Vegere Sûreya Necm

Necmالنجم

20. Ayet

20Sûreya Necm
Di Mushefê de Veke

وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى

Û sêyemînê wan Menat.

Jêrenot
(Lat, Menat û Uzza, pûtên muşrîkan bûn. Perestî li wan dikirin û pêbawer bûn ku pûtên wan nêzî Allah (ac) in û wê şefaetê li wan bikin. Lat; di dema xwe de mirovekî salih bû û ji bo hacîyan xwarinên taybet amade dikir. Çaxê ev zat mir, gora wî tazîm kirin û bi demê re dest bi perestîya gora wî kirin. Gumbeta wî ji perçeya latekî neqişkirî û spî bû. Li ser wê xanîyek ava kiribûn û li derdora wê ji terefê Taîfîyan ve herêmeke pîroz hatibû pêkanîn û ji bo parastina wê derê bekçîyan tayîn kiribûn. Uzza jî dareke ku xanî li ser wê avakirî bû. Menat, pûtek bû ku Ewsîyan û Hezrecîyan perestîya wê dikirin. (Ji Tefsîru’l Qur’ani’l Azîm û Zadu’l Mesîr.) Wekî ku hate dîtin pûtên muşrîkan; gorên wan kesane ku bi salihbûna wan pêbawer in û gorên wan kirine gumbet û hin dar in ku bi çavkanîtîya şîfa û bereketa wan pêbawer in û tazîm dikin û peykerên di sûretê wan de çêkirî ne. Wekî din bnr. 71/Nûh, 23))

Tefsîr

Besâirü'l-Kur'ân

19,20. “Ey inkarcılar! Şimdi siz de gördünüz değil mi o Lat ve Uzza’yı? Ve üçüncü olarak da öteki (Put) Me-nat’? Gördünüz mü Lat’ınızı, Uzza’nızı ve üçüncüsü olan Menat’ını-zı? Lat, Menat ve Uzza, Mekkelilerin tapınmakta oldukları putlardı. Daha başka putları vardı da, bunlar onların en meşhurlarıydı. Hubel, Âsâf, Nâile gibi başka putları da vardı. Bunlar bilhassa Arabistan yarımadasında yaşayanların putlarıydı. Dikkat ederseniz bunların hepsi de dişiydiler. Bunlara dişi isimleri veriliyor, dişilik özellikleri veriliyordu. Çünkü adamlar tanrılarının güçsüz olmalarını istiyorlardı. Tapındıkları bu tanrılarının kendileri karşısında bir güç ve kuvvet göstermelerini, kendilerine egemen olmalarını istemiyorlardı. Gerektiği zaman tanrılarını alt edebilmeleri için seçtikleri tanrıları güçsüzlerden olmalıydı. Şimdi de Allah’ı güçlü bildikleri için, Allah’ı atlatamayacaklarını, alt e-demeyeceklerini, yönlendiremeyeceklerini bildikleri için O’na kulluktan kaçıp yönlendirebilecekleri, atlatabilecekleri, kendileri gibi acizleri seçip onlara tapınan, onlara yasa belirleme yetkisi vermeye çalışanlar da aynı mantıkla hareket etmeye çalışıyorlar. Gördünüz mü putlarınızı? Kulu ve elçisi Muhammed’e (a.s) böyle güçlü, böyle mükemmel bir elçisi vasıtasıyla bilgisini aktaran, mutlak bilgisiyle yeryüzünü aydınlatan Allah’ın yanında hiç bir güce sahip olmayan, hiçbir bilgiye sahip olmayan bu putlarınızın ne anlama geldiğini, ne değer ifade ettiğini anladınız mı? Kâinatın idaresinde onların hiçbir yetkilerinin olmadığını anladınız mı? Allah ile onların arasında hiçbir yakınlığın, hiçbir bağın olmadığını, onların Allah tarafından yaratılmış, kendilerine bile bir menfaat sağlama gücüne sahip olmayan aciz varlıklar olduğunu anladınız mı? Levh-i Mahfuz’un mutlak bilgi kaynağına, Sidretü’l Münteha ufuklarına kadar yücelmiş bir elçinin oradan size getirdiği mutlak doğru bilgiler varken, vahiy bilgisi, Allah bilgisi size gelmişken, sizler hâlâ bu basit putlar egemenliğinde hevâ ve heveslerinizin peşinde bir hayat yaşamadan yana sergilediğiniz bu tavırlarınızın size neleri kaybettirdiğinin farkına varamadınız mı? Bakın bundan sonraki âyetinde Rabbimizin gerek o günün, gerekse bugünün tüm putçuluk dünyasına, tüm müşrik dünyaya bir sorusu geliyor: