Öğüt, Nasihat ile ilgili ayetler

Bu (cezayı) kendilerinden önce ve sonra gelecek olanlara ibretlik bir ceza, muttakiler için de bir öğüt kıldık. (2/Bakara 66)

İman edinceye dek müşrik kadınlarla evlenmeyin. Müşrik bir kadın hoşunuza gitse bile mümin bir cariye ondan daha hayırlıdır. (Kadınlarınızı) iman edinceye dek müşrik erkeklerle evlendirmeyin. Müşrik bir erkek hoşunuza gitse bile köle bir mümin ondan daha hayırlıdır. Bunlar (müşrik erkek ve kadınlar), ateşe davet ediyorlar. Allah ise kendi izniyle cennete ve bağışlanmaya davet ediyor. İnsanlar öğüt alsınlar diye (Allah) ayetlerini açıklıyor. (2/Bakara 221)

Boşadığınız kadınlar iddet müddetini tamamladıkları zaman, kocalarıyla iyilik üzere anlaşıp, birbirlerine geri dönmeye karar verdiklerinde buna zorbalıkla engel olmayın. Bu, sizden Allah’a ve ahiret gününe inananlara verilen bir öğüttür. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz. (2/Bakara 232)

Hikmeti (olgunluğu, söz ve davranışta isabetli olmayı) dilediğine verir. Kime de hikmet verilmişse ona çok fazla hayır verilmiştir. Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alırlar. (2/Bakara 269)

Faiz yiyenler, şeytanın dokunduğu (cin çarpmış) kimse gibi (kabirlerinden) kalkarlar. (Bu ceza:) “Alışveriş de faiz gibidir.” demeleri nedeniyledir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır. Kendisine Rabbinin (faize dair) öğüdü gelip de bu işe son verenin, (faizi bıraktıktan sonra) geriye kalan malı onundur. Ve onun durumu (hakkında verilecek hüküm) Allah’adır. Kim de faizli işleme geri dönerse bunlar ateşin ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır. (2/Bakara 275)

İnfak ayetlerinin ardından faiz konusuna geçilmesi önemli bir meseledir. Zira, İslam ekonomisi emek, ticaret, meşru rekabet, şahsi mülkiyet, zekât ve infakla temsil edilen yardımlaşma üzerine kuruludur. Allah’a (cc) kafa tutan küfür ve tuğyan ekonomisi ise; bencillik, zayıf olanı ezme, malın tekelleşmesi, karaborsacılık ve tüm bunların sembolü olan faiz üzerine kuruludur.

Sana Kitab’ı indiren O’dur. O (Kitap)’tan bazı ayetler (kimsenin tahrif etmeye güç yetiremeyeceği şekilde sağlam, açık ve) muhkemdir. Onlar (Kitab’ın çoğunluğunu ve ana omurgasını oluşturan muhkem ayetler), Kitab’ın anası olan (ayetlerdir). Diğer bazısı da (kullarını imtihan etmek için açık kılmadığı) müteşabih ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve (ayetleri hevalarına göre) yorumlamak için müteşabih olan ayetlerin peşine düşerler. O (ayetlerin) tevilini/hakiki anlamını yalnızca Allah bilir. İlimde derinleşenler derler ki: “Ona iman ettik. Hepsi Rabbimizin katındandır.” Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır. (3/Âl-i İmran 7)

Kitab’ın ayetlerinin muhkem ve müteşabih kılınması imtihan amaçlıdır. Kalpleri şüphe ve şehvet hastalığından korunanlar, Kitab’ın çoğunluğunu oluşturan, birbirini destekleyen ve açıklayan, lafızları açık ve anlaşılan muhkem ayetlere tabi olurlar. Kendilerine kapalı kalan ayetleri muhkem naslar ışığında anlamaya çalışırlar. Anlayamadıkları ayetlerin ilmini Allah’a (cc) havale eder ve “O’na iman ettik. Hepsi Rabbimizin katındandır.” derler.

Kalplerinde eğrilik bulunanlar Kitab’a uymak istemez, Kitab’ı hevalarına uydurmaya çalışırlar. İmtihan vesilesi olan, sayıca az, lafzı kapalı müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Muhkem ayetlere; yaratılış gayesi olan ve dinin aslını içeren tevhid, şirk ayetleri, Allah’ı (cc) tanıtan isim ve sıfat ayetleri, haramları ve farzları belirleyen ahkâm ayetleri, İslam ahlakını tanıtan ayetler örnek gösterilebilir.

Müteşabihe ise surelerin başında yer alan huruf-u mukatta’a, kıyametin zamanı, geçmiş kavimlerle ilgili bazı ayetler örnek gösterilebilir.

Hiç şüphesiz, muhkem ayetleri bir tarafa bırakıp müteşabih ayetlere tabi olmak itikadi bir hastalıktır. Allah’a (cc) karşı haddini aşarak yaratılış gayesi olan tevhid ve şirk ayetlerine ve Allah’ı (cc) tanıtan isim ve sıfat ayetlerine müteşabih demek ise daha büyük bir itikadi hastalıktır.

Bu, insanlara bir açıklama, muttakiler için bir hidayet ve öğüttür. (3/Âl-i İmran 138)

Allah’ın bir kısmını (erkekleri) diğer bir kısmına (kadınlara) üstün kılması ve mallarından harcamaları nedeniyle erkekler, kadınlar üzerinde idare edicidir. Saliha kadınlar, gönülden Allah’a itaat eden ve gaybta (kimsenin olmadığı yerlerde) Allah’ın koruduğu (iffet, mal gibi şeyleri) koruyan kimselerdir. Serkeşliğinden korktuğunuz kadınlara nasihat edin, yataklarını terk edin, onları dövün. (Bunlardan herhangi birini yaptığınızda) size itaat eder (serkeşliği bırakırlarsa) onların aleyhine (onlara zarar verecek başka bir) yol aramayın. Şüphesiz ki Allah, (zatı ve sıfatları en yüce olan) Aliy, (en büyük olan) Kebîr’dir. (4/Nîsa 34)

Allah Resûlü (sav) ayeti farklı zamanlarda şu sözleriyle açıklamıştır:

“Kadınlar hakkında Allah’tan (cc) korkunuz. Siz onları Allah’ın (cc) bir emaneti olarak aldınız. Onları kendinize Allah’ın (cc) kelimesi ile helal kıldınız. Onların sizin sevmediğiniz kişileri evlerine almamaları, onlar üzerindeki haklarınızdandır. Şayet bu kişileri içeri alırlarsa onlara incitmeden, hafif bir şekilde vurabilirsiniz. Onların yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarının karşılanması sizin üzerinizdeki haklarındandır.”

(Müslim, 1218; Ebu Davud, 1905; Tirmizi, 1163; İbni Mace, 1851. Veda hutbesinden bir bölüm.)

Muaviye İbni Hayde (r.a) şöyle rivayet etmiştir: “Allah Resûlü’ne (sav) dedim ki: ‘Ey Allah’ın Resûlü! Eşlerimizin bizim üzerimizdeki hakları nelerdir?’ Allah Resûlü buyurdu ki: ‘Yediğinden ona yedirmen, giydiğinden ona giydirmen, yüzüne vurmaman, ona hakaret etmemen, ona (küsüp kızacaksan) bunu yalnızca evin içinde yapmandır.’”

(Ebu Davud, 2142; İbni Mace, 1850; Ahmed, 20025)

Şüphesiz ki Allah, emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletli olmanızı size emreder. Allah, bununla sizlere ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi gören) Basîr’dir. (4/Nîsa 58)

Emanetler ehil kimselere verilmelidir. Bu emanetlerin başında da yöneticilik gelir. Yönetim, Allah’ın Kitabı’nı bilen, şeriatla yönetecek iradeye sahip ve Allah’ın (cc) hükümlerine boyun eğmiş yöneticilere teslim edilmelidir.

Bunlar, Allah’ın kalplerinde (gizledikleri asıl gayelerini) bildiği kimselerdir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara (onları derinden sarsacak) etkili bir söz söyle. (4/Nîsa 63)

Onların ardından, kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayan Meryem oğlu İsa’yı yolladık. Ona; içinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önce gelen Tevrat’ı tasdik eden, muttakiler için hidayet ve öğüt olan İncil’i verdik. (5/Mâide 46)

Bunlar, Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Onların yolunu takip et. De ki: “Ben, bunun için sizden bir ücret istemiyorum. O, yalnızca âlemlere bir hatırlatmadır.” (6/En'âm 90)

Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz ki ayetleri, düşünüp öğüt alan bir topluluk için detaylıca açıkladık. (6/En'âm 126)

Ergenliğe ulaşıncaya dek yetimin malına yalnızca güzellikle yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Hiç kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz. Akrabanız dahi olsa söz söylediğinizde adil olun. Allah’a (verdiğiniz veya O’nun sizden aldığı) sözlere bağlılık gösterin. Öğüt alasınız diye size bunları emretti. (6/En'âm 152)

(Bu,) onunla uyarman ve müminlere öğüt olması için sana indirilen bir Kitap’tır. (Sakın) ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. (7/A'râf 2)

Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka velilere uymayın. Ne de az öğüt alıyorsunuz! (7/A'râf 3)

Ve: “Şüphesiz ki ben, sizin iyiliğinizi istiyorum/size nasihat veriyorum.” diye o ikisine yemin etti. (7/A'râf 21)

Ey Âdemoğulları! Şüphesiz size avretinizi örtecek ve kendisiyle süsleneceğiniz elbise indirdik. Asıl hayırlı olansa takva elbisesidir. (Dışınızı elbiseyle süslediğiniz gibi kalbinizi de takvayla süsleyiniz. Bu, daha hayırlıdır.) Bu (nimetler), düşünüp öğüt alsınlar diye Allah’ın ayetlerindendir. (7/A'râf 26)

“Size Rabbimin risaletini/mesajlarını iletiyorum ve size nasihat ediyorum. Ve ben, Allah’tan (bana gelen vahiy sayesinde) sizin bilmediklerinizi biliyorum.” (7/A'râf 62)

“Size Rabbimin risaletini/mesajlarını iletiyorum ve ben sizin için güvenilir bir nasihatçiyim.” (7/A'râf 68)

(Salih) onlardan yüz çevirdi ve: “Ey kavmim! Andolsun, size Rabbimin mesajını ilettim ve size nasihat ettim. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz.” dedi. (7/A'râf 79)

Onlardan yüz çevirmiş ve demişti ki: “Ey kavmim! Andolsun ki size Rabbimin mesajlarını ilettim ve size nasihat ettim. Kâfir bir toplum için nasıl üzülebilirim ki?” (7/A'râf 93)

Andolsun ki biz, Firavun ailesini düşünüp öğüt alırlar diye uzun yıllar kıtlık ve meyvelerden eksiltme ile imtihan ettik. (7/A'râf 130)

O levhalarda ona her şeyden bir öğüt ve her şeye dair tafsilatlı bilgiler yazdık. “Ona kuvvetle tutun ve kavmine de emret, ona en güzel şekilde tutunsunlar. Fasıklar (cezalandırıldıklarında) yurtlarının (ne hâle geldiğini) size göstereceğim.” (7/A'râf 145)

Onlardan bir topluluk: “Allah’ın helak edeceği ya da çetin bir azaba çarptıracağı kimselere ne diye öğüt veriyorsunuz?” dediği zaman: “Rabbinize sunacağımız bir mazeretimiz olsun ve umulur ki korkup sakınırlar.” demişlerdi. (7/A'râf 164)

Her yıl bir veya iki defa (Allah tarafından) imtihan edildiklerini, (buna rağmen) tevbe etmeyip öğüt almadıklarını görmüyorlar mı? (9/Tevbe 126)

Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri yöneten/çekip çeviren Allah’tır. O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaat edemez. İşte, Rabbiniz olan Allah budur. (Öyleyse) O’na ibadet edin. Öğüt almaz mısınız? (10/Yûnus 3)

De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ki size, Rabbinizden bir öğüt, sinelerde olan (manevi hastalıklara) şifa, müminler için de hidayet ve rahmet olan (bir Kitap geldi).” (10/Yûnus 57)

(Cennetlik ve cehennemliklerden oluşan) bu iki grubun misali, kör ve sağır (bir toplulukla) gören ve işiten (bir topluluğun) misali gibidir. (Bu iki grup) örnekçe eşit olabilir mi? Öğüt almaz mısınız? (11/Hûd 24)

“Şayet Allah sizi saptırmak istemişse, ben size nasihat etmek istesem de nasihatimin size bir faydası olmaz. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.” (11/Hûd 34)

Dedi ki: “Ey Nuh! Şüphesiz ki o, senin ehlinden değildir. O, salih olmayan bir ameldir. Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme! Cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” (11/Hûd 46)

Gündüzün iki ucunda ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, (Allah’ı) ananlar için bir öğüttür. (11/Hûd 114)

Sana, resûllerin kıssalarından her (vahyettiğimizi), kalbini sağlamlaştırmak için anlatıyoruz. Bunda sana hak, müminler için öğüt ve hatırlatma gelmiştir. (11/Hûd 120)

(Davetin karşılığında) onlardan bir ücret de talep etmiyorsun. O, yalnızca âlemlere bir öğüttür. (12/Yûsuf 104)

Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kişi, o görmeyen gibi midir? Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar. (13/Ra'd 19)

(O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. İnsanlar öğüt alsınlar diye Allah onlara örnekler veriyor. (14/İbrahîm 25)

Bu (Kur’ân) onunla uyarılsınlar, (Allah’ın) ancak tek bir ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsın diye insanlara bir mesajdır. (14/İbrahîm 52)

Yeryüzünde sizin için yaratıp yaydığı türlü renklerdeki (bitkiler de sizin hizmetinizdedir). Şüphesiz ki öğüt alan bir toplum için bunda ayet vardır. (16/Nahl 13)

Hiç yaratan, yaratmayan gibi olur mu? Öğüt almaz mısınız? (16/Nahl 17)

Şüphesiz ki Allah, adaleti, iyiliği, yakın akrabaya vermeyi emreder. Fuhşiyatı, münkeri ve (başkalarının hakkını çiğneyecek) taşkınlığı yasaklar. Düşünüp hatırlayasınız diye size öğüt verir. (16/Nahl 90)

Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et! Onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz ki Rabbin, yolundan sapanları da hidayet ehli olanları da en iyi bilendir. (16/Nahl 125)

İslami davetin özellikleri için bk. 12/Yûsuf, 108.

Andolsun ki öğüt alsınlar diye bu Kur’ân’da (hakikatleri) çeşitli yollarla açıkladık. Fakat (bu,) onların ancak kaçıp uzaklaşmalarını arttırdı. (17/İsrâ 41)

Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldığı hâlde yüz çeviren ve elleriyle (yapıp) takdim ettiğini unutandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki anlamamaları için kalplerine perde germiş kulaklarına da ağırlık koymuşuzdur. Sen onları hidayete çağırsan bile ebediyen doğru yolu bulamazlar. (18/Kehf 57)

Hakkın anlaşılmasına engel olan sebepler için bk. 6/En’âm, 25.

(Aksine) Allah’tan korkanlara bir öğüt/hatırlatma olsun (diye indirdik). (20/Tâhâ 3)

“Ona yumuşak bir söz söyleyin. Umulur ki öğüt alır ya da korkar.” (20/Tâhâ 44)

Firavun’a söylenen yumuşak söz için bk. 79/Naziat, 17-19.

Andolsun ki Musa ve Harun’a muttakilere bir ışık ve öğüt/hatırlatma olması için Furkan’ı/Tevrat’ı verdik. (21/Enbiya 48)

“Allah’a aittir.” diyecekler... De ki: “Öğüt almaz mısınız?” (23/Mü'minûn 85)

Bu, indirdiğimiz ve (içerdiği hükümleri) farz kıldığımız bir suredir. Öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik. (24/Nûr 1)

Şayet müminler iseniz Allah, ebediyen böyle bir şeye dönmemeniz için size öğüt veriyor. (24/Nûr 17)

Ey iman edenler! Kendi eviniz dışındaki evlere izin almadan ve ev halkına selam vermeden girmeyin. Bu, sizin için daha hayırlıdır. Umulur ki öğüt alırsınız. (24/Nûr 27)

Andolsun ki size, açıklayıcı/apaçık ayetleri, sizden öncekilerin örneklerini ve muttakilere de öğüt (olacak ayetleri) indirdik. (24/Nûr 34)

Andolsun ki (o yağmuru), öğüt almaları için onların arasında çevirdik durduk. Ancak insanların çoğu (anlamak ya da inanmak yerine) küfürde direttiler. (25/Furkân 50)

Dileyenin öğüt alması ya da şükretmesi için geceyi ve gündüzü birbiri ardınca kılan O’dur. (25/Furkân 62)

Demişlerdi ki: “Öğüt versen de vermesen de bizim için fark etmez.” (26/Şuarâ 136)

(Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) dua ettiğinde darda kalmışın duasına icabet eden, kötülüğü gideren ve sizleri yeryüzünün halifeleri kılan (Allah mı)? Allah’la beraber başka ilah mı? Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. (27/Neml 62)

Biz onu (annesine geri çevirmeden) önce süt anneleri ona haram kıldık. (Kimsenin sütünü içmiyordu.) Kız kardeşi dedi ki: “Size onun bakımını üstlenecek ve ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?” (28/Kasas 12)

Derken şehrin diğer ucundan bir adam koşarak geldi. “Ey Musa! İleri gelenler, seni öldürmek için toplantı yapmaktadırlar. Buradan çık. (Ben, senin iyiliğini istediğim için) sana nasihat edenlerdenim.” (28/Kasas 20)

Andolsun ki ilk nesilleri helak ettikten sonra, insanlar için basiretler barındıran hidayet ve rahmet olan Kitab’ı Musa’ya verdik. Umulur ki öğüt alırlar. (28/Kasas 43)

Biz (Musa’ya) seslendiğimizde Tur’un yanında da değildin. Fakat Rabbinin rahmeti olarak (bunları sana vahyediyoruz ki) senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş olan topluluğu uyarasın. Umulur ki öğüt alırlar. (28/Kasas 46)

Bu ayet, Allah Resûlü’nden (sav) önce Mekkelilere bir uyarıcı gelmediğini belirtmiştir. (Bk. 36/Yâsîn, 6) Şirk konusunda uyarılmamış olmalarına rağmen Allah (cc) onlara müşrik demiş (98/Beyyine, 1), Allah Resûlü (sav) ölmüş olanlarının ateşte olduğunu bildirmiştir. Çünkü tevhid ve şirk konusunda Allah’ın (cc) kulları üzerinde, her biri müstakil hüccet olan beş ayrı delili vardır.

a. Allah (cc) kullarından söz almış ve kıyamet günü “bilmiyordum” ya da “taklit ettim” denmesinin önünü kesmiştir. (Bk. 7/A’râf, 172-173)

b. İnsanları tevhid fıtratı üzere yaratmıştır. (Bk. 30/Rûm, 30)

c. Resûller yollamıştır. (Bk. 4/Nîsa, 165)

d. Kitap indirmiştir. (Bk. 6/En’âm, 19; 11/Hûd, 1-2)

e. O’nun var ve bir olduğuna dair sayısız delili kâinata yerleştirmiştir. (Bk. 2/Bakara, 163-164; 6/En’âm, 94-102; 27/Neml, 59-65)

Tüm bu delillerin varlığı ve açıklığına rağmen, Allah (cc), resûl göndermeden bir kavmi topluca helak etmez. Bir sonraki ayet bu gerçeği anlatmaktadır.

Andolsun ki öğüt alsınlar diye, sözü kesintisiz bir şekilde onlara ulaştırdık. (28/Kasas 51)

Sana indirdiğimiz ve onlara okunmakta olan Kitap kendilerine yetmiyor mu? Şüphesiz ki bunda, iman eden bir topluluk için rahmet ve öğüt vardır. (29/Ankebût 51)

Allah, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattı, sonra da arşa istiva etti. Sizin, O’nun dışında bir veliniz ve şefaatçiniz yoktur. Öğüt almaz mısınız? (32/Secde 4)

Allah’ın (cc) isim ve sıfatları hakkında bk. 3/Âl-i İmran, 181; 7/A’râf, 180; 57/Hadid, 4.

De ki: “Size tek bir öğüt veriyorum: (Hakkı bulmak adına) Allah için ikişer ikişer, birer birer harekete geçin, sonra da düşünün. (Göreceksiniz ki) arkadaşınız (olan Peygamber’de) hiçbir delilik yoktur. O, çetin bir azabın öncesinde (sizi uyaran) bir uyarıcıdan başkası değildir.” (34/Sebe’ 46)

Orada çığlıklarla yardım isterler. (Derler ki:) “Rabbimiz! Bizi çıkar, önceden yaptığımızdan (farklı olarak) salih ameller yapalım.” Size, öğüt almak isteyenin öğüt alacağı kadar ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da geldi. Tadın (azabı)! Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur. (35/Fâtır 37)

Demişlerdi ki: “Uğursuzluğunuz sizin yanınızdadır. Size öğüt verildi diye mi (bizi uğursuz saydınız)? Bilakis siz, haddi aşan, taşkın bir toplumsunuz.” (36/Yâsîn 19)

Biz ona şiir öğretmedik, bu ona yakışmaz da. O, yalnızca bir zikir/öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır. (36/Yâsîn 69)

Öğüt verildiğinde öğüt almazlar. (37/Saffât 13)

Öğüt almaz mısınız? (37/Saffât 155)

Ayetlerini tedebbür edip (iyice düşünsünler) ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye (bu Kur’ân) sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap’tır. (38/Sâd 29)

Kitab’ın indiriliş gayesi için bk. 4/Nîsa, 105.

Katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine öğüt olması için ona, ailesini ve bir o kadarını daha verdik. (38/Sâd 43)

(Bu mu) yoksa geceleri secdede ve kıyamda geçiren, ahiret (azabından) sakınan ve Rabbinin rahmetini umarak gönülden ve sürekli (Allah’a kulluk eden mi daha hayırlıdır)? Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır. (39/Zümer 9)

Allah’ın gökyüzünden su indirip onu yeryüzünde var olan kaynaklara akıttığını görmedin mi? Sonra da onunla farklı renklerden ekinler çıkarır, sonra o kurur ve sen onu sararmış görürsün. Sonra da onu, kuruyup dökülen çer çöp hâline getirir. Şüphesiz ki bunda, akıl sahipleri için bir öğüt vardır. (39/Zümer 21)

Andolsun ki öğüt almaları için bu Kur’ân’da insanlara her türlü örneği verdik. (39/Zümer 27)

Size ayetlerini gösteren ve sizin için gökten rızık indiren O’dur. (Allah’a) yönelenden başkası öğüt almaz. (40/Mü’min 13)

Kör ile gören bir olmaz. İman edip salih amel işleyenle kötülük yapan da (bir olmaz). Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. (40/Mü’min 58)

(Bu bela başlarına geldikten sonra) nasıl öğüt alacaklar ki? Oysa onlara apaçık bir resûl gelmişti. (44/Duhan 13)

Öğüt almaları için o (Kur’ân’ı) senin dilinde kolaylaştırdık. (44/Duhan 58)

Hevasını ilah edinen ve Allah’ın ilim üzere saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözünün üzerine perde kıldığı kimseyi gördün mü? (Şimdi) Allah’tan sonra ona kim hidayet edebilir? Öğüt almaz mısınız? (45/Câsiye 23)

Onlar, kıyametin ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? İşte, onun alametleri gelmiştir. (Kıyamet) başlarına geldiğinde nasıl öğüt alacaklar ki? (47/Muhammed 18)

Hiç kuşkusuz bunda, (akleden) bir kalbi (olan) ve şahit (bilinçli) olarak dinleyen için öğüt vardır. (50/Kâf 37)

Onların, (dünyada iken) neler söylediğini en iyi biz biliriz. Sen, onların üzerinde bir zorba değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur’ân’la öğüt ver. (50/Kâf 45)

Her şeyden çift çift yarattık. Umulur ki öğüt alırsınız. (51/Zâriyat 49)

Hatırlat/öğüt ver! Çünkü hatırlatma müminlere fayda verir. (51/Zâriyat 55)

Öyleyse hatırlat/öğüt ver. Sen, Rabbinin nimetiyle ne kâhinsin ne de mecnun. (52/Tûr 29)

Andolsun ki biz, onu (ibret alınması gereken) bir ayet olarak bıraktık. Var mı öğüt alan? (54/Kamer 15)

Andolsun ki biz, Kur’ân’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Peki var mı öğüt alan? (54/Kamer 17)

Andolsun ki biz, Kur’ân’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Peki, var mı öğüt alan? (54/Kamer 22)

Andolsun ki biz, Kur’ân’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Peki, var mı öğüt alan? (54/Kamer 32)

Andolsun ki biz, Kur’ân’ı, öğüt alınması için kolaylaştırdık. Peki, var mı öğüt alan? (54/Kamer 40)

Andolsun ki biz, benzerlerinizi helak ettik. Peki, var mı öğüt alan? (54/Kamer 51)

Andolsun ki ilk yaratmayı bildiniz. (Allah’ın kudretini anlayıp sizleri dirilteceği konusunda) düşünüp öğüt almanız gerekmez mi? (56/Vâkıa 62)

Biz onu, hem bir hatırlatma/öğüt hem de ihtiyacı olanlara faydalanacakları bir meta kıldık. (56/Vâkıa 73)

Kadınlarına zıhar yapıp sonra da sözlerinden dönenler, eşleriyle temas etmeden önce bir köle azad etsinler. Bu, size öğüt verilen şeydir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (58/Mücadele 3)

(İddet) sürelerine ulaştıkları zaman, onları güzellikle tutun veya güzellikle onlardan ayrılın. İçinizden iki adil şahit tutun ve şahitliği Allah için dosdoğru yapın. Allah’a ve ahiret gününe inananlara bununla öğüt verilir. Kim de Allah’tan korkup sakınırsa (Allah,) ona bir çıkış yolu kılar. (65/Talak 2)

Allah, onlar için çetin bir azap hazırlamıştır. (O hâlde) Allah’tan korkup sakının ey iman eden akıl sahipleri! Muhakkak ki Allah, size zikir/Kur’ân indirmiştir. (65/Talak 10)

Ta ki onu size hatırlatma/öğüt kılalım ve kavrayan kulaklar onu kavrasın (onunla amel etsin ve sonradan gelenlere aktarsın diye.) (69/Hakka 12)

Kâhin sözü de değildir. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. (69/Hakka 42)

Şüphesiz ki o, muttakiler için bir öğüttür/hatırlatmadır. (69/Hakka 48)

Şüphesiz ki bu, bir hatırlatmadır/öğüttür. Artık dileyen, Rabbine bir yol tutar. (73/Müzzemmil 19)

Biz, cehennem bekçilerini meleklerden başkası kılmadık. Onların sayısını, kâfirler için yalnızca bir fitne kıldık. Ta ki kendilerine Kitap verilenler yakinen inansınlar, iman edenlerin imanı artsın, kendisine Kitap verilenler ve iman edenler şüpheye düşmesin. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfir olanlar da: “Allah bu misalle neyi murad etti/ne anlatmak istedi?” desin. İşte Allah dilediğini böyle saptırır dilediğini de hidayet eder. Rabbinin ordularını O’ndan başkası bilmez. O, insanlar için ancak bir öğüttür. (74/Müddessir 31)

Onlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar? (74/Müddessir 49)

Asla! Hiç şüphesiz o, bir öğüttür. (74/Müddessir 54)

Dileyen ondan öğüt alır. (74/Müddessir 55)

Allah dilemedikçe öğüt alamazlar. O, takva ehli (korkup sakınılmaya en layık olan) ve mağfiret ehli (korkup sakınanları bağışlamaya en layık) olandır. (74/Müddessir 56)

Şüphesiz ki bu, bir öğüttür. Artık dileyen, Rabbine bir yol tutsun. (76/İnsân 29)

Ya da (dinlediği ayetlerden) öğüt alacak ve bu öğüt kendisine fayda sağlayacaktı. (80/Abese 4)

Asla (böyle yapma!) Hiç şüphesiz o, bir öğüttür/hatırlatmadır. (80/Abese 11)

Şayet fayda verecekse öğüt ver/hatırlat! (87/A’lâ 9)

Korkan kimse öğüt alır. (87/A’lâ 10)

Hatırlat! Sen ancak bir hatırlatıcısın/öğüt vericisin. (88/Ğaşiye 21)