Vegere Sûreya Âl-î Îmrân

Âl-î Îmrânآل عمران

151. Ayet

151Sûreya Âl-î Îmrân
Di Mushefê de Veke

سَنُلْق۪ي ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَٓا اَشْرَكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًاۚ وَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِم۪ينَ

Ji ber tiştên ku Allah der heqê wan de tu delîl nazil nekiriye ji Allah re kirine şirîk, em ê tirsekî dijwar biavêjin qelbê kafiran. Sitargeha wan cehennem e. Sitargeha zilimkaran çi qas xerab e!

Jêrenot
(Allah di van ayetan de (6/En’âm, 81; 7/A’râf, 33) beyan dike ku der heqê şirkê de qet tu delîl nazil nekiriye. Di van ayetan de jî (7/A’râf, 71; 12/Yûsuf, 40; 22/Hecc, 71; 53/Necm, 23) eşkere kiriye ku di der barê tiştên weke pût û meqber û serok û rehberên dînî an sîyasî ku bi van ji Allah re şirîk çêdikin, qet tu delîl nazil nekiriye. Qur’ana Kerîm di hevokeke ku tê de peyveke neyînî radigihîne emilandîye û vê jî (di zimanê Erebî de) bi herfê cer a “mîn” xurtandîye. Herwiha Allah (ac) di mijara şirkê de gotina dawî beyan kiriye. Ji bo şirkê qet tu delîlê şer’î û aqlî nîne û tu carî jî nabe. Ji ber ku di destê muşrîkan de delîl tune, di vê rewşê de ji bo wan mazeret jî tune. Qewmên muşrîk di Qur’anê de bi parastina şeytan û cinan (4/Nîsa, 117; 19/Meryem, 44; 34/Sebe’, 40-41) û bi îlâh girtina nefsên xwe (25/Furqân, 43) û bi tevgerînên bi zen û bi saw/bi rawêj (6/En’âm, 148) hatine sûcdar kirin.)

Tefsîr

Tefsîr-i Sa'dî

149- Ey iman edenler! Eğer kâfirlere itaat edecek olursanız sizi ökçelerinizin üzerinde geri döndürürler de zarara uğrayanların durumuna düşersiniz. 150- Hâlbuki Allah sizin dost ve yardımcınızdır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır. 151- Allah’a haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri ortak koştuklarından dolayı kâfirlerin kalplerine korku salacağız. Onların barınağı cehennemdir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür!

149. Yüce Allah:“Ey iman edenler! Eğer kâfirlere itaat edecek olursanız…” buyruğu ile mü’minlere münafık ve müşriklerin de aralarında bulunduğu kâfirlere itaat etmelerini yasaklamaktadır. Çünkü mü’minler bunlara itaat edecek olurlarsa bilmelidirler ki bunlar, mü’minler hakkında kötülükten başka bir şey istemezler. Onlar mü’minleri küfre geri döndürmek isterler ki küfrün âkıbeti ise zarardır, ziyandır.

150. Daha sonra Yüce Allah bizzat kendisinin mü’minlerin dost ve yardımcısı olduğunu haber vermektedir. Bu buyruk onlara bu gerçeği bildirdiği gibi, mü’minlerin işlerini lütfu ile üzerine alanın ve onları çeşitli şerlerden koruyacak olanın kendisi olduğuna dair bir müjdeyi de içermektedir. Bunun kapsamı içerisinde ise yalnızca O’nu -herkesi bir tarafa bırakmak sureti ile- dost ve yardımcı edinmeleri gerektiğine dair bir teşvik de vardır.

151. Allah’ın onlara dost ve yardımcı olmasının bir belirtisi de onlara kâfir olan düşmanlarının kalplerine büyük bir korku salacağı vaadinde bulunmasıdır. Bu büyük korku ise o kâfirleri maksatlarının birçoğunu gerçekleştirmekten alıkoyar. Nitekim Yüce Allah mü’minlere verdiği bu sözü gerçekleştirmiştir. Çünkü müşrikler Uhud’dan geri döndükten sonra kendi aralarında danışarak:“Onlardan birtakım kimseleri öldürdükten ve onları bozguna uğrattıktan sonra kökten onları imha etmeden nasıl geri döneriz?” demişler ve bunu gerçekleştirmek istemişlerdi. Ancak Allah kalplerine korku saldı ve istediklerini gerçekleştiremeden geri dönmek zorunda kaldılar. Şüphesiz bu, ilâhi yardımın en büyüklerindendir. Çünkü önceden de geçtiği gibi Allah’ın mü’min kullarına yardımı şu iki şekilden birisi ile olur: Ya kâfirlerin bir bölümünün öldürülmesini sağlar yahut da onları istediklerini gerçekleştirmekten alıkoyup zarar içerisinde geri dönmelerini sağlar. İşte buradaki yardım şekli bu ikinci türdendir. Daha sonra Yüce Allah kâfirlerin kalplerine korku salmayı gerektiren sebebi şöylece söz konusu etmektedir:“Allah’a haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri ortak koştuklarından dolayı...” Yani bu korku salmanın sebebi, onların herhangi bir delil ve belge olmaksızın sırf kendi hevâ ve bozuk iradeleri uyarınca ilâh diye edindikleri ortaklar ve putlardır. Böylelikle onlar bir ve tek olan Rahman’ın dostluk bağını koparmış oldular. İşte bundan dolayı müşrik, her zaman için mü’minden korkar. Sağlam bir dayanağı yoktur. Her türlü zorluk ve sıkıntı esnasında sığınacağı yeri de yoktur. Onun dünyadaki hali budur. Âhiretteki hali ise bundan daha zorlu ve daha ağırdır. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onların barınağı cehennemdir” yani onların barınacakları ve duracakları yer cehennem olacaktır, onlar oradan çıkma imkânını bulamayacaklardır. “Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür!” Onların zulüm ve düşmanlıkları sebebi ile varacakları yer ateştir.