Mukaddime


Kullarına nur, hidayet, rahmet, şifa, şeref, izzet, ruh, güçlü bir delil, ayetleri Allah tarafından tafsilatlandırılmış, hem açık hem de açıklayıcı bir Kitap bahşeden Allah’a hamd olsun. Salât ve selam, müminlere Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, Kitab’ı ve hikmeti öğreten Resûl’e, pak ailesine ve ashabının üzerine olsun.

Elinizde bulunan “Tevhid Meali” 2006-2018 yılları arasında Kur’ân üzerine yapılmış çalışmaların bir meyvesidir. Tohumu Yusuf’un (as) diyarı olan Mısır’da atılan bu çalışma, meyvesini yine Yusuf’un (as) medresesi olan zindanda vermiştir. Rabbimden temennim bunu; mümin muvahhid gönüllere sevinç ve göz aydınlığı, hidayet arayanları Rablerine yönelten bir vesile ve İslam coğrafyasında her geçen gün biraz daha büyüyen ve gelişen Tevhid ve Sünnet davasına katkısı olan bir çalışma kılmasıdır.

Meali okuyacak kardeşlerimize mealin yazılış amacı, kaynakları, yararlanılan mealler, anlamlandırmada esas alınan ölçüler ve bazı teknik detaylar hakkında bilgi vermek istiyorum.


Tevhid Meali’ni Hazırlamaya Neden İhtiyaç Duyduk?


1. Kur’ân’ın ve resûllerin ana gündemi tevhiddir. Hâliyle, Kur’ân’a meal vererek onu bir dile kazandıran mütercimin de gündeminde tevhid olması gerekir. Mevcut meallerin bir kısmında tevhidî vurguların yetersiz olması, birçoğunda da hiç olmaması, Tevhid Meali’nin hazırlanma sebeplerinden biridir.

Kur’ân-ı Kerim, tevhid başlığı altında incelendiğinde, tevhidin iki esasa bina edilerek anlatıldığı görülür:

a. Tevhidin ve zıddı olan şirkin tanımlanması.

b. Gündelik hayattan örnekler verilerek tevhid ve şirkin sınırlarının anlaşılması.

Tevhid: Yalnızca Allah’a ibadet etmek, O’nu (cc) zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birlemek, güzel isimlerinin gereklerini yerine getirerek O’na (cc) kulluk etmek ve tüm kâinatın sahibinin O olduğuna iman edip, hâkimiyet ve egemenliğin yalnızca Allah’a ait olduğuna inanmak, bunun gereğince amel etmek ve zikrettiğimiz hususlarda hiçbir varlığı Allah’a ortak koşmamaktır. Kur’ân’ın farklı ayetlerinden derlenen bu tanım, ilk insandan kıyametin kopacağı ana kadar değişmez bir ilke ve geçerli bir tanımdır.

Tevhide muhalefet edenler ise her dönemde birbirinden farklı suretlerde Allah’a şirk koşmuşlardır. Kur’ân bu örneklerin bazısına yer yer temas etse de ağırlıklı olarak Arap toplumunun tevhide muhalif ve zıt tutumlarını ele almıştır. Örneğin, salih olduğuna inanılan bazı şahısların heykellerinin (put) yapılıp bunlara dua edilmesi, putlara adak adanması, etraflarında tavaf yapılması ve sıkıntı anında ruhaniyetlerinden medet umulması yaygın bir uygulamaydı. Kur’ân, sık sık buna vurgu yaptı. Dünyanın başka bir yerinde ise insanlar ateşe tapıyor, ineği kutsuyor veya sanatı ilah hâline getiriyordu. Kur’ân’ın bu örneklere temas etmemesi, onların tevhid ve şirk kapsamında olmamasından değil, Kur’ân’ın nazil olduğu Arap toplumunda bir karşılığının olmamasındandır. Ancak Kur’ân’ın verdiği tanım tüm bu şirkleri kapsamaktadır. Kur’ân mütercimi bu gerçeği bilmek ve gereğini yapmak zorundadır. Kur’ân’ı tercüme ederek, bir toplumun gündemine taşıyorsa, tevhid ve şirkin evrensel tanımlarına uygun örnekleri tespit etmeli ve bol örneklemelerle toplumun tevhidi doğru anlamasını sağlamalıdır. Buna binaen Mekkelilerin putlara besledikleri inanç ve onlara yaptıkları ibadetleri, aynı gerekçe ve eylemlerle türbe, yatır, dilek ağacı gibi şeylere yapanları gündemine almayan bir meal, Kur’ân’ın gündemini önemsememiş bir meal olacaktır.

Başka bir örnek vermek gerekirse: Kur’ân; zan, tahmin ve hevaya dayalı dinî bilgi sistemine şiddetle itiraz etmiş, bilgi kaynağının yalnızca vahiy olması gerektiğini belirtmiştir.[1] Örnek olarak da müşriklerin atalarından miras aldıkları, doğruluğundan emin olmadan Allah’a nispet ederek uyguladıkları gelenekleri vermiştir. Felsefe veya mistisizmin yaygın olduğu bir toplumda Kur’ân’ı gündemine alan bir muvahhidin, hevalarına ve zanlarına uygun düşünceleri bilgi diye ele alan filozofları, rüya, ilham, hatarat gibi vesveselerini din bilgilerinin temeli sayan ruhban sınıfını görmezden gelmesi düşünülebilir mi? Düşünülemez elbet! Böylesi bir meal, Kur’ân’ı anlamayan birinin, onu insanlara anlatma çabası olacaktır ki bu da pek mümkün değildir.

Kur’ân’ın tevhide yönelik önemli vurgularından biri de yasama/kanun yapma hakkının Allah’a ait olduğu gerçeğidir. Buna binaen Allah (cc) dışında hiç kimse helal haram belirleme yetkisine sahip değildir.

Kur’ân’ın nazil olduğu toplumda bu ilkeye muhalefet ediliyor, Allah’a (cc) şirk koşuluyordu. İnsanlar bazı hayvanların haram olduğunu, bazı özellikleri taşıyan hayvanlara dokunulmaması gerektiğini ve onların putların gözetiminde kutsal varlıklar olduğunu varsayıyorlardı.[2] Böylece Allah’ın hiç bir delil indirmediği ve kullarına mübah kıldığı şeyleri haram sayıyorlardı.

Bir başka problem, ihtilaf ve tartışma durumunda Allah’ın yasalarına değil, kâhinlerin, kabile reislerinin ve hatırı sayılır kişilerin hakemliğine başvuruyor olmalarıydı.[3]

Modern toplumların sadece hayvanlara değil, hayatın her alanına müdahale eden, hayatı yapılabilir yapılamaz diye ikiye ayıran, suç tespit eden, ceza öngören yasaları ve kurumları vardır. Evet, insanlar kâhinlerin yaşadığı izbe yerlerde sorunlarına çözüm aramıyor belki; ancak Allah’ın yasaları dışında kanunlarla sorun çözen mahkemeleri, aşiret ağaları, örf âdet ve gelenekleri, mafya babaları var.

İlgili ayetler, bu gerçeklerden bağımsız bir şekilde ele alındığı zaman eksik, hatalı, hatta yer yer okuyucuyu aldatan, dini gizleme faaliyetine dönüşecektir.

Mealin motamot tercüme olmadığını, olamayacağını, daha ziyade Kur’ân’ın açıklaması ve anlaşılmasına yardımcı bir çalışma olduğunu kabul eden her meal sahibi, aynı zamanda Kur’ân’ın ve temel mesajının içinde yaşanılan çağa taşınması sorumluluğunu da kabul etmiş demektir.

İşte “Tevhid Meali” bu sancının yazıya dökülmüş halidir. Kur’ân’ın ana mesajı olan tevhidin, içinde yaşanılan zaman ve mekâna hitap etmesi ve gündelik yaşam içinde ayetlerin görünür hâle gelmesi isteğidir.

2. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken bir kavram da “tahrif”tir. Kur’ân-ı Kerim’de Yahudilerle özdeşleşen bu kavram, “Allah’ın ayetlerini saptırmak, amacı dışına çıkarmak, ayetlerle insanları aldatmak” gibi anlamlara gelir. Allah (cc) , Yahudilerin Tevrat’ı nasıl tahrif ettiklerine dair çok fazla örnek vermiştir.

a. Ayet uydurup, “Bu Allah’tandır.” demek:

“Az bir dünyalık elde etmek için elleriyle kitap yazan, sonra da: ‘Bu, Allah’ın katındandır.’ diyenlere yazıklar olsun. Elleriyle yazdıklarından ötürü yazıklar olsun onlara! (Uydurdukları kitaplar için: ‘Allah tarafından yazdırıldı.’ diyerek) elde ettikleri kazançtan ötürü de yazıklar olsun onlara.”[4]

b. Kelimelerin zahirî anlamlarını bırakıp uzak anlamlarıyla anlamlandırmak ve bu şekli ile kullanmak:

“Kendilerine Kitap’tan pay verilen kimseleri görmedin mi? Sapıklığı satın alıyor ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar. Allah, düşmanlarınızı en iyi bilendir. (Düşmanlarınıza karşı size) dost olarak da Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter. Yahudi olanlardan bazısı, kelimeleri kondukları yerden (asıl manalarının dışında kullanarak) tahrif ediyorlar. Dillerini geveleyerek ve dine hakaret ederek: ‘İşittik ve isyan ettik.’, ‘İşit işitmez olası!’ ve ‘Râinâ!’ diyorlar. Şayet onlar: ‘İşittik ve itaat ettik.’, ‘İşit ve bizi gözet!’ deselerdi onlar için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri nedeniyle onlara lanet etti. (Bu nedenle) pek az iman ederler.”[5]

c. Allah’ın ayetlerini gizlemek:

Abdullah b. Ömer (r.a) anlatıyor: “Yahudiler Allah Resûlü’ne (sav) geldiler ve ona aralarından bir erkek ve bir kadının zina ettiğini söylediler. Allah Resûlü (sav) kendilerine: ‘Recm konusunda Tevrat’ta nasıl bir hüküm buluyorsunuz?’ dedi. Onlar: ‘Biz zina yapanları rezil ederiz ve onlara sopa vururuz.’ dediler. Bunun üzerine Abdullah b. Selam (r.a) : ‘Yalan söylediniz! Onda recm hükmü vardır.’ dedi. Tevrat’ı getirdiler ve yaydılar. Onlardan birisi elini recm ayetinin üzerine koydu. Recm ayetinin öncesini ve sonrasını okudu. Abdullah b. Selam (r.a) ona: ‘Elini kaldır!’ dedi. Elini kaldırınca Tevrat’ta recm ayetinin olduğunu gördüler. Yahudiler: ‘Doğru söyledin ey Muhammed! Tevrat’ta recm ayeti vardır.’ dediler. Bunun üzerine Allah Resûlü (sav) , zina edenlerin recmedilmesini emretti. Ben, adamın kadının üzerine eğilerek onu korumaya çalıştığını gördüm.”[6]

d. Konuşmalara ayetlerden parçalar serpiştirip, yapılan konuşmanın Kitap’tan olduğu gibi bir algı oluşturmak:

“Onlardan öyle bir grup vardır ki (okuduklarını) Kitab’ın ayetlerinden sanasınız diye dillerini kitapla eğip bükerler. Oysa (ağızlarında geveledikleri şeyler) Kitap’tan değildir. (Ağızlarında geveledikleri şeyler için:) ‘Bu, Allah katındandır.’ derler. Oysa o, Allah katından değildir. Bile bile Allah’a karşı yalan söylerler.”[7]

Bu bilgiler ışığında diyebiliriz ki: Her meal çalışması, tahrif faaliyetine dönüşme tehlikesi taşımaktadır. Allah’ın ayetleri açık bir şekilde izah edilmez, kavramlar parantez içi tahriflerle amacından çok uzak anlamlara yorulup apaçık tevhid ayetleri kelime ve cümle kurgularıyla anlaşılmaz hâle getirilirse o, bir meal değil tahrif çalışmasıdır. Tevhid Meali, böylesi tahrif çalışmalarına bir itiraz mahiyetindedir.

3. Davet çalışmaları sırasında karşılaştığımız zorluklardan biri de gönül rahatlığıyla tavsiye edeceğimiz bir mealin olmamasıdır. Buna dair Tevhid Meali’nin de yazılma niyet ve azmini güçlendiren bir örnek vermek istiyorum. Bir dönem “Yalnızca Allah’a kulluk edin, hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın.” dediğimiz için cezaevinde tutuklu bulunuyorduk. İslam’ı yeni tanıyan ve yeni bir hayata adım atma çabası içerisindeki bir kardeşimiz, bana bir soru yöneltti. Allah’ın (cc) sıfatlarıyla ilgili bu soruya onlarca ayet ve hadisle cevap verdim. Yunan’ın zanna dayalı felsefesi, Aristo’nun tecrübeye dayalı mantığıyla kirlenmemiş ve naslara teslim olmuş her selim fıtrat sahibinin kabul edeceği üzere, Allah’ın zatı ve sıfatlarıyla en yücelerde olduğunu anlattım. Bu kardeşimiz, Mülk Suresi 16. ayeti aklında tutmuş ve odasına dönünce meale bakmış. Bir sonraki hafta bana, “Sizin arkadaşlarınızdan falancanın bana hediye ettiği mealde, ayet sizin söylediğinizin tam tersi bir şekilde meallendirilmiş.” dedi. Baktık, dediği gibi olduğunu gördük. Böylece gönlümüzden geçen meal hazırlama niyet ve azmi iyice pekişmiş oldu.

Yaşadığımız bir başka zorluk ise eski hayatından tevbe ederek İslam’a yönelen insanların okudukları meali anlamamaları veya anlasalar da mealin kalp ve zihin dünyalarında devrim yapacak nitelikte onları etkilememesidir. Bu; meallerin, Kur’ân’ın mesajını, içinde yaşanılan çağa yansıtmaması ve hayatta karşılığı olmayan (!) binlerce ilahi buyruk okunuyormuş hissi vermesindendir.

Oysa Kur’ân, içinde taşıdığı köklü mesajlarla kıştan sonra toprağa düşen yağmur damlaları gibidir.

“Sen yeryüzünü kurumuş/hareketsizleşmiş görürsün. Üzerine su indirdiğimizde (önce) titreşir, (sonra) kabarır ve her göz alıcı çiftten bitkiler bitirir.”[8]

Kur’ân ayetleri, küfür ve masiyetlerle örtülmüş kalbe temas ettiğinde önce onu sarsar, üzerinde biriken ölü toprağı atmasına yardımcı olur, sonra kalbi kabartır, harekete geçirir. Sonra da ihlas, tevekkül, Allah sevgisi, Allah’a (cc) saygı, takva gibi manevi güzellikler bitirir.

Allah (cc) , Kur’ân’ın etkisini şu iki ayette bize haber vermiştir:

“Şayet (okunan bir kitapla) dağlar yürütülse ya da onun aracılığıyla yeryüzü parçalansa veya onunla ölülerle konuşulacak olsa (hiç şüphesiz o, Kur’ân olurdu).”[9]

“Şayet bu Kur’ân’ı, bir dağın üzerine indirmiş olsaydık (dağın) Allah korkusundan büzülmüş ve paramparça olduğunu görürdün. İnsanlar düşünsünler diye onlara bu örnekleri veririz.”[10]

Biz, Kur’ân’ın çağa bakan mesajını, elimizden geldiğince ve bilgimiz sınırları içerisinde yansıtmaya çalıştık.

Umuyoruz ki bu meal, okuyanların kalp ve zihin dünyalarında hayırlı ve müspet bir iz bırakır. Çaba ve ümit bizden, netice Allah’tandır.


Meal Çalışmasında Kullandığımız Temel Kaynaklar Nelerdir?


Tevhid Meali 2006-2018 yıllarına yayılan bir Kur’ân çalışması ürünüdür. Ancak yayına hazırlandığı dönemde İbnu’l Cevzi’nin (r.h) , (H. 508-597), “Zadu’l Mesir Tefsiri” ve İbni Kesir’in (r.h) , (H. 701-774), “Tefsiru’l Kur’ani’l Azim”i temel kaynak olarak kullanıldı.

“Zadu’l Mesir Fi İlmi’l Tefsir” kitabını seçmemizin nedeni, İbnu’l Cevzi’nin (r.h) kitabında izlediği ve meal çalışmamızda aradığımız kriterleri barındıran metodudur.

a. Ayetin varsa nüzul sebebini zikretmiştir.

b. Ayette geçen kelimeleri, büyük dil âlimlerinden yaptığı nakillerle açıklamıştır. Özellikle İbni Kuteybe’nin (r.h) “Muşkilu’l Kur’ân” ve “Garibu’l Kur’ân” kitaplarından, İmam Zeccac (r.h) ve Ferra’nın (r.h) “Meani’l Kur’ân” kitapları ve Ebu Ali El-Farisi (r.h) , Ebu Ubeyde (r.h) , İbnu’l Enbari (r.h) gibi alimlerden çok fazla nakilde bulunmuştur. Bu da eseri dil bakımından zenginleştirmiştir.

c. Ayetin tefsirine dair varsa Nebi’den (sav) veya sahabe ve tabiinden me’sur rivayetleri aktarmış, her bir görüşü sahibine nispet ederek, nakillerini, ilmi emanete uygun olarak yapmıştır. Bu yönüyle Taberi tefsirinin özeti gibidir.

d. Ayette var olan kıraat farklılıklarına ve bunların manaya olan etkisine işaret etmiştir.

e. Tefsir ettiği ayette nesh, umum husus, mutlak mukayyet gibi usulü ilgilendiren teknik bir konu varsa özel bir başlık açıp konuya değinmiş, varsa ihtilafı zikretmiş, kendi tercihine işaret etmiştir.

f. Bizim esas aldığımız “El-Mektebu’l-İslami” ve “Daru İbni Hazm” baskısı dipnotlarla zenginleştirilmiş, nakillerin kaynağı gösterilmiş, meşhur tefsir kaynaklarından alıntılar yapılarak kitabın içeriği bir hayli genişletilmiştir.

İbnu’l Cevzi’nin (r.h) kitabı bir özettir. Hicri 6. yüzyıla kadar var olan tefsir muktesebatını bir araya toplamış ve önemli bir eser ortaya koymuştur.

İbni Kesir tefsirini daha ziyade bir sağlama aracı olarak kullandık. “Zadu’l Mesir” tefsirinde verilen rivayetlerin sıhhati ve hadis ilmi kriterleri açısından değerlendirilmesinde “Tefsiru’l Kur’ân’i’l Azim”i esas aldık.

Bunların dışında meali hazırlarken elimin altında bulunan ve karşılaştırmalı olarak kontrol ettiğim dört Türkçe meal vardı.

a. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili Kur’ân-ı Kerim’in Türkçe Meali, İşaret Yayınları/Ertuğrul Özalp

b. Elmalılı Hamdi Yazır, (sadeleştirilmiş), Prof. Dr. Lütfullah Cebeci, Prof. Dr. Sadık Kılıç, AYFA Basın Yayın

c. Ali Bulaç, Kur’ân-ı Kerim ve Türkçe Anlamı Meal ve Sözlük, Çıra Yayınları

d. Dr. Abdulhalim Uveys El-Mısri, Ali Abdulmuhsin Cebi El-Mısri, Tercüme: Beşir Eryarsoy, Kur’ân-ı Kerim ve Kısa Açıklamalı Türkçe Meali, Polen Yayınları


Mealde Geçen Parantezleri Nasıl Anlamalıyız?


Meal esnasında sıkça kullandığımız parantezler, ayette geçmeyen fakat ayetin daha iyi anlaşılması için gerekli gördüğümüz açıklamalardır. Bunların büyük bir kısmı İbnu’l Cevzi’nin dil âlimlerinden aktardığı açıklamalar, az bir kısmı ise İbni Kesir’in açıklamalarıdır. Bazıları da ayetin önce ve sonrasıyla bağlantı kurulabilmesi için verilmiştir. Şayet, ayete dair açıklama kısa ise parantez içinde, uzun ise ayetin altında farklı bir renk ile verilmiştir.

Şunu belirtmeliyim ki bazı meal çalışmaları, Tevhid Meali’ni hazırlarken elimin altında bulunmasa da bu çalışmada dolaylı olarak etkileri olmuştur. “Fi Zilali’l Kur’ân” mütercimlerinin ayetlere verdiği mealler, hafızlık çalışması döneminde kullandığım Diyanet Meali, tefsir derslerini hazırlarken müracaat ettiğim Hasan Basri Çantay, Ahmet Varol, Şaban Piriş ve Muhammed Esed mealleri bunlardan birkaçıdır. Kanaatimizce doğrudan olmasa da dolaylı olarak bu meallerin Türkçe anlamlandırmada etkisi olmuştur. İlmi emanet babından belirtmekte fayda gördüm.


Kelimelere Türkçe Karşılık Verirken Nelere Dikkat Ettik?


a. Bu noktada Kur’ân-ı Kerim’in üslubu olan “aynı manayı farklı kelime ve cümle yapılarıyla anlatma” tekniğinden esinlendik ve bunu meale yansıttık. Özellikle Kur’ân kıssalarında sıkça rastladığımız bu teknik, okuyucunun dikkatini canlı tutma, mananın farklı bir boyutunu öne çıkarma, tekrarın sebebiyet vereceği bıkkınlığı önleme, dilin zenginliğinden faydalanma gibi hikmetler barındırır.

Te’kit için kullanılan edatlardan “ إِِنّ ” /İnne’yi örnek olarak verebiliriz. Şüphesiz, muhakkak, elbette, kesinlikle, doğrusu, gerçek şu ki, kuşku yok ki gibi kelimelerle ifade edilebilecek bu ve benzeri te’kit edatlarında aynı anlama gelen farklı kelimeleri kullanmayı tercih ettik. Hususen aynı konu içinde birden fazla ve peş peşe tekrar eden te’kit edatlarında bu üslubu kullandık. Bunun gibi birden fazla şekilde Türkçe’de karşılığı bulunan ve Kur’ân’da sıkça tekrar eden kelimelerde aynı üslubu kullandık.

b. Türkçeye motamot çevrildiğinde, Arapçada uyandırdığı etki ve anlamı uyandırmayan kelimelerde Türkçeye uygun kullanımları seçtik.

Buna; “ فَتيلٌ ” (Fetilun), “ نَقيرٌ” (Nakirun), “ قِطْميرٌ ” (Kıtmirun) kelimelerini örnek olarak verebiliriz.

Fetil: Hurma çekirdeğindeki çizgi, ipliğe benzeyen uzantı veya parmaklar yıkandığında parmak aralarından akan kir.

Nakir: Hurma çekirdeği sırtında bulunan çıkıntı, nokta veya çekirdek üzerindeki ince zar.

Kıtmir: Hurmanın dış yüzeyinde veya çekirdeğinde bulunan ince zar, şeffaf tabaka.

Dil âlimlerinden Ezherî der ki: “Bu üç kelime değersiz ve basit olan şeylere örnek olarak verilir.”[11]

Türkçede bir şeyin azlığını, basitliğini ve önemsiz oluşunu bu kelimelerle ifade etmeyiz. “Kıl kadar”, “zerre kadar”, “zırnık kadar” gibi ifadeleri kullanırız. Asıl maksadın azlık, değersizlik gibi anlamlar olduğunu düşünerek “kıl kadar” demeyi uygun bulduk.

Bazı deyim ve kalıp kullanımlar için de aynı metodu uyguladık. Örneğin, Meryem Suresi’nde yaşlılığın ilerlemesini anlatmak için “ وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا ” cümlesi birebir tercüme edildiğinde: “Baş, beyaz saçla tutuştu.” veya “Baş, yaşlılıkla alev aldı/tutuştu.” şeklinde olacaktır. İki tercüme de dilimizde bir anlam ifade etmemektedir. Bunun yerine “saçları ağarmak”, “saçları bembeyaz olmak” gibi ifadeler daha anlaşılırdır. Biz de Türkçeye uygun olan tercümeyi seçtik.

c. Kelimenin şer’i ıstılahta bir karşılığı varsa lügat manasını bırakıp ıstılahi anlama uygun bir şekilde tercüme etmeyi uygun gördük. Buna “muhsin” kelimesini örnek verebiliriz. Eh-se-ne fiilinden ism-u fail olan kelime lügatte; iyilikte bulunmak, doğru ve güzel şekilde yapmak, yardımda bulunmak gibi iyilik ve ihsanın başka birine yapılmasını içeren manaları ifade eder.

Hadis âlimleri yanında “Cibril Hadisi” olarak ünlenen Cibril (as) ve Allah Resûlü (sav) arasında geçen diyalogda: “İhsan nedir? Bana ihsandan haber ver?” sorusuna Allah Resûlü (sav) : “Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmendir. Şayet sen O’nu görmesen dahi, O’nun seni gördüğünü bilmendir.” şeklinde cevap vermiştir. [12]

Allah’ı görüyormuşçasına veya Allah’ın gördüğünü bilerek kulluk yapmak ihsandır. Bunu “kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışan” şeklinde Türkçeye aktardık. Rabbimden doğru olana muvaffak olmayı temenni ederim.

d. Adından da anlaşılacağı gibi meal; “mefhum, mana, mazmun, kavram, maksat, sonuç” gibi anlamlara gelmektedir. Elinizde bulunan “Tevhid Meali” de Kur’ân’ın birebir/harfiyen tercümesi değil, genel anlam ve içeriği yansıtan bir mealdir. Haliyle “Kelime Mealli Kur’ân” çalışması yapanlar için uygun değildir. Çünkü yer yer mana lafza öncelenmiş, ayetin genel anlamını değiştirmeyecek şekilde cümle akışına uygun meallendirme yapılmıştır.


Son Olarak


Meali okuyan kardeşlerimizin, bu çalışmanın Kur’ân’ın kendisi değil açıklaması olduğunu ve meali yazanın Kur’ân’dan anladığı manaları ifade ettiğini göz önünde bulundurarak okuma yapmalarını tavsiye ederim.

Çalışmayı ilmî bir değerlendirmeye tabi tutacak olanların, olumlu ve yapıcı eleştirilerine açık olduğumu ve bundan memnuniyet duyacağımı bilmelerini isterim. Çalışma içinde verilen e-mail adresinden[13] ya da Tevhid Dergisi üzerinden benimle irtibata geçerek öneri ve eleştirilerini iletebilirler.

Bu çalışmayı yapmamda bana destek olan, el yazmalarını bilgisayar ortamına aktaran, tashih yapan, okumalarda katkısı bulunan, başta eşim, kıymetli hocalarım ve öğrencilerim olmak üzere emeği geçen tüm kardeşlerime teşekkür ederim. Rabbim beni ve sizleri bu çalışmanın ecri ve bereketinden mahrum eylemesin. Bu çalışmayı Tevhid ve Sünnet davasının anlaşılması ve yaşanmasına vesile kılsın. Bir cezaevi imtihanını daha, yeni bir hizmet kapısına çeviren Rabbimize hamd olsun. Salih amelleri tamamlama nimetini bize bahşeden Allah’a hamd olsun. Başta ve sonda, yerde ve gökte, dünyada ve ukbada Rabbim sana hamd olsun.

Halis BAYANCUK (Ebu Hanzala), 21 Rebîu’l Evvel 1440, 29.11.2018

Dipnotlar

  1. Bk. 6/En’âm, 116;10/Yûnus, 3
  2. Bk. 5/Mâide, 103; 6/En’âm, 138-139
  3. Bk. 4/Nîsa, 60
  4. 2/Bakara, 79
  5. 4/Nîsa, 44-46
  6. Buhari, 3635; Müslim, 1699; Ebu Davud, 4446
  7. 3/Âl-i İmran, 78
  8. 22/Hac, 5
  9. 13/Ra’d, 31
  10. 59/Haşr, 21
  11. Bk. Zadu’l Mesir Tefsiri, 4/Nîsa, 49, 53; 35/Fâtır, 13
  12. Buhari, 50; Müslim, 9-10
  13. [email protected]