Vegere Sûreya Hûd

Hûdهود

87. Ayet

87Sûreya Hûd
Di Mushefê de Veke

قَالُوا يَا شُعَيْبُ اَصَلٰوتُكَ تَأْمُرُكَ اَنْ نَتْرُكَ مَا يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَوْ اَنْ نَفْعَلَ ف۪ٓي اَمْوَالِنَا مَا نَشٰٓؤُ۬اۜ اِنَّكَ لَاَنْتَ الْحَل۪يمُ الرَّش۪يدُ

Gotin: “Ya Şuayb! Qey nimêja te emrê te dike em dev ji tiştên (ji pûtên) ku bavûkalên me ji wan re îbadet dikirin berdin û di malên xwe de bi dilê xwe teserruf nekin? Bêguman tu mirovekî halîm û aqilmend î.

Jêrenot
(Kesên muşrîk ligel bi Allah (ac) bawerin jî ji ber ku laîk in qet naxwazin ku Allah (ac) tevlî karûbarên dinyayê bibe. Ew dixwazin ku di urf û adetan de û di mijara ka mal ji ku derê tê qezenckirin û li ku derê tê serfkirin de bitene însan qerar bidin. Li Allah (ac) ecêb dimînin ku (bi hukmên xwe) mudaxeleya esasên banqeyan û borseyê û bor şeye ekonomîyê dike. Li gorî wan îbadet ew tiştê ku bitene di navbera mirov û Rabbê wî de mijarekî wîjdanî ye. Divê îbadet qet tu carî nekeve qada fermî/qada gelemperî û di jiyana civakî de ne di rewşeke diyarker de be. Lê daweta pêxemberan li ser vê bingehêye ku; Allah (ac) erd û esmanan e û desthilatdarî/otorîte wek mutleq aîdê wî ye û Allah (ac) bi hukim û ehkamên xwe mudaxilê her qadên jiyanê ye. (Bnr.6/En’am, 3) Tiştekî pir balkêş e ku kesên muşrîk exlaqê îslâmê bi bîra dawetvanên tewhîdê tînin. Li gorî wan helîmtî û aqilmendîtî bi ‘nehişyarkirina civakê û pêkneanîna şahidîya ji heqîyê re û netêkildarî ya bi tehl û tirşê xelkê’ pêk tê. Kesên ku evan tiştan dikin hebe nebe mirovên serhişk û dinyanedîtî û aşirî û radîkal in. Hemû pêxember (as) bi şahidîya Allah (ac) xwedî exlaqê xweş û helîm û aqilmend bûn. Ev xisûsîyeta wan di nava gelên xwe de ji pêkanîna emrê qencîyê û nehya xerabîyê û navandina wan a şirkê bi navê şirk û masîyetê jî bi navê masîyetê qet nebûye asteng.)

Tefsîr

Besâirü'l-Kur'ân

87. “Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı istediğimiz gibi kullanmanızı me-neden senin namazın mıdır? Sen doğrusu aklı başında, yumuşak huylu birisin" dediler.” Ey Şuayb, babalarımızın ibadet ettiklerine ibadet etmemizi terk etmeyi sana namazın mı emrediyor? Mallarımız konusunda keyfimize göre hareket etmemize senin namazın mı engel oluyor? Sen gerçekten yumuşak, halim selim, akıllı uslu bir adamdın. Ne oldu sana? Niye değiştin böyle? Dün böyle değildin sen? Namazın mı değiştirdi seni? Dün hiçbir şeyimize karışmayan sen, şimdi tüm hayatımızı sorgulu-yorsun. Namazlı hayatın mı seni bunlara zorluyor? Bizim ekonomik özgürlüğümüze namazın mı sınır getirmek istiyor? diyorlar. Şuayb (a.s) ın peygamberlik öncesi hayatında namaz yoktu. Ama peygamber olup da hayatı düzenleme unsuru olarak, Allah’tan mesaj alma makamı olarak namazla beraber olmaya başlar başla-maz hayatında namazın fonksiyonu gündeme geldi. Çünkü namaz hayatı düzenleme özelliğine sahip bir ameldir. Namaz kişinin bireysel, toplumsal, ekonomik, ahlâkî, ailevî tüm ha-yatını düzene koyma özelliğine sahip olduğu gibi, aynı zamanda o kişinin içinde yaşadığı toplumun yanlışlarını düzeltme eylemine de sevk edici bir ibadettir. Namaz kılan bir mü’min kendi hayatını na-maza özdeş, namaza endeksli bir hale getirdiği gibi çevresini de namaza, Allah’a kulluğa endeksli bir hale getirir. İşte Allah’ın elçisi, elçiliğinden ve namazı ikâmesinden sonra toplumun yanlışlarını gündeme getirmeye, toplumu sorgulamaya başlayınca toplum öyle diyordu: Ey Şuayb! Senin namazın mı emrediyor bunları sana? Atalarımızın babalarımızın senelerdir tapındıkları tanrılara, babalarımızın, atalarımızın senelerdir uyup geldikleri bu yasalara itaat etmememiz gerektiğini ve sadece Allah’a kulluk etmemiz gerektiğini sana söyleyen, sana emreden senin namazın mıdır? Veya hayatımızı düzenleyen yasalar konusunda, ticaret hayatımızı belirleyen, hukukumuzu, eğitim hayatımızı düzenleyen yasalar konusunda sadece Allah’ı dinlememiz gerektiğini sana emreden senin namazın mı? Veya mallarımız konusunda dilediğimiz gibi tasarrufta bulunmaktan senin namazın mı menediyor? diyorlar. Demek ki Allah’ın istediği biçimde ikâme edilecek bir namaz bütün hayatı düzenleme fonksiyonuna sahiptir. Namaz kişiye sadece Allah’a kulluğu, sadece Allah’ı dinlemeyi ve Allah’tan başkalarını dinlememeyi, Allah’tan başkalarına kulluk etmemeyi öğretmesi lâzımdır. Namaz bunu amir olmalı. Namaz kişiyi tüm hayatında Allah’a teslimiyete götürmelidir. Malı konusunda, evlâdı konusunda hanımı konusunda, zamanı konusunda dilediği gibi hareket etmemesini, tüm bu konularda sadece Allah’ı dinlemesini emreden bir fonksiyona sahip olması gerekmektedir. Namaz insanı tüm kötülüklerden nehy etmeli. İşte âyet bize bunu anlatıyor. Yâni namaz kişinin tüm hayatını düzenleyen bir özelliğe sahiptir ve böyle bir namaza namaz denir. Değilse namaz kıldığı halde hayatını Allah’a teslim etmeyen, namaz kıldığı halde ticaret hayatı bozuk olan, namaz kıldığı halde ailevî hayatı bozuk olan bir kişinin kıldığı namaza namaz denmez. Namaz kıldığı halde malı konusunda Allah’ı söz sahibi bilmeyen, namaz kılığı halde o malını kazanacağı yerleri de, harcayacağı yerleri de Allah’a sormayarak kendisi belirlemeye kalkışan kişi namaz kılmıyor demektir. Namaz kıldığı halde hukukunda Allah’ı söz sahibi bilmeyen, ekonomik anlayışında Allah’ı söz sahibi bilmeyen, eğitimi konusunda Allah’tan başkalarının yasalarını uygulayan bir adam namaz kılmıyor demektir. Evet kavminin ey Şuayb sen önceden aramızda iyi bir kimseydin. Ne oldu, bunları sana namazın mı emrediyor? şeklindeki sorulara karşılık Şuayb (a.s) şöyle diyordu: