Vegere Sûreya Tewbe

Tewbeالتوبة

31. Ayet

31Sûreya Tewbe
Di Mushefê de Veke

اِتَّخَذُٓوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَالْمَس۪يحَ ابْنَ مَرْيَمَۚ وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُٓوا اِلٰهًا وَاحِدًاۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

Wan dev ji Allah berdane û hahamê xwe û keşeyên xwe û Mesîhê kurê Meryem ji xwe re kirin Rab. (Lê belê) ew bi îbadeta yek îlâhekî bitenê re hatibûn emirkirin. Ji wî pê ve (yê ku îbadetê heq dike) tu îlâh tune. Ew (Allah) ji tiştên ku pê şirîkatîyê dikin berî ye/munezzeh e.

Jêrenot
“... Rasûlullah (ass) ayeta 31. a sûreya Tewbe dixwend. Di wê lehzê de Adîyy b. Hatem hatibû Medîneyê û ket hizûrê. Adîyy, wê demê Xirîstîyan bû. Di sitûyê wî de jî xaçeke zîvî hebû. Çawa vê ayetê seh kir bi lez ji Rasûlullah (ass) re wiha got: “Nexêr! Wan qet ji keşîşên xwe re îbadetê nedikirin…” Rasûlullah (ass) wiha bersiv da wî: “Belê, tiştên ku Allah (ac), helal kiribû keşîşân wan tiştan ji wan re heram kirin û tişten ku Allah (ac) heram kiribû jî keşîşên wan ewan tiştan helal dikirin. Ew jî tabîê keşîşên xwe dibûn. Ev amelê wana tê/dihê vê maneyê ku îbadetê ji keşîşên xwe re dikirin.” (Tirmizî, 3095; Ibnî EbÎ HatÎm, 10057-10058) - Ev ayet û tefsîra wê ku Rasûlullah (ass) kiriye nîşan daye ku ew ê helal û heram, meşrû û xeyrîmeşrû, serbest û qedexe yên di jiyanê de diyar dike yek mercîyek e, ew jî Allah e (ac). Ev jî ji ber vê ye ku Allah “Er-Rab” e. Rab ew e ku; terbîye dike û nîzama kaînatê sererast/birêkûpêk dike û li ser her tiştî xwedî rayeya teserrûfê ye. Allah (ac) bi qanûnên danîye hemû însanan terbîye dike û nîzamê dide hemû civatan. - Çi alim be an rewşenbîr/munewwer be an abid be an parlementer/mebus be an rayedar be an jî serokê eşîrekî be... Kesê ku vê rayeyê dabe ji van yekî, wî kesî ji xeynî Allah (ac) ji bo xwe wek rab girtîye. - Ew kesê ku vê rayeyê ji Allah (ac) pê ve bide hin kesên din, eger nizanibe ku ev amelê wî di eslê xwe de îbadete jî ji bo wî encam naguhere. Lewre cahiltî/cehalet ji bo şirkê nabe hincet û mazeret. Lê enceq dibe sebebê şirkê. - Ji bo rab girtin an îlâh girtina heyînekî hewce nake ku jê re bêje: “Ev rabbê min e.” An jî: “Ev îlâhê min e.” Dema ku mirovek taybetîyên rab û îlâh bide heyînekî an jî pêwistîya pêkanînê ji heyînekî re bike, êdî ew tişt ji bo wî dibe rab/îlâh. Wekî din bnr. 3/Âl-î Îmran, 64; 4/Nîsa, 59-60; 5/Maîde, 43-44, 50; 7/A’raf, 54; 12/Yûsuf, 40)

Tefsîr

Besâirü'l-Kur'ân

31. “Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i Rab’leri olarak kabul ettiler. Oysa tek ilâh’tan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuş-lardı. Ondan başka ilâh yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.” Onlar Allah’ı bıraktılar da Onun berisinde Hahamlarını, papazlarını, Meryem oğlu Mesih’i Rab’ler edindiler. Oysa onlar sadece tek İlâh olan Allah’a kullukla emrolunmuşlardı. Sadece tek İlâh olan Allah’ı dinlemekle emrolunmuşlardı. Haram helâl sınırlarını belirleme noktasında, hayat programını tespit etme konusunda, yasa koyma konusunda sadece Allah’ı dinlemeleri gerekirken, onlar Allah’ı bıraktılar da Onun dûnunda, Onun berisinde Hahamlarına, Rahiplerine, siyasîlerine itaat edip tâbi oldular. Böylece Allah’ı bırakıp onlara kulluk ettiler. Yasa belirleme yetkisini Allah’tan başkalarına verdiler. Allah’ın emir ve yasaklarını değil de onların emir ve yasaklarını dinlediler. Kendilerini Allah’tan başkalarına nisbet ettiler. Ehl-i Kitabın sapıklığını gündeme getiren bu âyet-i kerîme nâzil olduğu zaman âyetin nüzûlünden çok kısa bir süre önce Hıristiyanlıktan İslâm’a giren Adiy Bin Hatem Rasulullah efendimize gelerek şöyle diyordu: Ey Allah’ın Resulü, biz Hıristiyanken Allah’tan başkalarına asla kulluk etmiyorduk. Burada anlatılan kulluk da neyin nesi? der. Bunun üzerine Allah’ın Resulü ona şöyle sorar: Ey Adiy, söyler misin bana, sizin papazlarınız, keşişleriniz, din adamlarınız, siyasîleriniz size bir kısım şeyleri emrederlerdi de siz onların bu emirlerini yerine getirir miydiniz? Adiy, evet yerine getirirdik der. Peki onlar sizin için bir kısım şeyleri yasaklardı da siz onların bu yasaklarına tâbi olur muydunuz? Onların yasakladıklarını Allah yasağı gibi bilmiyor muydunuz? Onlar Allah’ın yasak kıldıklarına yasak değil deyince siz de aynen bunu kabul etmiyor muydunuz? Adiy evet deyince, Allah’ın Resulü buyurdu ki: “Zalike hiye ibadetün” Ey Adiy işte bu onlara ibadetin ta kendisidir buyurdu. İşte onları Allah berisinde Rab ittihaz etmek ve onlara kulluk yapmak budur. Evet öyleyse kişinin hayatında Allah makamında oluş şeklinde helâl ve haram koymak, emir ve yasaklarda bulunmak Rab’likitir bunu unutmayalım. Yâni bir karar merciini ve ondan çıkan kararları ilâhî kararlar seviyesine çıkarmak onları ilâh ittihaz etmek, rab ittihaz etmek demektir. Meselâ birileri çıkıp dese ki ben sizin et yemenizi yasaklıyo-rum. Veya ben sizin eğitiminizin, hukukunuzun, kılık kıyafetinizin şöyle olmasını istiyorum. Yaşayışınızın, mirasınızın, kazanmanızın, harcamanızın şöyle olmasını emrediyorum. Şu işi, şu kıyafeti, şu alfabeyi, şu anlayışı sizin için yasaklıyorum diyen varlık raptır, Rablik iddiasında bulunmuştur. Onu öylece razı olarak kabullenen, itirazsız gönül rahatlığıyla onun bu emir ve arzularını uygulayan kişi de Allah’a müşrik olarak onun kuludur. Ama kalben razı olmadığı halde köleliği sebebiyle bunu kabullenen kişi büyük günâh işlemektedir. Evet, eğer birileri Allah’ın hüküm koymadığı bir konuda bir hüküm koyarsa veya Allah’ın hüküm koyup yasakladığını emreder, emrettiğini yasaklarsa, Allah’ın helâllerini yasaklar, yasaklarını helâllerse, onun bu hareketini yol olarak, yasa olarak benimseyip uygulayan kişi müşriktir, öbürü de onun rabbidir. Halbuki insanlar tek bir Rabbe, tek bir İlâha kulluğun dışında başka hiç kimseye kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Çünkü O Allah kendisinden başka ilâh olmayandır. Kendisinden başka kullarının hayatına program yapma yetkisine sahip varlık olmayandır.