Vegere Sûreya Âl-î Îmrân

Âl-î Îmrânآل عمران

187. Ayet

187Sûreya Âl-î Îmrân
Di Mushefê de Veke

وَاِذْ اَخَذَ اللّٰهُ م۪يثَاقَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُۘ فَنَبَذُوهُ وَرَٓاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ

(Bi bîr bînin!) Wê dema Allah ji ew ên Kitêb ji wan re hatîye dayîn soz girtibû (û gotibû): “Hûn ê ji însanan re vê (wehîyê) beyan bikin û qethîyen neveşêrin.” Lê wan (ev soz) avêtin pişt guhê xwe û ew bi bihayekî kêm firotin. (Di muqabilê xera kirina soza xwe de, dinyayî) ya ku bi dest xistine çiqas xerab e.

Jêrenot
(Her kesê xwedî îdîaya îlmê li ser van tiştan soz daye Allah ku; bi dest xistina îlmê wê bibe warisê pêxemberan û ew heqîqetên vikîvekirî di Kitêbê de wê bi eşkerehî bigihîne însanan. Sazîyên dînî û aliman û encumenên fitûyê û ew cemaetên ku îslâmê hînî însanan dikin li dij vê gotinê bûne du qisim. 1. Ew ên ku mesûlîyeta xwe ya şahidîya heqîqetê pêk tînin û di her hal û karî de girêdayîyê wê soza xwe ya ku dane Allah in. (Bnr: 3/Âl-î Îmran, 18; 33/Ehzâb, 23) 2. Ew ên ku tehdehîya di vê rêyê de nadin ber çavan û ji rizaya Allah pê ve talibê qîm û ecibandina gel û rayedaran û her wiha dînê Allah vedişêrin. Pûtên dema ku tê de ne (weke demokrasi û ilmanîtî/laîktî û modernîzm û komunîzm û kapîtalîzm û humanîzm û qebirperestî û deîzm) li ser navê dîn wek meşrû dibînin û dinasînin. Pirên wan di muqabilê meaşên mehane û nasnavên (unwanên) akademîk û îltîfat û ecibandina pirhejmarîyê bi heyata axîretê ya ebedî û bi razîbûna Allah (ac) guherandine. (Bnr: 2/Baqara, 159, 174; 5/Mâîde, 63))

Tefsîr

Tefhîmü'l-Kur'ân

187- Hani kendilerine kitap verilenlerden: "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz" diye kesin söz almıştı.(132) Fakat onlar, bunu arkalarına attılar ve ona karşılık az bir değeri satın aldılar. O aldıkları şey ne kötüdür. AÇIKLAMA 130. Bu dünya hayatı fitneye sebep olan bir şeydir. Çünkü yapılan iyi ve kötü amellerin nihaî sonucu ile ilgili yanlış izlenimler uyandırır. Bu nedenle kişi, dünya hayatında sahip olunan varlık veya yokluğu hak ve bâtılın ölçüsü olarak kabul etmek gibi yanlış bir düşünceye yönelebilir. Bir kişinin bu dünyada refah ve servet sahibi olması, onun doğru yolda olduğu ve Allah'ın da onu desteklediği anlamına gelmez. Diğer taraftan, eğer bir kimsenin şanssızlıklara kurban gitmesi ve servet sahibi olmaması, onun yanlış yolda olduğu ve Allah'ın yardımından yoksun olduğu anlamına gelmez. Çünkü çoğunlukla bu dünyadaki sonuçlar, ahiret'te karşılaşılan sonuçların hemen hemen tam tersi niteliğindedir. Bu nedenle sonraki sonuçlar (yani ahiret'te elde edilenler) asıl değerlerdir ve insanın önemsemesi gereken sonuç da budur. 131. Yani "Yüksek karakterinizin sağlamlığını, tahrikler karşısında bile hiddetinizi kontrol ederek ispat etmelisiniz. Onların suçlamalarına, sataşmalarına, alaylarına, kötü laflarına ve propagandalarına sabırla karşılık verin. En zor durumlarda bile yanlış, adaletsiz, gayri medenî ve ahlâkdışı söz ve hareketlerde bulunacak şekilde hiddetlenmeyin." 132. "Allah'ın onlarla yaptığı ahdi ve onlara emanet edilen büyük görevi hatırlat. Çünkü onlar, bazı peygamberlere verilen ateşin yediği kurbanların işaretlerini hatırlamalarına rağmen, onu (verilen görevi) unuttular." Bu ayette sözü edilen Ahid'e, Kitab-ı Mukaddes'te sık sık değinilir, özellikle Tesniye'de tekrar tekrar adı geçer. Musa Peygamber (a.s) onlara "kelimeye bir şey eklememeyi" ve "ondan hiçbir şey eksiltmemeyi" ve "Rabbin emirlerini muhafaza etmeyi" nasihat etti (4:2) . Çocuklara bu emirleri hararetle öğretmelerini, onların evlerinde otururken, yolda yürürken, yatarken ve kalkarken bu emirleri çocuklara anlatmalarını, ayrıca evlerinin girişine ve kapılarına yazmalarını da tavsiye etti. (Tesniye, 6:4,9) . Bu son istekle İsrail'in yaşlılarını, Filistin'in sınır çizgisini geçtikten sonra Ebel dağına büyük kayalar dizmeye teşvik etti. (27:2-4) . İşte onların Tevrat'ı bilmediklerini gösterir bir örnek daha: Hz. Musa (a.s) Tevrat'ın bir kopyasını Levi'lere emanet etti ve onlara kitabı her yedi yılda bir Fısıh bayramına denk gelen günde İsrailoğulları'nın erkek, kadın ve çocuklarının yer aldığı bir topluluk önünde açıktan okumalarını emretti. Fakat onlar görevlerinden o kadar gafildiler ki, Hz. Musa'nın (a.s) ölümünden yediyüz yıl sonra artık Tevrat adında bir kitabın varolduğunu bile unutmuşlardı. Hatta tapınağın başrahibi ve Kudüs'ün Yahudi kralı bile böyle bir kitabın varolduğunu bilmiyordu. (II. Krallar, 22:8-13) .