Kur'ân'ın ve resûllerin ana gündemi tevhiddir. Hâliyle Kur'ân'a meal vererek onu bir dile kazandıran mütercimin de gündeminde tevhid olması gerekir. Mevcut meallerin bir kısmında tevhidî vurguların yetersiz olması, birçoğunda da hiç olmaması Tevhid Meali'nin hazırlanma sebeplerinden biridir.
Kur'ân-ı Kerim, tevhid başlığı altında incelendiğinde tevhidin iki esasa bina edilerek anlatıldığı görülür:
- a. Tevhidin ve zıddı olan şirkin tanımlanması.
- b. Gündelik hayattan örnekler verilerek tevhid ve şirkin sınırlarının anlaşılması.
Tevhid;yalnızca Allah'a ibadet etmek, O'nu (cc) zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birlemek, güzel isimlerinin gereklerini yerine getirerek O'na (cc) kulluk etmek ve tüm kâinatın sahibinin O olduğuna iman edip hâkimiyet ve egemenliğin yalnızca Allah'a ait olduğuna inanmak, bunun gereğince amel etmek ve zikrettiğimiz hususlarda hiçbir varlığı Allah'a ortak koşmamaktır. Kur'ân'ın farklı ayetlerinden derlenen bu tanım, ilk insandan kıyametin kopacağı âna kadar değişmez bir ilke ve geçerli bir tanımdır.
Tevhide muhalefet edenler ise her dönemde birbirinden farklı suretlerde Allah'a (cc) şirk koşmuşlardır. Kur'ân bu örneklerin bazısına yer yer temas etse de ağırlıklı olarak Arap toplumunun tevhide muhalif ve zıt tutumlarını ele almıştır. Örneğin, salih olduğuna inanılan bazı şahısların heykellerinin (put) yapılıp bunlara dua edilmesi, putlara adak adanması, etraflarında tavaf yapılması ve sıkıntı ânında ruhaniyetlerinden medet umulması yaygın bir uygulamaydı. Kur'ân, sık sık buna vurgu yaptı. Dünyanın başka bir yerinde ise insanlar ateşe tapıyor, ineği kutsuyor veya sanatı ilah hâline getiriyordu. Kur'ân'ın bu örneklere temas etmemesi, onların tevhid ve şirk kapsamında olmamasından değil, Kur'ân'ın nazil olduğu Arap toplumunda bir karşılığının olmamasındandır. Ancak Kur'ân'ın verdiği tanım tüm bu şirkleri kapsamaktadır.
Kur'ân mütercimi bu gerçeği bilmek ve gereğini yapmak zorundadır. Kur'ân'ı tercüme ederek, bir toplumun gündemine taşıyorsa tevhid ve şirkin evrensel tanımlarına uygun örnekleri tespit etmeli ve bol örneklemelerle toplumun tevhidi doğru anlamasını sağlamalıdır. Buna binaen Mekkelilerin putlara besledikleri inanç ve onlara yaptıkları ibadetleri, aynı gerekçe ve eylemlerle türbe, yatır, dilek ağacı gibi şeylere yapanları gündemine almayan bir meal, Kur'ân'ın gündemini önemsememiş bir meal olacaktır.
Başka bir örnek vermek gerekirse Kur'ân; zan, tahmin ve hevaya dayalı dinî bilgi sistemine şiddetle itiraz etmiş, bilgi kaynağının yalnızca vahiy olması gerektiğini belirtmiştir. Örnek olarak da müşriklerin atalarından miras aldıkları, doğruluğundan emin olmadan Allah'a (cc) nispet ederek uyguladıkları gelenekleri vermiştir. Felsefe veya mistisizmin yaygın olduğu bir toplumda Kur'ân'ı gündemine alan bir muvahhidin, hevalarına ve zanlarına uygun düşünceleri bilgi diye ele alan filozofları, rüya, ilham, hatarat gibi vesveselerini din bilgilerinin temeli sayan ruhban sınıfını görmezden gelmesi düşünülebilir mi? Düşünülemez elbet! Böylesi bir meal, Kur'ân'ı anlamayan birinin, onu insanlara anlatma çabası olacaktır ki bu da pek mümkün değildir.
Kur'ân'ın tevhide yönelik önemli vurgularından biri de yasama/kanun yapma hakkının Allah'a (cc) ait olduğu gerçeğidir. Buna binaen Allah (cc) dışında hiç kimse helal ve haram belirleme yetkisine sahip değildir.
Kur'ân'ın nazil olduğu toplumda bu ilkeye muhalefet ediliyor, Allah'a (cc) şirk koşuluyordu. İnsanlar bazı hayvanların haram olduğunu, bazı özellikleri taşıyan hayvanlara dokunulmaması gerektiğini ve onların putların gözetiminde kutsal varlıklar olduğunu var sayıyorlardı. Böylece Allah'ın hiçbir delil indirmediği ve kullarına mübah kıldığı şeyleri haram kabul ediyorlardı.
Bir başka problem; ihtilaf ve tartışma durumunda Allah'ın yasalarına değil, kâhinlerin, kabile reislerinin ve hatırı sayılır kişilerin hakemliğine başvuruyor olmalarıydı.
Modern toplumların sadece hayvanlara değil, hayatın her alanına müdahale eden, hayatı yapılabilir ve yapılamaz diye ikiye ayıran, suç tespit eden, ceza öngören yasaları ve kurumları vardır. Evet, insanlar kâhinlerin yaşadığı izbe yerlerde sorunlarına çözüm aramıyor belki; ancak Allah'ın yasaları dışında kanunlarla sorun çözen mahkemeler, aşiret ağalar, örfler, âdet ve gelenekler, mafya babaları… var.
İlgili ayetler, bu gerçeklerden bağımsız bir şekilde ele alındığı zaman eksik, hatalı, hatta yer yer okuyucuyu aldatıcı saiklerle dini gizleme faaliyetine dönüşecektir.
Mealin motamot tercüme olmadığını, olamayacağını, daha ziyade Kur'ân'ın açıklaması ve anlaşılmasına yardımcı bir çalışma olduğunu kabul eden her meal sahibi, aynı zamanda Kur'ân'ın ve temel mesajının içinde yaşanılen çağa taşınması sorumluluğunu da kabul etmiş demektir.
İşte "Tevhid Meali" bu sancının yazıya dökülmüş hâlidir. Kur'ân'ın ana mesajı olan tevhidin, içinde yaşanılan zaman ve mekâna hitap etmesi ve gündelik yaşam içinde ayetlerin görünür hâle gelmesi isteğidir.