Vegere Sûreya Yûnus

Yûnusيونس

36. Ayet

36Sûreya Yûnus
Di Mushefê de Veke

وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَنًّاۜ اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ

Pirên wan ji zennê pê ve nadin pey tiştekî. Bi rastî (bingeha zenê ne wehîy e û ne agahîyeke qethî ye, ji ber vê yekê) zen tu carî cihê heqîyê nagire. Bêguman Allah ji kar û kirinên wan agahdar e.

Jêrenot
(Allah (ac), her çi pirsên ku însanan meşxul dikin hene bi wasita wehîyê bersiva wan daye. Meqseda xuliqandina me... Heyata dinyayê wê çawa herî bi hizûr û bi edalet be... Dilpakî/erdem û fezîlet çî ye... Naveroka/mahîyeta heq û batil... Der heqê mirin û jiyana piştî mirinê de tiştên ku tên meraq kirin... Ev meseleyên hanê bi eşkerehîyeke bêkêmasî hatine ravekirin. Di dirêjahîya dîrokê de ew heqîqet û hikmet û dilpakîya/erdema ku însanîyet li pey bezîyaye di îslâmê de diyarkirî ne û ev tişt ji xeynî wehîyê nayên gerandin. Ew çalakîyên/fealîyetên li ser navê lêgerîna heqîqetê ku di derê wehîyê de pêk tên, hemû li pey ketina zennê ye. Allah (ac) ji wê zenna ku li dij wehîyê hatîye danîn qethîyen ne razî ye. van fiêlan navê wê lêgeranê/pêgeranê wek felsefe an kevneşopî an îlham/sîrûş an şopandina bavûkalan an xewnê rast an jî seyrû silûk binav bikin jî ev navandina wan vê tiştê ji bergeha zen û peyrevîya hewayê û bikaranîna hizir/texmîn dernaxe.)

Tefsîr

Fî Zılâli'l-Kur'ân

36- Onların çoğu sadece zayıf bilgiye, zanna dayanıyor. Oysa zan, zayıf bilgi, gerçeğin bir noktasının bile yerini tutamaz. Hiç şüphesiz Allah onların ne yaptıklarını bilir. Onlar Allah'ın ortakları olduğunu sanıyorlar. Fakat bu zanlarını, incelemeleri, etüdlere tabi tutmuyorlar. Teori ve pratik olarak onun, gerçek olup olmadığını araştırmıyorlar. Onlar sanıyorlar ki, eğer bu putlar tapılmaya, ibadet edilmeye lâyık olmasaydı, ataları onlara ibadet etmezlerdi. Evet böyle sanıyorlar ve bu saçma anlayışın doğru olup olmadığını araştırmıyorlar. Akıllarını geleneksel ve tahmine dayalı bağlılığın esaretinden kurtaramıyorlar... Yine onlar sanıyorlar ki, kendilerinden bir adama Allah vahiy göndermez. Fakat bu işin Allah açısından neden imkânsız olduğunu incelemiyorlar.. Onlar sanıyorlar ki, Kur'an, Muhammed'in yazdığı bir kitaptır. Yalnız düşünmüyorlar ki; bir insan olan Muhammed, bu Kur'an'ı yazabiliyorsa, kendileri de onun gibi insanlar oldukları halde neden bir Kur'an yazamıyorlar'?.. İşte bu şekilde, gerçek bir değer taşımayan bir yığın zan içinde yaşıyorlar. Onların neler yaptıklarını ve ne işlerle uğraştıklarını kesin bir şekilde bilen yalnız Allah'tır. "Hiç şüphesiz Allah onların ne yaptıklarını bilir." BU KUR'AN ALLAH'DAN GEI,Dİ Yukarıdaki değerlendirmenin detaylı bir devamı niteliğindeki bir açıklama ile Kur'an'ın akışı, onları Kur'an'a ilişkin yeni bir geziye çıkarıyor. Kur'an'ın, Allah'dan başkası tarafından uydurulan bir kitap olduğu şeklindeki bir yaklaşımı reddederek ve Kur'an'ın surelerine benzer bir tek sure ortaya koyamayacaklarını vurgulayarak bir meydan okuyuşla konuya giriyor. İkinci olarak, onların kesin olarak bilmedikleri ve araştırmadıkları konularda çarçabuk hüküm verdiklerini dile getiriyor. Üçüncü olarak, bu Kur'an'ı karşılamada nasıl bir tavır takındıklarını, nasıl bir duruma düştüklerini ifade ediyor. Dördüncü olarak, Peygamber'in -salât ve selâm üzerine olsun- müşrikler kabul etsin etmesin, kendi çizgisinde sebat etmesi gerektiğini belirtiyor. Son olarak, bilinçli bir biçimde sapıklığı tercih eden kesimin imanından ümit kesildiğine ve onları bekleyen acı akıbete, böyle bir akıbete uğramalarında Allah'ın onlara zulmetmediğine, bilinçli olarak sapıklığı seçmekle bu akıbete uğramayı hak ettiklerine işaret ediliyor: