Vegere Sûreya Baqara

Baqaraالبقرة

159. Ayet

159Sûreya Baqara
Di Mushefê de Veke

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْتُمُونَ مَٓا اَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدٰى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِۙ اُو۬لٰٓئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللّٰهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَۙ

Bêguman piştî ku me di Kitêbê de ji însanan re beyan kir pê ve ew kesên delîlên eşkere û hîdayeta ku me nazil kiriye vedişêrin (hene!), Allah lanetê li wan dike û hemû lanetkar jî lanetê li wan dikin.

Jêrenot
(Ulema, li ser rûyê erdê şahidên Allah in (ac). Ji bo tebyîn û teblîxa tewhîdê soz dane Allah (ac). (Bnr: 3/Âl-î Îmran, 18) Ew kesên di kirasê aliman de ne lê ji bo hin menfaetên şexsî û meqam û mewqîyan û rûmeta xwe yên li ser însanan heqîyê vedişêrin û wê wezîfeya xwe ya pêk naynin; ji hêla/ji alîyê Allah (ac) û ew kesên lanetkar in ve hatine lanetkirin. (Bnr: 3/Âl-î Îmran, 187-188; 7/A’raf, ayetên 169 û 175-177)

Tefsîr

Besâirü'l-Kur'ân

159:"İndirdiğimiz açık hükümleri ve doğru yolu biz kitapta insanlara beyan ettikten sonra gizleyenler yok mu? İşte onlara Allah lânet eder ve lânet etmek şa­nından olanlar lânet eder." Bir nişane, bir alâmet, bir sembol ve bunun gizlenme günahı ya da gizleme vebali. Muhakkak ki beyyinattan indirdiği­mizi gizleyen­ler, Tevrat, Zebur ve İncil’deki indirdiklerimizi gizle­yenler, Kur’an’da indirdiklerimizi gizleyenler, risâleti gizleyenler, peygamberin (a.s) pey­gamber olacağını, Kur’an’ın son kitap ola­cağını gizleyenler, kıblenin Kâbe olacağını gizleyenler, bütün bunları oğullarından daha fazla bil­dikleri, tanıdıkları halde tüm bu gerçekleri gizleyenler ehl-i kitabın bi­lenleri. Denmiş ki; bu âyet hakkı bildikleri halde gizleyen ehl-i kita­bın bilginleri, özellikle de yahudi âlimleri hakkında inmiştir. Ama biliyoruz ki sebebin özel oluşu hükmün genel oluşuna engel değil­dir. Öyleyse âyet din konusunda bildiği herhangi bir bilgiyi, her­hangi bir gerçeği gizleyen, onu insanlara anlatmayan kimselerin hepsini içine almakta­dır. İhtiyaç anında onu söylemeyen veya yaymayan ya da yayılma­sına engel olmaya çalışan herkes için ge­çerlidir bu. Belki dün bu işi yapan ehl-i kitap bilginleriydi; lâkin dö­nem geç­miş, müslümanlar yeryüzünde çoğalmış, ama bu sefer de Müslü­manlar bu kitabı gizlemeye başlamışlar. Bakara’yı gizleyen­ler, Âl-i İmrân’ı, Nisâ’yı, Mâide’yi gizleyenler. Kur’an’ı bilip de üm­mete anlat­mayanlar, gündeme getirmeyenler, işlerine gelen âyet­lerle vaziyeti idare edip, hoşlarına gitmeyecek âyetleri örtbas ede­rek kendi heva ve heveslerine göre bir dünya kuranlar. Kitapta insanlara açıklandıktan sonra Beyyinâtı gizleyenler, âyetleri gizleyenler, kim bunu yapıyorsa: "Allah’ın lâneti onların üzerinedir ve lânet etmek şa­nından olan tüm meleklerin ve tüm varlıkların lânet­leri de onların üzerinedir." Sahabeden Ebu Hureyre’ye (r.a) çok fazla hadis rivâyet ettiği söylendiği zaman bu âyeti okuyarak der ki: "Eğer Kur’an’da böyle bir âyet olamasaydı val­lahi bu kadar hadis rivâyet etmezdim. Ama ne yapayım Allah böyle buyuruyor." (Buhârî ilim 42) Allah’ın Rasûlü buyurur ki: "Hakkı söylemekten susan kişi dilsiz şeytandır." Başka bir hadislerinde : "Kim ki yanında bulunan İslâm’dan bir bilgiyi giz­lerse; kıyamet günü Allah onun ağzına ateşten bir gem vu­racaktır." Çünkü küfre rıza, küfürdür. İlmi gizlemek demek; ondan mah­rum olan insanların küfürde kalmalarına ve sapmalarına göz yummak, rıza göstermek demektir. Gerçekten gizlemek büyük bir günahtır. Menfaatimiz var gizli-yorsak, hesabımız var gizliyorsak, rahatımız kaçmasın diye gizliyor-sak, para kazanacağız diye, zaman bulamadık diye anlamıyor ve an-latmıyorsak çocuklarımıza, cidden bilelim ki halimiz çok perişandır.. Düşünün öyle bir ortamdasınız ki, öyle bir meclistesiniz, bir ce­maattasınız, bir okuldasınız, bir konumdasınız ki; bir hakikatle karşı karşıyasınız. Ve orada o hakikatin sizin tarafınızdan ilanı isteniyor. Ve işte o anda hakikati gizlemeye, sıvışıp kaçmaya hak­kınız yoktur. Bu­lunduğunuz makam ve mevki hesaplarınız, para hesaplarınız, ya da hacılık, hocalık hesaplarınız, toplum ta­rafından beğenilmeme, toplum tarafından dışlanma hesaplarınız, hocalığınızın toplum tarafından sı­fıra indirilme korkularınız sizi ve bizi hiçbir zaman bildiğimiz hakikati gizlemeye sevk etmemelidir. Var çıksın tayininiz, var insin hocalığınız, var bitsin dekanlığınız, var bizi kimse hesaba da katmasın, var statü­müz de yok olsun, söylememiz gerekenleri mutlaka söyleyelim. Açığa çıkarmamız gereken şeyleri mutlaka açığa çıkaralım. Bilelim ki Allahu Teâlâ’nın açıklamamızı istediği hakikatleri gizlediğimiz sürece, Al­lah’ın lâneti bizim üzerimizedir, lânet etmek şanından olan tüm var­lıkların lânetleri bizim üzerimizedir. Bu memlekette yıllarca Arapça okutulması yasaklan­mıştır. Se­bep nedir? Sebep Kur’an’ın gizlenmesi, Kur’an’ın bu in­sanlar tarafın­dan anlaşılmasını engellemektir. Başka bir sebebi yoktur bunun. Bu tür gizleyenler de Allah’ın lânetinden kurtulama­yacaklardır. İngilizce öğretimine izin var, Almanca’ya izin var ama Arapça’ya geçiş yok. Bir de bu âyet bize şunu anlatır: Bilgi sahibinin bir üstün­lük, bir imtiyaz sahibi değil aksine büyük sorumluluk sahibi oldu­ğunu anlatır. Peki bu hakikati gizlediği halde kendisine bir çıkış yolu bu­lan kimse yok mu? Evet var: