmediler. 158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 159- Kitap ehli içinde ölümünden evvel ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır. 160- Yahudi olanlara, zulümleri sebebi ile kendilerine helâl kılınmış olan pek çok hoş ve temiz şeyi haram kıldık. Ayrıca Allah yolundan çokça alıkoymalarından… 161- Kendilerine yasak kılınmış olmakla birlikte faiz almalarından ve insanların mallarını batıl yollarla yemelerinden ötürü (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırladık.

153-158. “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler.” Kitap ehli peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle bir istekte bulunmuşlardı. Bu istek ise inatlaşma ve küstahça bir tekliften ibaret idi. Ayrıca bu isteklerinin karşılanması ya da karşılanmaması -güya- onların Peygamberi tasdik etmelerini ya da yalanlamalarını belirleyecekti. Böylece onlar Peygamber’den Tevrat ve İncil’in indiği gibi Kur’ân’ın da üzerlerine toptan ve bir defada indirilmesini istemişlerdi. Bu ise onların aşırı bir zulümleri ve cehaletleridir. Çünkü Peygamber bir beşerdir, Allah’ın bir kuludur ve O’nun idaresi altındadır. Onun elinde hiçbir şey yoktur. Aksine emir ve her türlü iş Allah’ın elindedir. Kuluna risalet veren ve onu dilediğini indiren O’dur. Nitekim Yüce Allah müşriklerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerine bir takım mucizeleri göstermesini teklif ettiklerini söz konusu ettiği âyetlerde Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben Peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”(el-İsra, 17/93) Aynı şekilde onların hak ile batılı ayırt eden ölçü olarak sadece kitabın toptan ya da bölüm bölüm indirilmesini kabul etmeleri, delili de münasebeti de bulunmayan ve hiçbir şüphe taşımayan boş bir iddiadır. Peygamberlerden herhangi birisi hakkında: Size bölüm bölüm indirilmiş bir kitap getiren rasûle iman etmeyin ve onu tasdik etmeyin diye bir hüküm nerede vardır? Aksine Kur’ân-ı Kerîm’in duruma göre bölüm bölüm indirilmiş olması, Kur’ân’ın azametine ve Allah’ın, üzerine bu Kitabı indirdiği zata gereken itinayı ve ihtimamı gösterdiğine dair delillerden biridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler dediler ki: Ona bu Kur’ân topluca, bir defada indirilmeli değil miydi? Biz onunla kalbine sebat verelim diye böyle yaptık ve onu ağır ağır okuduk. Onlar sana bir örnek getirdikleri her seferinde muhakkak ki biz, sana hakkı ve daha güzel bir açıklamayı getirmişizdir.”(el-Furkan, 25/32-33) Yüce Allah onların bu tutarsız itirazlarını söz konusu ettikten sonra, bunun onların alışılmadık bir tutumları olmadığını haber vermektedir. Aksine onlar bundan önce hem de kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygambere karşı çok daha büyük çirkinlikler yapmışlardı. Nitekim ondan açıkça Allah’ı göstermesini istemişlerdi. Gözleri ile başkalarının görmediği pek çok delil ve mucizayi gördükten sonra buzağıyı ilâh edinip ona tapınmışlardı. Ayrıca kitapları olan Tevrat’ta yer alan hükümleri de kabul etmemişlerdi de nihayet Tur başlarının tepesi üzerine kaldırılmış ve iman etmeyecek olurlarsa üzerlerine yıkılacağı tehdidinde bulunulmuştu. O vakit onlar bunu, zorunluluktan ve çaresizlik halindeki imana benzeyen bir iman ile kabul etmişlerdi. Secde ederek ve mağfiret dileyerek girmeleri emredilen o şehrin kapısından girmeye yanaşmayıp onlara söylemeleri emredilen sözü de yapmaları istenilen fiili de değiştirdiler. Yine aralarından bazı kimseler cumartesi yasağı hususunda haddi aştılar. Allah da onları o ağır ceza ile cezalandırdı. Onlardan ağır bir ahit almakla birlikte onlar bu ahdi arkalarına attılar. Allah’ın âyetlerini inkar ettiler, haksız yere O’nun peygamberlerini öldürdüler. Onların bir başka büyük suçları da İsa Mesih’i öldürüp haça gerdiklerini iddia etmeleridir. Gerçekte ise onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Aksine ondan başkası ona benzer gösterildi, onlar da ondan başkasını öldürüp astılar. Bir de onlar kalplerinin kılıflı olduğunu ve kendilerine söylenenleri kavrayamayıp anlayamadıklarını da iddia ettiler. İnsanları Allah yolundan alıkoydular, hakka uymalarını önlediler ve onları, izlemekte oldukları sapıklık ve azgınlığa davet ettiler. Ayrıca haram malları ve faizi alıp yediler. Oysa Yüce Allah bunları alıp yemelerini yasaklamış ve bu konuda onlara ağır tehditte bulunmuştu. İşte bunca kötülükleri işleyenlerin, Allah’ın son Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den üzerlerine semadan bir kitap indirmesini istemeleri de garipsenmez. Bu yol, batıl üzere bulunan bir hasmı delil ile susturmak için izlenecek en güzel yoldur. Şöyle ki: Böyle bir hasmın batıl bir itirazı söz konusu olur da bunu hakkı reddetmek ve hem kendisi hem de başkası için bir şüphe unsuru olmak üzere ileri sürerse bu hasmın bu yaptığından daha çirkin birtakım kötü fiilleri ve berbat hali ortaya konmalıdır. Böylelikle herkes, bu seviyesiz kişinin ileri sürdüğü böyle bir itirazın aslında bir geçmişi olduğunu ve bu itirazının da bu kötü geçmiş arasında mütalâa edilmesi gerektiğini bilmiş olur. Yine bunların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine itiraz olmak üzere ileri sürdükleri her bir iddianın ya aynısının ya da daha kuvvetlisinin, onların iman ettiklerini iddia ettikleri kimselerin peygamberliği hakkında ileri sürülmesi de mümkündür. Böyle bir tutum ile onların kötülükleri bertaraf edilmiş ve batıl iddiaları kökten sökülüp atılmış olur. Çünkü onların kendisine iman ettiklerini ileri sürdükleri her bir peygamberin peygamberliğini ortaya koyarken delil diye ortaya koydukları her bir hususun bir benzeri yahut da ondan daha güçlü olanı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine de delildir ve onu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın onların yaptıkları bu çirkin fiillerini saymaktan maksadı, onlara böyle bir cevap vermek olduğundan dolayı onların bu çirkin fillerini geniş geniş açıklamamaktadır. Sadece bunlara işaret ile yetinmekte ve ilgili yerlere havale etmektedir. Bunları Yüce Allah açıklanmaları uygun olan başka bir yerde genişçe açıklamış bulunmaktadır.
159. Yüce Allah’ın:“Kitap ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur” buyruğunda yer alan “ölümünden evvel” ifadesindeki zamirin Kitap ehline ait olma ihtimali vardır. O takdirde mana, ölümün eşiğine gelmiş ve gerçeği açıkça görecek halde bulunan kitap ehline mensup her bir kişi, İsa aleyhisselam’a bu durumunda iman eder, demektir. Ancak bu imanın ona bir faydası olmayacaktır, çünkü bu zorunluluk (çaresizlik hali) imanıdır. Buna göre bu buyruk, onlara ölmeden önce pişman olacakları bu hallerini devam ettirmemeleri için bir tehdit anlamı taşır. Ölümden önce bu halde olacaklarına göre; ya haşredilecekleri, kabirlerinden kaldırılacakları gün halleri ne olacaktır? Yine “ölümünden evvel” buyruğundaki zamirin İsa aleyhisselam’a raci olma ihtimali de vardır. O takdirde anlam şöyle olur: Mesih’in ölümünden önce kitap ehlinden olup da ona iman etmeyecek hiçbir kimse kalmayacaktır. Bu ise Kıyametin yaklaştığı ve büyük alâmetlerinin ortaya çıkacağı bir sırada olacaktır. Çünkü bu ümmetin son dönemlerinde Mesih’in ineceğine dair gelen hadisler pek çoktur. O vakit Mesih aleyhisselam deccali öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bütün kitap ehli mü’minlerle birlikte ona iman edecektir. Kıyamet gününde de İsa aleyhisselam onlara şahitlik edecek, amelleri Allah’ın şeriatına uygun muydu, değil miydi hususunda onlara karşı tanıklık edecektir. İşte o vakit insanların, Kur’ân Şeriatına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerini izlemeye davet ettiği yola muhalif olarak yaptıkları her bir şeyin batıl olduğuna dair şahitlik edecektir. Bizim bunların böyle olacağına dair bilgimizin esası ise Mesih aleyhisselam’ın kâmil manada adaletli ve doğru sözlü olduğuna, onun ancak hak olan bir şeyi söyleyerek şahitlikte bulunacağına dair kesin inancımızdır. Çünkü artık ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdikleri haktır. Onun dışında kalanlar ise sapıklıktır ve batıldır.
160-161. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehline önceleri kendilerine helâl olan hoş ve temiz pek çok şeyi haram kıldığını haber vermektedir: Bu haram kılma, ceza amaçlı bir haram kılma idi ve sebebi de haksızlıkları, haddi aşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarak hidayet yolunu izlemelerine engel olmaları ve kendilerine yasak kılınmış olduğu halde faizi almaları idi ki bunun sonucunda onlar, alışveriş yaptıkları muhtaç kimseleri adaletten mahrum bırakmışlardı. Allah da onları yaptıklarının benzeri bir cezayla cezalandırdı ve kendilerine helâl olan pek çok hoş ve temiz şeyi kullanmalarını onlara yasakladı. Bu ümmet (Muhammed ümmeti) için haram kılınan şeylere gelince bunlar, onların din ve dünyalarında kendilerine zarar verebilecek pis ve murdar şeylerden uzak kalmalarını sağlamak için haram kılınmıştır.

153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi ve:“Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra onlara bunca açık belgeler gelmişken tutup buzağıyı ilâh edinmişlerdi. Nihayet biz bunu da affettik. Biz Mûsâ’ya apaçık bir delil vermiştik. 154- Sözlerine bağlanmaları için Tûr’u üzerlerine kaldırmıştık. Onlara:“Kapıdan secdeye kapanarak girin” demiştik. Yine “Cumartesi gününde aşırı gitmeyin” demiş ve onlardan sağlam bir söz almıştık. 155- Fakat sözlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve:“Kalplerimiz perdelidir” demelerinden ötürü (onları lânetledik. Hayır, kalpleri perdeli değildir,) Aksine Allah küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar, pek azı hariç iman etmezler. 156- Bir de onların küfürleri, Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmaları… 157- Ve:“Biz, Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri sebebi ile (onları cezalandırdık). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Aksine kendilerine (İsa’nın bir) benzeri gösterildi. Gerçek şu ki ondan yana anlaşmazlığa düşenler, onun (öldürülmesi) hakkında şüphe içindedirler. Onların bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Onlar onu kesinlikle öldürmediler. 158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 159- Kitap ehli içinde ölümünden evvel ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır. 160- Yahudi olanlara, zulümleri sebebi ile kendilerine helâl kılınmış olan pek çok hoş ve temiz şeyi haram kıldık. Ayrıca Allah yolundan çokça alıkoymalarından… 161- Kendilerine yasak kılınmış olmakla birlikte faiz almalarından ve insanların mallarını batıl yollarla yemelerinden ötürü (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırladık.

153-158. “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler.” Kitap ehli peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle bir istekte bulunmuşlardı. Bu istek ise inatlaşma ve küstahça bir tekliften ibaret idi. Ayrıca bu isteklerinin karşılanması ya da karşılanmaması -güya- onların Peygamberi tasdik etmelerini ya da yalanlamalarını belirleyecekti. Böylece onlar Peygamber’den Tevrat ve İncil’in indiği gibi Kur’ân’ın da üzerlerine toptan ve bir defada indirilmesini istemişlerdi. Bu ise onların aşırı bir zulümleri ve cehaletleridir. Çünkü Peygamber bir beşerdir, Allah’ın bir kuludur ve O’nun idaresi altındadır. Onun elinde hiçbir şey yoktur. Aksine emir ve her türlü iş Allah’ın elindedir. Kuluna risalet veren ve onu dilediğini indiren O’dur. Nitekim Yüce Allah müşriklerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerine bir takım mucizeleri göstermesini teklif ettiklerini söz konusu ettiği âyetlerde Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben Peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”(el-İsra, 17/93) Aynı şekilde onların hak ile batılı ayırt eden ölçü olarak sadece kitabın toptan ya da bölüm bölüm indirilmesini kabul etmeleri, delili de münasebeti de bulunmayan ve hiçbir şüphe taşımayan boş bir iddiadır. Peygamberlerden herhangi birisi hakkında: Size bölüm bölüm indirilmiş bir kitap getiren rasûle iman etmeyin ve onu tasdik etmeyin diye bir hüküm nerede vardır? Aksine Kur’ân-ı Kerîm’in duruma göre bölüm bölüm indirilmiş olması, Kur’ân’ın azametine ve Allah’ın, üzerine bu Kitabı indirdiği zata gereken itinayı ve ihtimamı gösterdiğine dair delillerden biridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler dediler ki: Ona bu Kur’ân topluca, bir defada indirilmeli değil miydi? Biz onunla kalbine sebat verelim diye böyle yaptık ve onu ağır ağır okuduk. Onlar sana bir örnek getirdikleri her seferinde muhakkak ki biz, sana hakkı ve daha güzel bir açıklamayı getirmişizdir.”(el-Furkan, 25/32-33) Yüce Allah onların bu tutarsız itirazlarını söz konusu ettikten sonra, bunun onların alışılmadık bir tutumları olmadığını haber vermektedir. Aksine onlar bundan önce hem de kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygambere karşı çok daha büyük çirkinlikler yapmışlardı. Nitekim ondan açıkça Allah’ı göstermesini istemişlerdi. Gözleri ile başkalarının görmediği pek çok delil ve mucizayi gördükten sonra buzağıyı ilâh edinip ona tapınmışlardı. Ayrıca kitapları olan Tevrat’ta yer alan hükümleri de kabul etmemişlerdi de nihayet Tur başlarının tepesi üzerine kaldırılmış ve iman etmeyecek olurlarsa üzerlerine yıkılacağı tehdidinde bulunulmuştu. O vakit onlar bunu, zorunluluktan ve çaresizlik halindeki imana benzeyen bir iman ile kabul etmişlerdi. Secde ederek ve mağfiret dileyerek girmeleri emredilen o şehrin kapısından girmeye yanaşmayıp onlara söylemeleri emredilen sözü de yapmaları istenilen fiili de değiştirdiler. Yine aralarından bazı kimseler cumartesi yasağı hususunda haddi aştılar. Allah da onları o ağır ceza ile cezalandırdı. Onlardan ağır bir ahit almakla birlikte onlar bu ahdi arkalarına attılar. Allah’ın âyetlerini inkar ettiler, haksız yere O’nun peygamberlerini öldürdüler. Onların bir başka büyük suçları da İsa Mesih’i öldürüp haça gerdiklerini iddia etmeleridir. Gerçekte ise onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Aksine ondan başkası ona benzer gösterildi, onlar da ondan başkasını öldürüp astılar. Bir de onlar kalplerinin kılıflı olduğunu ve kendilerine söylenenleri kavrayamayıp anlayamadıklarını da iddia ettiler. İnsanları Allah yolundan alıkoydular, hakka uymalarını önlediler ve onları, izlemekte oldukları sapıklık ve azgınlığa davet ettiler. Ayrıca haram malları ve faizi alıp yediler. Oysa Yüce Allah bunları alıp yemelerini yasaklamış ve bu konuda onlara ağır tehditte bulunmuştu. İşte bunca kötülükleri işleyenlerin, Allah’ın son Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den üzerlerine semadan bir kitap indirmesini istemeleri de garipsenmez. Bu yol, batıl üzere bulunan bir hasmı delil ile susturmak için izlenecek en güzel yoldur. Şöyle ki: Böyle bir hasmın batıl bir itirazı söz konusu olur da bunu hakkı reddetmek ve hem kendisi hem de başkası için bir şüphe unsuru olmak üzere ileri sürerse bu hasmın bu yaptığından daha çirkin birtakım kötü fiilleri ve berbat hali ortaya konmalıdır. Böylelikle herkes, bu seviyesiz kişinin ileri sürdüğü böyle bir itirazın aslında bir geçmişi olduğunu ve bu itirazının da bu kötü geçmiş arasında mütalâa edilmesi gerektiğini bilmiş olur. Yine bunların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine itiraz olmak üzere ileri sürdükleri her bir iddianın ya aynısının ya da daha kuvvetlisinin, onların iman ettiklerini iddia ettikleri kimselerin peygamberliği hakkında ileri sürülmesi de mümkündür. Böyle bir tutum ile onların kötülükleri bertaraf edilmiş ve batıl iddiaları kökten sökülüp atılmış olur. Çünkü onların kendisine iman ettiklerini ileri sürdükleri her bir peygamberin peygamberliğini ortaya koyarken delil diye ortaya koydukları her bir hususun bir benzeri yahut da ondan daha güçlü olanı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine de delildir ve onu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın onların yaptıkları bu çirkin fiillerini saymaktan maksadı, onlara böyle bir cevap vermek olduğundan dolayı onların bu çirkin fillerini geniş geniş açıklamamaktadır. Sadece bunlara işaret ile yetinmekte ve ilgili yerlere havale etmektedir. Bunları Yüce Allah açıklanmaları uygun olan başka bir yerde genişçe açıklamış bulunmaktadır.
159. Yüce Allah’ın:“Kitap ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur” buyruğunda yer alan “ölümünden evvel” ifadesindeki zamirin Kitap ehline ait olma ihtimali vardır. O takdirde mana, ölümün eşiğine gelmiş ve gerçeği açıkça görecek halde bulunan kitap ehline mensup her bir kişi, İsa aleyhisselam’a bu durumunda iman eder, demektir. Ancak bu imanın ona bir faydası olmayacaktır, çünkü bu zorunluluk (çaresizlik hali) imanıdır. Buna göre bu buyruk, onlara ölmeden önce pişman olacakları bu hallerini devam ettirmemeleri için bir tehdit anlamı taşır. Ölümden önce bu halde olacaklarına göre; ya haşredilecekleri, kabirlerinden kaldırılacakları gün halleri ne olacaktır? Yine “ölümünden evvel” buyruğundaki zamirin İsa aleyhisselam’a raci olma ihtimali de vardır. O takdirde anlam şöyle olur: Mesih’in ölümünden önce kitap ehlinden olup da ona iman etmeyecek hiçbir kimse kalmayacaktır. Bu ise Kıyametin yaklaştığı ve büyük alâmetlerinin ortaya çıkacağı bir sırada olacaktır. Çünkü bu ümmetin son dönemlerinde Mesih’in ineceğine dair gelen hadisler pek çoktur. O vakit Mesih aleyhisselam deccali öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bütün kitap ehli mü’minlerle birlikte ona iman edecektir. Kıyamet gününde de İsa aleyhisselam onlara şahitlik edecek, amelleri Allah’ın şeriatına uygun muydu, değil miydi hususunda onlara karşı tanıklık edecektir. İşte o vakit insanların, Kur’ân Şeriatına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerini izlemeye davet ettiği yola muhalif olarak yaptıkları her bir şeyin batıl olduğuna dair şahitlik edecektir. Bizim bunların böyle olacağına dair bilgimizin esası ise Mesih aleyhisselam’ın kâmil manada adaletli ve doğru sözlü olduğuna, onun ancak hak olan bir şeyi söyleyerek şahitlikte bulunacağına dair kesin inancımızdır. Çünkü artık ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdikleri haktır. Onun dışında kalanlar ise sapıklıktır ve batıldır.
160-161. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehline önceleri kendilerine helâl olan hoş ve temiz pek çok şeyi haram kıldığını haber vermektedir: Bu haram kılma, ceza amaçlı bir haram kılma idi ve sebebi de haksızlıkları, haddi aşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarak hidayet yolunu izlemelerine engel olmaları ve kendilerine yasak kılınmış olduğu halde faizi almaları idi ki bunun sonucunda onlar, alışveriş yaptıkları muhtaç kimseleri adaletten mahrum bırakmışlardı. Allah da onları yaptıklarının benzeri bir cezayla cezalandırdı ve kendilerine helâl olan pek çok hoş ve temiz şeyi kullanmalarını onlara yasakladı. Bu ümmet (Muhammed ümmeti) için haram kılınan şeylere gelince bunlar, onların din ve dünyalarında kendilerine zarar verebilecek pis ve murdar şeylerden uzak kalmalarını sağlamak için haram kılınmıştır.

153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi ve:“Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra onlara bunca açık belgeler gelmişken tutup buzağıyı ilâh edinmişlerdi. Nihayet biz bunu da affettik. Biz Mûsâ’ya apaçık bir delil vermiştik. 154- Sözlerine bağlanmaları için Tûr’u üzerlerine kaldırmıştık. Onlara:“Kapıdan secdeye kapanarak girin” demiştik. Yine “Cumartesi gününde aşırı gitmeyin” demiş ve onlardan sağlam bir söz almıştık. 155- Fakat sözlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve:“Kalplerimiz perdelidir” demelerinden ötürü (onları lânetledik. Hayır, kalpleri perdeli değildir,) Aksine Allah küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar, pek azı hariç iman etmezler. 156- Bir de onların küfürleri, Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmaları… 157- Ve:“Biz, Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri sebebi ile (onları cezalandırdık). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Aksine kendilerine (İsa’nın bir) benzeri gösterildi. Gerçek şu ki ondan yana anlaşmazlığa düşenler, onun (öldürülmesi) hakkında şüphe içindedirler. Onların bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Onlar onu kesinlikle öldürmediler. 158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 159- Kitap ehli içinde ölümünden evvel ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır. 160- Yahudi olanlara, zulümleri sebebi ile kendilerine helâl kılınmış olan pek çok hoş ve temiz şeyi haram kıldık. Ayrıca Allah yolundan çokça alıkoymalarından… 161- Kendilerine yasak kılınmış olmakla birlikte faiz almalarından ve insanların mallarını batıl yollarla yemelerinden ötürü (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırladık.

153-158. “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler.” Kitap ehli peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle bir istekte bulunmuşlardı. Bu istek ise inatlaşma ve küstahça bir tekliften ibaret idi. Ayrıca bu isteklerinin karşılanması ya da karşılanmaması -güya- onların Peygamberi tasdik etmelerini ya da yalanlamalarını belirleyecekti. Böylece onlar Peygamber’den Tevrat ve İncil’in indiği gibi Kur’ân’ın da üzerlerine toptan ve bir defada indirilmesini istemişlerdi. Bu ise onların aşırı bir zulümleri ve cehaletleridir. Çünkü Peygamber bir beşerdir, Allah’ın bir kuludur ve O’nun idaresi altındadır. Onun elinde hiçbir şey yoktur. Aksine emir ve her türlü iş Allah’ın elindedir. Kuluna risalet veren ve onu dilediğini indiren O’dur. Nitekim Yüce Allah müşriklerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerine bir takım mucizeleri göstermesini teklif ettiklerini söz konusu ettiği âyetlerde Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben Peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”(el-İsra, 17/93) Aynı şekilde onların hak ile batılı ayırt eden ölçü olarak sadece kitabın toptan ya da bölüm bölüm indirilmesini kabul etmeleri, delili de münasebeti de bulunmayan ve hiçbir şüphe taşımayan boş bir iddiadır. Peygamberlerden herhangi birisi hakkında: Size bölüm bölüm indirilmiş bir kitap getiren rasûle iman etmeyin ve onu tasdik etmeyin diye bir hüküm nerede vardır? Aksine Kur’ân-ı Kerîm’in duruma göre bölüm bölüm indirilmiş olması, Kur’ân’ın azametine ve Allah’ın, üzerine bu Kitabı indirdiği zata gereken itinayı ve ihtimamı gösterdiğine dair delillerden biridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler dediler ki: Ona bu Kur’ân topluca, bir defada indirilmeli değil miydi? Biz onunla kalbine sebat verelim diye böyle yaptık ve onu ağır ağır okuduk. Onlar sana bir örnek getirdikleri her seferinde muhakkak ki biz, sana hakkı ve daha güzel bir açıklamayı getirmişizdir.”(el-Furkan, 25/32-33) Yüce Allah onların bu tutarsız itirazlarını söz konusu ettikten sonra, bunun onların alışılmadık bir tutumları olmadığını haber vermektedir. Aksine onlar bundan önce hem de kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygambere karşı çok daha büyük çirkinlikler yapmışlardı. Nitekim ondan açıkça Allah’ı göstermesini istemişlerdi. Gözleri ile başkalarının görmediği pek çok delil ve mucizayi gördükten sonra buzağıyı ilâh edinip ona tapınmışlardı. Ayrıca kitapları olan Tevrat’ta yer alan hükümleri de kabul etmemişlerdi de nihayet Tur başlarının tepesi üzerine kaldırılmış ve iman etmeyecek olurlarsa üzerlerine yıkılacağı tehdidinde bulunulmuştu. O vakit onlar bunu, zorunluluktan ve çaresizlik halindeki imana benzeyen bir iman ile kabul etmişlerdi. Secde ederek ve mağfiret dileyerek girmeleri emredilen o şehrin kapısından girmeye yanaşmayıp onlara söylemeleri emredilen sözü de yapmaları istenilen fiili de değiştirdiler. Yine aralarından bazı kimseler cumartesi yasağı hususunda haddi aştılar. Allah da onları o ağır ceza ile cezalandırdı. Onlardan ağır bir ahit almakla birlikte onlar bu ahdi arkalarına attılar. Allah’ın âyetlerini inkar ettiler, haksız yere O’nun peygamberlerini öldürdüler. Onların bir başka büyük suçları da İsa Mesih’i öldürüp haça gerdiklerini iddia etmeleridir. Gerçekte ise onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Aksine ondan başkası ona benzer gösterildi, onlar da ondan başkasını öldürüp astılar. Bir de onlar kalplerinin kılıflı olduğunu ve kendilerine söylenenleri kavrayamayıp anlayamadıklarını da iddia ettiler. İnsanları Allah yolundan alıkoydular, hakka uymalarını önlediler ve onları, izlemekte oldukları sapıklık ve azgınlığa davet ettiler. Ayrıca haram malları ve faizi alıp yediler. Oysa Yüce Allah bunları alıp yemelerini yasaklamış ve bu konuda onlara ağır tehditte bulunmuştu. İşte bunca kötülükleri işleyenlerin, Allah’ın son Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den üzerlerine semadan bir kitap indirmesini istemeleri de garipsenmez. Bu yol, batıl üzere bulunan bir hasmı delil ile susturmak için izlenecek en güzel yoldur. Şöyle ki: Böyle bir hasmın batıl bir itirazı söz konusu olur da bunu hakkı reddetmek ve hem kendisi hem de başkası için bir şüphe unsuru olmak üzere ileri sürerse bu hasmın bu yaptığından daha çirkin birtakım kötü fiilleri ve berbat hali ortaya konmalıdır. Böylelikle herkes, bu seviyesiz kişinin ileri sürdüğü böyle bir itirazın aslında bir geçmişi olduğunu ve bu itirazının da bu kötü geçmiş arasında mütalâa edilmesi gerektiğini bilmiş olur. Yine bunların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine itiraz olmak üzere ileri sürdükleri her bir iddianın ya aynısının ya da daha kuvvetlisinin, onların iman ettiklerini iddia ettikleri kimselerin peygamberliği hakkında ileri sürülmesi de mümkündür. Böyle bir tutum ile onların kötülükleri bertaraf edilmiş ve batıl iddiaları kökten sökülüp atılmış olur. Çünkü onların kendisine iman ettiklerini ileri sürdükleri her bir peygamberin peygamberliğini ortaya koyarken delil diye ortaya koydukları her bir hususun bir benzeri yahut da ondan daha güçlü olanı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine de delildir ve onu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın onların yaptıkları bu çirkin fiillerini saymaktan maksadı, onlara böyle bir cevap vermek olduğundan dolayı onların bu çirkin fillerini geniş geniş açıklamamaktadır. Sadece bunlara işaret ile yetinmekte ve ilgili yerlere havale etmektedir. Bunları Yüce Allah açıklanmaları uygun olan başka bir yerde genişçe açıklamış bulunmaktadır.
159. Yüce Allah’ın:“Kitap ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur” buyruğunda yer alan “ölümünden evvel” ifadesindeki zamirin Kitap ehline ait olma ihtimali vardır. O takdirde mana, ölümün eşiğine gelmiş ve gerçeği açıkça görecek halde bulunan kitap ehline mensup her bir kişi, İsa aleyhisselam’a bu durumunda iman eder, demektir. Ancak bu imanın ona bir faydası olmayacaktır, çünkü bu zorunluluk (çaresizlik hali) imanıdır. Buna göre bu buyruk, onlara ölmeden önce pişman olacakları bu hallerini devam ettirmemeleri için bir tehdit anlamı taşır. Ölümden önce bu halde olacaklarına göre; ya haşredilecekleri, kabirlerinden kaldırılacakları gün halleri ne olacaktır? Yine “ölümünden evvel” buyruğundaki zamirin İsa aleyhisselam’a raci olma ihtimali de vardır. O takdirde anlam şöyle olur: Mesih’in ölümünden önce kitap ehlinden olup da ona iman etmeyecek hiçbir kimse kalmayacaktır. Bu ise Kıyametin yaklaştığı ve büyük alâmetlerinin ortaya çıkacağı bir sırada olacaktır. Çünkü bu ümmetin son dönemlerinde Mesih’in ineceğine dair gelen hadisler pek çoktur. O vakit Mesih aleyhisselam deccali öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bütün kitap ehli mü’minlerle birlikte ona iman edecektir. Kıyamet gününde de İsa aleyhisselam onlara şahitlik edecek, amelleri Allah’ın şeriatına uygun muydu, değil miydi hususunda onlara karşı tanıklık edecektir. İşte o vakit insanların, Kur’ân Şeriatına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerini izlemeye davet ettiği yola muhalif olarak yaptıkları her bir şeyin batıl olduğuna dair şahitlik edecektir. Bizim bunların böyle olacağına dair bilgimizin esası ise Mesih aleyhisselam’ın kâmil manada adaletli ve doğru sözlü olduğuna, onun ancak hak olan bir şeyi söyleyerek şahitlikte bulunacağına dair kesin inancımızdır. Çünkü artık ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdikleri haktır. Onun dışında kalanlar ise sapıklıktır ve batıldır.
160-161. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehline önceleri kendilerine helâl olan hoş ve temiz pek çok şeyi haram kıldığını haber vermektedir: Bu haram kılma, ceza amaçlı bir haram kılma idi ve sebebi de haksızlıkları, haddi aşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarak hidayet yolunu izlemelerine engel olmaları ve kendilerine yasak kılınmış olduğu halde faizi almaları idi ki bunun sonucunda onlar, alışveriş yaptıkları muhtaç kimseleri adaletten mahrum bırakmışlardı. Allah da onları yaptıklarının benzeri bir cezayla cezalandırdı ve kendilerine helâl olan pek çok hoş ve temiz şeyi kullanmalarını onlara yasakladı. Bu ümmet (Muhammed ümmeti) için haram kılınan şeylere gelince bunlar, onların din ve dünyalarında kendilerine zarar verebilecek pis ve murdar şeylerden uzak kalmalarını sağlamak için haram kılınmıştır.

153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi ve:“Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra onlara bunca açık belgeler gelmişken tutup buzağıyı ilâh edinmişlerdi. Nihayet biz bunu da affettik. Biz Mûsâ’ya apaçık bir delil vermiştik. 154- Sözlerine bağlanmaları için Tûr’u üzerlerine kaldırmıştık. Onlara:“Kapıdan secdeye kapanarak girin” demiştik. Yine “Cumartesi gününde aşırı gitmeyin” demiş ve onlardan sağlam bir söz almıştık. 155- Fakat sözlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve:“Kalplerimiz perdelidir” demelerinden ötürü (onları lânetledik. Hayır, kalpleri perdeli değildir,) Aksine Allah küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar, pek azı hariç iman etmezler. 156- Bir de onların küfürleri, Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmaları… 157- Ve:“Biz, Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri sebebi ile (onları cezalandırdık). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Aksine kendilerine (İsa’nın bir) benzeri gösterildi. Gerçek şu ki ondan yana anlaşmazlığa düşenler, onun (öldürülmesi) hakkında şüphe içindedirler. Onların bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Onlar onu kesinlikle öldürmediler. 158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 159- Kitap ehli içinde ölümünden evvel ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır. 160- Yahudi olanlara, zulümleri sebebi ile kendilerine helâl kılınmış olan pek çok hoş ve temiz şeyi haram kıldık. Ayrıca Allah yolundan çokça alıkoymalarından… 161- Kendilerine yasak kılınmış olmakla birlikte faiz almalarından ve insanların mallarını batıl yollarla yemelerinden ötürü (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırladık.

153-158. “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler.” Kitap ehli peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle bir istekte bulunmuşlardı. Bu istek ise inatlaşma ve küstahça bir tekliften ibaret idi. Ayrıca bu isteklerinin karşılanması ya da karşılanmaması -güya- onların Peygamberi tasdik etmelerini ya da yalanlamalarını belirleyecekti. Böylece onlar Peygamber’den Tevrat ve İncil’in indiği gibi Kur’ân’ın da üzerlerine toptan ve bir defada indirilmesini istemişlerdi. Bu ise onların aşırı bir zulümleri ve cehaletleridir. Çünkü Peygamber bir beşerdir, Allah’ın bir kuludur ve O’nun idaresi altındadır. Onun elinde hiçbir şey yoktur. Aksine emir ve her türlü iş Allah’ın elindedir. Kuluna risalet veren ve onu dilediğini indiren O’dur. Nitekim Yüce Allah müşriklerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerine bir takım mucizeleri göstermesini teklif ettiklerini söz konusu ettiği âyetlerde Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben Peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”(el-İsra, 17/93) Aynı şekilde onların hak ile batılı ayırt eden ölçü olarak sadece kitabın toptan ya da bölüm bölüm indirilmesini kabul etmeleri, delili de münasebeti de bulunmayan ve hiçbir şüphe taşımayan boş bir iddiadır. Peygamberlerden herhangi birisi hakkında: Size bölüm bölüm indirilmiş bir kitap getiren rasûle iman etmeyin ve onu tasdik etmeyin diye bir hüküm nerede vardır? Aksine Kur’ân-ı Kerîm’in duruma göre bölüm bölüm indirilmiş olması, Kur’ân’ın azametine ve Allah’ın, üzerine bu Kitabı indirdiği zata gereken itinayı ve ihtimamı gösterdiğine dair delillerden biridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler dediler ki: Ona bu Kur’ân topluca, bir defada indirilmeli değil miydi? Biz onunla kalbine sebat verelim diye böyle yaptık ve onu ağır ağır okuduk. Onlar sana bir örnek getirdikleri her seferinde muhakkak ki biz, sana hakkı ve daha güzel bir açıklamayı getirmişizdir.”(el-Furkan, 25/32-33) Yüce Allah onların bu tutarsız itirazlarını söz konusu ettikten sonra, bunun onların alışılmadık bir tutumları olmadığını haber vermektedir. Aksine onlar bundan önce hem de kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygambere karşı çok daha büyük çirkinlikler yapmışlardı. Nitekim ondan açıkça Allah’ı göstermesini istemişlerdi. Gözleri ile başkalarının görmediği pek çok delil ve mucizayi gördükten sonra buzağıyı ilâh edinip ona tapınmışlardı. Ayrıca kitapları olan Tevrat’ta yer alan hükümleri de kabul etmemişlerdi de nihayet Tur başlarının tepesi üzerine kaldırılmış ve iman etmeyecek olurlarsa üzerlerine yıkılacağı tehdidinde bulunulmuştu. O vakit onlar bunu, zorunluluktan ve çaresizlik halindeki imana benzeyen bir iman ile kabul etmişlerdi. Secde ederek ve mağfiret dileyerek girmeleri emredilen o şehrin kapısından girmeye yanaşmayıp onlara söylemeleri emredilen sözü de yapmaları istenilen fiili de değiştirdiler. Yine aralarından bazı kimseler cumartesi yasağı hususunda haddi aştılar. Allah da onları o ağır ceza ile cezalandırdı. Onlardan ağır bir ahit almakla birlikte onlar bu ahdi arkalarına attılar. Allah’ın âyetlerini inkar ettiler, haksız yere O’nun peygamberlerini öldürdüler. Onların bir başka büyük suçları da İsa Mesih’i öldürüp haça gerdiklerini iddia etmeleridir. Gerçekte ise onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Aksine ondan başkası ona benzer gösterildi, onlar da ondan başkasını öldürüp astılar. Bir de onlar kalplerinin kılıflı olduğunu ve kendilerine söylenenleri kavrayamayıp anlayamadıklarını da iddia ettiler. İnsanları Allah yolundan alıkoydular, hakka uymalarını önlediler ve onları, izlemekte oldukları sapıklık ve azgınlığa davet ettiler. Ayrıca haram malları ve faizi alıp yediler. Oysa Yüce Allah bunları alıp yemelerini yasaklamış ve bu konuda onlara ağır tehditte bulunmuştu. İşte bunca kötülükleri işleyenlerin, Allah’ın son Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den üzerlerine semadan bir kitap indirmesini istemeleri de garipsenmez. Bu yol, batıl üzere bulunan bir hasmı delil ile susturmak için izlenecek en güzel yoldur. Şöyle ki: Böyle bir hasmın batıl bir itirazı söz konusu olur da bunu hakkı reddetmek ve hem kendisi hem de başkası için bir şüphe unsuru olmak üzere ileri sürerse bu hasmın bu yaptığından daha çirkin birtakım kötü fiilleri ve berbat hali ortaya konmalıdır. Böylelikle herkes, bu seviyesiz kişinin ileri sürdüğü böyle bir itirazın aslında bir geçmişi olduğunu ve bu itirazının da bu kötü geçmiş arasında mütalâa edilmesi gerektiğini bilmiş olur. Yine bunların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine itiraz olmak üzere ileri sürdükleri her bir iddianın ya aynısının ya da daha kuvvetlisinin, onların iman ettiklerini iddia ettikleri kimselerin peygamberliği hakkında ileri sürülmesi de mümkündür. Böyle bir tutum ile onların kötülükleri bertaraf edilmiş ve batıl iddiaları kökten sökülüp atılmış olur. Çünkü onların kendisine iman ettiklerini ileri sürdükleri her bir peygamberin peygamberliğini ortaya koyarken delil diye ortaya koydukları her bir hususun bir benzeri yahut da ondan daha güçlü olanı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine de delildir ve onu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın onların yaptıkları bu çirkin fiillerini saymaktan maksadı, onlara böyle bir cevap vermek olduğundan dolayı onların bu çirkin fillerini geniş geniş açıklamamaktadır. Sadece bunlara işaret ile yetinmekte ve ilgili yerlere havale etmektedir. Bunları Yüce Allah açıklanmaları uygun olan başka bir yerde genişçe açıklamış bulunmaktadır.
159. Yüce Allah’ın:“Kitap ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur” buyruğunda yer alan “ölümünden evvel” ifadesindeki zamirin Kitap ehline ait olma ihtimali vardır. O takdirde mana, ölümün eşiğine gelmiş ve gerçeği açıkça görecek halde bulunan kitap ehline mensup her bir kişi, İsa aleyhisselam’a bu durumunda iman eder, demektir. Ancak bu imanın ona bir faydası olmayacaktır, çünkü bu zorunluluk (çaresizlik hali) imanıdır. Buna göre bu buyruk, onlara ölmeden önce pişman olacakları bu hallerini devam ettirmemeleri için bir tehdit anlamı taşır. Ölümden önce bu halde olacaklarına göre; ya haşredilecekleri, kabirlerinden kaldırılacakları gün halleri ne olacaktır? Yine “ölümünden evvel” buyruğundaki zamirin İsa aleyhisselam’a raci olma ihtimali de vardır. O takdirde anlam şöyle olur: Mesih’in ölümünden önce kitap ehlinden olup da ona iman etmeyecek hiçbir kimse kalmayacaktır. Bu ise Kıyametin yaklaştığı ve büyük alâmetlerinin ortaya çıkacağı bir sırada olacaktır. Çünkü bu ümmetin son dönemlerinde Mesih’in ineceğine dair gelen hadisler pek çoktur. O vakit Mesih aleyhisselam deccali öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bütün kitap ehli mü’minlerle birlikte ona iman edecektir. Kıyamet gününde de İsa aleyhisselam onlara şahitlik edecek, amelleri Allah’ın şeriatına uygun muydu, değil miydi hususunda onlara karşı tanıklık edecektir. İşte o vakit insanların, Kur’ân Şeriatına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerini izlemeye davet ettiği yola muhalif olarak yaptıkları her bir şeyin batıl olduğuna dair şahitlik edecektir. Bizim bunların böyle olacağına dair bilgimizin esası ise Mesih aleyhisselam’ın kâmil manada adaletli ve doğru sözlü olduğuna, onun ancak hak olan bir şeyi söyleyerek şahitlikte bulunacağına dair kesin inancımızdır. Çünkü artık ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdikleri haktır. Onun dışında kalanlar ise sapıklıktır ve batıldır.
160-161. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehline önceleri kendilerine helâl olan hoş ve temiz pek çok şeyi haram kıldığını haber vermektedir: Bu haram kılma, ceza amaçlı bir haram kılma idi ve sebebi de haksızlıkları, haddi aşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarak hidayet yolunu izlemelerine engel olmaları ve kendilerine yasak kılınmış olduğu halde faizi almaları idi ki bunun sonucunda onlar, alışveriş yaptıkları muhtaç kimseleri adaletten mahrum bırakmışlardı. Allah da onları yaptıklarının benzeri bir cezayla cezalandırdı ve kendilerine helâl olan pek çok hoş ve temiz şeyi kullanmalarını onlara yasakladı. Bu ümmet (Muhammed ümmeti) için haram kılınan şeylere gelince bunlar, onların din ve dünyalarında kendilerine zarar verebilecek pis ve murdar şeylerden uzak kalmalarını sağlamak için haram kılınmıştır.

153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi ve:“Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra onlara bunca açık belgeler gelmişken tutup buzağıyı ilâh edinmişlerdi. Nihayet biz bunu da affettik. Biz Mûsâ’ya apaçık bir delil vermiştik. 154- Sözlerine bağlanmaları için Tûr’u üzerlerine kaldırmıştık. Onlara:“Kapıdan secdeye kapanarak girin” demiştik. Yine “Cumartesi gününde aşırı gitmeyin” demiş ve onlardan sağlam bir söz almıştık. 155- Fakat sözlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve:“Kalplerimiz perdelidir” demelerinden ötürü (onları lânetledik. Hayır, kalpleri perdeli değildir,) Aksine Allah küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar, pek azı hariç iman etmezler. 156- Bir de onların küfürleri, Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmaları… 157- Ve:“Biz, Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri sebebi ile (onları cezalandırdık). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Aksine kendilerine (İsa’nın bir) benzeri gösterildi. Gerçek şu ki ondan yana anlaşmazlığa düşenler, onun (öldürülmesi) hakkında şüphe içindedirler. Onların bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Onlar onu kesinlikle öldürmediler. 158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 159- Kitap ehli içinde ölümünden evvel ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır. 160- Yahudi olanlara, zulümleri sebebi ile kendilerine helâl kılınmış olan pek çok hoş ve temiz şeyi haram kıldık. Ayrıca Allah yolundan çokça alıkoymalarından… 161- Kendilerine yasak kılınmış olmakla birlikte faiz almalarından ve insanların mallarını batıl yollarla yemelerinden ötürü (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırladık.

153-158. “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler.” Kitap ehli peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle bir istekte bulunmuşlardı. Bu istek ise inatlaşma ve küstahça bir tekliften ibaret idi. Ayrıca bu isteklerinin karşılanması ya da karşılanmaması -güya- onların Peygamberi tasdik etmelerini ya da yalanlamalarını belirleyecekti. Böylece onlar Peygamber’den Tevrat ve İncil’in indiği gibi Kur’ân’ın da üzerlerine toptan ve bir defada indirilmesini istemişlerdi. Bu ise onların aşırı bir zulümleri ve cehaletleridir. Çünkü Peygamber bir beşerdir, Allah’ın bir kuludur ve O’nun idaresi altındadır. Onun elinde hiçbir şey yoktur. Aksine emir ve her türlü iş Allah’ın elindedir. Kuluna risalet veren ve onu dilediğini indiren O’dur. Nitekim Yüce Allah müşriklerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerine bir takım mucizeleri göstermesini teklif ettiklerini söz konusu ettiği âyetlerde Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben Peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”(el-İsra, 17/93) Aynı şekilde onların hak ile batılı ayırt eden ölçü olarak sadece kitabın toptan ya da bölüm bölüm indirilmesini kabul etmeleri, delili de münasebeti de bulunmayan ve hiçbir şüphe taşımayan boş bir iddiadır. Peygamberlerden herhangi birisi hakkında: Size bölüm bölüm indirilmiş bir kitap getiren rasûle iman etmeyin ve onu tasdik etmeyin diye bir hüküm nerede vardır? Aksine Kur’ân-ı Kerîm’in duruma göre bölüm bölüm indirilmiş olması, Kur’ân’ın azametine ve Allah’ın, üzerine bu Kitabı indirdiği zata gereken itinayı ve ihtimamı gösterdiğine dair delillerden biridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler dediler ki: Ona bu Kur’ân topluca, bir defada indirilmeli değil miydi? Biz onunla kalbine sebat verelim diye böyle yaptık ve onu ağır ağır okuduk. Onlar sana bir örnek getirdikleri her seferinde muhakkak ki biz, sana hakkı ve daha güzel bir açıklamayı getirmişizdir.”(el-Furkan, 25/32-33) Yüce Allah onların bu tutarsız itirazlarını söz konusu ettikten sonra, bunun onların alışılmadık bir tutumları olmadığını haber vermektedir. Aksine onlar bundan önce hem de kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygambere karşı çok daha büyük çirkinlikler yapmışlardı. Nitekim ondan açıkça Allah’ı göstermesini istemişlerdi. Gözleri ile başkalarının görmediği pek çok delil ve mucizayi gördükten sonra buzağıyı ilâh edinip ona tapınmışlardı. Ayrıca kitapları olan Tevrat’ta yer alan hükümleri de kabul etmemişlerdi de nihayet Tur başlarının tepesi üzerine kaldırılmış ve iman etmeyecek olurlarsa üzerlerine yıkılacağı tehdidinde bulunulmuştu. O vakit onlar bunu, zorunluluktan ve çaresizlik halindeki imana benzeyen bir iman ile kabul etmişlerdi. Secde ederek ve mağfiret dileyerek girmeleri emredilen o şehrin kapısından girmeye yanaşmayıp onlara söylemeleri emredilen sözü de yapmaları istenilen fiili de değiştirdiler. Yine aralarından bazı kimseler cumartesi yasağı hususunda haddi aştılar. Allah da onları o ağır ceza ile cezalandırdı. Onlardan ağır bir ahit almakla birlikte onlar bu ahdi arkalarına attılar. Allah’ın âyetlerini inkar ettiler, haksız yere O’nun peygamberlerini öldürdüler. Onların bir başka büyük suçları da İsa Mesih’i öldürüp haça gerdiklerini iddia etmeleridir. Gerçekte ise onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Aksine ondan başkası ona benzer gösterildi, onlar da ondan başkasını öldürüp astılar. Bir de onlar kalplerinin kılıflı olduğunu ve kendilerine söylenenleri kavrayamayıp anlayamadıklarını da iddia ettiler. İnsanları Allah yolundan alıkoydular, hakka uymalarını önlediler ve onları, izlemekte oldukları sapıklık ve azgınlığa davet ettiler. Ayrıca haram malları ve faizi alıp yediler. Oysa Yüce Allah bunları alıp yemelerini yasaklamış ve bu konuda onlara ağır tehditte bulunmuştu. İşte bunca kötülükleri işleyenlerin, Allah’ın son Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den üzerlerine semadan bir kitap indirmesini istemeleri de garipsenmez. Bu yol, batıl üzere bulunan bir hasmı delil ile susturmak için izlenecek en güzel yoldur. Şöyle ki: Böyle bir hasmın batıl bir itirazı söz konusu olur da bunu hakkı reddetmek ve hem kendisi hem de başkası için bir şüphe unsuru olmak üzere ileri sürerse bu hasmın bu yaptığından daha çirkin birtakım kötü fiilleri ve berbat hali ortaya konmalıdır. Böylelikle herkes, bu seviyesiz kişinin ileri sürdüğü böyle bir itirazın aslında bir geçmişi olduğunu ve bu itirazının da bu kötü geçmiş arasında mütalâa edilmesi gerektiğini bilmiş olur. Yine bunların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine itiraz olmak üzere ileri sürdükleri her bir iddianın ya aynısının ya da daha kuvvetlisinin, onların iman ettiklerini iddia ettikleri kimselerin peygamberliği hakkında ileri sürülmesi de mümkündür. Böyle bir tutum ile onların kötülükleri bertaraf edilmiş ve batıl iddiaları kökten sökülüp atılmış olur. Çünkü onların kendisine iman ettiklerini ileri sürdükleri her bir peygamberin peygamberliğini ortaya koyarken delil diye ortaya koydukları her bir hususun bir benzeri yahut da ondan daha güçlü olanı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine de delildir ve onu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın onların yaptıkları bu çirkin fiillerini saymaktan maksadı, onlara böyle bir cevap vermek olduğundan dolayı onların bu çirkin fillerini geniş geniş açıklamamaktadır. Sadece bunlara işaret ile yetinmekte ve ilgili yerlere havale etmektedir. Bunları Yüce Allah açıklanmaları uygun olan başka bir yerde genişçe açıklamış bulunmaktadır.
159. Yüce Allah’ın:“Kitap ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur” buyruğunda yer alan “ölümünden evvel” ifadesindeki zamirin Kitap ehline ait olma ihtimali vardır. O takdirde mana, ölümün eşiğine gelmiş ve gerçeği açıkça görecek halde bulunan kitap ehline mensup her bir kişi, İsa aleyhisselam’a bu durumunda iman eder, demektir. Ancak bu imanın ona bir faydası olmayacaktır, çünkü bu zorunluluk (çaresizlik hali) imanıdır. Buna göre bu buyruk, onlara ölmeden önce pişman olacakları bu hallerini devam ettirmemeleri için bir tehdit anlamı taşır. Ölümden önce bu halde olacaklarına göre; ya haşredilecekleri, kabirlerinden kaldırılacakları gün halleri ne olacaktır? Yine “ölümünden evvel” buyruğundaki zamirin İsa aleyhisselam’a raci olma ihtimali de vardır. O takdirde anlam şöyle olur: Mesih’in ölümünden önce kitap ehlinden olup da ona iman etmeyecek hiçbir kimse kalmayacaktır. Bu ise Kıyametin yaklaştığı ve büyük alâmetlerinin ortaya çıkacağı bir sırada olacaktır. Çünkü bu ümmetin son dönemlerinde Mesih’in ineceğine dair gelen hadisler pek çoktur. O vakit Mesih aleyhisselam deccali öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bütün kitap ehli mü’minlerle birlikte ona iman edecektir. Kıyamet gününde de İsa aleyhisselam onlara şahitlik edecek, amelleri Allah’ın şeriatına uygun muydu, değil miydi hususunda onlara karşı tanıklık edecektir. İşte o vakit insanların, Kur’ân Şeriatına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerini izlemeye davet ettiği yola muhalif olarak yaptıkları her bir şeyin batıl olduğuna dair şahitlik edecektir. Bizim bunların böyle olacağına dair bilgimizin esası ise Mesih aleyhisselam’ın kâmil manada adaletli ve doğru sözlü olduğuna, onun ancak hak olan bir şeyi söyleyerek şahitlikte bulunacağına dair kesin inancımızdır. Çünkü artık ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdikleri haktır. Onun dışında kalanlar ise sapıklıktır ve batıldır.
160-161. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehline önceleri kendilerine helâl olan hoş ve temiz pek çok şeyi haram kıldığını haber vermektedir: Bu haram kılma, ceza amaçlı bir haram kılma idi ve sebebi de haksızlıkları, haddi aşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarak hidayet yolunu izlemelerine engel olmaları ve kendilerine yasak kılınmış olduğu halde faizi almaları idi ki bunun sonucunda onlar, alışveriş yaptıkları muhtaç kimseleri adaletten mahrum bırakmışlardı. Allah da onları yaptıklarının benzeri bir cezayla cezalandırdı ve kendilerine helâl olan pek çok hoş ve temiz şeyi kullanmalarını onlara yasakladı. Bu ümmet (Muhammed ümmeti) için haram kılınan şeylere gelince bunlar, onların din ve dünyalarında kendilerine zarar verebilecek pis ve murdar şeylerden uzak kalmalarını sağlamak için haram kılınmıştır.

153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi ve:“Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra onlara bunca açık belgeler gelmişken tutup buzağıyı ilâh edinmişlerdi. Nihayet biz bunu da affettik. Biz Mûsâ’ya apaçık bir delil vermiştik. 154- Sözlerine bağlanmaları için Tûr’u üzerlerine kaldırmıştık. Onlara:“Kapıdan secdeye kapanarak girin” demiştik. Yine “Cumartesi gününde aşırı gitmeyin” demiş ve onlardan sağlam bir söz almıştık. 155- Fakat sözlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve:“Kalplerimiz perdelidir” demelerinden ötürü (onları lânetledik. Hayır, kalpleri perdeli değildir,) Aksine Allah küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar, pek azı hariç iman etmezler. 156- Bir de onların küfürleri, Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmaları… 157- Ve:“Biz, Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri sebebi ile (onları cezalandırdık). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Aksine kendilerine (İsa’nın bir) benzeri gösterildi. Gerçek şu ki ondan yana anlaşmazlığa düşenler, onun (öldürülmesi) hakkında şüphe içindedirler. Onların bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Onlar onu kesinlikle öldürmediler. 158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 159- Kitap ehli içinde ölümünden evvel ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır. 160- Yahudi olanlara, zulümleri sebebi ile kendilerine helâl kılınmış olan pek çok hoş ve temiz şeyi haram kıldık. Ayrıca Allah yolundan çokça alıkoymalarından… 161- Kendilerine yasak kılınmış olmakla birlikte faiz almalarından ve insanların mallarını batıl yollarla yemelerinden ötürü (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırladık.

153-158. “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler.” Kitap ehli peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle bir istekte bulunmuşlardı. Bu istek ise inatlaşma ve küstahça bir tekliften ibaret idi. Ayrıca bu isteklerinin karşılanması ya da karşılanmaması -güya- onların Peygamberi tasdik etmelerini ya da yalanlamalarını belirleyecekti. Böylece onlar Peygamber’den Tevrat ve İncil’in indiği gibi Kur’ân’ın da üzerlerine toptan ve bir defada indirilmesini istemişlerdi. Bu ise onların aşırı bir zulümleri ve cehaletleridir. Çünkü Peygamber bir beşerdir, Allah’ın bir kuludur ve O’nun idaresi altındadır. Onun elinde hiçbir şey yoktur. Aksine emir ve her türlü iş Allah’ın elindedir. Kuluna risalet veren ve onu dilediğini indiren O’dur. Nitekim Yüce Allah müşriklerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerine bir takım mucizeleri göstermesini teklif ettiklerini söz konusu ettiği âyetlerde Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben Peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”(el-İsra, 17/93) Aynı şekilde onların hak ile batılı ayırt eden ölçü olarak sadece kitabın toptan ya da bölüm bölüm indirilmesini kabul etmeleri, delili de münasebeti de bulunmayan ve hiçbir şüphe taşımayan boş bir iddiadır. Peygamberlerden herhangi birisi hakkında: Size bölüm bölüm indirilmiş bir kitap getiren rasûle iman etmeyin ve onu tasdik etmeyin diye bir hüküm nerede vardır? Aksine Kur’ân-ı Kerîm’in duruma göre bölüm bölüm indirilmiş olması, Kur’ân’ın azametine ve Allah’ın, üzerine bu Kitabı indirdiği zata gereken itinayı ve ihtimamı gösterdiğine dair delillerden biridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler dediler ki: Ona bu Kur’ân topluca, bir defada indirilmeli değil miydi? Biz onunla kalbine sebat verelim diye böyle yaptık ve onu ağır ağır okuduk. Onlar sana bir örnek getirdikleri her seferinde muhakkak ki biz, sana hakkı ve daha güzel bir açıklamayı getirmişizdir.”(el-Furkan, 25/32-33) Yüce Allah onların bu tutarsız itirazlarını söz konusu ettikten sonra, bunun onların alışılmadık bir tutumları olmadığını haber vermektedir. Aksine onlar bundan önce hem de kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygambere karşı çok daha büyük çirkinlikler yapmışlardı. Nitekim ondan açıkça Allah’ı göstermesini istemişlerdi. Gözleri ile başkalarının görmediği pek çok delil ve mucizayi gördükten sonra buzağıyı ilâh edinip ona tapınmışlardı. Ayrıca kitapları olan Tevrat’ta yer alan hükümleri de kabul etmemişlerdi de nihayet Tur başlarının tepesi üzerine kaldırılmış ve iman etmeyecek olurlarsa üzerlerine yıkılacağı tehdidinde bulunulmuştu. O vakit onlar bunu, zorunluluktan ve çaresizlik halindeki imana benzeyen bir iman ile kabul etmişlerdi. Secde ederek ve mağfiret dileyerek girmeleri emredilen o şehrin kapısından girmeye yanaşmayıp onlara söylemeleri emredilen sözü de yapmaları istenilen fiili de değiştirdiler. Yine aralarından bazı kimseler cumartesi yasağı hususunda haddi aştılar. Allah da onları o ağır ceza ile cezalandırdı. Onlardan ağır bir ahit almakla birlikte onlar bu ahdi arkalarına attılar. Allah’ın âyetlerini inkar ettiler, haksız yere O’nun peygamberlerini öldürdüler. Onların bir başka büyük suçları da İsa Mesih’i öldürüp haça gerdiklerini iddia etmeleridir. Gerçekte ise onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Aksine ondan başkası ona benzer gösterildi, onlar da ondan başkasını öldürüp astılar. Bir de onlar kalplerinin kılıflı olduğunu ve kendilerine söylenenleri kavrayamayıp anlayamadıklarını da iddia ettiler. İnsanları Allah yolundan alıkoydular, hakka uymalarını önlediler ve onları, izlemekte oldukları sapıklık ve azgınlığa davet ettiler. Ayrıca haram malları ve faizi alıp yediler. Oysa Yüce Allah bunları alıp yemelerini yasaklamış ve bu konuda onlara ağır tehditte bulunmuştu. İşte bunca kötülükleri işleyenlerin, Allah’ın son Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den üzerlerine semadan bir kitap indirmesini istemeleri de garipsenmez. Bu yol, batıl üzere bulunan bir hasmı delil ile susturmak için izlenecek en güzel yoldur. Şöyle ki: Böyle bir hasmın batıl bir itirazı söz konusu olur da bunu hakkı reddetmek ve hem kendisi hem de başkası için bir şüphe unsuru olmak üzere ileri sürerse bu hasmın bu yaptığından daha çirkin birtakım kötü fiilleri ve berbat hali ortaya konmalıdır. Böylelikle herkes, bu seviyesiz kişinin ileri sürdüğü böyle bir itirazın aslında bir geçmişi olduğunu ve bu itirazının da bu kötü geçmiş arasında mütalâa edilmesi gerektiğini bilmiş olur. Yine bunların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine itiraz olmak üzere ileri sürdükleri her bir iddianın ya aynısının ya da daha kuvvetlisinin, onların iman ettiklerini iddia ettikleri kimselerin peygamberliği hakkında ileri sürülmesi de mümkündür. Böyle bir tutum ile onların kötülükleri bertaraf edilmiş ve batıl iddiaları kökten sökülüp atılmış olur. Çünkü onların kendisine iman ettiklerini ileri sürdükleri her bir peygamberin peygamberliğini ortaya koyarken delil diye ortaya koydukları her bir hususun bir benzeri yahut da ondan daha güçlü olanı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine de delildir ve onu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın onların yaptıkları bu çirkin fiillerini saymaktan maksadı, onlara böyle bir cevap vermek olduğundan dolayı onların bu çirkin fillerini geniş geniş açıklamamaktadır. Sadece bunlara işaret ile yetinmekte ve ilgili yerlere havale etmektedir. Bunları Yüce Allah açıklanmaları uygun olan başka bir yerde genişçe açıklamış bulunmaktadır.
159. Yüce Allah’ın:“Kitap ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur” buyruğunda yer alan “ölümünden evvel” ifadesindeki zamirin Kitap ehline ait olma ihtimali vardır. O takdirde mana, ölümün eşiğine gelmiş ve gerçeği açıkça görecek halde bulunan kitap ehline mensup her bir kişi, İsa aleyhisselam’a bu durumunda iman eder, demektir. Ancak bu imanın ona bir faydası olmayacaktır, çünkü bu zorunluluk (çaresizlik hali) imanıdır. Buna göre bu buyruk, onlara ölmeden önce pişman olacakları bu hallerini devam ettirmemeleri için bir tehdit anlamı taşır. Ölümden önce bu halde olacaklarına göre; ya haşredilecekleri, kabirlerinden kaldırılacakları gün halleri ne olacaktır? Yine “ölümünden evvel” buyruğundaki zamirin İsa aleyhisselam’a raci olma ihtimali de vardır. O takdirde anlam şöyle olur: Mesih’in ölümünden önce kitap ehlinden olup da ona iman etmeyecek hiçbir kimse kalmayacaktır. Bu ise Kıyametin yaklaştığı ve büyük alâmetlerinin ortaya çıkacağı bir sırada olacaktır. Çünkü bu ümmetin son dönemlerinde Mesih’in ineceğine dair gelen hadisler pek çoktur. O vakit Mesih aleyhisselam deccali öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bütün kitap ehli mü’minlerle birlikte ona iman edecektir. Kıyamet gününde de İsa aleyhisselam onlara şahitlik edecek, amelleri Allah’ın şeriatına uygun muydu, değil miydi hususunda onlara karşı tanıklık edecektir. İşte o vakit insanların, Kur’ân Şeriatına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerini izlemeye davet ettiği yola muhalif olarak yaptıkları her bir şeyin batıl olduğuna dair şahitlik edecektir. Bizim bunların böyle olacağına dair bilgimizin esası ise Mesih aleyhisselam’ın kâmil manada adaletli ve doğru sözlü olduğuna, onun ancak hak olan bir şeyi söyleyerek şahitlikte bulunacağına dair kesin inancımızdır. Çünkü artık ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdikleri haktır. Onun dışında kalanlar ise sapıklıktır ve batıldır.
160-161. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehline önceleri kendilerine helâl olan hoş ve temiz pek çok şeyi haram kıldığını haber vermektedir: Bu haram kılma, ceza amaçlı bir haram kılma idi ve sebebi de haksızlıkları, haddi aşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarak hidayet yolunu izlemelerine engel olmaları ve kendilerine yasak kılınmış olduğu halde faizi almaları idi ki bunun sonucunda onlar, alışveriş yaptıkları muhtaç kimseleri adaletten mahrum bırakmışlardı. Allah da onları yaptıklarının benzeri bir cezayla cezalandırdı ve kendilerine helâl olan pek çok hoş ve temiz şeyi kullanmalarını onlara yasakladı. Bu ümmet (Muhammed ümmeti) için haram kılınan şeylere gelince bunlar, onların din ve dünyalarında kendilerine zarar verebilecek pis ve murdar şeylerden uzak kalmalarını sağlamak için haram kılınmıştır.

162- Fakat onlar arasından ilimde yüksek bir dereceye erenler ile mü’minler, sana indirilene de senden önce indirilene de iman ederler. Onlar, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimselerdir. İşte onlara biz büyük bir mükâfat vereceğiz.

162. Yüce Allah kitap ehlinin kusurlarını söz konusu ettikten sonra aralarından övülmeye değer olanları da söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Fakat onlar arasından ilimde yüksek bir dereceye erenler” ilmin kalperinde sağlamca yer edindiği, kesin inancın kalplerinde iyice kök saldığı ve o bakımdan kapsamlı ve tam bir imana sahip olmalarını sağladığı kimseler “ile mü’minler sana indirilene de senden önce indirilene de iman ederler.” Bu iman onların namaz kılmak, zekât vermek gibi salih amellerde bulunmalarını da sağlar ki bu ikisi, amellerin en faziletlileridir. Bu iki amel mabuda ihlâsı, kullara da ihsanı ihtiva etmektedir. Bu kimseler ayrıca âhiret gününe de iman ederler, Allah’ın tehditlerinden korkar ve O’nun vaatlerini ümid ederler. “İşte onlara biz büyük bir mükâfat vereceğiz.” Çünkü onlar hem ilme, hem imana, hem de salih amellere sahiptirler. Hem önce gelmiş hem de sonra gelen bütün kitaplara ve peygamberlere de bir arada imna etmişlerdir.

163- Muhakkak biz, Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve evlatlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik. 164- Kıssalarını sana daha önce anlattığımız peygamberlere de kıssalarını sana anlatmadığımız peygamberlere de (vahyettik). Allah Mûsâ ile konuştu. 165- (Onları) müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler olarak (gönderdik) ki insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah Azîzdir, Hakîmdir.

163. Yüce Allah kulu ve Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e vahyettiği büyük şeriatın ve doğru haberlerin, diğer peygamberlere -hepsine salat ve selam olsun- vahyettiğinin aynısı olduğunu haber vermektedir. Bunun dile getirdiği birkaç gerçek vardır: 1. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem daha önce benzeri görülmedik yeni bir peygamber değildir. Aksine Allah ondan önce çok sayıda rasûller ve nebiler göndermiştir. O bakımdan onun peygamberliğini garip karşılamak ancak bilgisizlik ve inat ile açıklanabilir. 2. Yüce Allah önceki peygamberlere vahyettiği din esasları ile hepsinin ittifakla dile getirdikleri adaleti ona da vahyetmiştir. Ayrıca peygamberler birbirlerini tasdik ederler ve birinin tebliği diğerininkine uygundur. 3. Son peygamber de bu sözü edilen peygamberler gibidir. O bakımdan ibret alan kimse, onu diğer peygamber kardeşleri ile kıyaslayarak değerlendirmelidir. Zira onun daveti onların da davetiyle, ahlakı onların ahlâkı ile aynıdır. Hepsinin kaynağı birdir, amaçları birdir. Hiçbir peygamber gibi o da kim oldukları bilinmeyenlerle, yalancılarla, zalim yönetici ve hükümdarlarla birlikte olmamıştır. 4. Bu peygamberlerin söz konusu edilip onların sayılmaları, onlar için bir yüceltme ve haklı bir övgü olmasının yanı sıra durumlarının açıklanması, mü’minin onlara olan imanını ve onlara duyduğu sevgiyi artırır, onların gösterdikleri hidayet yoluna daha bir gayretle uymasını, onların sünnetlerini izlemeyi ve onların haklarını bilmeyi daha da ileri derecelere götürmesini sağlar. Ayrıca bu, şanı Yüce Allah’ın şu buyruklarının da bir tasdikidir:“Alemlerde Nuh’a selam olsun; İbrahim’e selam olsun; Mûsâ ve Hârûn’a selam olsun; İlyas’a selam olsun. Biz iyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.”(es-Saffat, 37/79, 109, 120, 130, 131). İyilikte bulunan kimselerin hepsi, iyilikleri oranında insanlar arasında övgüye sahip olurlar. Peygamberler ise -özellikle bu adı anılanlar- iyiliğin en üstün mertebesindedirler. Yüce Allah onların vahiy alma şeklindeki ortak özelliklerini anınca aralarından bazılarının ayırıcı özelliğini de söz konusu etmiş ve Dâvûd’a Zebur’u verdiğini zikretmiştir. Zebur da bilinen kitaptır. O, Yüce Allah’ın fazilet ve şerefi dolayısıyla özel olarak Davud aleyhisselam’a verdiği bir kitaptır.
164. Ayrıca Yüce Allah, Mûsâ ile konuştuğunu da zikretmektedir. Yani onunla arada herhangi bir aracı olmaksızın konuşmuştur. Öyle ki Mûsâ, bu özelliği ile herkes nezdinde tanınmıştır. O bakımdan Mûsâ hakkında “kelîmurrahman” ve “kelîmullah” denilmektedir. Yine bu ayette yüce Allah, peygamberlerden kimisinin kıssasını Rasûlüne önceden anlattığını, kiminin kıssasını ise anlatmadığını söz konusu etmektedir ki bu da onların sayıca çok olduklarını ifade etmektedir.
165. Daha sonra Yüce Allah, bu peygamberleri Allah’a itaat edip kendilerine uyan kimselere dünyevi ve uhrevi mutluluğu müjdelemek, Allah’a isyan eden ve kendilerine muhalefet eden kimseleri de dünya ve âhirette bedbaht olmakla uyarmak üzere gönderdiğini bildirmektedir. Bu da insanların peygamberlerin gönderilmesinden sonra artık Allah’a karşı ileri sürebilecekleri bir delilleri ve bahaneleri kalmasın ve:“Bize ne bir müjdeleyici ne de bir korkutucu gelmedi” demesinler diyedir. Çünkü “İşte size gerçekten müjdeleyici ve korkutucu gelmiş bulunuyor.”(el-Maide, 5/19) O halde insanların Allah’a karşı ileri sürebilecekleri bir delilleri ve mazeretleri kalmamıştır. Çünkü O, peygamberleri ardı arkasına göndermiştir. Bu peygamberler insanlığa dinlerini, Rablerini nasıl razı edeceklerini ve nelerin Rablerini gazaplandırdığını, cennete ve cehenneme giden yolları açıklamışlardır. Artık bundan böyle kim kâfir olursa, kendisinden başkasını kınamasın. Bu, Yüce Allah’ın izzet ve hikmetinin kemalindendir:“Allah Azîzdir, Hakîmdir.” O, bütün insanlara peygamberler göndermiş, peygamberlere de kitaplar indirmiştir. Bu da O’nun lütuf ve ihsanının bir tecellisidir. Çünkü insanların peygamberlere zorunlu ihtiyaçları olabilecek en ileri derecededir. İşte Allah onların bu zorunlu ihtiyaçlarını gidermiş bulunmaktadır. O bakımdan O’na hamd ve şükürler olsun. Peygamberleri bize göndermek sureti ile baştan beri bize nimetlerini lütfettiği gibi onların yollarını izleme tevfikini vermekle de bu nimetini tamamlamasını Yüce Allah'tan niyaz ederiz. Çünkü O gerçekten cömerttir, bağışı bol olandır.

163- Muhakkak biz, Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve evlatlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik. 164- Kıssalarını sana daha önce anlattığımız peygamberlere de kıssalarını sana anlatmadığımız peygamberlere de (vahyettik). Allah Mûsâ ile konuştu. 165- (Onları) müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler olarak (gönderdik) ki insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah Azîzdir, Hakîmdir.

163. Yüce Allah kulu ve Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e vahyettiği büyük şeriatın ve doğru haberlerin, diğer peygamberlere -hepsine salat ve selam olsun- vahyettiğinin aynısı olduğunu haber vermektedir. Bunun dile getirdiği birkaç gerçek vardır: 1. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem daha önce benzeri görülmedik yeni bir peygamber değildir. Aksine Allah ondan önce çok sayıda rasûller ve nebiler göndermiştir. O bakımdan onun peygamberliğini garip karşılamak ancak bilgisizlik ve inat ile açıklanabilir. 2. Yüce Allah önceki peygamberlere vahyettiği din esasları ile hepsinin ittifakla dile getirdikleri adaleti ona da vahyetmiştir. Ayrıca peygamberler birbirlerini tasdik ederler ve birinin tebliği diğerininkine uygundur. 3. Son peygamber de bu sözü edilen peygamberler gibidir. O bakımdan ibret alan kimse, onu diğer peygamber kardeşleri ile kıyaslayarak değerlendirmelidir. Zira onun daveti onların da davetiyle, ahlakı onların ahlâkı ile aynıdır. Hepsinin kaynağı birdir, amaçları birdir. Hiçbir peygamber gibi o da kim oldukları bilinmeyenlerle, yalancılarla, zalim yönetici ve hükümdarlarla birlikte olmamıştır. 4. Bu peygamberlerin söz konusu edilip onların sayılmaları, onlar için bir yüceltme ve haklı bir övgü olmasının yanı sıra durumlarının açıklanması, mü’minin onlara olan imanını ve onlara duyduğu sevgiyi artırır, onların gösterdikleri hidayet yoluna daha bir gayretle uymasını, onların sünnetlerini izlemeyi ve onların haklarını bilmeyi daha da ileri derecelere götürmesini sağlar. Ayrıca bu, şanı Yüce Allah’ın şu buyruklarının da bir tasdikidir:“Alemlerde Nuh’a selam olsun; İbrahim’e selam olsun; Mûsâ ve Hârûn’a selam olsun; İlyas’a selam olsun. Biz iyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.”(es-Saffat, 37/79, 109, 120, 130, 131). İyilikte bulunan kimselerin hepsi, iyilikleri oranında insanlar arasında övgüye sahip olurlar. Peygamberler ise -özellikle bu adı anılanlar- iyiliğin en üstün mertebesindedirler. Yüce Allah onların vahiy alma şeklindeki ortak özelliklerini anınca aralarından bazılarının ayırıcı özelliğini de söz konusu etmiş ve Dâvûd’a Zebur’u verdiğini zikretmiştir. Zebur da bilinen kitaptır. O, Yüce Allah’ın fazilet ve şerefi dolayısıyla özel olarak Davud aleyhisselam’a verdiği bir kitaptır.
164. Ayrıca Yüce Allah, Mûsâ ile konuştuğunu da zikretmektedir. Yani onunla arada herhangi bir aracı olmaksızın konuşmuştur. Öyle ki Mûsâ, bu özelliği ile herkes nezdinde tanınmıştır. O bakımdan Mûsâ hakkında “kelîmurrahman” ve “kelîmullah” denilmektedir. Yine bu ayette yüce Allah, peygamberlerden kimisinin kıssasını Rasûlüne önceden anlattığını, kiminin kıssasını ise anlatmadığını söz konusu etmektedir ki bu da onların sayıca çok olduklarını ifade etmektedir.
165. Daha sonra Yüce Allah, bu peygamberleri Allah’a itaat edip kendilerine uyan kimselere dünyevi ve uhrevi mutluluğu müjdelemek, Allah’a isyan eden ve kendilerine muhalefet eden kimseleri de dünya ve âhirette bedbaht olmakla uyarmak üzere gönderdiğini bildirmektedir. Bu da insanların peygamberlerin gönderilmesinden sonra artık Allah’a karşı ileri sürebilecekleri bir delilleri ve bahaneleri kalmasın ve:“Bize ne bir müjdeleyici ne de bir korkutucu gelmedi” demesinler diyedir. Çünkü “İşte size gerçekten müjdeleyici ve korkutucu gelmiş bulunuyor.”(el-Maide, 5/19) O halde insanların Allah’a karşı ileri sürebilecekleri bir delilleri ve mazeretleri kalmamıştır. Çünkü O, peygamberleri ardı arkasına göndermiştir. Bu peygamberler insanlığa dinlerini, Rablerini nasıl razı edeceklerini ve nelerin Rablerini gazaplandırdığını, cennete ve cehenneme giden yolları açıklamışlardır. Artık bundan böyle kim kâfir olursa, kendisinden başkasını kınamasın. Bu, Yüce Allah’ın izzet ve hikmetinin kemalindendir:“Allah Azîzdir, Hakîmdir.” O, bütün insanlara peygamberler göndermiş, peygamberlere de kitaplar indirmiştir. Bu da O’nun lütuf ve ihsanının bir tecellisidir. Çünkü insanların peygamberlere zorunlu ihtiyaçları olabilecek en ileri derecededir. İşte Allah onların bu zorunlu ihtiyaçlarını gidermiş bulunmaktadır. O bakımdan O’na hamd ve şükürler olsun. Peygamberleri bize göndermek sureti ile baştan beri bize nimetlerini lütfettiği gibi onların yollarını izleme tevfikini vermekle de bu nimetini tamamlamasını Yüce Allah'tan niyaz ederiz. Çünkü O gerçekten cömerttir, bağışı bol olandır.

163- Muhakkak biz, Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve evlatlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik. 164- Kıssalarını sana daha önce anlattığımız peygamberlere de kıssalarını sana anlatmadığımız peygamberlere de (vahyettik). Allah Mûsâ ile konuştu. 165- (Onları) müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler olarak (gönderdik) ki insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah Azîzdir, Hakîmdir.

163. Yüce Allah kulu ve Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e vahyettiği büyük şeriatın ve doğru haberlerin, diğer peygamberlere -hepsine salat ve selam olsun- vahyettiğinin aynısı olduğunu haber vermektedir. Bunun dile getirdiği birkaç gerçek vardır: 1. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem daha önce benzeri görülmedik yeni bir peygamber değildir. Aksine Allah ondan önce çok sayıda rasûller ve nebiler göndermiştir. O bakımdan onun peygamberliğini garip karşılamak ancak bilgisizlik ve inat ile açıklanabilir. 2. Yüce Allah önceki peygamberlere vahyettiği din esasları ile hepsinin ittifakla dile getirdikleri adaleti ona da vahyetmiştir. Ayrıca peygamberler birbirlerini tasdik ederler ve birinin tebliği diğerininkine uygundur. 3. Son peygamber de bu sözü edilen peygamberler gibidir. O bakımdan ibret alan kimse, onu diğer peygamber kardeşleri ile kıyaslayarak değerlendirmelidir. Zira onun daveti onların da davetiyle, ahlakı onların ahlâkı ile aynıdır. Hepsinin kaynağı birdir, amaçları birdir. Hiçbir peygamber gibi o da kim oldukları bilinmeyenlerle, yalancılarla, zalim yönetici ve hükümdarlarla birlikte olmamıştır. 4. Bu peygamberlerin söz konusu edilip onların sayılmaları, onlar için bir yüceltme ve haklı bir övgü olmasının yanı sıra durumlarının açıklanması, mü’minin onlara olan imanını ve onlara duyduğu sevgiyi artırır, onların gösterdikleri hidayet yoluna daha bir gayretle uymasını, onların sünnetlerini izlemeyi ve onların haklarını bilmeyi daha da ileri derecelere götürmesini sağlar. Ayrıca bu, şanı Yüce Allah’ın şu buyruklarının da bir tasdikidir:“Alemlerde Nuh’a selam olsun; İbrahim’e selam olsun; Mûsâ ve Hârûn’a selam olsun; İlyas’a selam olsun. Biz iyilik edenleri işte böyle mükâfatlandırırız.”(es-Saffat, 37/79, 109, 120, 130, 131). İyilikte bulunan kimselerin hepsi, iyilikleri oranında insanlar arasında övgüye sahip olurlar. Peygamberler ise -özellikle bu adı anılanlar- iyiliğin en üstün mertebesindedirler. Yüce Allah onların vahiy alma şeklindeki ortak özelliklerini anınca aralarından bazılarının ayırıcı özelliğini de söz konusu etmiş ve Dâvûd’a Zebur’u verdiğini zikretmiştir. Zebur da bilinen kitaptır. O, Yüce Allah’ın fazilet ve şerefi dolayısıyla özel olarak Davud aleyhisselam’a verdiği bir kitaptır.
164. Ayrıca Yüce Allah, Mûsâ ile konuştuğunu da zikretmektedir. Yani onunla arada herhangi bir aracı olmaksızın konuşmuştur. Öyle ki Mûsâ, bu özelliği ile herkes nezdinde tanınmıştır. O bakımdan Mûsâ hakkında “kelîmurrahman” ve “kelîmullah” denilmektedir. Yine bu ayette yüce Allah, peygamberlerden kimisinin kıssasını Rasûlüne önceden anlattığını, kiminin kıssasını ise anlatmadığını söz konusu etmektedir ki bu da onların sayıca çok olduklarını ifade etmektedir.
165. Daha sonra Yüce Allah, bu peygamberleri Allah’a itaat edip kendilerine uyan kimselere dünyevi ve uhrevi mutluluğu müjdelemek, Allah’a isyan eden ve kendilerine muhalefet eden kimseleri de dünya ve âhirette bedbaht olmakla uyarmak üzere gönderdiğini bildirmektedir. Bu da insanların peygamberlerin gönderilmesinden sonra artık Allah’a karşı ileri sürebilecekleri bir delilleri ve bahaneleri kalmasın ve:“Bize ne bir müjdeleyici ne de bir korkutucu gelmedi” demesinler diyedir. Çünkü “İşte size gerçekten müjdeleyici ve korkutucu gelmiş bulunuyor.”(el-Maide, 5/19) O halde insanların Allah’a karşı ileri sürebilecekleri bir delilleri ve mazeretleri kalmamıştır. Çünkü O, peygamberleri ardı arkasına göndermiştir. Bu peygamberler insanlığa dinlerini, Rablerini nasıl razı edeceklerini ve nelerin Rablerini gazaplandırdığını, cennete ve cehenneme giden yolları açıklamışlardır. Artık bundan böyle kim kâfir olursa, kendisinden başkasını kınamasın. Bu, Yüce Allah’ın izzet ve hikmetinin kemalindendir:“Allah Azîzdir, Hakîmdir.” O, bütün insanlara peygamberler göndermiş, peygamberlere de kitaplar indirmiştir. Bu da O’nun lütuf ve ihsanının bir tecellisidir. Çünkü insanların peygamberlere zorunlu ihtiyaçları olabilecek en ileri derecededir. İşte Allah onların bu zorunlu ihtiyaçlarını gidermiş bulunmaktadır. O bakımdan O’na hamd ve şükürler olsun. Peygamberleri bize göndermek sureti ile baştan beri bize nimetlerini lütfettiği gibi onların yollarını izleme tevfikini vermekle de bu nimetini tamamlamasını Yüce Allah'tan niyaz ederiz. Çünkü O gerçekten cömerttir, bağışı bol olandır.

166- Fakat Allah sana indirdiği ile şahitlik eder ki O, bunu kendi ilmi ile indirmiştir. Melekler de (buna) şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter.

166. Daha sonra Yüce Allah, Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e diğer peygamber kardeşlerine vahiyde bulunduğu gibi vahyettiğini söz konusu ettikten sonra “fakat Allah sana indirdiği ile şahitlik eder ki...” buyruğu ile onun risaletine ve getirdiklerinin doğruluğuna şahitlik ettiğini haber vermektedir. “O bunu kendi ilmi ile indirmiştir.” Bu buyruğun, “Kitabı O’nun ilmini ihtiva edecek şekilde indirmiştir” anlamına gelmesi muhtemeldir. Yani o kitapta Allah’ın kullarına öğretmiş olduğu ve Allah’ın ilminden gelmiş ilâhi bilgiler, şer’i hükümler ve gaybî haberler vardır. Bir diğer ihtimal de bu buyruğun “Allah, bu kitabı ilminden sadır olarak indirmiştir” anlamına gelmesidir. Bu da Yüce Allah’ın bu husustaki şahitliğinin ne şekilde olduğuna dair bir işaret ve bir dikkat çekmedir. Buna göre ayet-i kerimenin anlamı şöyle olur: Yüce Allah emir ve yasakları ihtiva eden bu Kur’ân-ı Kerîm’i bilgisi dahilinde indirmiş, onu indirdiği şahsın durumunu ve onun insanları bu Kitaba inanmaya davet ettiğini de bilmektedir. Bu durumda o peygamberin davetini kabul edip tasdik eden, Allah’ın velisi olur. Onu yalanlayıp ona düşmanlık eden kimse de Allah’ın düşmanıdır, bundan dolayı da onun malı ve kanı mubah olur. Onu tasdik edip ona iman edenlere Allah güç ve imkân verir, onlara yardımcı olur, dualarını kabul eder, düşmanlarını yardımsız bırakır ve Allah kendi dostlarının yardımcısı olur. İşte bundan daha muazzam, bundan daha büyük bir şahitlik bulunabilir mi? Böyle bir şahitliği reddetmeye kalkışmak ancak Allah’ın ilmini, kudretini ve hikmetini kabul etmemek ile mümkün olabilir. Allah, meleklerin de Allah’ın Rasûlü üzerine indirdikleri lehine şahitlik ettiklerini haber vermiştir. Çünkü melekler kâmil bir imana sahiptirler ve hakkında şahitlikte bulunulan şeyin kadri de çok yüksektir. Esasen büyük meselelerde ancak çok özel kimselerin şahitlik etmesi istenir. Nitekim Yüce Allah tevhide dair şahitlik hususunda şöyle buyurmaktadır:“Allah kendisinden başka hiçbir ilâh olmadığını, adaleti ayakta tutarak açıkladı. Melekler de, ilim sahibleri de (buna şahitlik ettiler). Ondan başka (hak) ilâh yoktur. O, Azîzdir, Hakîmdir.”(Al-i İmran, 3/18) Bununla birlikte “Şahit olarak Allah yeter.”

167- Kafir olup Allah yolundan alıkoyanlar şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapmışlardır. 168- Kâfir olup zulmedenleri Allah ne mağfiret edecektir ne de onlara doğru bir yol gösterecektir. 169- Ancak cehennemin yolunu (gösterecektir) ki onlar orada ebediyyen kalacaklardır. Bu, Allah’a pek kolaydır.

167. Yüce Allah hem peygamberlerin -Allah’ın salat ve selamı üzerlerine olsun- risaletlerini hem de onların sonuncusu olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in risaletini haber verdikten ve bu hususa hem kendisinin hem de meleklerinin şahitlik ettiğini bildirdikten sonra artık haber verilen ve hakkında şahitlik edilen bu hususun sabit olduğu ortaya çıkmış oldu. O nedenle de peygamberlerin hepsinin tasdik edilmesi, onlara iman edilip tabi olunması da kaçınılmaz olmuştur. İşte bundan sonra Yüce Allah, onları inkar edenleri tehdit ederek şöyle buyurmaktadır:“Kafir olup Allah yolundan alıkoyanlar” yani hem bizzat kâfir olanlar hem de başka insanları da Allah’ın yolundan alıkoyanlar… İşte böyleleri, küfrün önderleri ve sapıklığın davetçileridir. O bakımdan bunlar “şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapmışlardır.” Hem bizzat saparak hem de başkasını saptırarak iki türlü günahı kazanan, her iki zarara muhatap olan ve böylelikle hem kendisini hem de başkalarını hidâyete ulaştırma imkânını kaybeden kimsenin sapıklığından daha büyük bir sapıklık olabilir mi?
168-169. Bundan dolayı Yüce Allah:“Kâfir olup zulmedenleri...” buyurmaktadır. Bu zulüm ise onların küfürlerinden başka ve ona ilave bir şeydir. Aksi takdirde küfür zaten -mutlak olarak zulmün söz konusu edilmesi halinde- zulmün kapsamına girer. Burada zulümden kasıt, küfür amelleri ve onun içerisine alabildiğine dalmaktır. Bu gibi kimseler ilâhi mağfiretten de dosdoğru yola iletilmekten de uzaktırlar. Bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“…Allah ne mağfiret edecektir ne de onlara doğru bir yol gösterecektir. Ancak cehennemin yolunu (gösterecektir) Böylelerinin mağfirete nail olup hidâyete ermelerinin mümkün olmayışı, azgınlıklarını sürdürmeleri, küfürlerini artırmaları bundan dolayı da kalplerinin mühürlenmesi, işledikleri günahlar sebebiyle de önlerinde hidâyet yollarının kapanmasıdır. Yoksa “Rabbin kullara asla zulmedici değildir.”(Fussilet, 41/46)“Bu, Allah’a pek kolaydır.” Yani Allah onlara aldırış etmez, onları önemsemez. Çünkü onlar hayra elverişli kimseler değildir. Onlara ancak kendileri için seçtikleri hal yakışır.