Vegere rûpela Tefsîr-i Sa'dî

Tefsîra Sûreya Tâ-hâ — Ebdurehman b. Nasir es-Se’dî (Tefsîr-i Sa'dî)

135 ayetRûpel 2 / 8

17- “O sağ elindeki nedir, ey Mûsâ?” 18- “O, asamdır; ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkerim ve ondan başka şekillerde de yararlanırım” dedi. 19- Buyurdu ki:“At onu, ey Mûsâ!” 20- O da onu attı. Bir de ne görsün; o, hızla hareket eden (büyük) bir yılan olmuş. 21- Buyurdu ki:“Al onu ve korkma! Biz, onu ilk şekline döndüreceğiz.” 22- “Elini kolunun altına sok da başka bir mucize olmak üzere hiçbir kusur ve hastalık olmadan bembeyaz çıksın.” 23- (Bu,) sana en büyük mucizelerimizden bazılarını gösterelim diyedir.”

17. Yüce Allah, Mûsâ’ya imanın temelini beyan ettikten sonra ona kalbine huzur verecek, gözünü aydınlatacak ve Yüce Allah’ın düşmanlarına karşı onu destekleyeceğine dair güvenini pekiştirecek türden mucizeleri göstermek ve açıklamak istedi. Bunun üzerine:“O sağ elindeki nedir, ey Mûsâ?” buyurdu. Allah elbette onun ne olduğunu biliyordu. Ancak bu hususa dikkat çekmek için ifade soru şeklinde ortaya konmuştur.
18. Mûsâ da şu cevabı verdi:“O asamdır, ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkerim.” Mûsâ asasının bu iki menfaatini söz konusu etti. Bu faydalardan birisi insan içindir. O da kendisinin kalkarken ve yürürken bu asaya dayanmasıdır. Böylelikle bu asa ona yardımcı olur. Diğer bir menfaati de hayvanlara yöneliktir. Çünkü Mûsâ, koyun çobanlığı yapıyordu. Koyunları yaprakları çırpılabilen ağaçlar arasında otladı mı bu asasını, yaprakları dökülsün de koyunlar o yaprakları yesinler diye ağacın dallarına vururdu. Bu, Mûsâ’nın güzel ahlakındandır, o ahlakın bir meyvesi olarak dilsiz hayvanları güzel bir şekilde gözetiyor ve onlara bu şekilde iyilikte bulunuyordu. Bu, onun Allah tarafından inâyette bulunulup seçilme sebebini ve Allah’ın rahmet ve hikmetine de mazhar olmasının gerekçesini ortaya koymaktadır. “Ve ondan” bu iki hususun dışında “başka şekillerde de yararlanırım.” Ben, onu başka maksatlarla da kullanırım. Yüce Allah, Mûsâ’ya sağ elinde bulunan şey hakkında soru sorunca -ki bu sorunun bizzat asa hakkında veya onun faydaları hakkında sorulmuş olma ihtimali vardır- o da hem asanın kendisi hem de faydasına dair cevap vermiştir ki bu da onun edebindendir.
19-20. Bunun üzerine Yüce Allah:“Buyurdu ki: At onu ey Mûsâ! O da onu attı. Bir de ne görsün; o, hızla hareket eden (büyük) bir yılan olmuş.” Allah’ın izniyle büyük bir yılana dönüşüverdi. Mûsâ korkup arkasına bile bakmadan kaçmaya başladı. Bu yılanın “hızla hareket eden” diye nitelendirilmesi muhtemel bir vehmi ortadan kaldırmak içindir. Yani Mûsâ’nın bu gördüğünün hakikatle ilgisi olmayan bir hayalden ibaret olduğu zannedilmesin diyedir.
21. Yüce Allah ona:“buyurdu ki: Al onu ve korkma!” Ondan sana hiçbir zarar gelmeyecektir. “Biz onu ilk şekline döndüreceğiz.” İlk hali olan asa haline döndüreceğiz. Mûsâ Yüce Allah’a imanı ve teslimiyeti ile Allah’ın emrine uyarak, onu aldı. Bu sefer önceden bildiği asasına dönüştü. İşte mucizelerinden biri budur.
22. Daha sonra Allah diğer bir mucizeyi şöyle zikretmektedir:“Elini kolunun altına sok” Yani elini yakanın içerisinden sok ve kolunun pazu kısmını da onun üzerine koy “da başka bir mucize olmak üzere hiçbir kusur ve hastalık olmadan bembeyaz çıksın.” Herhangi bir kusur, leke ve alaca türü bir hastalık söz konusu olmaksızın parlak, bembeyaz bir renge bürünecektir. Bir başka ayette şöyle buyurmaktadır:“İşte bunlar, Firavun’a ve ileri gelenlerine Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar fâsık bir kavimdirler.”(el-Kasas, 28/32)
23. (Bu) sana en büyük mucizelerimizden bazılarını gösterelim diyedir.” Bu sözünü ettiğimiz asanın yürüyen bir yılana dönmesini ve elinin bakanlar için koynundan bembeyaz çıkmasını, sana risaletinin doğruluğuna ve getirdiklerinin hakikatine delâlet edecek bu büyük mucizeleri göstermek için, böylelikle de kalbin mutmain olsun, ilmin artsın, Allah’ın seni koruyacağına ve sana yardımcı olacağına dair vaadine güvenesin ve bu, kendilerine peygamber olarak gönderildiğin kimselere karşı bir delil ve belge olsun diyedir.

17- “O sağ elindeki nedir, ey Mûsâ?” 18- “O, asamdır; ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkerim ve ondan başka şekillerde de yararlanırım” dedi. 19- Buyurdu ki:“At onu, ey Mûsâ!” 20- O da onu attı. Bir de ne görsün; o, hızla hareket eden (büyük) bir yılan olmuş. 21- Buyurdu ki:“Al onu ve korkma! Biz, onu ilk şekline döndüreceğiz.” 22- “Elini kolunun altına sok da başka bir mucize olmak üzere hiçbir kusur ve hastalık olmadan bembeyaz çıksın.” 23- (Bu,) sana en büyük mucizelerimizden bazılarını gösterelim diyedir.”

17. Yüce Allah, Mûsâ’ya imanın temelini beyan ettikten sonra ona kalbine huzur verecek, gözünü aydınlatacak ve Yüce Allah’ın düşmanlarına karşı onu destekleyeceğine dair güvenini pekiştirecek türden mucizeleri göstermek ve açıklamak istedi. Bunun üzerine:“O sağ elindeki nedir, ey Mûsâ?” buyurdu. Allah elbette onun ne olduğunu biliyordu. Ancak bu hususa dikkat çekmek için ifade soru şeklinde ortaya konmuştur.
18. Mûsâ da şu cevabı verdi:“O asamdır, ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkerim.” Mûsâ asasının bu iki menfaatini söz konusu etti. Bu faydalardan birisi insan içindir. O da kendisinin kalkarken ve yürürken bu asaya dayanmasıdır. Böylelikle bu asa ona yardımcı olur. Diğer bir menfaati de hayvanlara yöneliktir. Çünkü Mûsâ, koyun çobanlığı yapıyordu. Koyunları yaprakları çırpılabilen ağaçlar arasında otladı mı bu asasını, yaprakları dökülsün de koyunlar o yaprakları yesinler diye ağacın dallarına vururdu. Bu, Mûsâ’nın güzel ahlakındandır, o ahlakın bir meyvesi olarak dilsiz hayvanları güzel bir şekilde gözetiyor ve onlara bu şekilde iyilikte bulunuyordu. Bu, onun Allah tarafından inâyette bulunulup seçilme sebebini ve Allah’ın rahmet ve hikmetine de mazhar olmasının gerekçesini ortaya koymaktadır. “Ve ondan” bu iki hususun dışında “başka şekillerde de yararlanırım.” Ben, onu başka maksatlarla da kullanırım. Yüce Allah, Mûsâ’ya sağ elinde bulunan şey hakkında soru sorunca -ki bu sorunun bizzat asa hakkında veya onun faydaları hakkında sorulmuş olma ihtimali vardır- o da hem asanın kendisi hem de faydasına dair cevap vermiştir ki bu da onun edebindendir.
19-20. Bunun üzerine Yüce Allah:“Buyurdu ki: At onu ey Mûsâ! O da onu attı. Bir de ne görsün; o, hızla hareket eden (büyük) bir yılan olmuş.” Allah’ın izniyle büyük bir yılana dönüşüverdi. Mûsâ korkup arkasına bile bakmadan kaçmaya başladı. Bu yılanın “hızla hareket eden” diye nitelendirilmesi muhtemel bir vehmi ortadan kaldırmak içindir. Yani Mûsâ’nın bu gördüğünün hakikatle ilgisi olmayan bir hayalden ibaret olduğu zannedilmesin diyedir.
21. Yüce Allah ona:“buyurdu ki: Al onu ve korkma!” Ondan sana hiçbir zarar gelmeyecektir. “Biz onu ilk şekline döndüreceğiz.” İlk hali olan asa haline döndüreceğiz. Mûsâ Yüce Allah’a imanı ve teslimiyeti ile Allah’ın emrine uyarak, onu aldı. Bu sefer önceden bildiği asasına dönüştü. İşte mucizelerinden biri budur.
22. Daha sonra Allah diğer bir mucizeyi şöyle zikretmektedir:“Elini kolunun altına sok” Yani elini yakanın içerisinden sok ve kolunun pazu kısmını da onun üzerine koy “da başka bir mucize olmak üzere hiçbir kusur ve hastalık olmadan bembeyaz çıksın.” Herhangi bir kusur, leke ve alaca türü bir hastalık söz konusu olmaksızın parlak, bembeyaz bir renge bürünecektir. Bir başka ayette şöyle buyurmaktadır:“İşte bunlar, Firavun’a ve ileri gelenlerine Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar fâsık bir kavimdirler.”(el-Kasas, 28/32)
23. (Bu) sana en büyük mucizelerimizden bazılarını gösterelim diyedir.” Bu sözünü ettiğimiz asanın yürüyen bir yılana dönmesini ve elinin bakanlar için koynundan bembeyaz çıkmasını, sana risaletinin doğruluğuna ve getirdiklerinin hakikatine delâlet edecek bu büyük mucizeleri göstermek için, böylelikle de kalbin mutmain olsun, ilmin artsın, Allah’ın seni koruyacağına ve sana yardımcı olacağına dair vaadine güvenesin ve bu, kendilerine peygamber olarak gönderildiğin kimselere karşı bir delil ve belge olsun diyedir.

17- “O sağ elindeki nedir, ey Mûsâ?” 18- “O, asamdır; ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkerim ve ondan başka şekillerde de yararlanırım” dedi. 19- Buyurdu ki:“At onu, ey Mûsâ!” 20- O da onu attı. Bir de ne görsün; o, hızla hareket eden (büyük) bir yılan olmuş. 21- Buyurdu ki:“Al onu ve korkma! Biz, onu ilk şekline döndüreceğiz.” 22- “Elini kolunun altına sok da başka bir mucize olmak üzere hiçbir kusur ve hastalık olmadan bembeyaz çıksın.” 23- (Bu,) sana en büyük mucizelerimizden bazılarını gösterelim diyedir.”

17. Yüce Allah, Mûsâ’ya imanın temelini beyan ettikten sonra ona kalbine huzur verecek, gözünü aydınlatacak ve Yüce Allah’ın düşmanlarına karşı onu destekleyeceğine dair güvenini pekiştirecek türden mucizeleri göstermek ve açıklamak istedi. Bunun üzerine:“O sağ elindeki nedir, ey Mûsâ?” buyurdu. Allah elbette onun ne olduğunu biliyordu. Ancak bu hususa dikkat çekmek için ifade soru şeklinde ortaya konmuştur.
18. Mûsâ da şu cevabı verdi:“O asamdır, ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkerim.” Mûsâ asasının bu iki menfaatini söz konusu etti. Bu faydalardan birisi insan içindir. O da kendisinin kalkarken ve yürürken bu asaya dayanmasıdır. Böylelikle bu asa ona yardımcı olur. Diğer bir menfaati de hayvanlara yöneliktir. Çünkü Mûsâ, koyun çobanlığı yapıyordu. Koyunları yaprakları çırpılabilen ağaçlar arasında otladı mı bu asasını, yaprakları dökülsün de koyunlar o yaprakları yesinler diye ağacın dallarına vururdu. Bu, Mûsâ’nın güzel ahlakındandır, o ahlakın bir meyvesi olarak dilsiz hayvanları güzel bir şekilde gözetiyor ve onlara bu şekilde iyilikte bulunuyordu. Bu, onun Allah tarafından inâyette bulunulup seçilme sebebini ve Allah’ın rahmet ve hikmetine de mazhar olmasının gerekçesini ortaya koymaktadır. “Ve ondan” bu iki hususun dışında “başka şekillerde de yararlanırım.” Ben, onu başka maksatlarla da kullanırım. Yüce Allah, Mûsâ’ya sağ elinde bulunan şey hakkında soru sorunca -ki bu sorunun bizzat asa hakkında veya onun faydaları hakkında sorulmuş olma ihtimali vardır- o da hem asanın kendisi hem de faydasına dair cevap vermiştir ki bu da onun edebindendir.
19-20. Bunun üzerine Yüce Allah:“Buyurdu ki: At onu ey Mûsâ! O da onu attı. Bir de ne görsün; o, hızla hareket eden (büyük) bir yılan olmuş.” Allah’ın izniyle büyük bir yılana dönüşüverdi. Mûsâ korkup arkasına bile bakmadan kaçmaya başladı. Bu yılanın “hızla hareket eden” diye nitelendirilmesi muhtemel bir vehmi ortadan kaldırmak içindir. Yani Mûsâ’nın bu gördüğünün hakikatle ilgisi olmayan bir hayalden ibaret olduğu zannedilmesin diyedir.
21. Yüce Allah ona:“buyurdu ki: Al onu ve korkma!” Ondan sana hiçbir zarar gelmeyecektir. “Biz onu ilk şekline döndüreceğiz.” İlk hali olan asa haline döndüreceğiz. Mûsâ Yüce Allah’a imanı ve teslimiyeti ile Allah’ın emrine uyarak, onu aldı. Bu sefer önceden bildiği asasına dönüştü. İşte mucizelerinden biri budur.
22. Daha sonra Allah diğer bir mucizeyi şöyle zikretmektedir:“Elini kolunun altına sok” Yani elini yakanın içerisinden sok ve kolunun pazu kısmını da onun üzerine koy “da başka bir mucize olmak üzere hiçbir kusur ve hastalık olmadan bembeyaz çıksın.” Herhangi bir kusur, leke ve alaca türü bir hastalık söz konusu olmaksızın parlak, bembeyaz bir renge bürünecektir. Bir başka ayette şöyle buyurmaktadır:“İşte bunlar, Firavun’a ve ileri gelenlerine Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar fâsık bir kavimdirler.”(el-Kasas, 28/32)
23. (Bu) sana en büyük mucizelerimizden bazılarını gösterelim diyedir.” Bu sözünü ettiğimiz asanın yürüyen bir yılana dönmesini ve elinin bakanlar için koynundan bembeyaz çıkmasını, sana risaletinin doğruluğuna ve getirdiklerinin hakikatine delâlet edecek bu büyük mucizeleri göstermek için, böylelikle de kalbin mutmain olsun, ilmin artsın, Allah’ın seni koruyacağına ve sana yardımcı olacağına dair vaadine güvenesin ve bu, kendilerine peygamber olarak gönderildiğin kimselere karşı bir delil ve belge olsun diyedir.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

24- “Firavun’a git! Çünkü o, azdı.” 25- Dedi ki:“Rabbim, göğsüme genişlik ver” 26- “İşimi kolaylaştır” 27- “Dilimden bağı çöz” 28- “Ki sözümü anlasınlar.” 29- “Bana ailemden bir yardımcı ver.” 30- “Kardeşim Hârûn’u…” 31- “Onunla sırtımı pekiştir” 32- “Ve onu işimde bana ortak yap!” 33- “Tâ ki seni çok tesbih edelim.” 34- “Seni çok analım.” 35- “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” 36- Buyurdu ki:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!”

24. Yüce Allah, Mûsâ’ya vahyedip ona peygamberlik verdikten, göz kamaştırıcı mucizeleri gösterdikten sonra onu Mısır kralı Firavun’a elçi olarak görevlendirip şöyle buyurdu:“Firavun’a git. Çünkü o, azdı.” Küfür ve fesatta, yeryüzünde büyüklük taslamada, zayıfları kahr-u perişan etmede haddi aşmış ve azgınlaşmıştır. O kadar ki kahrolasıca rubûbiyet ve ulûhiyet iddiasında bile bulunmuştur. Onun bu azgınlaşması da helakine sebep olmuştur. Yüce Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaletinin bir tecellisi olarak O, peygamberlerle delillerini ortaya koymadan kimseye azap etmez.
25. Mısır’da hiçbir kimsenin karşı çıkamadığı, o inatçı ve zorbaya peygamber olarak gönderildiğini öğrenince Mûsâ, çok büyük bir vazife yüklenmiş olduğunu anladı. Zira o, tek başınaydı. Ayrıca onun başından bir adam öldürme hadisesi de geçmişti. Buna rağmen Mûsâ, Rabbinin emrine uydu ve onu gönül huzuruyla kabul etti. Davetinin kemale ermesi için yardımını ve sebepleri kolaylaştırmasını dileyip şöyle dedi:“Rabbim, göğsüme genişlik ver.” Sözlü ve fiilî eziyetlere katlanabileyim. Bundan dolayı kalbim kederlenmesin, göğsüm daralmasın. Çünkü insanın kalbi daraldı mı insanları hidâyete çağırmaya ve hakka davet etmeye takati kalmaz. Nitekim Allah, peygamberi Muhammed’e de şöyle hitap etmektedir:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba ve katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı.”(Âli İmran, 3/159) İnsanların hakkı kabul etmesi yumuşaklıkla, geniş kalplilikle ve onlara gösterilen müsamahakârlıkla beklenebilir.
26. “İşimi kolaylaştır.” Senin uğrunda izlediğim her yolu, yapacağım her bir işi bana kolaylaştır. İleride karşı karşıya kalacağım sıkıntılarımı hafiflet! Davetçinin, bütün işleri usülüne uygun yerine getirmesi, herkese uygun şekilde hitap edip sözünü kabule ulaştırabilecek en yakın yol hangisi ise onunla davet etmesi de işin kolaylaştırılması kapsamı içerisindedir.
27-28. “Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.” Mûsâ’nın dilinde -müfessirlerin de dediği gibi- söyledikleri zor anlaşılacak şekilde bir ağırlık vardı. Nitekim Allah, onun şöyle dua ettiğini bize zikretmektedir:“Kardeşim Hârûn’un dili benden daha düzgündür.”(el-Kasas 28/34) Onun için Mûsâ, Yüce Allah’tan söylediklerini iyice anlasınlar ve böylelikle karşılıklı konuşmalardan, sorup cevaplardan ve yapacağı açıklamalardan maksadın tam hasıl olabilmesi için dilindeki bağı çözmesini istemişti.
29. “Bana ailemden bir yardımcı ver.” Bana yardımcı olacak, beni destekleyecek ve beni kendilerine peygamber olarak gönderdiklerine karşı bana yardımcı olacak birisini ihsan et. Bu yardımcının ailesi halkından olmasını istedi. Çünkü bu, bir iyiliktir ve kişinin iyiliğine yakın akrabaları daha layıktır. 30-31. Daha sonra da bu kişiyi tayin ederek:“Kardeşim Hârûn’u…” dedi. “Onunla sırtımı pekiştir” Yani Sen, onunla benim gücümü artır ve gücüme güç kat. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Gücünü kardeşinle pekiştireceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki…”(el-Kasas, 28/35)
32. “Ve onu işimde bana ortak yap!” Beni peygamber ve rasûl kıldığın gibi onu da peygamber ve rasûl kılarak nübüvvette onu benim ortağım yap!
33-34. Daha sonra Mûsâ bundan umduğu faydayı söz konusu ederek şunları söyledi:“Tâ ki seni çok tesbih edelim, seni çok analım.” Mûsâ aleyhisselam bütün ibadetlerin temelinin ve dinin etrafında dönüp durduğu odak noktanın Allah’ı anmak olduğunu bildiğinden Yüce Allah’tan kardeşini kendisiyle birlikte iyilik ve takvâ hususunda birbirleriyle yardımlaştıkları bir destek kılmasını ve böylelikle her ikisinin de tesbih, tehlil ve bunun dışındaki çeşitli ibadetlerle Allah’ı çokça zikretme imkanına kavuşmalarını istedi.
35. “Şüphe yok ki sen bizi hakkıyla görensin.” Bizim halimizi, zayıflığımızı, acizliğimizi ve bütün hususlarda sana muhtaç olduğumuzu bilirsin. Sen bizi bizzat kendimizden daha iyi görürsün, bize bizzat kendimizden daha çok merhametlisin. Bu istediğimizi bize lütfet ve sana yaptığımız bu duamızı kabul buyur!
36. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“İstediğin sana verildi, ey Mûsâ!” Yani bütün isteklerini sana bağışladık. Senin göğsüne genişlik vereceğiz, işini kolaylaştıracağız ve dilindeki bağı çözeceğiz ki seni iyice anlasınlar. Ayrıca kardeşin Hârûn ile de gücüne güç katacağız. “...Ve size öyle bir güç vereceğiz ki âyetlerimiz sayesinde size ulaşamayacaklar. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz.”(el-Kasas, 28/35) Mûsâ’nın bu dileklerde bulunması, Yüce Allah’ı kemal derecesinde tanıdığına, ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğuna, işleri bildiğine ve son derece samimi olduğuna delildir. Çünkü Allah’a davet edip insanlara yol gösteren biri özellikle de davet olunacak kişi inatçı, kibirli ve azgın birisi ise ondan gelecek eziyetlere ve musibetlere karşı geniş bir kalbe, tam bir tahammülkârlığa, ne demek istediğini ve maksadını açıkça ifade edebilmek için akıcı bir dile ihtiyaç duyar. Hatta bu konumdaki birisinin anlaşılır ve akıcı bir dile sahip olması, en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Çünkü davetçi ile davet ettiği kimseler arasında karşılıklı söz alış-verişi ve tartışmalar olacaktır. Davetçi de hakkın güzelliğini ortaya koymak ve onu gücü yettiği kadar güzelce açıklamak durumundadır ki hakkı nefislere sevdirebilsin ve batıldan nefret duyulmasını sağlasın. Bununla beraber davetçinin işinin kolaylaştırılmasına da ihtiyacı vardır. Tâ ki her bir işi usulüne göre yapsın, Allah’ın yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet etsin, en güzel yol hangisiyse onunla mücadele edebilsin. İnsanlarla herkese haline uygun muamelede davranabilsin. Bunun tamamlanması ve gerçekleşebilmesi için de bu niteliklere sahip olan kimsenin maksadını gerçekleştirmesinde kendisine yardımcı olacak destekçilerinin de olması gerekir. Çünkü belli bir hususta yükselecek sesler çoğalacak olursa onun etkili olması kaçınılmazdır. İşte bundan dolayı Mûsâ, bütün bu hususları Allah’tan diledi ve bu istekleri de ona verildi. nsanlara gönderilmiş olan peygamberlerin durumuna dikkatle bakacak olursak onların kendi durumları ile orantılı olarak bu özelliklere sahip olduklarını görürüz. Özellikle de onların sonuncuları ve en faziletleri olan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için bu böyledir. O, bütün kemal sıfatlarında en yüksek zirveye çıkarılmıştır. Kalbin genişliği, işin kolaylaştırılması, dilinin fesahati, güzel bir şekilde maksadını açıklayıp beyan etmesi, ashab ve onlardan sonrakiler gibi hak üzere -ondan başkasına nasip olmamış- yardımcılara sahip olması O’na verilenlerden bazılarıdır.

37- “Andolsun ki sana başka bir sefer de lütufta bulunmuştuk.” 38- “O vakit annene şunları ilham etmiştik:…” 39- “Onu sandığın içine koy ve nehre bırak. Nehir onu sahile atacak ve hem benim düşmanım hem de onun düşmanı (olan Firavun) onu alacak. Gözümün önünde yetiştirilesin diye de üzerine tarafımdan bir sevgi/sevimlilik koydum.” 40- “O vakit kız kardeşin de (senin peşinden) gidip: “Ona bakacak birini size göstereyim mi?” demişti. Böylece gözleri aydın olsun da üzülmesin diye seni annene kavuşturmuştuk. Ayrıca sen (yanlışlıkla) birini öldürmüştün de seni onun sıkıntısından kurtarmış ve seni daha başka imtihanlarla da denemiştik. Ardından Medyen halkı arasında senelerce kaldın. Sonra da bir takdir gereği (buraya) geldin, ey Mûsâ!” 41- “Seni kendim için seçtim.”

37-38. Yüce Allah, kulu ve rasûlü İmrân oğlu Mûsâ’ya din, vahiy, risalet ve dileklerini kabul etmek suretiyle ihsan ettiği lütuflarını söz konusu ettikten sonra onun yetişmesi ve hayatının çeşitli aşamalarındaki nimetlerini de zikrederek şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki sana başka bir sefer de” henüz süt emdiğin yaşlarda iken Firavun’dan korkan annene, seni sandığa koymasını ilham ettiğimizde de “lütufta bulunmuştuk.” Zira Firavun İsrailoğullarının çocuklarının boğazlanmasını emretmişti. Annesi de onu saklamış ve boğazlanacağından çok korkmuştu. Daha sonra onu sandığa bırakmış, bu sandığı da Mısır’daki Nil nehrine atmıştı. Yüce Allah, suya o sandığı kıyıya bırakmasını emretmişti. Allah’ın ve Mûsâ’nın en ileri derecedeki düşmanının onu almasını ve onun çocukları arasında beslenip büyümesini takdir edip şartlarını hazırlamıştı. 39. Ayrıca onu görenin gözdesi olmasını da sağlamıştı. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Üzerine tarafımdan bir sevgi/sevimlilik koydum.” O nedenle onu gören herkes mutlaka severdi. “Gözümün önünde yetiştirilesin diye…” Yani benim nezaretim, korumam ve himayem altında terbiye edilip büyütülesin diye. Son derece şefkat ve merhamet sahibi, kulunun menfaatlerini gerçekleştirmeye ve ona gelecek her türlü zararı def etmeye kadir olanın himayesinden daha üstün bir himaye ve daha mükemmel bir gözetim olabilir mi? Mûsâ, bir halden başka bir hale geçti mi mutlaka Yüce Allah, bu hali onun menfaatine yönlendirirmiştir. Yüce Allah’ın Mûsâ’nın işlerini, onun faydasına yönlendirmesinin güzel örneklerinden birisi de şudur:
40. Mûsâ, düşmanının eline düşünce annesi son derece endişelendi. Yüreği onun tasasıyla dolu halde sabahı etti. Eğer Yüce Allah, ona sebat verip de kalbini pekiştirmemiş olsaydı mutlaka onun durumunu bildiriverecekti. İşte böyle bir durumda Yüce Allah, Mûsâ’ya hiçbir sütanneyi kabul ettirmedi. Hiçbir kadının memesini asla kabul etmiyordu. Bu sonunda annesine dönsün, annesi de onu emzirsin, annesinin yanında kalsın, böylelikle annesin gözü aydın olsun, huzur ve sükûn bulsun diyeydi. Onun için Mûsâ’ya süt anneler getiriliyor, fakat o hiçbirisinin memesini kabul etmiyordu. Bunun üzerine Mûsâ’nın kızkardeşi gelip onlara şöyle demişti:“Sizin için hem ona bakacak, hem de iyi davranacak bir aile göstereyim mi?”(el-Kasas 28/12)“Böylece gözleri aydın olsun da üzülmesin diye seni annene kavuşturmuştuk.”“Ayrıca sen (yanlışlıkla) birini öldürmüştün” Bu, Mûsâ’nın, halkının bir şeyden habersiz olduğu bir sırada şehre geldiği sırada olmuştı. O, birisi kendi kavminden, diğeri ise kıpti düşmanlarından olan iki kişinin kavga etmekte olduğunu görmüş ve bu sırada onu kazara öldürmüştü:“Kavminden olan kişi, düşmanından olana karşı kendisinden yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk attı ve onu öldürdü.”(el-Kasas, 28/15) Bunun üzerine Mûsâ, Yüce Allah’a dua edip mağfiret dilemişti. Allah da onu bağışlamıştı. Sonra Mûsâ, ileri gelenlerin onu öldürmek maksadı ile yakalamak istediklerini haber alınca onlardan kaçmıştı. “seni onun sıkıntısından” o günahın cezasından ve öldürülmekten “kurtarmış ve seni daha başka imtihanlarla da denemiştik.” Seni sınadık, imtihan ettik ve bütün hallerinde dosdoğru biri olduğunu ortaya çıkardık. Yahut da sen şu ulaştığın hale gelinceye kadar seni halden hale, aşamadan aşamaya aktarıp durduk. “Ardından Medyen halkı arasında senelerce kaldın” Mûsâ, kendisini öldürmek isteyen Firavun’dan ve ileri gelenlerinden kaçınca Medyen’e doğru yola çıktı, oraya vardı. Orada evlendi ve orada sekiz ya da on yıl kaldı. “Sonra da bir takdir gereği (buraya) geldin, ey Mûsâ!” Senin bu gelişin maksatsız, bizim idaremiz dışında rastgele bir geliş değildir. Aksine bu, bizim kaderimiz ve lütfumuz iledir. Bu, Yüce Allah’ın, kelîmi Mûsâ aleyhisselam’a ne kadar mükemmel derecede önem verdiğinin delilidir. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
41. “Seni kendim için seçtim.” Bu yaptıklarımı senin için yaptım, nimetlerimi ve güzel bağışlarımı sana ihsan ettim. Tâ ki benim çok sevdiğim has bir kulum olasın, bu hususta oldukça nadir insanlar dışında hiç kimsenin nail olamayacağı bir konuma yükselesin. Seven kimse, yaratılmışlar içinden sevdiğini ortaya çıkarmak ve onu ulaşabileceği en yüksek kemale ulaştırmak isterse bunun için bütün gayretini ortaya koyar ve imkanlarının son noktasına kadar çalışıp çabalar. Peki, her şeye kadir ve keremi sonsuz Rabbin yarattıkları arasından kendisi için seçtiği kimseye bu maksatla yapaca lütuf ve ihsanlarını tasavvur etmek mümkün müdür?

37- “Andolsun ki sana başka bir sefer de lütufta bulunmuştuk.” 38- “O vakit annene şunları ilham etmiştik:…” 39- “Onu sandığın içine koy ve nehre bırak. Nehir onu sahile atacak ve hem benim düşmanım hem de onun düşmanı (olan Firavun) onu alacak. Gözümün önünde yetiştirilesin diye de üzerine tarafımdan bir sevgi/sevimlilik koydum.” 40- “O vakit kız kardeşin de (senin peşinden) gidip: “Ona bakacak birini size göstereyim mi?” demişti. Böylece gözleri aydın olsun da üzülmesin diye seni annene kavuşturmuştuk. Ayrıca sen (yanlışlıkla) birini öldürmüştün de seni onun sıkıntısından kurtarmış ve seni daha başka imtihanlarla da denemiştik. Ardından Medyen halkı arasında senelerce kaldın. Sonra da bir takdir gereği (buraya) geldin, ey Mûsâ!” 41- “Seni kendim için seçtim.”

37-38. Yüce Allah, kulu ve rasûlü İmrân oğlu Mûsâ’ya din, vahiy, risalet ve dileklerini kabul etmek suretiyle ihsan ettiği lütuflarını söz konusu ettikten sonra onun yetişmesi ve hayatının çeşitli aşamalarındaki nimetlerini de zikrederek şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki sana başka bir sefer de” henüz süt emdiğin yaşlarda iken Firavun’dan korkan annene, seni sandığa koymasını ilham ettiğimizde de “lütufta bulunmuştuk.” Zira Firavun İsrailoğullarının çocuklarının boğazlanmasını emretmişti. Annesi de onu saklamış ve boğazlanacağından çok korkmuştu. Daha sonra onu sandığa bırakmış, bu sandığı da Mısır’daki Nil nehrine atmıştı. Yüce Allah, suya o sandığı kıyıya bırakmasını emretmişti. Allah’ın ve Mûsâ’nın en ileri derecedeki düşmanının onu almasını ve onun çocukları arasında beslenip büyümesini takdir edip şartlarını hazırlamıştı. 39. Ayrıca onu görenin gözdesi olmasını da sağlamıştı. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Üzerine tarafımdan bir sevgi/sevimlilik koydum.” O nedenle onu gören herkes mutlaka severdi. “Gözümün önünde yetiştirilesin diye…” Yani benim nezaretim, korumam ve himayem altında terbiye edilip büyütülesin diye. Son derece şefkat ve merhamet sahibi, kulunun menfaatlerini gerçekleştirmeye ve ona gelecek her türlü zararı def etmeye kadir olanın himayesinden daha üstün bir himaye ve daha mükemmel bir gözetim olabilir mi? Mûsâ, bir halden başka bir hale geçti mi mutlaka Yüce Allah, bu hali onun menfaatine yönlendirirmiştir. Yüce Allah’ın Mûsâ’nın işlerini, onun faydasına yönlendirmesinin güzel örneklerinden birisi de şudur:
40. Mûsâ, düşmanının eline düşünce annesi son derece endişelendi. Yüreği onun tasasıyla dolu halde sabahı etti. Eğer Yüce Allah, ona sebat verip de kalbini pekiştirmemiş olsaydı mutlaka onun durumunu bildiriverecekti. İşte böyle bir durumda Yüce Allah, Mûsâ’ya hiçbir sütanneyi kabul ettirmedi. Hiçbir kadının memesini asla kabul etmiyordu. Bu sonunda annesine dönsün, annesi de onu emzirsin, annesinin yanında kalsın, böylelikle annesin gözü aydın olsun, huzur ve sükûn bulsun diyeydi. Onun için Mûsâ’ya süt anneler getiriliyor, fakat o hiçbirisinin memesini kabul etmiyordu. Bunun üzerine Mûsâ’nın kızkardeşi gelip onlara şöyle demişti:“Sizin için hem ona bakacak, hem de iyi davranacak bir aile göstereyim mi?”(el-Kasas 28/12)“Böylece gözleri aydın olsun da üzülmesin diye seni annene kavuşturmuştuk.”“Ayrıca sen (yanlışlıkla) birini öldürmüştün” Bu, Mûsâ’nın, halkının bir şeyden habersiz olduğu bir sırada şehre geldiği sırada olmuştı. O, birisi kendi kavminden, diğeri ise kıpti düşmanlarından olan iki kişinin kavga etmekte olduğunu görmüş ve bu sırada onu kazara öldürmüştü:“Kavminden olan kişi, düşmanından olana karşı kendisinden yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk attı ve onu öldürdü.”(el-Kasas, 28/15) Bunun üzerine Mûsâ, Yüce Allah’a dua edip mağfiret dilemişti. Allah da onu bağışlamıştı. Sonra Mûsâ, ileri gelenlerin onu öldürmek maksadı ile yakalamak istediklerini haber alınca onlardan kaçmıştı. “seni onun sıkıntısından” o günahın cezasından ve öldürülmekten “kurtarmış ve seni daha başka imtihanlarla da denemiştik.” Seni sınadık, imtihan ettik ve bütün hallerinde dosdoğru biri olduğunu ortaya çıkardık. Yahut da sen şu ulaştığın hale gelinceye kadar seni halden hale, aşamadan aşamaya aktarıp durduk. “Ardından Medyen halkı arasında senelerce kaldın” Mûsâ, kendisini öldürmek isteyen Firavun’dan ve ileri gelenlerinden kaçınca Medyen’e doğru yola çıktı, oraya vardı. Orada evlendi ve orada sekiz ya da on yıl kaldı. “Sonra da bir takdir gereği (buraya) geldin, ey Mûsâ!” Senin bu gelişin maksatsız, bizim idaremiz dışında rastgele bir geliş değildir. Aksine bu, bizim kaderimiz ve lütfumuz iledir. Bu, Yüce Allah’ın, kelîmi Mûsâ aleyhisselam’a ne kadar mükemmel derecede önem verdiğinin delilidir. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
41. “Seni kendim için seçtim.” Bu yaptıklarımı senin için yaptım, nimetlerimi ve güzel bağışlarımı sana ihsan ettim. Tâ ki benim çok sevdiğim has bir kulum olasın, bu hususta oldukça nadir insanlar dışında hiç kimsenin nail olamayacağı bir konuma yükselesin. Seven kimse, yaratılmışlar içinden sevdiğini ortaya çıkarmak ve onu ulaşabileceği en yüksek kemale ulaştırmak isterse bunun için bütün gayretini ortaya koyar ve imkanlarının son noktasına kadar çalışıp çabalar. Peki, her şeye kadir ve keremi sonsuz Rabbin yarattıkları arasından kendisi için seçtiği kimseye bu maksatla yapaca lütuf ve ihsanlarını tasavvur etmek mümkün müdür?

37- “Andolsun ki sana başka bir sefer de lütufta bulunmuştuk.” 38- “O vakit annene şunları ilham etmiştik:…” 39- “Onu sandığın içine koy ve nehre bırak. Nehir onu sahile atacak ve hem benim düşmanım hem de onun düşmanı (olan Firavun) onu alacak. Gözümün önünde yetiştirilesin diye de üzerine tarafımdan bir sevgi/sevimlilik koydum.” 40- “O vakit kız kardeşin de (senin peşinden) gidip: “Ona bakacak birini size göstereyim mi?” demişti. Böylece gözleri aydın olsun da üzülmesin diye seni annene kavuşturmuştuk. Ayrıca sen (yanlışlıkla) birini öldürmüştün de seni onun sıkıntısından kurtarmış ve seni daha başka imtihanlarla da denemiştik. Ardından Medyen halkı arasında senelerce kaldın. Sonra da bir takdir gereği (buraya) geldin, ey Mûsâ!” 41- “Seni kendim için seçtim.”

37-38. Yüce Allah, kulu ve rasûlü İmrân oğlu Mûsâ’ya din, vahiy, risalet ve dileklerini kabul etmek suretiyle ihsan ettiği lütuflarını söz konusu ettikten sonra onun yetişmesi ve hayatının çeşitli aşamalarındaki nimetlerini de zikrederek şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki sana başka bir sefer de” henüz süt emdiğin yaşlarda iken Firavun’dan korkan annene, seni sandığa koymasını ilham ettiğimizde de “lütufta bulunmuştuk.” Zira Firavun İsrailoğullarının çocuklarının boğazlanmasını emretmişti. Annesi de onu saklamış ve boğazlanacağından çok korkmuştu. Daha sonra onu sandığa bırakmış, bu sandığı da Mısır’daki Nil nehrine atmıştı. Yüce Allah, suya o sandığı kıyıya bırakmasını emretmişti. Allah’ın ve Mûsâ’nın en ileri derecedeki düşmanının onu almasını ve onun çocukları arasında beslenip büyümesini takdir edip şartlarını hazırlamıştı. 39. Ayrıca onu görenin gözdesi olmasını da sağlamıştı. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Üzerine tarafımdan bir sevgi/sevimlilik koydum.” O nedenle onu gören herkes mutlaka severdi. “Gözümün önünde yetiştirilesin diye…” Yani benim nezaretim, korumam ve himayem altında terbiye edilip büyütülesin diye. Son derece şefkat ve merhamet sahibi, kulunun menfaatlerini gerçekleştirmeye ve ona gelecek her türlü zararı def etmeye kadir olanın himayesinden daha üstün bir himaye ve daha mükemmel bir gözetim olabilir mi? Mûsâ, bir halden başka bir hale geçti mi mutlaka Yüce Allah, bu hali onun menfaatine yönlendirirmiştir. Yüce Allah’ın Mûsâ’nın işlerini, onun faydasına yönlendirmesinin güzel örneklerinden birisi de şudur:
40. Mûsâ, düşmanının eline düşünce annesi son derece endişelendi. Yüreği onun tasasıyla dolu halde sabahı etti. Eğer Yüce Allah, ona sebat verip de kalbini pekiştirmemiş olsaydı mutlaka onun durumunu bildiriverecekti. İşte böyle bir durumda Yüce Allah, Mûsâ’ya hiçbir sütanneyi kabul ettirmedi. Hiçbir kadının memesini asla kabul etmiyordu. Bu sonunda annesine dönsün, annesi de onu emzirsin, annesinin yanında kalsın, böylelikle annesin gözü aydın olsun, huzur ve sükûn bulsun diyeydi. Onun için Mûsâ’ya süt anneler getiriliyor, fakat o hiçbirisinin memesini kabul etmiyordu. Bunun üzerine Mûsâ’nın kızkardeşi gelip onlara şöyle demişti:“Sizin için hem ona bakacak, hem de iyi davranacak bir aile göstereyim mi?”(el-Kasas 28/12)“Böylece gözleri aydın olsun da üzülmesin diye seni annene kavuşturmuştuk.”“Ayrıca sen (yanlışlıkla) birini öldürmüştün” Bu, Mûsâ’nın, halkının bir şeyden habersiz olduğu bir sırada şehre geldiği sırada olmuştı. O, birisi kendi kavminden, diğeri ise kıpti düşmanlarından olan iki kişinin kavga etmekte olduğunu görmüş ve bu sırada onu kazara öldürmüştü:“Kavminden olan kişi, düşmanından olana karşı kendisinden yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk attı ve onu öldürdü.”(el-Kasas, 28/15) Bunun üzerine Mûsâ, Yüce Allah’a dua edip mağfiret dilemişti. Allah da onu bağışlamıştı. Sonra Mûsâ, ileri gelenlerin onu öldürmek maksadı ile yakalamak istediklerini haber alınca onlardan kaçmıştı. “seni onun sıkıntısından” o günahın cezasından ve öldürülmekten “kurtarmış ve seni daha başka imtihanlarla da denemiştik.” Seni sınadık, imtihan ettik ve bütün hallerinde dosdoğru biri olduğunu ortaya çıkardık. Yahut da sen şu ulaştığın hale gelinceye kadar seni halden hale, aşamadan aşamaya aktarıp durduk. “Ardından Medyen halkı arasında senelerce kaldın” Mûsâ, kendisini öldürmek isteyen Firavun’dan ve ileri gelenlerinden kaçınca Medyen’e doğru yola çıktı, oraya vardı. Orada evlendi ve orada sekiz ya da on yıl kaldı. “Sonra da bir takdir gereği (buraya) geldin, ey Mûsâ!” Senin bu gelişin maksatsız, bizim idaremiz dışında rastgele bir geliş değildir. Aksine bu, bizim kaderimiz ve lütfumuz iledir. Bu, Yüce Allah’ın, kelîmi Mûsâ aleyhisselam’a ne kadar mükemmel derecede önem verdiğinin delilidir. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
41. “Seni kendim için seçtim.” Bu yaptıklarımı senin için yaptım, nimetlerimi ve güzel bağışlarımı sana ihsan ettim. Tâ ki benim çok sevdiğim has bir kulum olasın, bu hususta oldukça nadir insanlar dışında hiç kimsenin nail olamayacağı bir konuma yükselesin. Seven kimse, yaratılmışlar içinden sevdiğini ortaya çıkarmak ve onu ulaşabileceği en yüksek kemale ulaştırmak isterse bunun için bütün gayretini ortaya koyar ve imkanlarının son noktasına kadar çalışıp çabalar. Peki, her şeye kadir ve keremi sonsuz Rabbin yarattıkları arasından kendisi için seçtiği kimseye bu maksatla yapaca lütuf ve ihsanlarını tasavvur etmek mümkün müdür?