Vegere rûpela Tefsîr-i Sa'dî

Tefsîra Sûreya Şûarâ — Ebdurehman b. Nasir es-Se’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

227 ayetRûpel 24 / 27

141- Semûd da peygamberleri yalanladılar. 142- Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız? 143- “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.” 144- “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 145- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 146- “Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz)?” 147- “Bahçelerde ve pınar başlarında.” 148- “Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında.” 149- “Dağlardan da ustaca/azgınca evler yontuyorsunuz.” 150- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 151, 152- “Haddi aşanların, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayanların emrine itaat etmeyin.” 153- Dediler ki:“Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmiş birisin.” 154- “Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” 155- Dedi ki:“İşte bu, (mucize) bir dişi devedir. Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır. 156- “Ona kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” 157- Derken onu kestiler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. 158- Zira azap onları (ansızın) yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 159- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

141. “Semûd” diye Hicr’de yaşamış meşhur kabile de “peygamberleri” Salih aleyhisselam’ı ve diğerlerini “yalanladılar.” O, onlara bütün peygamberlerin davet ettiği tevhidi getirmişti. O bakımdan Salih’i yalanlamaları bütün peygamberleri yalanlamak demekti. 142. “Hani” neseben “kardeşleri” olan “Salih onlara” yumuşaklık ve şefkat ile “şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “kokmaz mısınız?” böylece şirk ve masiyetleri terk etmez misiniz? 143-144. “Ben sizin için” Rabbiniz Allah’tan gönderilmiş “güvenilir bir elçiyim.” O, beni sizlere bir lütuf ve rahmet olmak üzere göndermiştir. Siz de onun rahmetini kabul ile karşılayın ve itaat ile ona karşılık verin. Siz benim güvenilir bir kişi olduğumu da bilmektesiniz. Bunlar ise sizin bana ve getirdiklerime iman etmenizi gerektirmektedir.
145. “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Bu yüzden: Bizim sana uymamızı engelleyen, senin mallarımızı almak isteyişindir, de diyemezsiniz. “Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” Ben mükâfatımı O’ndan başkasından istemiyorum. 146-148. Yani siz, bu pek büyük nimetler içinde başıboş bırakılacağınızı, davarların faydalandığı gibi o nimetlerden yararlanmak üzere kendi halinize terk edileceğinizi, bu başı boş halinizle sizlere hiçbir emir verilmeyip hiç bir şeyin de yasak kılınmayacağını, bunca nimeti de Allah’a isyan yolunda kullanmaya devam edip gideceğinizi mi zannediyorsunuz? 149. Sizin becerikliliğiniz, ustalığınız (ve azgınlığınız) o sert ve sağlam dağlardan evler yontacak hale gelmiş bulunuyor. 150-151. Yani nitelikleri ve adetleri günah işlemek ve onları yapmaya davet etmek sûretiyle yeryüzünde bozgunculuk yapmak olan, en ufak bir ıslâh söz konusu olmaksızın kötülük yapan kimselerin arkasından gitmeyin. Bu, katıksız bir kötülük olduğundan dolayı olabilecek en zararlı haldir. Sanki aralarında peygamberlerine karşı çıkmaya hazır, azgınlık yoluna davet etmek üzere ortada olan birtakım insanlar varmış da o nedenle Salih de onlara bu kimselere kanmayı yasaklamış gibi bir husus anlaşılmaktadır. Belki de Yüce Allah’ın, haklarında:“Şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan fakat ıslaha çalışmayan dokuz kişi vardı.”(Neml, 27/48) buyurduğu kimseler bunlar olabilir.
153. İşte böylelerine sakındırma ve öğütlerin hiçbir faydası olmamıştı. O nedenle Salih’e şöyle dediler: Sen iyice büyülenmiş bir kimsesin. O bakımdan anlamsız birtakım hezeyanlarda bulunuyorsun. 154. Bize üstün olmanı gerektiren faziletin ne ki bizi kendine uymaya davet ediyorsun? “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” Salih’in durumu üzerinde düşünmek, onun neye çağırdığını dikkatle tetkik etmek, onun getirdiklerinin de sözlerinin de doğruluğuna apaçık delillerden olmasına rağmen onlar, ondan bir mucize istediler. Kalplerinin aşırı katılığından dolayı gösterilmesini istedikleri ve çoğunlukla böyle bir talepte bulunanların iflah olmadığı bir mucize talebinde bulundular. Çünkü bu gibi taleplerde bulunanlar, genelde doğru yolu bulmak maksadıyla değil işi yokuşa sürmek maksadıyla bu taleplerde bulunmuşlardır.
155. Salih şöyle dedi:“İşte bu” dümdüz ve sert bir kayadan çıkan “bir dişi devedir.” -Onun kayadan çıktığı hususunda biz, çoğu müfessire tâbi olduk; çünkü buna bir mani yoktur.- Hepiniz onun çıkışını gördünüz ve buna tanık oldunuz. “Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır.” Bu dişi deve bir gün kuyu suyunu içecek, sizler de onun sütünü içeceksiniz. Ertesi gün de bu kuyu suyunu size bırakacak o gün de siz kuyu suyunu içeceksiniz. 156. “Ona” kesmek veya başka bir yolla “kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” Dişi deve kayadan çıktıktan sonra bu şekilde aralarında durdu. Fakat onlar, yine de iman etmediler. Azgınlıklarını sürdürüp gittiler.
157-159. “Derken onu kesip öldürdüler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. Zira azap onları (ansızın) yakaladı.” Bu ise onların üzerlerine gelen şiddetli bir çığlıktı. Onların hepsini perişan etti. “Şüphesiz bunda bir ibret” peygamberlerimizin getirdiklerinin doğruluğuna, onlara karşı çıkanların sözlerinin de batıl olduğuna bir âlâmet “vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

141- Semûd da peygamberleri yalanladılar. 142- Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız? 143- “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.” 144- “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 145- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 146- “Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz)?” 147- “Bahçelerde ve pınar başlarında.” 148- “Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında.” 149- “Dağlardan da ustaca/azgınca evler yontuyorsunuz.” 150- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 151, 152- “Haddi aşanların, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayanların emrine itaat etmeyin.” 153- Dediler ki:“Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmiş birisin.” 154- “Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” 155- Dedi ki:“İşte bu, (mucize) bir dişi devedir. Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır. 156- “Ona kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” 157- Derken onu kestiler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. 158- Zira azap onları (ansızın) yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 159- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

141. “Semûd” diye Hicr’de yaşamış meşhur kabile de “peygamberleri” Salih aleyhisselam’ı ve diğerlerini “yalanladılar.” O, onlara bütün peygamberlerin davet ettiği tevhidi getirmişti. O bakımdan Salih’i yalanlamaları bütün peygamberleri yalanlamak demekti. 142. “Hani” neseben “kardeşleri” olan “Salih onlara” yumuşaklık ve şefkat ile “şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “kokmaz mısınız?” böylece şirk ve masiyetleri terk etmez misiniz? 143-144. “Ben sizin için” Rabbiniz Allah’tan gönderilmiş “güvenilir bir elçiyim.” O, beni sizlere bir lütuf ve rahmet olmak üzere göndermiştir. Siz de onun rahmetini kabul ile karşılayın ve itaat ile ona karşılık verin. Siz benim güvenilir bir kişi olduğumu da bilmektesiniz. Bunlar ise sizin bana ve getirdiklerime iman etmenizi gerektirmektedir.
145. “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Bu yüzden: Bizim sana uymamızı engelleyen, senin mallarımızı almak isteyişindir, de diyemezsiniz. “Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” Ben mükâfatımı O’ndan başkasından istemiyorum. 146-148. Yani siz, bu pek büyük nimetler içinde başıboş bırakılacağınızı, davarların faydalandığı gibi o nimetlerden yararlanmak üzere kendi halinize terk edileceğinizi, bu başı boş halinizle sizlere hiçbir emir verilmeyip hiç bir şeyin de yasak kılınmayacağını, bunca nimeti de Allah’a isyan yolunda kullanmaya devam edip gideceğinizi mi zannediyorsunuz? 149. Sizin becerikliliğiniz, ustalığınız (ve azgınlığınız) o sert ve sağlam dağlardan evler yontacak hale gelmiş bulunuyor. 150-151. Yani nitelikleri ve adetleri günah işlemek ve onları yapmaya davet etmek sûretiyle yeryüzünde bozgunculuk yapmak olan, en ufak bir ıslâh söz konusu olmaksızın kötülük yapan kimselerin arkasından gitmeyin. Bu, katıksız bir kötülük olduğundan dolayı olabilecek en zararlı haldir. Sanki aralarında peygamberlerine karşı çıkmaya hazır, azgınlık yoluna davet etmek üzere ortada olan birtakım insanlar varmış da o nedenle Salih de onlara bu kimselere kanmayı yasaklamış gibi bir husus anlaşılmaktadır. Belki de Yüce Allah’ın, haklarında:“Şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan fakat ıslaha çalışmayan dokuz kişi vardı.”(Neml, 27/48) buyurduğu kimseler bunlar olabilir.
153. İşte böylelerine sakındırma ve öğütlerin hiçbir faydası olmamıştı. O nedenle Salih’e şöyle dediler: Sen iyice büyülenmiş bir kimsesin. O bakımdan anlamsız birtakım hezeyanlarda bulunuyorsun. 154. Bize üstün olmanı gerektiren faziletin ne ki bizi kendine uymaya davet ediyorsun? “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” Salih’in durumu üzerinde düşünmek, onun neye çağırdığını dikkatle tetkik etmek, onun getirdiklerinin de sözlerinin de doğruluğuna apaçık delillerden olmasına rağmen onlar, ondan bir mucize istediler. Kalplerinin aşırı katılığından dolayı gösterilmesini istedikleri ve çoğunlukla böyle bir talepte bulunanların iflah olmadığı bir mucize talebinde bulundular. Çünkü bu gibi taleplerde bulunanlar, genelde doğru yolu bulmak maksadıyla değil işi yokuşa sürmek maksadıyla bu taleplerde bulunmuşlardır.
155. Salih şöyle dedi:“İşte bu” dümdüz ve sert bir kayadan çıkan “bir dişi devedir.” -Onun kayadan çıktığı hususunda biz, çoğu müfessire tâbi olduk; çünkü buna bir mani yoktur.- Hepiniz onun çıkışını gördünüz ve buna tanık oldunuz. “Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır.” Bu dişi deve bir gün kuyu suyunu içecek, sizler de onun sütünü içeceksiniz. Ertesi gün de bu kuyu suyunu size bırakacak o gün de siz kuyu suyunu içeceksiniz. 156. “Ona” kesmek veya başka bir yolla “kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” Dişi deve kayadan çıktıktan sonra bu şekilde aralarında durdu. Fakat onlar, yine de iman etmediler. Azgınlıklarını sürdürüp gittiler.
157-159. “Derken onu kesip öldürdüler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. Zira azap onları (ansızın) yakaladı.” Bu ise onların üzerlerine gelen şiddetli bir çığlıktı. Onların hepsini perişan etti. “Şüphesiz bunda bir ibret” peygamberlerimizin getirdiklerinin doğruluğuna, onlara karşı çıkanların sözlerinin de batıl olduğuna bir âlâmet “vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

141- Semûd da peygamberleri yalanladılar. 142- Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız? 143- “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.” 144- “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 145- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 146- “Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz)?” 147- “Bahçelerde ve pınar başlarında.” 148- “Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında.” 149- “Dağlardan da ustaca/azgınca evler yontuyorsunuz.” 150- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 151, 152- “Haddi aşanların, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayanların emrine itaat etmeyin.” 153- Dediler ki:“Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmiş birisin.” 154- “Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” 155- Dedi ki:“İşte bu, (mucize) bir dişi devedir. Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır. 156- “Ona kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” 157- Derken onu kestiler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. 158- Zira azap onları (ansızın) yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 159- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

141. “Semûd” diye Hicr’de yaşamış meşhur kabile de “peygamberleri” Salih aleyhisselam’ı ve diğerlerini “yalanladılar.” O, onlara bütün peygamberlerin davet ettiği tevhidi getirmişti. O bakımdan Salih’i yalanlamaları bütün peygamberleri yalanlamak demekti. 142. “Hani” neseben “kardeşleri” olan “Salih onlara” yumuşaklık ve şefkat ile “şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “kokmaz mısınız?” böylece şirk ve masiyetleri terk etmez misiniz? 143-144. “Ben sizin için” Rabbiniz Allah’tan gönderilmiş “güvenilir bir elçiyim.” O, beni sizlere bir lütuf ve rahmet olmak üzere göndermiştir. Siz de onun rahmetini kabul ile karşılayın ve itaat ile ona karşılık verin. Siz benim güvenilir bir kişi olduğumu da bilmektesiniz. Bunlar ise sizin bana ve getirdiklerime iman etmenizi gerektirmektedir.
145. “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Bu yüzden: Bizim sana uymamızı engelleyen, senin mallarımızı almak isteyişindir, de diyemezsiniz. “Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” Ben mükâfatımı O’ndan başkasından istemiyorum. 146-148. Yani siz, bu pek büyük nimetler içinde başıboş bırakılacağınızı, davarların faydalandığı gibi o nimetlerden yararlanmak üzere kendi halinize terk edileceğinizi, bu başı boş halinizle sizlere hiçbir emir verilmeyip hiç bir şeyin de yasak kılınmayacağını, bunca nimeti de Allah’a isyan yolunda kullanmaya devam edip gideceğinizi mi zannediyorsunuz? 149. Sizin becerikliliğiniz, ustalığınız (ve azgınlığınız) o sert ve sağlam dağlardan evler yontacak hale gelmiş bulunuyor. 150-151. Yani nitelikleri ve adetleri günah işlemek ve onları yapmaya davet etmek sûretiyle yeryüzünde bozgunculuk yapmak olan, en ufak bir ıslâh söz konusu olmaksızın kötülük yapan kimselerin arkasından gitmeyin. Bu, katıksız bir kötülük olduğundan dolayı olabilecek en zararlı haldir. Sanki aralarında peygamberlerine karşı çıkmaya hazır, azgınlık yoluna davet etmek üzere ortada olan birtakım insanlar varmış da o nedenle Salih de onlara bu kimselere kanmayı yasaklamış gibi bir husus anlaşılmaktadır. Belki de Yüce Allah’ın, haklarında:“Şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan fakat ıslaha çalışmayan dokuz kişi vardı.”(Neml, 27/48) buyurduğu kimseler bunlar olabilir.
153. İşte böylelerine sakındırma ve öğütlerin hiçbir faydası olmamıştı. O nedenle Salih’e şöyle dediler: Sen iyice büyülenmiş bir kimsesin. O bakımdan anlamsız birtakım hezeyanlarda bulunuyorsun. 154. Bize üstün olmanı gerektiren faziletin ne ki bizi kendine uymaya davet ediyorsun? “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” Salih’in durumu üzerinde düşünmek, onun neye çağırdığını dikkatle tetkik etmek, onun getirdiklerinin de sözlerinin de doğruluğuna apaçık delillerden olmasına rağmen onlar, ondan bir mucize istediler. Kalplerinin aşırı katılığından dolayı gösterilmesini istedikleri ve çoğunlukla böyle bir talepte bulunanların iflah olmadığı bir mucize talebinde bulundular. Çünkü bu gibi taleplerde bulunanlar, genelde doğru yolu bulmak maksadıyla değil işi yokuşa sürmek maksadıyla bu taleplerde bulunmuşlardır.
155. Salih şöyle dedi:“İşte bu” dümdüz ve sert bir kayadan çıkan “bir dişi devedir.” -Onun kayadan çıktığı hususunda biz, çoğu müfessire tâbi olduk; çünkü buna bir mani yoktur.- Hepiniz onun çıkışını gördünüz ve buna tanık oldunuz. “Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır.” Bu dişi deve bir gün kuyu suyunu içecek, sizler de onun sütünü içeceksiniz. Ertesi gün de bu kuyu suyunu size bırakacak o gün de siz kuyu suyunu içeceksiniz. 156. “Ona” kesmek veya başka bir yolla “kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” Dişi deve kayadan çıktıktan sonra bu şekilde aralarında durdu. Fakat onlar, yine de iman etmediler. Azgınlıklarını sürdürüp gittiler.
157-159. “Derken onu kesip öldürdüler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. Zira azap onları (ansızın) yakaladı.” Bu ise onların üzerlerine gelen şiddetli bir çığlıktı. Onların hepsini perişan etti. “Şüphesiz bunda bir ibret” peygamberlerimizin getirdiklerinin doğruluğuna, onlara karşı çıkanların sözlerinin de batıl olduğuna bir âlâmet “vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

141- Semûd da peygamberleri yalanladılar. 142- Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız? 143- “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.” 144- “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 145- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 146- “Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz)?” 147- “Bahçelerde ve pınar başlarında.” 148- “Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında.” 149- “Dağlardan da ustaca/azgınca evler yontuyorsunuz.” 150- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 151, 152- “Haddi aşanların, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayanların emrine itaat etmeyin.” 153- Dediler ki:“Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmiş birisin.” 154- “Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” 155- Dedi ki:“İşte bu, (mucize) bir dişi devedir. Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır. 156- “Ona kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” 157- Derken onu kestiler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. 158- Zira azap onları (ansızın) yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 159- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

141. “Semûd” diye Hicr’de yaşamış meşhur kabile de “peygamberleri” Salih aleyhisselam’ı ve diğerlerini “yalanladılar.” O, onlara bütün peygamberlerin davet ettiği tevhidi getirmişti. O bakımdan Salih’i yalanlamaları bütün peygamberleri yalanlamak demekti. 142. “Hani” neseben “kardeşleri” olan “Salih onlara” yumuşaklık ve şefkat ile “şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “kokmaz mısınız?” böylece şirk ve masiyetleri terk etmez misiniz? 143-144. “Ben sizin için” Rabbiniz Allah’tan gönderilmiş “güvenilir bir elçiyim.” O, beni sizlere bir lütuf ve rahmet olmak üzere göndermiştir. Siz de onun rahmetini kabul ile karşılayın ve itaat ile ona karşılık verin. Siz benim güvenilir bir kişi olduğumu da bilmektesiniz. Bunlar ise sizin bana ve getirdiklerime iman etmenizi gerektirmektedir.
145. “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Bu yüzden: Bizim sana uymamızı engelleyen, senin mallarımızı almak isteyişindir, de diyemezsiniz. “Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” Ben mükâfatımı O’ndan başkasından istemiyorum. 146-148. Yani siz, bu pek büyük nimetler içinde başıboş bırakılacağınızı, davarların faydalandığı gibi o nimetlerden yararlanmak üzere kendi halinize terk edileceğinizi, bu başı boş halinizle sizlere hiçbir emir verilmeyip hiç bir şeyin de yasak kılınmayacağını, bunca nimeti de Allah’a isyan yolunda kullanmaya devam edip gideceğinizi mi zannediyorsunuz? 149. Sizin becerikliliğiniz, ustalığınız (ve azgınlığınız) o sert ve sağlam dağlardan evler yontacak hale gelmiş bulunuyor. 150-151. Yani nitelikleri ve adetleri günah işlemek ve onları yapmaya davet etmek sûretiyle yeryüzünde bozgunculuk yapmak olan, en ufak bir ıslâh söz konusu olmaksızın kötülük yapan kimselerin arkasından gitmeyin. Bu, katıksız bir kötülük olduğundan dolayı olabilecek en zararlı haldir. Sanki aralarında peygamberlerine karşı çıkmaya hazır, azgınlık yoluna davet etmek üzere ortada olan birtakım insanlar varmış da o nedenle Salih de onlara bu kimselere kanmayı yasaklamış gibi bir husus anlaşılmaktadır. Belki de Yüce Allah’ın, haklarında:“Şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan fakat ıslaha çalışmayan dokuz kişi vardı.”(Neml, 27/48) buyurduğu kimseler bunlar olabilir.
153. İşte böylelerine sakındırma ve öğütlerin hiçbir faydası olmamıştı. O nedenle Salih’e şöyle dediler: Sen iyice büyülenmiş bir kimsesin. O bakımdan anlamsız birtakım hezeyanlarda bulunuyorsun. 154. Bize üstün olmanı gerektiren faziletin ne ki bizi kendine uymaya davet ediyorsun? “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” Salih’in durumu üzerinde düşünmek, onun neye çağırdığını dikkatle tetkik etmek, onun getirdiklerinin de sözlerinin de doğruluğuna apaçık delillerden olmasına rağmen onlar, ondan bir mucize istediler. Kalplerinin aşırı katılığından dolayı gösterilmesini istedikleri ve çoğunlukla böyle bir talepte bulunanların iflah olmadığı bir mucize talebinde bulundular. Çünkü bu gibi taleplerde bulunanlar, genelde doğru yolu bulmak maksadıyla değil işi yokuşa sürmek maksadıyla bu taleplerde bulunmuşlardır.
155. Salih şöyle dedi:“İşte bu” dümdüz ve sert bir kayadan çıkan “bir dişi devedir.” -Onun kayadan çıktığı hususunda biz, çoğu müfessire tâbi olduk; çünkü buna bir mani yoktur.- Hepiniz onun çıkışını gördünüz ve buna tanık oldunuz. “Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır.” Bu dişi deve bir gün kuyu suyunu içecek, sizler de onun sütünü içeceksiniz. Ertesi gün de bu kuyu suyunu size bırakacak o gün de siz kuyu suyunu içeceksiniz. 156. “Ona” kesmek veya başka bir yolla “kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” Dişi deve kayadan çıktıktan sonra bu şekilde aralarında durdu. Fakat onlar, yine de iman etmediler. Azgınlıklarını sürdürüp gittiler.
157-159. “Derken onu kesip öldürdüler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. Zira azap onları (ansızın) yakaladı.” Bu ise onların üzerlerine gelen şiddetli bir çığlıktı. Onların hepsini perişan etti. “Şüphesiz bunda bir ibret” peygamberlerimizin getirdiklerinin doğruluğuna, onlara karşı çıkanların sözlerinin de batıl olduğuna bir âlâmet “vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

141- Semûd da peygamberleri yalanladılar. 142- Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız? 143- “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.” 144- “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 145- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 146- “Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz)?” 147- “Bahçelerde ve pınar başlarında.” 148- “Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında.” 149- “Dağlardan da ustaca/azgınca evler yontuyorsunuz.” 150- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 151, 152- “Haddi aşanların, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayanların emrine itaat etmeyin.” 153- Dediler ki:“Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmiş birisin.” 154- “Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” 155- Dedi ki:“İşte bu, (mucize) bir dişi devedir. Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır. 156- “Ona kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” 157- Derken onu kestiler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. 158- Zira azap onları (ansızın) yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 159- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

141. “Semûd” diye Hicr’de yaşamış meşhur kabile de “peygamberleri” Salih aleyhisselam’ı ve diğerlerini “yalanladılar.” O, onlara bütün peygamberlerin davet ettiği tevhidi getirmişti. O bakımdan Salih’i yalanlamaları bütün peygamberleri yalanlamak demekti. 142. “Hani” neseben “kardeşleri” olan “Salih onlara” yumuşaklık ve şefkat ile “şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “kokmaz mısınız?” böylece şirk ve masiyetleri terk etmez misiniz? 143-144. “Ben sizin için” Rabbiniz Allah’tan gönderilmiş “güvenilir bir elçiyim.” O, beni sizlere bir lütuf ve rahmet olmak üzere göndermiştir. Siz de onun rahmetini kabul ile karşılayın ve itaat ile ona karşılık verin. Siz benim güvenilir bir kişi olduğumu da bilmektesiniz. Bunlar ise sizin bana ve getirdiklerime iman etmenizi gerektirmektedir.
145. “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Bu yüzden: Bizim sana uymamızı engelleyen, senin mallarımızı almak isteyişindir, de diyemezsiniz. “Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” Ben mükâfatımı O’ndan başkasından istemiyorum. 146-148. Yani siz, bu pek büyük nimetler içinde başıboş bırakılacağınızı, davarların faydalandığı gibi o nimetlerden yararlanmak üzere kendi halinize terk edileceğinizi, bu başı boş halinizle sizlere hiçbir emir verilmeyip hiç bir şeyin de yasak kılınmayacağını, bunca nimeti de Allah’a isyan yolunda kullanmaya devam edip gideceğinizi mi zannediyorsunuz? 149. Sizin becerikliliğiniz, ustalığınız (ve azgınlığınız) o sert ve sağlam dağlardan evler yontacak hale gelmiş bulunuyor. 150-151. Yani nitelikleri ve adetleri günah işlemek ve onları yapmaya davet etmek sûretiyle yeryüzünde bozgunculuk yapmak olan, en ufak bir ıslâh söz konusu olmaksızın kötülük yapan kimselerin arkasından gitmeyin. Bu, katıksız bir kötülük olduğundan dolayı olabilecek en zararlı haldir. Sanki aralarında peygamberlerine karşı çıkmaya hazır, azgınlık yoluna davet etmek üzere ortada olan birtakım insanlar varmış da o nedenle Salih de onlara bu kimselere kanmayı yasaklamış gibi bir husus anlaşılmaktadır. Belki de Yüce Allah’ın, haklarında:“Şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan fakat ıslaha çalışmayan dokuz kişi vardı.”(Neml, 27/48) buyurduğu kimseler bunlar olabilir.
153. İşte böylelerine sakındırma ve öğütlerin hiçbir faydası olmamıştı. O nedenle Salih’e şöyle dediler: Sen iyice büyülenmiş bir kimsesin. O bakımdan anlamsız birtakım hezeyanlarda bulunuyorsun. 154. Bize üstün olmanı gerektiren faziletin ne ki bizi kendine uymaya davet ediyorsun? “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” Salih’in durumu üzerinde düşünmek, onun neye çağırdığını dikkatle tetkik etmek, onun getirdiklerinin de sözlerinin de doğruluğuna apaçık delillerden olmasına rağmen onlar, ondan bir mucize istediler. Kalplerinin aşırı katılığından dolayı gösterilmesini istedikleri ve çoğunlukla böyle bir talepte bulunanların iflah olmadığı bir mucize talebinde bulundular. Çünkü bu gibi taleplerde bulunanlar, genelde doğru yolu bulmak maksadıyla değil işi yokuşa sürmek maksadıyla bu taleplerde bulunmuşlardır.
155. Salih şöyle dedi:“İşte bu” dümdüz ve sert bir kayadan çıkan “bir dişi devedir.” -Onun kayadan çıktığı hususunda biz, çoğu müfessire tâbi olduk; çünkü buna bir mani yoktur.- Hepiniz onun çıkışını gördünüz ve buna tanık oldunuz. “Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır.” Bu dişi deve bir gün kuyu suyunu içecek, sizler de onun sütünü içeceksiniz. Ertesi gün de bu kuyu suyunu size bırakacak o gün de siz kuyu suyunu içeceksiniz. 156. “Ona” kesmek veya başka bir yolla “kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” Dişi deve kayadan çıktıktan sonra bu şekilde aralarında durdu. Fakat onlar, yine de iman etmediler. Azgınlıklarını sürdürüp gittiler.
157-159. “Derken onu kesip öldürdüler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. Zira azap onları (ansızın) yakaladı.” Bu ise onların üzerlerine gelen şiddetli bir çığlıktı. Onların hepsini perişan etti. “Şüphesiz bunda bir ibret” peygamberlerimizin getirdiklerinin doğruluğuna, onlara karşı çıkanların sözlerinin de batıl olduğuna bir âlâmet “vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

141- Semûd da peygamberleri yalanladılar. 142- Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız? 143- “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.” 144- “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 145- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 146- “Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz)?” 147- “Bahçelerde ve pınar başlarında.” 148- “Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında.” 149- “Dağlardan da ustaca/azgınca evler yontuyorsunuz.” 150- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 151, 152- “Haddi aşanların, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayanların emrine itaat etmeyin.” 153- Dediler ki:“Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmiş birisin.” 154- “Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” 155- Dedi ki:“İşte bu, (mucize) bir dişi devedir. Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır. 156- “Ona kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” 157- Derken onu kestiler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. 158- Zira azap onları (ansızın) yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 159- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

141. “Semûd” diye Hicr’de yaşamış meşhur kabile de “peygamberleri” Salih aleyhisselam’ı ve diğerlerini “yalanladılar.” O, onlara bütün peygamberlerin davet ettiği tevhidi getirmişti. O bakımdan Salih’i yalanlamaları bütün peygamberleri yalanlamak demekti. 142. “Hani” neseben “kardeşleri” olan “Salih onlara” yumuşaklık ve şefkat ile “şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “kokmaz mısınız?” böylece şirk ve masiyetleri terk etmez misiniz? 143-144. “Ben sizin için” Rabbiniz Allah’tan gönderilmiş “güvenilir bir elçiyim.” O, beni sizlere bir lütuf ve rahmet olmak üzere göndermiştir. Siz de onun rahmetini kabul ile karşılayın ve itaat ile ona karşılık verin. Siz benim güvenilir bir kişi olduğumu da bilmektesiniz. Bunlar ise sizin bana ve getirdiklerime iman etmenizi gerektirmektedir.
145. “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Bu yüzden: Bizim sana uymamızı engelleyen, senin mallarımızı almak isteyişindir, de diyemezsiniz. “Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” Ben mükâfatımı O’ndan başkasından istemiyorum. 146-148. Yani siz, bu pek büyük nimetler içinde başıboş bırakılacağınızı, davarların faydalandığı gibi o nimetlerden yararlanmak üzere kendi halinize terk edileceğinizi, bu başı boş halinizle sizlere hiçbir emir verilmeyip hiç bir şeyin de yasak kılınmayacağını, bunca nimeti de Allah’a isyan yolunda kullanmaya devam edip gideceğinizi mi zannediyorsunuz? 149. Sizin becerikliliğiniz, ustalığınız (ve azgınlığınız) o sert ve sağlam dağlardan evler yontacak hale gelmiş bulunuyor. 150-151. Yani nitelikleri ve adetleri günah işlemek ve onları yapmaya davet etmek sûretiyle yeryüzünde bozgunculuk yapmak olan, en ufak bir ıslâh söz konusu olmaksızın kötülük yapan kimselerin arkasından gitmeyin. Bu, katıksız bir kötülük olduğundan dolayı olabilecek en zararlı haldir. Sanki aralarında peygamberlerine karşı çıkmaya hazır, azgınlık yoluna davet etmek üzere ortada olan birtakım insanlar varmış da o nedenle Salih de onlara bu kimselere kanmayı yasaklamış gibi bir husus anlaşılmaktadır. Belki de Yüce Allah’ın, haklarında:“Şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan fakat ıslaha çalışmayan dokuz kişi vardı.”(Neml, 27/48) buyurduğu kimseler bunlar olabilir.
153. İşte böylelerine sakındırma ve öğütlerin hiçbir faydası olmamıştı. O nedenle Salih’e şöyle dediler: Sen iyice büyülenmiş bir kimsesin. O bakımdan anlamsız birtakım hezeyanlarda bulunuyorsun. 154. Bize üstün olmanı gerektiren faziletin ne ki bizi kendine uymaya davet ediyorsun? “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” Salih’in durumu üzerinde düşünmek, onun neye çağırdığını dikkatle tetkik etmek, onun getirdiklerinin de sözlerinin de doğruluğuna apaçık delillerden olmasına rağmen onlar, ondan bir mucize istediler. Kalplerinin aşırı katılığından dolayı gösterilmesini istedikleri ve çoğunlukla böyle bir talepte bulunanların iflah olmadığı bir mucize talebinde bulundular. Çünkü bu gibi taleplerde bulunanlar, genelde doğru yolu bulmak maksadıyla değil işi yokuşa sürmek maksadıyla bu taleplerde bulunmuşlardır.
155. Salih şöyle dedi:“İşte bu” dümdüz ve sert bir kayadan çıkan “bir dişi devedir.” -Onun kayadan çıktığı hususunda biz, çoğu müfessire tâbi olduk; çünkü buna bir mani yoktur.- Hepiniz onun çıkışını gördünüz ve buna tanık oldunuz. “Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır.” Bu dişi deve bir gün kuyu suyunu içecek, sizler de onun sütünü içeceksiniz. Ertesi gün de bu kuyu suyunu size bırakacak o gün de siz kuyu suyunu içeceksiniz. 156. “Ona” kesmek veya başka bir yolla “kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” Dişi deve kayadan çıktıktan sonra bu şekilde aralarında durdu. Fakat onlar, yine de iman etmediler. Azgınlıklarını sürdürüp gittiler.
157-159. “Derken onu kesip öldürdüler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. Zira azap onları (ansızın) yakaladı.” Bu ise onların üzerlerine gelen şiddetli bir çığlıktı. Onların hepsini perişan etti. “Şüphesiz bunda bir ibret” peygamberlerimizin getirdiklerinin doğruluğuna, onlara karşı çıkanların sözlerinin de batıl olduğuna bir âlâmet “vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

141- Semûd da peygamberleri yalanladılar. 142- Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız? 143- “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.” 144- “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 145- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 146- “Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz)?” 147- “Bahçelerde ve pınar başlarında.” 148- “Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında.” 149- “Dağlardan da ustaca/azgınca evler yontuyorsunuz.” 150- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 151, 152- “Haddi aşanların, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayanların emrine itaat etmeyin.” 153- Dediler ki:“Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmiş birisin.” 154- “Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” 155- Dedi ki:“İşte bu, (mucize) bir dişi devedir. Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır. 156- “Ona kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” 157- Derken onu kestiler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. 158- Zira azap onları (ansızın) yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 159- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

141. “Semûd” diye Hicr’de yaşamış meşhur kabile de “peygamberleri” Salih aleyhisselam’ı ve diğerlerini “yalanladılar.” O, onlara bütün peygamberlerin davet ettiği tevhidi getirmişti. O bakımdan Salih’i yalanlamaları bütün peygamberleri yalanlamak demekti. 142. “Hani” neseben “kardeşleri” olan “Salih onlara” yumuşaklık ve şefkat ile “şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “kokmaz mısınız?” böylece şirk ve masiyetleri terk etmez misiniz? 143-144. “Ben sizin için” Rabbiniz Allah’tan gönderilmiş “güvenilir bir elçiyim.” O, beni sizlere bir lütuf ve rahmet olmak üzere göndermiştir. Siz de onun rahmetini kabul ile karşılayın ve itaat ile ona karşılık verin. Siz benim güvenilir bir kişi olduğumu da bilmektesiniz. Bunlar ise sizin bana ve getirdiklerime iman etmenizi gerektirmektedir.
145. “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Bu yüzden: Bizim sana uymamızı engelleyen, senin mallarımızı almak isteyişindir, de diyemezsiniz. “Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” Ben mükâfatımı O’ndan başkasından istemiyorum. 146-148. Yani siz, bu pek büyük nimetler içinde başıboş bırakılacağınızı, davarların faydalandığı gibi o nimetlerden yararlanmak üzere kendi halinize terk edileceğinizi, bu başı boş halinizle sizlere hiçbir emir verilmeyip hiç bir şeyin de yasak kılınmayacağını, bunca nimeti de Allah’a isyan yolunda kullanmaya devam edip gideceğinizi mi zannediyorsunuz? 149. Sizin becerikliliğiniz, ustalığınız (ve azgınlığınız) o sert ve sağlam dağlardan evler yontacak hale gelmiş bulunuyor. 150-151. Yani nitelikleri ve adetleri günah işlemek ve onları yapmaya davet etmek sûretiyle yeryüzünde bozgunculuk yapmak olan, en ufak bir ıslâh söz konusu olmaksızın kötülük yapan kimselerin arkasından gitmeyin. Bu, katıksız bir kötülük olduğundan dolayı olabilecek en zararlı haldir. Sanki aralarında peygamberlerine karşı çıkmaya hazır, azgınlık yoluna davet etmek üzere ortada olan birtakım insanlar varmış da o nedenle Salih de onlara bu kimselere kanmayı yasaklamış gibi bir husus anlaşılmaktadır. Belki de Yüce Allah’ın, haklarında:“Şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan fakat ıslaha çalışmayan dokuz kişi vardı.”(Neml, 27/48) buyurduğu kimseler bunlar olabilir.
153. İşte böylelerine sakındırma ve öğütlerin hiçbir faydası olmamıştı. O nedenle Salih’e şöyle dediler: Sen iyice büyülenmiş bir kimsesin. O bakımdan anlamsız birtakım hezeyanlarda bulunuyorsun. 154. Bize üstün olmanı gerektiren faziletin ne ki bizi kendine uymaya davet ediyorsun? “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” Salih’in durumu üzerinde düşünmek, onun neye çağırdığını dikkatle tetkik etmek, onun getirdiklerinin de sözlerinin de doğruluğuna apaçık delillerden olmasına rağmen onlar, ondan bir mucize istediler. Kalplerinin aşırı katılığından dolayı gösterilmesini istedikleri ve çoğunlukla böyle bir talepte bulunanların iflah olmadığı bir mucize talebinde bulundular. Çünkü bu gibi taleplerde bulunanlar, genelde doğru yolu bulmak maksadıyla değil işi yokuşa sürmek maksadıyla bu taleplerde bulunmuşlardır.
155. Salih şöyle dedi:“İşte bu” dümdüz ve sert bir kayadan çıkan “bir dişi devedir.” -Onun kayadan çıktığı hususunda biz, çoğu müfessire tâbi olduk; çünkü buna bir mani yoktur.- Hepiniz onun çıkışını gördünüz ve buna tanık oldunuz. “Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır.” Bu dişi deve bir gün kuyu suyunu içecek, sizler de onun sütünü içeceksiniz. Ertesi gün de bu kuyu suyunu size bırakacak o gün de siz kuyu suyunu içeceksiniz. 156. “Ona” kesmek veya başka bir yolla “kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” Dişi deve kayadan çıktıktan sonra bu şekilde aralarında durdu. Fakat onlar, yine de iman etmediler. Azgınlıklarını sürdürüp gittiler.
157-159. “Derken onu kesip öldürdüler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. Zira azap onları (ansızın) yakaladı.” Bu ise onların üzerlerine gelen şiddetli bir çığlıktı. Onların hepsini perişan etti. “Şüphesiz bunda bir ibret” peygamberlerimizin getirdiklerinin doğruluğuna, onlara karşı çıkanların sözlerinin de batıl olduğuna bir âlâmet “vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

160- Lût kavmi de peygamberleri yalanladılar. 161- Hani kardeşleri Lût onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 162- “Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir peygamberim.” 163- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 164- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir. 165- “Siz, insanlar arasında erkeklere yaklaşıyorsunuz, öyle mi?!” 166- “Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi de terk ediyorsunuz demek?! Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.” 167- Dediler ki:“Ey Lût, eğer vazgeçmezsen kesinlikle sürülüp çıkarılanlardan olacaksın.” 168- Dedi ki:“Ben sizin bu yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” 169- “Rabbim, beni ve ailemi onların yaptıklarından kurtar.” 170- Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. 171- Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç. 172- Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. 173- Onların üzerine (feci) bir (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır! 174- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 175- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

160-167. Yani Lût, kendisinden önce sözü geçen peygamberler gibi kavmini davet etti. Onlar da kendilerinden önce sözü edilen kavimler gibi Lût’a karşılık verdiler. Böylelikle küfürde kalpleri birbirine benzediği gibi söyledikleri sözler de birbirine benzedi. Lût kavmi şirkleri ile birlikte daha önce âlemlerden hiçbir kimsenin işlemediği bir hayasızlık da işliyorlardı. Onlar son derece pis ve tiksinti veren bir iş olan erkeklere yaklaşmayı tercih ediyorlardı. Yüce Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu zevcelerinden yüz çeviriyorlardı. Buna sebep ise onların günahta aşırı gitmeleri ve haddi aşmalarıydı. Lût bu işten vazgeçmelerini ısrarla söyleyip durdu. Nihâyet ona:“Ey Lût, eğer vazgeçmez isen kesinlikle” bu şehirden “sürülüp çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168-169. Lût, onların bu yollarını sürdürmeye devam ettiklerini görünce şöyle dedi:“Ben sizin yaptığınızdan nefret edenlerdenim.” Bu işten vazgeçmenizi isteyen, bundan sakındıran ve bundan nefret eden kimselerdenim. “Rabbim beni ve ailemi onların yaptıklarından” o işi işlemekten ve bunun cezasına çarptırılmaktan “kurtar.” 170-175. Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu: “Biz de onu ve ailesini hep birlikte kurtardık. Ancak geride (helak edilecekler arasında) kalan bir kocakarı hariç.” O azapta kalanlar arasında oldu. Bu da Lut’un karısı idi. “Sonra da diğerlerini tümden helak ettik. Onların üzerine” pişirilmiş çamurdan yapılmış taşlardan bir “yağmur yağdırdık. Uyarılanların (ama dinlemeyenlerin) yağmuru ne fenadır!” Allah onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere hepsini helâk etti. “Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”

176- Ashab-ı Eyke de peygamberleri yalanladılar. 177- Hani Şuayb onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 178- “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” 179- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 180- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 181- “Ölçüyü tam tutun ve (insanları aldatıp) zarara sokanlardan olmayın.” 182- “Dosdoğru teraziyle tartın.” 183- “İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” 184- “Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.” 185- Dediler ki:“Sen ancak aşırı derecede büyülenmiş birisin.” 186- “Sen ancak bizim gibi bir insansın. Şüphesiz biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.” 187- “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi üzerimize gökten parçalar indir.” 188- Dedi ki:“Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi bilir.” 189- Onu yalanladılar. Bunun üzerine gölge gününün azabı onları (ansızın) yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi. 190- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 191- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

176. Ashab-ı Eyke; ağaçları birbirine sarmaş dolaş olmuş bahçelerin sahipleri demektir. Bunlar, Medyenlilerdir. Onlar diğer peygamberlerin de getirdiklerini getiren peygamberleri Şuayb’i yalanlamışlardı. 177-180. “Hani Şuayb onlara şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “korkup sakınmaz?” da Allah’ı gazaplandıran şeyler olan küfür ve masiyetleri terk etmez misiniz? “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” Bunun sonucu olarak da “Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”
181-183. Şuayb’ın kavmi şirk koşmakla birlikte ölçü ve tartılarda da eksiklik yaparlardı. O nedenle onlara şunları da söyledi:“Ölçüyü tam tutun” ölçtüğünüzde eksik ölçmeyin. İnsanların mallarını eksilten, ölçü ve tartıları eksik yapmak sûretiyle çalan böylelikle de (insanları aldatıp) zarara sokanlardan olmayın. Dosdoğru” yani haksızlığa sapmayan, adaletle tartan “terazi ile tartın. İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” 184. “Sizi ve önceki nesileri yaratandan korkun.” Tek başına ve herhangi bir kimsenin ortaklığı olmaksızın sizi ve sizden öncekileri yoktan var eden yalnızca O olduğu için, siz de yalnızca O’na ibadet edin, O’nu tevhid edin. O, sizi var ettiği ve bunca nimetleri size ulaştırdığı için O’na şükrederek karşılık verin.
185. Ancak onlar, onu yalanlayarak ve söylediklerini reddederek “dediler ki: Sen ancak aşırı derecede büyülenmiş birisin.” O nedenle de saçma sapan konuşuyor ve söylediğinden hiçbir şekilde sorumlu tutulmayan büyülenmiş birisinin sözleri gibi sözler söylüyorsun. 186. “Sen ancak bizim gibi bir insansın.” Senin bize bizden ayrıcalıklı olmanı gerektirecek bir üstünlüğün yoktur ki bizi kendine uymaya davet edesin? Bu, peygamberlere karşı çıkmış olan öncekilerin ve sonrakilerin sözlerini andırmaktadır. Onlar, bu tür sözleri tekrarlayıp durdular. Küfür üzerine ittifak ettikleri ve kalpleri de benzeştiği için sözbirliği halinde aynı şeyleri peygamberlerine karşı söyleyip durdular. “Peygamberleri de onlara şöyle demişti: Biz sizin gibi bir insanız; ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütufta bulunur.”(İbrahim, 14/11)“Şüphesiz biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.” Bu, onların gösterdikleri bir küstahlık ve yalan bir sözdür, bir iftiradır. Onlar, içten içe bunun aksine inanırlardı. Çünkü hiç şüphesiz o, Allah’ın peygamberlerinden bir peygamberdi ki bir peygamber kavminin karşısına çıkıp onları davet eder, onlarla tartışır ve onlar da ona karşı mücadele ederse mutlaka Yüce Allah, onun vasıtası ile birtakım mucizeler gösterir ki kavmi bu mucizeler sayesinde doğru söylediğine ve gerçekten güvenilir olduğuna inanmak zorunda kalırlar. Bu durum, özellikle peygamberler hatibi diye anılan Şuayb aleyhisselam için böyledir. Ona bu ünvanın veriliş sebebiyse kavmine karşı güzel cevaplar vermesi ve onlarla en güzel yolla tartışması idi. Kavmi gerçekten söylediğine ve getirdiklerinin doğru olduğuna inanmışlardı. Fakat onların, onun yalancı olduğunu sandıklarını bildirmeleri, kendilerinin bir yalanı idi. 187. “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi üzerimize gökten” bizi toptan imha etmek üzere azap ihtiva eden “parçalar indir.” Onların bu sözleri küfürde benzerlerinin söyledikleri şu sözleri andırmaktadır: “Hani bir zaman: Ey Allah! Eğer bu kendi katından hakkın kendisi ise durma bizim üzerimize gökten taş yağdır yahut bize can yakıcı bir azap gönder, demişlerdi.”(el-Enfal, 8/32) Yahut da onun kavmi, bu sözleriyle tamamıyla yerine getirilmesi gerekmeyen türden ve kendi teklifleri olan birtakım mucizeler istemişlerdi.
188. Şuayb aleyhisselam:“Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi bilir, dedi.” Yani azabın indirilmesini, istediğiniz mucizelerin gösterilmesini en iyi bilen O’dur. Bunları getiren, bunları size gösterecek olan ben değilim. Bana düşen, sadece size tebliğ ve nasihat etmek, samimi olarak sizin iyiliğinizi istemektir. Ben de bunu yapmış bulunuyorum. Mucizeleri gösterecek olan, sizin amellerinizi, hallerinizi bilen ve bunlara karşılık sizi hesaba çekecek ve amellerin karşılığını verecek olan Rabbimdir.
189. “Onu yalanladılar.” Yani onu yalanlamak ve onun getirdiklerini inkâr edip kâfir olmak, onların huyu haline gelmişti. Öyle ki mucizelerin onlara hiçbir faydası olmuyordu. Onların tepelerine azabın indirilmesinden başka hiçbir çare kalmamıştı. “Bunun üzerine gölge gününün azabı onları (ansızın) yakaladı.” Bir bulut onları gölgelendirdi. Bu gölgeden hoşlanarak, onun aslında normal bir gölge olmayan gölgesinin altına toplandılar. Bunun üzerine o buluttan çıkan azap onları yakıverdi. Böylelikle o gölgenin altında cansız kalıverdiler. Yurtlarından ayrıldılar da bedbahtlık ve azap yurduna konuk oldular. “Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi.” Bir daha dünyaya geri dönüp de yeniden amel etme imkânı bulamadılar. Azap bir an dahi üzerlerinden hafifletilmeyeceği gibi onlara süre de verilmeyecektir. 190. “Şüphesiz bunda” Şuayb’ın ve onun davetinin doğruluğuna, kavminin de kendisine karşı çıkışının batıl olduğuna açık delil teşkil eden “bir ibret vardır.” Bunca âyet ve mucizeleri görmelerine rağmen insanların “çoğu iman etmezler.” Çünkü onlar, akıllarını kullanmayan kimselerdir. Hayırlı kimselerde değildir:“Sen ne kadar arzu etsen de insanların çoğu iman etmezler.”(Yusuf, 12/103) 191. “Şüphe yok ki Rabbin” kudreti ile herhangi bir kimsenin kendisine zarar vermesi imkânsız olan ve bütün yaratıkları hükmü altında bulunduran “Azizdir.” Rahmet onun sabit sıfatı olan “Rahimdir.” Bu varlık âlemini var ettiğinden sonsuza dek, dünya ve âhiretteki bütün hayırlar onun bu rahmetinin tecellilerindendir. Peygamberlerini yalanlayan düşmanlarını helâk etmesi, O’nun izzettinin bir tecellesi olduğu gibi; gerçek dostlarını ve onlarla birlikte iman edenleri kurtarması da O’nun rahmetinin tecellilerinden birisidir.

176- Ashab-ı Eyke de peygamberleri yalanladılar. 177- Hani Şuayb onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 178- “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” 179- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 180- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 181- “Ölçüyü tam tutun ve (insanları aldatıp) zarara sokanlardan olmayın.” 182- “Dosdoğru teraziyle tartın.” 183- “İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” 184- “Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.” 185- Dediler ki:“Sen ancak aşırı derecede büyülenmiş birisin.” 186- “Sen ancak bizim gibi bir insansın. Şüphesiz biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.” 187- “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi üzerimize gökten parçalar indir.” 188- Dedi ki:“Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi bilir.” 189- Onu yalanladılar. Bunun üzerine gölge gününün azabı onları (ansızın) yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi. 190- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 191- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

176. Ashab-ı Eyke; ağaçları birbirine sarmaş dolaş olmuş bahçelerin sahipleri demektir. Bunlar, Medyenlilerdir. Onlar diğer peygamberlerin de getirdiklerini getiren peygamberleri Şuayb’i yalanlamışlardı. 177-180. “Hani Şuayb onlara şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “korkup sakınmaz?” da Allah’ı gazaplandıran şeyler olan küfür ve masiyetleri terk etmez misiniz? “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” Bunun sonucu olarak da “Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”
181-183. Şuayb’ın kavmi şirk koşmakla birlikte ölçü ve tartılarda da eksiklik yaparlardı. O nedenle onlara şunları da söyledi:“Ölçüyü tam tutun” ölçtüğünüzde eksik ölçmeyin. İnsanların mallarını eksilten, ölçü ve tartıları eksik yapmak sûretiyle çalan böylelikle de (insanları aldatıp) zarara sokanlardan olmayın. Dosdoğru” yani haksızlığa sapmayan, adaletle tartan “terazi ile tartın. İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” 184. “Sizi ve önceki nesileri yaratandan korkun.” Tek başına ve herhangi bir kimsenin ortaklığı olmaksızın sizi ve sizden öncekileri yoktan var eden yalnızca O olduğu için, siz de yalnızca O’na ibadet edin, O’nu tevhid edin. O, sizi var ettiği ve bunca nimetleri size ulaştırdığı için O’na şükrederek karşılık verin.
185. Ancak onlar, onu yalanlayarak ve söylediklerini reddederek “dediler ki: Sen ancak aşırı derecede büyülenmiş birisin.” O nedenle de saçma sapan konuşuyor ve söylediğinden hiçbir şekilde sorumlu tutulmayan büyülenmiş birisinin sözleri gibi sözler söylüyorsun. 186. “Sen ancak bizim gibi bir insansın.” Senin bize bizden ayrıcalıklı olmanı gerektirecek bir üstünlüğün yoktur ki bizi kendine uymaya davet edesin? Bu, peygamberlere karşı çıkmış olan öncekilerin ve sonrakilerin sözlerini andırmaktadır. Onlar, bu tür sözleri tekrarlayıp durdular. Küfür üzerine ittifak ettikleri ve kalpleri de benzeştiği için sözbirliği halinde aynı şeyleri peygamberlerine karşı söyleyip durdular. “Peygamberleri de onlara şöyle demişti: Biz sizin gibi bir insanız; ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütufta bulunur.”(İbrahim, 14/11)“Şüphesiz biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.” Bu, onların gösterdikleri bir küstahlık ve yalan bir sözdür, bir iftiradır. Onlar, içten içe bunun aksine inanırlardı. Çünkü hiç şüphesiz o, Allah’ın peygamberlerinden bir peygamberdi ki bir peygamber kavminin karşısına çıkıp onları davet eder, onlarla tartışır ve onlar da ona karşı mücadele ederse mutlaka Yüce Allah, onun vasıtası ile birtakım mucizeler gösterir ki kavmi bu mucizeler sayesinde doğru söylediğine ve gerçekten güvenilir olduğuna inanmak zorunda kalırlar. Bu durum, özellikle peygamberler hatibi diye anılan Şuayb aleyhisselam için böyledir. Ona bu ünvanın veriliş sebebiyse kavmine karşı güzel cevaplar vermesi ve onlarla en güzel yolla tartışması idi. Kavmi gerçekten söylediğine ve getirdiklerinin doğru olduğuna inanmışlardı. Fakat onların, onun yalancı olduğunu sandıklarını bildirmeleri, kendilerinin bir yalanı idi. 187. “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi üzerimize gökten” bizi toptan imha etmek üzere azap ihtiva eden “parçalar indir.” Onların bu sözleri küfürde benzerlerinin söyledikleri şu sözleri andırmaktadır: “Hani bir zaman: Ey Allah! Eğer bu kendi katından hakkın kendisi ise durma bizim üzerimize gökten taş yağdır yahut bize can yakıcı bir azap gönder, demişlerdi.”(el-Enfal, 8/32) Yahut da onun kavmi, bu sözleriyle tamamıyla yerine getirilmesi gerekmeyen türden ve kendi teklifleri olan birtakım mucizeler istemişlerdi.
188. Şuayb aleyhisselam:“Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi bilir, dedi.” Yani azabın indirilmesini, istediğiniz mucizelerin gösterilmesini en iyi bilen O’dur. Bunları getiren, bunları size gösterecek olan ben değilim. Bana düşen, sadece size tebliğ ve nasihat etmek, samimi olarak sizin iyiliğinizi istemektir. Ben de bunu yapmış bulunuyorum. Mucizeleri gösterecek olan, sizin amellerinizi, hallerinizi bilen ve bunlara karşılık sizi hesaba çekecek ve amellerin karşılığını verecek olan Rabbimdir.
189. “Onu yalanladılar.” Yani onu yalanlamak ve onun getirdiklerini inkâr edip kâfir olmak, onların huyu haline gelmişti. Öyle ki mucizelerin onlara hiçbir faydası olmuyordu. Onların tepelerine azabın indirilmesinden başka hiçbir çare kalmamıştı. “Bunun üzerine gölge gününün azabı onları (ansızın) yakaladı.” Bir bulut onları gölgelendirdi. Bu gölgeden hoşlanarak, onun aslında normal bir gölge olmayan gölgesinin altına toplandılar. Bunun üzerine o buluttan çıkan azap onları yakıverdi. Böylelikle o gölgenin altında cansız kalıverdiler. Yurtlarından ayrıldılar da bedbahtlık ve azap yurduna konuk oldular. “Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi.” Bir daha dünyaya geri dönüp de yeniden amel etme imkânı bulamadılar. Azap bir an dahi üzerlerinden hafifletilmeyeceği gibi onlara süre de verilmeyecektir. 190. “Şüphesiz bunda” Şuayb’ın ve onun davetinin doğruluğuna, kavminin de kendisine karşı çıkışının batıl olduğuna açık delil teşkil eden “bir ibret vardır.” Bunca âyet ve mucizeleri görmelerine rağmen insanların “çoğu iman etmezler.” Çünkü onlar, akıllarını kullanmayan kimselerdir. Hayırlı kimselerde değildir:“Sen ne kadar arzu etsen de insanların çoğu iman etmezler.”(Yusuf, 12/103) 191. “Şüphe yok ki Rabbin” kudreti ile herhangi bir kimsenin kendisine zarar vermesi imkânsız olan ve bütün yaratıkları hükmü altında bulunduran “Azizdir.” Rahmet onun sabit sıfatı olan “Rahimdir.” Bu varlık âlemini var ettiğinden sonsuza dek, dünya ve âhiretteki bütün hayırlar onun bu rahmetinin tecellilerindendir. Peygamberlerini yalanlayan düşmanlarını helâk etmesi, O’nun izzettinin bir tecellesi olduğu gibi; gerçek dostlarını ve onlarla birlikte iman edenleri kurtarması da O’nun rahmetinin tecellilerinden birisidir.

176- Ashab-ı Eyke de peygamberleri yalanladılar. 177- Hani Şuayb onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız?” 178- “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” 179- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 180- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 181- “Ölçüyü tam tutun ve (insanları aldatıp) zarara sokanlardan olmayın.” 182- “Dosdoğru teraziyle tartın.” 183- “İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” 184- “Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun.” 185- Dediler ki:“Sen ancak aşırı derecede büyülenmiş birisin.” 186- “Sen ancak bizim gibi bir insansın. Şüphesiz biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.” 187- “Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi üzerimize gökten parçalar indir.” 188- Dedi ki:“Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi bilir.” 189- Onu yalanladılar. Bunun üzerine gölge gününün azabı onları (ansızın) yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi. 190- Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 191- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.

176. Ashab-ı Eyke; ağaçları birbirine sarmaş dolaş olmuş bahçelerin sahipleri demektir. Bunlar, Medyenlilerdir. Onlar diğer peygamberlerin de getirdiklerini getiren peygamberleri Şuayb’i yalanlamışlardı. 177-180. “Hani Şuayb onlara şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “korkup sakınmaz?” da Allah’ı gazaplandıran şeyler olan küfür ve masiyetleri terk etmez misiniz? “Ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.” Bunun sonucu olarak da “Allah’tan korkun ve bana itaat edin.”
181-183. Şuayb’ın kavmi şirk koşmakla birlikte ölçü ve tartılarda da eksiklik yaparlardı. O nedenle onlara şunları da söyledi:“Ölçüyü tam tutun” ölçtüğünüzde eksik ölçmeyin. İnsanların mallarını eksilten, ölçü ve tartıları eksik yapmak sûretiyle çalan böylelikle de (insanları aldatıp) zarara sokanlardan olmayın. Dosdoğru” yani haksızlığa sapmayan, adaletle tartan “terazi ile tartın. İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” 184. “Sizi ve önceki nesileri yaratandan korkun.” Tek başına ve herhangi bir kimsenin ortaklığı olmaksızın sizi ve sizden öncekileri yoktan var eden yalnızca O olduğu için, siz de yalnızca O’na ibadet edin, O’nu tevhid edin. O, sizi var ettiği ve bunca nimetleri size ulaştırdığı için O’na şükrederek karşılık verin.
185. Ancak onlar, onu yalanlayarak ve söylediklerini reddederek “dediler ki: Sen ancak aşırı derecede büyülenmiş birisin.” O nedenle de saçma sapan konuşuyor ve söylediğinden hiçbir şekilde sorumlu tutulmayan büyülenmiş birisinin sözleri gibi sözler söylüyorsun. 186. “Sen ancak bizim gibi bir insansın.” Senin bize bizden ayrıcalıklı olmanı gerektirecek bir üstünlüğün yoktur ki bizi kendine uymaya davet edesin? Bu, peygamberlere karşı çıkmış olan öncekilerin ve sonrakilerin sözlerini andırmaktadır. Onlar, bu tür sözleri tekrarlayıp durdular. Küfür üzerine ittifak ettikleri ve kalpleri de benzeştiği için sözbirliği halinde aynı şeyleri peygamberlerine karşı söyleyip durdular. “Peygamberleri de onlara şöyle demişti: Biz sizin gibi bir insanız; ancak Allah kulları arasından dilediği kimselere lütufta bulunur.”(İbrahim, 14/11)“Şüphesiz biz senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz.” Bu, onların gösterdikleri bir küstahlık ve yalan bir sözdür, bir iftiradır. Onlar, içten içe bunun aksine inanırlardı. Çünkü hiç şüphesiz o, Allah’ın peygamberlerinden bir peygamberdi ki bir peygamber kavminin karşısına çıkıp onları davet eder, onlarla tartışır ve onlar da ona karşı mücadele ederse mutlaka Yüce Allah, onun vasıtası ile birtakım mucizeler gösterir ki kavmi bu mucizeler sayesinde doğru söylediğine ve gerçekten güvenilir olduğuna inanmak zorunda kalırlar. Bu durum, özellikle peygamberler hatibi diye anılan Şuayb aleyhisselam için böyledir. Ona bu ünvanın veriliş sebebiyse kavmine karşı güzel cevaplar vermesi ve onlarla en güzel yolla tartışması idi. Kavmi gerçekten söylediğine ve getirdiklerinin doğru olduğuna inanmışlardı. Fakat onların, onun yalancı olduğunu sandıklarını bildirmeleri, kendilerinin bir yalanı idi. 187. “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi üzerimize gökten” bizi toptan imha etmek üzere azap ihtiva eden “parçalar indir.” Onların bu sözleri küfürde benzerlerinin söyledikleri şu sözleri andırmaktadır: “Hani bir zaman: Ey Allah! Eğer bu kendi katından hakkın kendisi ise durma bizim üzerimize gökten taş yağdır yahut bize can yakıcı bir azap gönder, demişlerdi.”(el-Enfal, 8/32) Yahut da onun kavmi, bu sözleriyle tamamıyla yerine getirilmesi gerekmeyen türden ve kendi teklifleri olan birtakım mucizeler istemişlerdi.
188. Şuayb aleyhisselam:“Rabbim sizin yaptıklarınızı çok iyi bilir, dedi.” Yani azabın indirilmesini, istediğiniz mucizelerin gösterilmesini en iyi bilen O’dur. Bunları getiren, bunları size gösterecek olan ben değilim. Bana düşen, sadece size tebliğ ve nasihat etmek, samimi olarak sizin iyiliğinizi istemektir. Ben de bunu yapmış bulunuyorum. Mucizeleri gösterecek olan, sizin amellerinizi, hallerinizi bilen ve bunlara karşılık sizi hesaba çekecek ve amellerin karşılığını verecek olan Rabbimdir.
189. “Onu yalanladılar.” Yani onu yalanlamak ve onun getirdiklerini inkâr edip kâfir olmak, onların huyu haline gelmişti. Öyle ki mucizelerin onlara hiçbir faydası olmuyordu. Onların tepelerine azabın indirilmesinden başka hiçbir çare kalmamıştı. “Bunun üzerine gölge gününün azabı onları (ansızın) yakaladı.” Bir bulut onları gölgelendirdi. Bu gölgeden hoşlanarak, onun aslında normal bir gölge olmayan gölgesinin altına toplandılar. Bunun üzerine o buluttan çıkan azap onları yakıverdi. Böylelikle o gölgenin altında cansız kalıverdiler. Yurtlarından ayrıldılar da bedbahtlık ve azap yurduna konuk oldular. “Gerçekten o, büyük bir günün azabı idi.” Bir daha dünyaya geri dönüp de yeniden amel etme imkânı bulamadılar. Azap bir an dahi üzerlerinden hafifletilmeyeceği gibi onlara süre de verilmeyecektir. 190. “Şüphesiz bunda” Şuayb’ın ve onun davetinin doğruluğuna, kavminin de kendisine karşı çıkışının batıl olduğuna açık delil teşkil eden “bir ibret vardır.” Bunca âyet ve mucizeleri görmelerine rağmen insanların “çoğu iman etmezler.” Çünkü onlar, akıllarını kullanmayan kimselerdir. Hayırlı kimselerde değildir:“Sen ne kadar arzu etsen de insanların çoğu iman etmezler.”(Yusuf, 12/103) 191. “Şüphe yok ki Rabbin” kudreti ile herhangi bir kimsenin kendisine zarar vermesi imkânsız olan ve bütün yaratıkları hükmü altında bulunduran “Azizdir.” Rahmet onun sabit sıfatı olan “Rahimdir.” Bu varlık âlemini var ettiğinden sonsuza dek, dünya ve âhiretteki bütün hayırlar onun bu rahmetinin tecellilerindendir. Peygamberlerini yalanlayan düşmanlarını helâk etmesi, O’nun izzettinin bir tecellesi olduğu gibi; gerçek dostlarını ve onlarla birlikte iman edenleri kurtarması da O’nun rahmetinin tecellilerinden birisidir.