Vegere Sûreya Yûsuf

Yûsufيوسف

40. Ayet

40Sûreya Yûsuf
Di Mushefê de Veke

مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِه۪ٓ اِلَّٓا اَسْمَٓاءً سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ اَمَرَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

“Ew tiştên ku hûn ji xeynî wî ji wan re îbadet dikin, Allah der heqê wan de qet tu delîl neşandîye û ji hinek navên ku bavûkalên we li wan kiriye pê ve ne tiştek in. Hukim bitenê aîdê Allah e. Wî emir kiriye ku hûn evdîtîyê/îbadetê jê pê ve ji tu kesî re nekin. Ha ev e dînê rasterast. Lê pirên însanan nizanin.

Jêrenot
(Ayetên 37-40. bi me daye zanîn ku: a. Banga tewhîdê bingeha hemû xebatên îslâmî ye. Pêşanîya kesên muwahhîd li her derî û di her demê de divê tewhîd be. Ligel ku Yûsuf (as) di zîndanê de bû û bêbextî lê hatibû kirin û ew ên hatibûn cem wî di mijara tewhîdê de qet tiştekî nizanîbûn û tu eleqeya xewna wan bi tewhîdê tune bû jî Yûsuf (as) ji teblîx û daweta tewhîdê paş de nema. b. Delîlê tewhîdê ya bingehîn ev heqîqetê ku piranî alozî ye/kaos e û yekîtî/wahidî jî silamet e. (Bnr.21/Enbîya, 22; 23/Mumînûn, 91) Tewhîd; ji bo ferd û civak û ser rûyê erdê ku em tê de dijîn rêkûpêk û xweşî ye. Lê şirk bixwe berevaja vê, alozî/gengeşî û terör/reşekujî û fitne ye. Eger Rabbê ku pêwistîya razîbûna wî û pêkanîna daxwazîyên wî ji yekî zêdetir bin, wê ev rewş bibe sebebê li ber hev rabûna kesên ku evdîtî li wan dikin û sebebê alozîyê. Di hestên muşrîkan de û di ramanên wan de û di meyldarîya/berpêbûnîya wan de û di daxwaza wan de herûdaîm kaos heye (22/Hecc, 31). Lewre ji yekî zêdetir mercîên ku wan beralî dikin û ji wan razîbûnê dixwazin hene. Urf û adet û daxwazên dê û bav û hêvîya/bendewarîya civaka modern û daxwazên kesane/şexsî û hewcetîyên manewî... c. Bawerîya rayeya çêkirina hukim/qanûndanîn/teşrî ku aîdê Allah e û jîyîneke li gor vê heqîqetê ji bo tu kesî ne lûks e, bilekîs ev nebe nabeya esasên aqîdeya îslâmê ye. Hukim ku aîdê Allah e (ac) bi du tiştan hatîye pevgirêdan: Evdîtîya ji Allah (ac) re û dînekî rasterast. Ew ên mensûbê vê dînê rasterast in ku rayeya hakimîyetê/serwerîyê didin Allah (ac) û ji qanûnên wî pê ve qet tu qanûnan nas nakin. Ew kesên ku hakimîyetê/serwerîyê ji xeynî Allah, bê qeyd û şert didin şexsekî an îdeolojîyekî an sazîyekî jî di vê rewşê de îbadetê hin navan/ramanan dikin ku Allah (ac) der heqê wan de qet tu delîl danexistîye.)

Tefsîr

Besâirü'l-Kur'ân

40. “Allah'ı bırakıp taptığınız, sizin ve babalarınızın adlandırdığı putlardan başka bir şey değildir. Allah onların doğru olduğuna dair bir delil indirmemiştir. Hüküm vermek ancak Allah'a aittir; kendisinden başkasına değil, O'na tapmanızı emretmiştir. Bu, dosdoğru dindir, fakat insanların çoğu bilmezler.” Sizin ve babalarınızın isimlendirdiği bir takım isimlere, kendinizin uydurduğu bir takım hayali tanrı taslaklarına tapınıyor, onları dinliyor, onları razı etmeye çalışıyorsunuz. Halbuki bu konuda Allah hiç bir delil de indirmemiştir. Yâni bunların da kendisi yanında tanrı oldukları, bunların da yetki sahibi oldukları, bunların da sözleri dinlen-mesi, yasaları uygulanması gereken varlıklar olduğu konusunda Allah hiç bir delil indirmemiştir. Ya siz kendiniz, ya da atalarınız isimlendirmiş, yakıştırmış ve işte bunlar da sözü dinlenmesi gereken tanrılardır demişsiniz. Bunlar da kutsaldır, bunlar da tanrıdır, bunlar da egemen-dir, bunlar da yetkilidir demişsiniz. Kendi kendinize uydurduğunuz, kendi hevâ ve heveslerinizle isimlendirdiğiniz, kendi ellerinizle diktiğiniz bu putlara, kendi ellerinizle yaptığınız bu yasalara, bu yönetmeliklere, bu törelere, bu âdetlere, bu modaya, bu hukuk sistemine kendi ellerinizle seçtiğiniz bu tanrı taslaklarına kendinizi ve insanları itaate zorlamışsınız. Şimdi bunlar nasıl tanrı olabilirler? Siz seçmediniz mi bunları? Siz koymadınız mı bu yasaları? Siz dikmediniz mi bu putları? Siz isimlendirmediniz mi? Siz vermediniz mi onlara bu yetkiyi? Bir defa bunların hiç birisinin gerçeklikleri yoktur. Gerçeklikleri olsa bile tanrılık özellikleri yoktur. Allah bu konuda bir bilgi, bir belge indirmemiş. Benim yanımda bunlar da yetkilidir dememiş. Ama sizler işte kendi istek ve arzularınızla oluşturduğunuz, kendi isimlendirdiğiniz sistemleri, yasaları yol kabul etmişsiniz, program kabul etmişsiniz. Halbuki: Hüküm ancak Allah’a aittir. Hâkimiyet Allah’a aittir. Allah’tan başka hiç kimsenin hüküm koyma hakkı, hâkimiyet yetkisi yoktur. Bu dünyada kullarının hayat programlarını belirleme hakkı, kullarına yasa belirleme hakkı sadece Allah’a aittir. Yaşanan bu hayatın kanunlarını, değer yargılarını belirleme hakkı sadece Allah’a aittir. Tek olan, Kah-hâr olan, kullarının tümüne egemen olan Odur. Hayata Hakîm olan Odur. İşte bu Allah sadece kendisine kulluk etmenizi emrediyor. Sadece kendisini dinlemenizi, sadece kendisinin istediği bir hayatı yaşamanızı istiyor. Kendisinden başka hiç kimseyi dinlememenizi, kendisinden başka hiç kimsenin hayatımızda söz sahibi olmadığını emrediyor. Çünkü bu dünyada kendisine kulluk edilmeye lâyık, arzularına teslim olunmaya, çektiği yere gidilmeye lâyık Ondan başka varlık yoktur. İşte bu gayyimen bir dindir. İşte bu sapasağlam bir yoldur. En doğru, en sağlam hayat programı budur. Bir başka dine, bir başka yola, bir başka sisteme, bir başka hayat programına ihtiyacı olmadan varlığını sürdürecek ve kıyâmete kadar tüm insanlığın hayatını düzenlemeye, problemlerini çözümlemeye, hayatlarını düzlüğe çıkarıp onları cennete ulaştırmaya yetecek bir dindir. Gayyum Allah’tan gelme Gayyimen bir dindir bu din. Hayatı kuşatan bir Allah’ın yine tüm hayatı kuşatan bir dinidir bu. Sadece bu dünya hayatını değil aynı zaman da âhireti de kuşatan, âhireti de kazandıran bir din. Hayatı, hayat öncesini, ölümü, ölüm ötesini, insanları, hayvanları, melekleri, cinleri, âhi-reti tanımlayan bir din. Ama insanların pek çoğu bunu bilmiyorlar, bi-lemiyorlar da bu Allah programını bırakıp kendileri gibi âcizlerin programlarına tâbi oluyorlar. Evet zindanda, zindan arkadaşlarının sordukları sorularına, kafayı taktıkları rüyalarına karşılık Yusuf önce onların bundan önce muhtaç oldukları gerçek bilgiyi, gerçek Rab’lerini anlattı. Farkında ol-madıkları Rablerini tanıttı. Siz şimdi bırakın bu rüyayı filan da önce neyi düşünüp dert edinmeniz gerektiğini bir anlayıp kavrayın dedi. Bunu ortaya koyduktan sonra buyurdu ki: