Vegere Sûreya Baqara

Baqaraالبقرة

186. Ayet

186Sûreya Baqara
Di Mushefê de Veke

وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَاد۪ي عَنّ۪ي فَاِنّ۪ي قَر۪يبٌۜ اُج۪يبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ فَلْيَسْتَج۪يبُوا ل۪ي وَلْيُؤْمِنُوا ب۪ي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

Dema ku evdên min, pirsa min ji te bikin, bêguman ez nêzî wan im. Ez îcabetî dûaya kesê dûaxwaz dikim. (Herwiha) bila ew jî îcabetî daweta/vexwendina min bikin û îmân bi min bînin û bibin ji ehle rûşdê ku ( aqil û rastî û kemâlê ne).

Jêrenot
(Di Qur’ana Kerîm de pir ayetên ku bi “Eger ji te bipirsin...” dest pê dikin hene. Di temamê van ayetan de qisima cewabê wiha dest pê dike: “Bibêje!..” Di vê mijarê de yek îstisnayek heye, ew jî ev ayet e. Allah, dema ku xwe bi evdên xwe dinasîne ji vê tiştê razî nebûye ku vê peyva “Bibêje!” bixe navbera xwe û evdên xwe. Guneha şirkê ku efûkirin jê re tune, çeşîdekî wî jî ev e ku; ji Allah pê ve ji hin heyînên din re dûa bê kirin û ji Allah pê ve ji heyînên mirî an zindî an jî ji gumbet û zîyaretan hewarî bê xwestin. Sebebê vê şirkê ya herî xuyaye baweriyeke wiha ye; ew kes bi vê bawer in ku Allah pir dûr e û ji bo nêz bûna Allah ew muhtacê navberan in. Allah di vê ayetê de ev mentîq û Bawerîya pûç, rizandîye û diyar kiriye ku ew pir nêz e û îcabeta dûaya evdên xwe bê navbeynkar dike. Bnr: 4/Nîsa, 48; 5/Maîde, 35; 6/En’am, 136; 10/Yûnus, 18; 34/Sebe, 22-23)

Tefsîr

Tefsîr-i Sa'dî

186- Kullarım sana beni sorarlarsa işte ben gerçekten pek yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm. O halde onlar da çağrımı kabul etsinler ve Bana iman etsinler. Olur ki doğru yola ulaşırlar.

186. Bu buyruk, bir sorunun cevabıdır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından bazıları: Ey Allah’ın Rasûlü, demişlerdi. Rabbimiz yakın mıdır ki ona gizlice yalvaralım; yoksa uzak mıdır ki yüksek sesle seslenelim? Bunun üzerine Yüce Allah’ın:“Kullarım sana beni sorarlarsa işte ben gerçekten pek yakınım.” buyruğu nazil oldu. Çünkü Yüce Allah her şeye tanık olandır, her şeyi gözetleyendir. Gizli olan şeylere de gizliden gizli olan şeylere de muttalidir. O gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir. Aynı zamanda o kendisine dua edenlere de dualarını kabul etmek sureti ile pek yakındır. Bundan dolayı da:“Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm” buyurmuştur. Dua iki türlüdür, ibadet duası ve istekte bulunma duası. Yakınlık da iki türlüdür. Allah’ın ilmi ile bütün yaratıklarına yakın olması, bir de kendisine ibadet ve dua edenlere isteklerine karşılık vermek, onlara yardım etmek ve tevfikini ihsan etmek suretiyle yakın olması. Uyanık bir kalple Rabbine dua eden, meşru bir duada bulunan ve duanın kabul edilmesine -haram yemek vb.- engel bir hali bulunmayan kimsenin, şüphesiz Allah duasını kabul edeceği vaadinde bulunmuştur. Özellikle de duanın kabul edilmesinin sebeplerini yerine getirmiş ise. Bu sebepler ise Yüce Allah’ın kavlî ve fiilî emir ve yasaklarına bağlı olmak, ona iman ve icabet etmektir. Bundan dolayı Yüce Allah:“O halde onlar da çağrımı kabul (icabet) etsinler, bana iman etsinler, Olur ki doğru yola ulaşırlar.” buyurmaktadır. Yani imana ve salih amellere muvaffakiyet demek olan rüşde (doğru yola) ulaşırlar, imana ve salih amellere aykırı olan haddi aşmaya da son verirler. Çünkü Allah’a iman ve onun emrine icabet etmek Yüce Allah’ın şu buyruğunda görüldüğü gibi ilmin elde edilmesine vesiledir:“Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı takvalı olursanız, O size (iyi ile kötüyü) ayırt edecek bir anlayış (furkan) verir.”(el-Enfal, 8/29) Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: