Vegere Sûreya Mumtehîne

Mumtehîneالممتحنة

4. Ayet

4Sûreya Mumtehîne
Di Mushefê de Veke

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ ف۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَالَّذ۪ينَ مَعَهُۚ اِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ اِنَّا بُرَءٰٓؤُ۬ا مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۘ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَٓاءُ اَبَدًا حَتّٰى تُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَحْدَهُٓ اِلَّا قَوْلَ اِبْرٰه۪يمَ لِاَب۪يهِ لَاَسْتَغْفِرَنَّ لَكَ وَمَٓا اَمْلِكُ لَكَ مِنَ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ

Ji we re di Îbrahîm û (mûmîn/rasûl) ên ligel wî de nimûnetîyeke xweşik heye. Wan ji qewmê xwe re gotibûn: “Em, ji we û ji wan ên ku hûn ji xeynî Allah îbadetê li wan dikin dûr in/berî ne. Em we tekfir dikin (em we û rêya ku hûn li ser in red dikin). Heta ku hûn îman bi Allah tenê bînin di navbera me û we de kîn û neyartîyeke bêdawî dest pê kiriye.” Lê ew peyv ne tê de, ku Îbrahîm ji bavê xwe re (wiha) gotibû: “Bêşik ez ê ji bo te ji Allah daxwaza mexfîretê bikim. (Lê) li dij Allah qet tu feyda/sûda min nagihîje te.” Rabbê me! Me bitenê tewekkulê te kiriye û me berê xwe daye te û vegera me jî bitenê ji te re ye.

Jêrenot
(Ev ayetê kerîme, tefsîra rêya Îbrahîm û milletê wî dike ku; ji her kesê mumîn re pêwist e ku bibe tabiê wî (16/Nahl, 123) û kesê ku jê rû vegerandibe wek sefîh/kêmaqil hatîye pejirandin (2/Baqara, 130). Rêya Îbrahîm: a. Berî bûna ji muşrîkan e. Lewre yê ku şirkê heyî dike û dixe fiîlîyatê kesê muşrîk bixwe ye. b. Berî bûna ji pût û taxûtên ji xeynî Allah îbadet li wan dikin e. “Berî bûn” vegotina nekirina fiêlek e ku li dij xwedîyê fiêlê de nîşandayina helwesteke bîrewerî û îmanî ye. c. Nenasîya ehlê şirkê û redkirina wan û hukim dayîna kufra wan e. d. Bê şirîk çêkirin xaliskirina dîn ji Allah re û heta îman bi Allahê yekane bînin neyartî û kîn girtina ji kafiran re ye. Ha ev, Milletê Îbrahîm e. Ew Milletê Îbrahîm ku; ew ên li hemberî Allah û Rasûlê wî şer danîne û li ber derîyê cehennemê runiştî ne û wekî ku ji me bin diaxivin lê me dixapînin û ew ên Kitêb li ser zimanê xwe digerînin lê wê bi bihayekî kêm difiroşin hemû pevreyî û bi îhtîmam li ber xwe didin ku ji însanan biveşêrin.)

Tefsîr

Tefhîmü'l-Kur'ân

4- İbrahim ve onunla birlikte olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kendi kavimlerine demişlerdi ki: "Biz, sizlerden ve Allah'ın dışında tapmakta olduklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkâr ettik. (6) Sizinle aramızda, siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir." Ancak İbrahim'in babasına: "Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah'tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez."(7) demesi hariç. "Ey Rabbimiz, biz sana tevekkül ettik ve 'içten sana yöneldik.' Dönüş sanadır." AÇIKLAMA 6. Yani, "Bizi sizin dininizi tanımıyor ve sizlerin de hak üzerinde olmadığınıza inanıyoruz" Bir kimsenin Allah'a iman etmesi, onun Tağut'u inkar etmesini gerektirir. "Kim Tağut'u inkar edip, Allah'a sığınırsa, muhakkak ki, o, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir." (Bakara: 256) 7. Diğer bir ifadeyle, Hz. İbrahim'in müşrik bir toplumla ilişkisini kestiğini ilan etmesi sizin için güzel bir örnektir. Yoksa O'nun müşrik babası için dua etmeye söz vermesi ve bizzat dua etmesi size örnek değildir. Çünkü kafirleri sevmek, müminlere yakışmaz. "Akraba bile olsalar, cehennemin halkı oldukları anlaşıldıktan sonra müşrikler için mağfiret dilemek, ne Peygamber'in, ne de müminlerin yapacağı iş değildir" (Tevbe: 113) Bu bakımdan bir Müslümanın, Hz. İbrahim de dua etmiş diyerek kafir yakınlarına Allah'tan mağfiret dilemesi caiz değildir. Bu noktada, "O halde Hz. İbrahim niçin bu işi yapmış? Veyahut O, bu iş üzerinde devam etmiş midir?" şeklinde sorular sorulabilir. Bu soruların cevabını Kur'an ayrıntılarıyla bildirmektedir. Babası, Hz. İbrahim'i evden kovaladıktan sonra, O babasına, "Selam sana! Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim" der. (Meryem: 47) Bu sözü üzerine Hz. İbrahim, babası hakkında iki kez mağfiret dilemiştir. Birincisi, "Rabbimiz! Hesabın görüleceği gün beni, anamı-babamı ve müminleri bağışla." (İbrahim: 41) . İkincisi, "Babamı da bağışla. Çünkü o sapıklardandır. Kulların diriltilecekleri gün beni utandırma" (Şuara: 86-87) Ancak, kendisi için mağfiret dilediği babasının Allah düşmanı olduğunu idrak edince, babası ile ilişkilerini kopardığını şöyle ilan etmiştir. "İbrahim'in babasına dua etmesi, sadece ona yaptığı bir vaadden ötürü idi. Fakat onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzak durdu. Gerçekten İbrahim, çok içli ve yumuşak huylu idi." (Tevbe: 114) Bu ayetlerden açıkça, Peygamberlerin ancak sonuna kadar devam eden davranışlarının örnek alınabileceği anlaşılmaktadır. Kendilerinin sonradan terkettiği veya Allah'ın yapmaktan menettiği ya da sonraki şeriatın neshettiği davranışlar örnek alınamaz. Ayrıca hiç kimsenin, "Bu bir peygamberin amelidir" diyerek, yukarda özellikleri belirtilen davranışları örnek alması doğru değildir. Yine bu noktada akla şöyle bir soru gelebilir: Yukarıda zikredilen ayette Hz. İbrahim'in sözleri iki bölümde incelenebilir. Birincisi, "Senin için Rabbimden, mağfiret dileyeceğim", İkincisi, "Fakat senin için Allah'tan gelecek hiçbir şeyi önlemeye gücüm yetmez." Birinci bölümün niçin örnek alınmayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Ancak ikinci bölümde sarf edilen söz haktır, doğrudur. O halde niçin örnek alınmasın? Bu soru şu şekilde cevaplanabilir: "Bir kimse başka birine söz verirken "Elimden ancak bu kadarı gelebilirdi" dediğinde, bu sözden o şahsın karşısındaki kimseyi çok sevdiği anlaşılıyor. Yani o kimse şöyle demektedir: "Elimden daha fazlası gelse yapacağım." Bu sebeple Hz. İbrahim'in yukarıdaki sözü de, Allah'tan başka hiç kimsenin mağfiret edemeyeceği ve bir peygamberin sadece mağfiret dilemekle yetinebileceği gerçeğine rağmen, aynı kapsam dahilinde alınmıştır. Nitekim Allâme Alusî'de bu hususu böyle izah etmiştir.