Fitne ve Fesat Çıkaranların Cezası
AHLAKBu konuyla ilgili ayetler
Zalim olanlar, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla (“Günahlarımızı dök.” anlamındaki “Hıttatun.” ifadesini “buğday” anlamına gelen “hıntatun” kelimesiyle) değiştirdiler. Biz de bu fasıklıklarına karşılık zalimlerin üzerine gökten bir azap indirdik.
Allah’a ve Resûl’üne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapanların cezası, öldürülmeleri veya asılmaları ya da ellerinin ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya yerlerinden sürülmeleridir. Bu (ceza), dünyadaki rezillikleridir. Ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince işleyip durdukları fısklardan (günahlardan) ötürü onlara azap dokunacaktır.
Andolsun ki Nûh’u, kavmine (peygamber olarak) gönderdik. Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet/kulluk edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) bir ilahınız yoktur. Şüphesiz ki ben, sizler için o büyük günün azabından korkmaktayım.”
Kavminin önde gelenleri demişti ki: “Şüphesiz ki biz, seni apaçık bir sapıklık içinde görmekteyiz.”
Demişti ki: “Ey kavmim! Bende sapıklık yok. Lakin ben âlemlerin Rabbi olan (Allah tarafından gönderilmiş) bir elçiyim.”
“Size Rabbimin risaletini/mesajlarını iletiyorum ve size nasihat ediyorum. Ve ben, Allah’tan (bana gelen vahiy sayesinde) sizin bilmediklerinizi biliyorum.”
“Sizi uyaran, sakınıp korkasınız diye (öğüt veren) ve merhamet olunursunuz diye sizin içinizden bir adama Rabbinizden bir zikir/hatırlatma geldi diye mi şaşırdınız?”
Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. (Çünkü) onlar (hakikatleri görmeyen) kör bir kavimdi.
Elçilerimiz (melekler) Lût’a geldiğinde, onlar yüzünden kendini kötü hissetmiş, bir çıkar yol bulamamış ve “Bu baş belası, sıkıntılı bir gündür.” demişti.
(Misafirlerin geldiğini duyunca) kavmi koşar adımlarla ona gelmişti. Bundan önce de kötülükleri (âdet hâline getirecek kadar çokça) yaparlardı. Dedi ki: “Ey kavmim! İşte bunlar benim kızlarım, onlarla (evlenerek ilişki kurmanız) sizin için daha temizdir. Artık Allah’tan korkup sakının ve misafirlerin içinde beni rezil etmeyin. İçinizde hiç mi olgun/aklı başında bir adam yok?”
Demişlerdi ki: “Andolsun sen de biliyorsun ki kızlarında hakkımız/gözümüz yok. (Aslında) sen, bizim ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun.”
Demişti ki: “Keşke size karşı bir gücüm olsa ya da (misafirlerimi sizden koruyacak) bir güce sığınabilseydim.”
(Melekler) demişlerdi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Sana ilişemezler. Gecenin bir vaktinde, ailenle beraber yola çık ve içinizden kimse dönüp arkasına bakmasın. Hanımın hariç! (Çünkü) onların başına gelecek azap, onun da başına gelecektir. Onların (helak) zamanı sabahtır. Sabah yakın değil mi?”
(Helak) emrimiz geldiğinde oranın altını üstüne getirdik ve tepelerine birbiri ardına dizilmiş, çamurdan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
(O taşlar) Rabbinin katında işaretlenmişlerdir. O (azabın bir benzeri, bu kavmin amelini yapan) zalimlerden uzak değildir.
“Şüphesiz ki biz, suçlu günahkâr bir kavme gönderildik.” demişlerdi.
Lût’a da hüküm/hikmet ve ilim verdik. Onu habis eylemlerde bulunan o şehirden (ve halkından) kurtardık. Şüphesiz ki onlar, fasıklar(dan oluşan), kötü bir kavimdiler.
Nûh’un kavmi gönderilen resûlleri yalanladı.
Hani kardeşleri Nûh, kendilerine, “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti.
“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.”
“(O hâlde) Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
“Sizden (davetim karşılığında) bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, âlemlerin Rabbi olan (Allah’)a aittir.”
“Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
Demişlerdi ki: “Kavminin en düşükleri sana uymuşken sana iman mı edelim?”
Demişti ki: “Onların yaptıkları şeyler hakkında bilgi sahibi değilim (onları yargılayamam).”
“Şayet bilinçli insanlarsanız, onların hesabını görmek Rabbime aittir (bunu bilmelisiniz).”
“Ben, müminleri kovacak değilim.”
“Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.”
Demişlerdi ki: “Şayet bu işe bir son vermezsen ey Nûh, kesinlikle taşlanıp kovulanlardan olacaksın.”
Demişti ki: “Rabbim! Şüphesiz ki kavmim, beni yalanladı.”
“Onlarla benim aramı (vereceğin hükümle) aç. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.”
Onu ve beraberindekileri, dolu bir gemi içerisinde kurtardık.
Sonra da kalanları boğduk.
Şüphesiz ki bunda, (Allah’ın dostlarına yardım edip düşmanları helak edeceğine dair) ayet vardır. Onların çoğu mümin değildir.
Şüphesiz ki senin Rabbin, (evet,) O (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir.
Âd (Kavmi), gönderilen resûlleri yalanladı.
Lût’u da (kavmine gönderdik). Hani o kavmine demişti ki: “Siz göz göre göre bu fuhşiyatı mı işliyorsunuz?”
“Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yanaşıyorsunuz? (Hayır, öyle değil!) Siz cahillik etmekte olan bir topluluksunuz.”
Kavminin cevabı yalnızca şu oldu: “Lût ailesini yurdunuzdan sürüp çıkarın. Çünkü onlar temiz insanlarmış.”
Karısı dışında onu ve ailesini kurtarmıştık. Onun geride (helak olanlarla) kalmasını takdir ettik.
Üzerlerine (taş) yağmuru yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.
Elçilerimiz/Melekler Lût’a geldiğinde, onlar yüzünden kendini kötü hissetmiş, bir çıkar yol bulamamıştı. Demişlerdi ki: “Korkma ve üzülme! Kuşkusuz, karın hariç, seni ve aileni kurtaracağız. (Karın ise) geride kalacaklardandır.”
“Şüphesiz ki biz, o yaptıkları fasıklık nedeniyle bu belde halkının üzerine gökten azap indireceğiz.”
Fasık olanların barınağı ise ateştir. Oradan her çıkmaya çalıştıklarında geri çevrilirler. Ve onlara denir ki: “Tadın (bakalım) yalanladığınız azabı.”
Kâfirlerin ateşe arz edilecekleri gün, “Siz, dünya hayatınızda bütün güzelliklerinizi tükettiniz, ondan faydalanıp keyif sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz ve fasıklığınız nedeniyle alçaltıcı azapla cezalandırılacaksınız.” (denir.)
Ulu’l-Azm peygamberlerin sabrettiği gibi sen de sabret! Onlara (azabın gelmesi için) acele etme. Tehdit edildikleri (azabı) gördükleri gün, gündüzün bir saati kadar kalmış gibi gelecek onlara. (Bu, bir) tebliğdir/bildiridir. Fasık bir topluluktan başkası helak edilir mi?
Bundan önce Nûh Kavmi’ni de (helak etmiştik). Hiç şüphesiz onlar, fasık bir kavimdiler.