(Ve tuttular,) şeytanların Suleymân’ın mülkü üzerine uydurdukları (batıl yalanların) peşine takıldılar. Suleymân kâfir olmadı, fakat şeytanlar kâfir oldular. İnsanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe, Hârût ve Mârût’a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. “Biz ancak bir imtihanız/dinin için fitneyiz. Sakın küfre girme.” demeden kimseye onu öğretmiyorlardı. Onlardan kadınla kocanın arasını ayıracak (sihri) öğreniyorlardı. Allah’ın izni olmadan o (sihirle) kimseye zarar verecek değillerdir. (Hakikatte) onlara zarar verip faydası olmayan bir şey öğreniyorlardı. Andolsun ki (o sihri) satın alanın ahirette hiçbir nasibinin olmadığını çok iyi biliyorlardı. Nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!
(O zaman) Allah diyecek ki: “Ey Meryem oğlu Îsâ! Senin ve annenin üzerindeki nimetlerimi hatırla. Hani seni Rûhu’l Kudus (Cibrîl) ile desteklemiştim. Hem beşikte hem de yaşlılıkta insanlarla konuşuyordun. Hani sana Kitab’ı, hikmeti, Tevrât’ı ve İncîl’i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş suretinde bir şey yapıyordun, sonra ona üflüyordun. O da benim izin vermemle (canlı) bir kuş oluyordu. İznimle kör ve alaca hastasını iyileştiriyordun. İznimle ölüleri (kabirlerinden diri olarak) çıkarıyordun. İsrâîloğullarına apaçık delillerle geldiğinde onlardan kâfir olanlar, ‘Bu apaçık bir sihirdir.’ demişlerdi de onları senden engelleyerek (seni korumuştum).”
Şayet sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirsek ve ona elleriyle dokunacak olsalar (yine de) o kâfirler, “Bu apaçık bir büyüden başkası değildir.” diyecekler.
(Ne ilginç!) İçlerinden bir adama, “İnsanları uyar ve iman edenleri Rabbleri katında değerli bir konumda olmakla müjdele!” diye vahyedişimiz insanlara tuhaf mı geldi? Kâfirler dediler ki: “Şüphesiz ki bu, apaçık bir sihirbazdır.”
Tarafımızdan onlara hak geldiği zaman: “Şüphesiz ki bu, apaçık bir sihirdir.” demişlerdi.
Mûsâ demişti ki: “Hak size geldiğinde, ‘bu sihir’ mi diyorsunuz? Hâlbuki sihirbazlar kurtuluşa eremezler.”
“Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan bizleri uzaklaştırmak ve yeryüzünde büyüklük/otorite siz ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz, ikinize de inanmayız.” demişlerdi.
Firavun, “Bana bütün usta büyücüleri getirin.” demişti.
Sihirbazlar gelince Mûsâ, “Atın (bakalım) ne atacaksanız.” demişti.
Onlar (ellerindekileri) atınca, Mûsâ demişti ki: “Bu yaptığınız büyüdür. Şüphesiz ki Allah, onu iptal edecektir. (Çünkü) Allah, bozguncuların yaptığını ıslah etmez.”
Hanginizin daha güzel amel yaptığını denemek/ortaya çıkarmak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur. Ve arşı, su üstündeydi. Şayet onlara, “Hiç kuşkusuz ölümden sonra diriltileceksiniz.” desen, o kâfirler, “Bu apaçık bir sihirdir.” derler.
Hiç şüphesiz, “Gözlerimiz perdelendi. (Hayır,) galiba bizler büyülenmiş bir toplumuz.” derler.
Onlar (gizlice) seni dinlediklerinde neye kulak verdiklerini ve kendi aralarında fısıldaşırken zalimlerin, “Siz yalnızca büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz.” dediklerini çok iyi biliyoruz.
Andolsun ki Mûsâ’ya, dokuz apaçık ayet/mucize verdik. Sor İsrâîloğullarına! Hani (Mûsâ) onlara geldiğinde Firavun ona, “Ey Mûsâ! Ben, senin kesinlikle büyülenmiş biri olduğuna inanıyorum.” demişti.
Dedi ki: “Yaptığın büyüyle bizleri yurtlarımızdan sürüp çıkarmak için mi geldin ey Mûsâ?”
“Kesinlikle biz de onun benzeri bir büyü ile sana geleceğiz. Bizimle senin aranda, bir buluşma yeri ve zamanı belirle. Ne biz ne de sen (sözümüzden) dönelim. (Belirlediğin mekân) hepimize eşit mesafede/düzlük bir alan olsun.”
Dediler ki: “Şüphesiz ki bu ikisi, sizleri yaptıkları büyüyle yurdunuzdan sürüp çıkarmaya ve (bugüne kadar ciddi çabalar harcayarak kurduğunuz) en ideal sistemi silip yok etmeye çalışan iki sihirbazdır.”
Demişti ki: “(Hayır!) Bilakis, önce siz atın!” (Birde ne görsün) ipleri ve asaları, yaptıkları büyü nedeniyle, gerçekten hareket ediyor gibi geldi ona.
“At sağ elindekini! Onların yaptıklarını yutacaktır. Onların yaptığı yalnızca bir büyücü hilesidir. Ve büyücü ne yaparsa yapsın, kurtuluşa eremez/başarılı olamaz.”
(Yaşananlar üzerine) sihirbazlar secdeye kapanmış: “Hârûn’un ve Mûsâ’nın Rabbine iman ettik.” demişlerdi.
(Firavun) demişti ki: “Size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Şüphesiz ki o, size sihir öğreten büyüğünüzdür. Ellerinizi ayaklarınızı çaprazlama kesecek ve sizi hurma kütüklerine asacağım. Hangimizin azabının daha çetin ve kalıcı olduğunu da bileceksiniz.”
Demişlerdi ki: “Seni, bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratan (Allah’a) tercih etmeyeceğiz. Ne hüküm vereceksen ver! Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin.”
“Şüphesiz ki günahlarımızı/hatalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihirbazlığı bağışlasın diye, Rabbimize iman ettik. Allah daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”
Kalpleri oyundadır… Zulmedenler (aralarında) gizlice fısıldaşırlar: “Bu da sizin gibi bir insan değil midir? Göz göre göre büyülenmeye (teslim mi olacaksınız)?”
“Ya da onun üzerine bir hazine atılması veya kendisinden yediği bir bahçesi olması gerekmez miydi?” Zalimler dediler ki: “Siz yalnızca büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz.”
Çevresinde bulunan seçkinlere, “Bu, bilgili/usta bir büyücüdür.” demişti.
Büyücüler Firavun’a geldiler: “Şayet biz (Mûsâ’ya) üstün gelirsek herhâlde bize (dolgun) bir ücret verirsin artık, değil mi?” demişlerdi.
Sihirbazlar secdeye kapandılar.
“Size izin vermeden önce mi ona iman ettiniz? Şüphesiz ki o, size büyü öğreten büyüğünüzdür. Pek yakında (yapacaklarımı) bileceksiniz/anlayacaksınız. Şüphesiz ki ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesip hepinizi asacağım.” demişti.
Demişlerdi ki: “Sen, ancak büyülenmişlerdensin.”
Demişlerdi ki: “Sen ancak büyülenenlerdensin.”
Basiretli kılan ayetlerimiz kendilerine geldiğinde, “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler.
Mûsâ onlara apaçık ayetlerimizle gelince dediler ki: “Bu, uydurulmuş büyüden başka bir şey değildir. Biz geçmiş atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.”
Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, “Bu, sizi babalarınızın ibadet ettiği (ilahlarınızdan) alıkoymaya çalışan bir adamdan başkası değildir.” dediler. Ve dediler ki: “Bu, yalnızca uydurulmuş bir iftiradır.” Kâfirler, hak kendilerine geldiğinde, “Bu, apaçık bir büyüden başkası değildir.” dediler.
Ve derler ki: “Bu, apaçık bir sihirden başkası değildir.”
Firavun’a, Haman’a ve Karun’a… Dediler ki: “Çok yalancı bir büyücüdür.”
Hak kendilerine geldiği zaman, “Bu, sihirdir ve biz, bunu inkâr edenleriz.” dediler.
Dediler ki: “Ey büyücü! Rabbinin senin yanındaki (duanı kabul edeceğine dair) ahdiyle bizim için dua et. (Azabı giderirse) hiç şüphesiz biz, hidayet ehli oluruz.”
Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, kâfirler kendilerine gelen hakka, “Bu apaçık bir büyüdür.” dediler.
Tüm gücüyle yüz çevirdi ve “Büyücü yahut deli.” dedi.
Onlardan öncekiler de, kendilerine gelen her resûle (aynı bunların yaptığı gibi), “Sihirbaz ya da delidir.” dediler.
“Bu da büyü olabilir mi? Yoksa siz mi görmüyorsunuz?”
Şayet bir ayet/mucize görseler yüz çevirir ve “Yoluna devam eden/Yok olup gitmeye mahkûm bir sihirdir.” derler.
Hani Meryem oğlu Îsâ da, “Ey İsrâîloğulları! Şüphesiz ki ben, Allah’ın size (gönderdiği) resûlüyüm. Benden önceki Tevrât’ı doğrulayan ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed olan resûlü de müjdeleyenim.” demişti. Apaçık delillerle geldiğinde, “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler.
Ve dedi ki: “Bu, (sihirbazlardan) aktarılan bir büyüden başkası değildir.”
De ki: “Sabahın Rabbine sığınırım.”
“Yarattığı şeylerin şerrinden.”
“Karardığı zaman gecenin şerrinden.”
“Düğümlere üfüren (büyücü) kadınların şerrinden.”