Yalanlayıcı Kâfirler ile ilgili ayetler

Şüphesiz ki kâfirlerin malları ve evlatları, Allah’a karşı kendilerine hiçbir fayda sağlamayacaktır. Bunlar, ateşin yakıtı olacakların ta kendileridir. (3/Âl-i İmran 10)

Firavun ailesi ve onlardan önce yaşamış (kâfirlere, Allah’ın azabı geldiğinde mallarının ve evlatlarının hiçbir fayda sağlamadığı) gibi. Ayetlerimizi yalanladılar. (Bunun üzerine) Allah onları günahları nedeniyle yakalayıverdi. Allah, cezası çetin olandır. (3/Âl-i İmran 11)

Şüphesiz ki sizden önce (Allah’ın iyi ve kötü toplumlara uyguladığı değişmez) yasaları geçti (yaşandı ve bitti). Yeryüzünde gezip dolaşın ve yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın. (3/Âl-i İmran 137)

Ayetlerimizi inkâr edip yalanlayanlara gelince; onlar, alevli ateşin ehlidirler. (5/Mâide 10)

Ayetlerimizi inkâr edip yalanlayanlar ise bunlar, alevli ateşin ehlidir. (5/Mâide 86)

De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın ve sonra bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş?” (6/En'âm 11)

Allah’a yalan uydurarak iftira eden ve O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki o zalimler, kurtuluşa ermezler. (6/En'âm 21)

Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde sağır ve dilsizdirler. Allah kimi dilerse onu saptırır, kimi de dilerse dosdoğru yol üzere kılar. (6/En'âm 39)

Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince işleyip durdukları fısklardan (günahlardan) ötürü onlara azap dokunacaktır. (6/En'âm 49)

Allah’a şirk koşanlar diyecekler ki: “Şayet Allah dileseydi biz ve babalarımız şirk koşmaz ve hiçbir şeyi haram saymazdık.” Onlardan önce (yaşamış müşrikler de) azabımızı tadıncaya kadar aynı şekilde yalanladılar. De ki: “Sizin yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir ilim var mı? Siz sadece zanna uyuyor ve yalnızca tahminle iş yapıyorsunuz.” (6/En'âm 148)

Bk. 16/Nahl, 35. Hakikati vahyin dışında aramanın “zanna uymak” olduğuna dair bk. 10/Yûnus, 36.

Ya da: “Şayet bize kitap indirilmiş olsaydı onlardan daha fazla hidayet ehli olurduk.” demeyesiniz diye, Rabbinizden apaçık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah’ın ayetlerini yalanlayan ve ondan yüz çeviren (ya da insanların yüz çevirmesi için çabalayandan) daha zalim kim vardır? Ayetlerimizden yüz çevirip, insanları alıkoyanları yaptıklarına karşılık azabın en kötüsüyle cezalandıracağız. (6/En'âm 157)

Ayetlerimizi yalanlayan ve ona karşı büyüklenenler ise, bunlar ateşin ehlidir ve orada ebedî kalırlar. (7/A'râf 36)

Allah’a yalan uydurarak iftira eden veya (Allah’ın) ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Bunlara, Kitap’tan nasipleri (kendileri için takdir olunan hayır ve şer) erişir. Nihayet canlarını almak için elçilerimiz onlara geldiğinde derler ki: “Allah’ı bırakıp dua ettikleriniz nerede?” Derler ki: “Onlar bizi (terk edip) kayboldular.” Ve kâfir olduklarına dair kendileri aleyhine şahitlik ettiler. (7/A'râf 37)

(Allah:) “Sizden önce ateşe girmiş olan cin ve insan topluluklarıyla beraber siz de ateşe girin.” diyecek. Her ümmet oraya girdiğinde, (kendi gibi sapık olan) kardeşini (ümmetleri) lanetler. Sonunda hepsi bir araya toplanınca, sonradan gelmiş olanlar önceden yaşamış olanlar için: “Rabbimiz! Bunlar bizi saptırdılar. Onlara ateşten kat kat azap ver.” diyecekler. (Allah) buyuracak ki: “Hepinize kat kat (azap) vardır. Fakat bilmiyorsunuz.” (7/A'râf 38)

Meşruiyetini İslam’dan almayan liderler/önderler ve tebaalarının ahiretteki durumları için bk. 2/Bakara, 167.

Önce yaşamış olanlar sonradan gelenlere diyecekler ki: “Sizin bize hiçbir üstünlüğünüz/ayrıcalığınız yoktur. Kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.” (7/A'râf 39)

Şüphesiz ki ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklenenler... Gök kapıları onlara açılmayacak. (Öldüklerinde, ruhları sema ehli tarafından hoşnutlukla karşılanmayacak.) Ve deve iğne deliğinden geçene dek onlar cennete girmeyeceklerdir. Biz suçlu günahkârları işte böyle cezalandırırız. (7/A'râf 40)

Onlar için cehennemden (alevli) bir yatak ve üstlerinden (onları örten ateşten) bir yorgan vardır. İşte biz, zalimleri böyle cezalandırırız. (7/A'râf 41)

Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. (Çünkü) onlar (hakikatleri görmeyen) kör bir kavimdi. (7/A'râf 64)

Onu ve onunla beraber olanları, tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanların ise (kökünü kurutarak) arkalarını kestik. Onlar mümin de değillerdi. (7/A'râf 72)

Şuayb’ı yalanlayanlar (var ya); sanki orada zenginlik içinde hiç yaşamamışlar gibi... Şuayb’ı yalanlayanlar (var ya); asıl hüsrana uğrayanlar onlar oldular. (7/A'râf 92)

Şayet o beldenin halkı iman edip, (Allah’tan) korkup sakınsalardı, göğün ve yerin bereket (kapılarını) onlara açardık. Fakat yalanladılar. Biz de onları kazandıkları (günahlara) karşılık (azapla) yakalayıverdik. (7/A'râf 96)

(Bunun üzerine) onlardan intikam aldık. Ayetlerimizi yalanlamaları ve ona karşı gafil olmaları nedeniyle onları suda boğduk. (7/A'râf 136)

Hakları olmadığı hâlde yeryüzünde büyüklenip kibre kapılanları ayetlerimden çevireceğim. (İlgisiz kalacaklar, duysalar dahi anlamayacaklar.) Onlar bütün ayetleri görseler de inanmazlar. Rüşd/olgunluk/doğruluk yolunu görseler de onu yol edinmezler. Azgınlık yolunu gördüklerinde (hemen benimser) kendilerine yol edinirler. Bu, ayetlerimizi yalanlamaları ve ayetlerden gafil olmaları nedeniyledir. (7/A'râf 146)

Hakkın anlaşılmasına engel olan sebepler için bk. 6/En’âm, 25.

Ayetlerimizi ve ahiret karşılaşmasını yalanlayan kimselerin amelleri boşa gitmiştir. (Ne bekliyorlardı?) Yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (7/A'râf 147)

Şayet biz isteseydik onu (kendisine verdiğimiz ilim ve deliller sayesinde) yüceltirdik. Fakat o, dünyaya meyletti ve hevasına/arzusuna uydu. Onun misali, üzerine gitsen de dili dışarda soluyan kendi hâline terk etsen de dili dışarda soluyan köpek gibidir. Bu, ayetlerimizi yalanlayan topluluğun misalidir. İyice düşünsünler diye kıssaları anlat. (7/A'râf 176)

Ayetlerimizi yalanlayan ve yalnızca kendilerine zulmetmekte olanların misali ne kötüdür. (7/A'râf 177)

Ayetlerimizi yalanlayanları ise hiç bilmedikleri yönlerden derece derece/adım adım (azaba) yaklaştıracağız. (7/A'râf 182)

Onlara mühlet veriyorum. Benim (adım adım azaba yaklaştırmak için onlara kurduğum) tuzağım pek sağlamdır. (7/A'râf 183)

Hiç düşünmediler mi? Onların arkadaşlarında (onlara gönderilen Nebi’de) hiçbir delilik yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır. (7/A'râf 184)

(İnsanı hayrete düşüren ve sayısız ayetle donatılmış) göklerin ve yerin melekutuna, Allah’ın yarattıklarına ve ecellerinin yaklaşmış olma ihtimaline bakıp düşünmediler mi? (Buna inanmadıktan sonra) daha hangi söze inanacaklar? (7/A'râf 185)

Allah kimi saptırmışsa onu hidayet edecek kimse yoktur. Onları azgınlıkları içinde bocalar bir hâlde bırakır. (7/A'râf 186)

Bu, şundandır: Allah, bir topluma verdiği nimeti, onlar kendilerinde olanı değiştirmedikçe değiştirecek değildir. Şüphesiz Allah, (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi bilen) Alîm’dir. (8/Enfâl 53)

Firavun ailesi ve onlardan önce (yaşamış olanların) durumu gibi. Rablerinin ayetlerini yalanladılar. Biz de onları günahları nedeniyle helak ettik ve Firavun ailesini boğduk. Hepsi zalimlerdi. (8/Enfâl 54)

Allah’a yalan uydurarak iftira eden veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki suçlu günahkârlar kurtuluşa ermezler. (10/Yûnus 17)

Onları (diriltip) huzurunda bir araya toplayacağı o gün, âdeta (dünyada) gündüz (vakti) bir saat kalmış gibi olacaklar. Birbirlerini tanıyacaklar. Allah ile karşılaşmayı yalanlayanlar, muhakkak ki hüsrana uğramışlardır. Ve onlar doğru yolu bulmuş da değillerdir. (10/Yûnus 45)

Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Onları (yeryüzünün) halifeleri kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Uyarılanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bak! (10/Yûnus 73)

Andolsun ki biz her ümmet arasında: “Allah’a ibadet/kulluk edin ve tağuttan kaçının.” (diye tebliğ etmesi için) resûl göndermişizdir. Allah içlerinden kimisine hidayet bahşetti, kimisine ise sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezip dolaşın ve yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın. (16/Nahl 36)

Tağut kavramı için bk. 2/Bakara, 256.

Andolsun ki onlara içlerinden bir resûl geldi. (Fakat) onu yalanladılar. Zulümlerine devam eder bir haldeyken azap onları yakalayıverdi. (16/Nahl 113)

Ayetlerimizi inkâr edip yalanlayan kimselere ise, işte bunlara, alçaltıcı bir azap vardır. (22/Hac 57)

Ahiret karşılaşmasını inkâr edip, yalanlayan ve dünya hayatında refah ve zenginlikle şımarttığımız kavminin önde gelenleri: “Bu, yalnızca sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yer, içtiğinizden içer.” dediler. (23/Mü'minûn 33)

Dediler ki: “Hâlihazırda kavimleri bize kulluk yapmakta olan ve bizim gibi insan olan iki kişiye mi iman edeceğiz?” (23/Mü'minûn 47)

Onları yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. (23/Mü'minûn 48)

(Hayır, öyle değil!) Asıl mesele, onlar kıyameti yalanladılar. Ve biz kıyameti inkâr edenlere, alevleri dehşet saçan bir ateş hazırladık. (25/Furkân 11)

O gün, gök bulutlarla parçalanacak ve melekler ardı sıra indirilecektir. (25/Furkân 25)

O gün gerçek hâkimiyet/egemenlik Rahmân’a aittir. Ve o, kâfirler için çok zor bir gündür. (25/Furkân 26)

O gün zalim ellerini ısırır ve der ki: “Keşke Resûl ile beraber bir yol edinseymişim (ona tabi olsaymışım)!” (25/Furkân 27)

“Eyvahlar olsun! Vay başıma gelene! Keşke falancayı dost edinmeseymişim.” (25/Furkân 28)

“Andolsun ki o, zikir/Kur’ân bana geldikten sonra beni ondan saptırdı. Şeytan, (önce vaadlerde bulunan sonra da) insanı yardımsız yarı yolda bırakandır.” (25/Furkân 29)

Resûl der ki: “Rabbim! Şüphesiz ki benim kavmim, bu Kur’ân’ı terk edilmiş olarak bıraktılar.” (25/Furkân 30)

Kıyamet günü Allah Resûlü’nün (sav) şikayet ederek davacı olacağı insanlar, Kur’ân’ı mehcur, terk edilmiş bir hâlde bırakıp onu harabeye çevirmiş olan insanlardır. Kur’ân’ı terk; ona iman etmeyi, onunla amel etmeyi, onu kanun yapıp onunla hükmetmeyi, onu insanlara anlatıp onunla cihad etmeyi, onu okumayı ve onun ayetleri üzerinde düşünüp onda hidayet aramayı terk etmek gibi Kur’ân’a karşı sorumlu olduğumuz her alanı kapsar. Her kişi ona karşı sorumluluğunu terk ettiği oranda onu mehcur bırakacak ve Resûlullah’ın (sav) davalısı olacaktır.

İşte böylece biz, her peygambere suçlu günahkârlardan düşman kıldık. Yol gösteren ve yardım eden olarak Rabbin yeter. (25/Furkân 31)

Kâfirler dediler ki: “Kur’ân onun üzerine bir seferde indirilseydi ya!” Böyle (parça parça) indirdik ki kalbini sağlamlaştıralım. Ve onu tertil üzere/ağır ağır okuduk. (25/Furkân 32)

Kur’ân’ın istenen etkiyi göstermesi için onun parça parça ve ağır ağır yani tertil üzere okunması gerekir.

Onların (seninle tartışmak ve delillerini çürütmek için) getirdiği hiçbir örnek yoktur ki mutlaka biz, (cevap olarak) sana hakkı ve daha güzel olan bir açıklamasını getirmişizdir. (25/Furkân 33)

Onlar ki yüzleri üzere cehenneme haşrolunurlar. Bunlar mekânları en şerli, yolları en sapkın olanlardır. (25/Furkân 34)

Andolsun ki Musa’ya Kitap verdik ve kardeşi Harun’u da ona yardımcı kıldık. (25/Furkân 35)

Dedik ki: “Ayetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin.” Sonunda o (topluluğu) yerle bir ettik. (25/Furkân 36)

Nuh kavmi peygamberleri yalanlayınca, onları (tufanda) boğduk ve onları insanlar için (ibret alınacak) bir ayet kıldık. Biz, zalimler için can yakıcı bir azap hazırladık. (25/Furkân 37)

Âd, Semud, Ress halkı ve bunların arasında (yaşamış) nice kavimleri de (helak ettik). (25/Furkân 38)

Onlardan her birine (öğüt alıp, hakka yönelecekleri) misaller verdik. Hepsini (azapla) kırıp geçirdik. (25/Furkân 39)

De ki: “Şayet duanız olmasaydı Allah katında bir kıymetiniz olur muydu? Ancak sizler yalanladınız. (Yalanlamanızın karşılığı olarak azap) kaçınılmaz olacaktır.” (25/Furkân 77)

Onu yalanladılar, biz de onları helak ettik. Şüphesiz ki bunda, (Allah’ın dostlarına yardım edip düşmanları helak edeceğine dair) ayet vardır. Onların çoğu mümin değildir. (26/Şuarâ 139)

Onu yalanladılar. Onları gölgeli günün azabı yakaladı. Şüphesiz ki o, büyük bir günün azabıydı. (26/Şuarâ 189)

Her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan (öncü) bir topluluk haşredeceğimiz gün, onlar (cehenneme) sevk edilirler. (27/Neml 83)

Onlar (huzura) geldiklerinde (Allah) diyecek ki: “Ayetlerimin hakikatini anlamadığınız hâlde onları yalanladınız öyle mi? Ya da ne amel işliyordunuz?” (27/Neml 84)

Zulmetmelerine karşılık söz/azap başlarına gelmiştir ve onlar konuşamazlar. (27/Neml 85)

Medyen’e kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin! Ahiret günü (Allah’tan sevap almayı) umun. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık/düzensizlik/taşkınlık çıkarmayın.” (29/Ankebût 36)

Onu yalanladılar. (Bunun üzerine) onları korkunç bir sarsıntı tuttu ve öz yurtlarında dizleri üstüne çöküp kaldılar. (29/Ankebût 37)

Allah’a yalan uydurarak iftira eden veya hak kendisine geldiğinde onu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Kâfirler için cehennemde konaklayacak yer mi yok? (29/Ankebût 68)

Sonra kötülük yapanların akıbeti, akıbetlerin en kötüsü oldu. Allah’ın ayetlerini yalanlayıp alaya aldılar. (Ya da ayetleri yalanlamaları ve alaya almaları nedeniyle en kötü akıbete düçar oldular.) (30/Rûm 10)

Ayetlerimizi ve ahiret karşılaşmasını inkâr edip yalanlayanlarsa işte bunlar, azap içinde hazır bulundurulurlar. (30/Rûm 16)

Bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Oysa bu (Mekkeliler), öncekilere verdiğimizin onda birini dahi elde edememişken (yine de) resûllerimi yalanladılar. (Onların inkârına karşı) benim inkârım nasılmış? (34/Sebe’ 45)

Onu yalanladılar. Şüphesiz ki onlar, (azap için) hazır edilecek olanlardır. (37/Saffât 127)

Onlardan öncekiler de yalanladı, farkında olmadıkları bir yerden azap onlara geldi. (39/Zümer 25)

Allah dünya hayatında onlara rezilliği tattırdı. Ahiret azabıysa şüphesiz, daha büyüktür. Keşke bilselerdi! (39/Zümer 26)

Allah’a karşı yalan söyleyenden ve doğruluk kendisine geldiği hâlde onu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Kâfirler için cehennemde kalacak yer mi yok? (39/Zümer 32)

Size azap gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra yardım olunmazsınız. (39/Zümer 54)

Hiç farkında değilken, azap size ansızın gelmeden, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun. (39/Zümer 55)

Her nefis: “Allah’ın hakkındaki kusurlarımdan dolayı, yazıklar olsun bana ve ben gerçekten alay edenlerdendim.” demeden önce (Allah’a yönelin ve O’nun indirdiğine uyun). (39/Zümer 56)

Ya da: “Şayet Allah beni hidayet etmiş olsa ben de muttakilerden olurdum.” demeden evvel... (39/Zümer 57)

Ya da azabı göreceği zaman: “Keşke bir fırsatım daha olsaydı da ben de muhsinlerden/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlardan olsaydım.” demeden evvel (Allah’a yönelin ve indirdiğine uyun). (39/Zümer 58)

“(Hayır, öyle değil!) İşin aslı ayetlerim sana gelmişti, fakat sen onları yalanlamış, (onlara karşı) büyüklenmiş ve kâfirlerden olmuştun.” (39/Zümer 59)

Kıyamet günü, Allah’a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerini kapkara görürsün. Cehennemde kibirlilere yer mi yok! (39/Zümer 60)

(Peygamber) dedi ki: “Babalarınızı üzerinde bulduğunuzdan daha hayırlı olanını size getirmiş olsam da mı?” Dediler ki: “Şüphesiz ki biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edenleriz.” (43/Zuhruf 24)

(Bunun üzerine) onlardan intikam aldık. Yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bak. (43/Zuhruf 25)

(Hayır, öyle değil!) Bilakis onlar, hak kendilerine geldiğinde onu yalanladılar. Onlar karışık/çelişkili bir durumdadırlar. (50/Kâf 5)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (52/Tûr 11)

Onlar ki (Resûl’ü yalanlama ve alaya almaya) dalıp oyalanmaktadırlar. (52/Tûr 12)

Ateşe şiddetle sürüklendikleri o gün, (52/Tûr 13)

(Onlara denir ki:) “İşte bu, yalanladığınız ateştir.” (52/Tûr 14)

“Bu da büyü olabilir mi? Yoksa siz mi görmüyorsunuz?” (52/Tûr 15)

“Oraya girin. İster (azaba) sabredip dayanın ister dayanmayın sizin için birdir. Ancak yaptıklarınızın karşılığını alacaksınız.” (52/Tûr 16)

Onlardan önce, Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanlayıp: “O delidir.” demişlerdi. (Nuh, tevhidi anlatmaktan) alıkonulmuş, engellenmişti. (54/Kamer 9)

(Nuh) Rabbine dua etti: “Şüphesiz ki ben, yenik düştüm, (bana yardım et ve onlardan) intikam al.” (54/Kamer 10)

Biz de göğün kapılarını “kesintisiz ve sağanak hâlinde yağan” bir suyla açtık. (54/Kamer 11)

Yerden de kaynakları fışkırttık. (Gök ve yerin suyu) takdir edilmiş bir iş üzere birleştiler. (54/Kamer 12)

(Nuh’u) tahtadan levhalar ve çivilerle (yapılmış bir gemi) üzerinde taşıdık. (54/Kamer 13)

Gözlerimizin önünde akıp gitmekteydi. (Bu, kendisine) nankörlük edilmiş (olan Nuh’a) bir mükâfattı. (54/Kamer 14)

Andolsun ki biz, onu (ibret alınması gereken) bir ayet olarak bıraktık. Var mı öğüt alan? (54/Kamer 15)

Nasılmış benim azabım ve uyarım? (54/Kamer 16)

Andolsun ki biz, Kur’ân’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Peki var mı öğüt alan? (54/Kamer 17)

Âd (kavmi) yalanladı. Nasılmış benim azabım ve uyarım? (54/Kamer 18)

Şüphesiz ki biz, onların üzerine, felaketi sürekli olan o günde, şiddetli bir fırtına yolladık. (54/Kamer 19)

İnsanları, âdeta kökünden koparılmış hurma kütüğü gibi söküp atıyordu. (54/Kamer 20)

Nasılmış benim azabım ve uyarım? (54/Kamer 21)

Andolsun ki biz, Kur’ân’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Peki, var mı öğüt alan? (54/Kamer 22)

Semud (kavmi de) uyarıları yalanladı. (54/Kamer 23)

Dediler ki: “Bizden olan (bizim gibi) insan birine mi uyacağız? O takdirde biz, sapıklık ve çılgınlık içinde olmuş oluruz.” (54/Kamer 24)

“Aramızdan ona mı zikir/vahiy verildi? Bilakis o, şımarık kibirli bir yalancıdır.” (54/Kamer 25)

Yarın, kimin şımarık ve kibirli bir yalancı olduğunu öğrenecekler. (54/Kamer 26)

Hiç kuşkusuz biz, onlara fitne/imtihan olması için dişi deveyi yollayacağız. Onları gözetle ve sabret. (54/Kamer 27)

Onlara haber ver! Su, aralarında pay edilmiştir. Su içme sırası kiminse o, hazır bulunsun. (54/Kamer 28)

Arkadaşlarına seslendiler. O da (bıçağı) aldı ve deveyi kesti. (54/Kamer 29)

Nasılmış benim azabım ve uyarım? (54/Kamer 30)

Hiç şüphesiz, onların üzerine bir tek çığlık yolladık. Onlar, çalı çırpının etrafa dökülen kırıntıları gibi oldular. (54/Kamer 31)

Andolsun ki biz, Kur’ân’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Peki, var mı öğüt alan? (54/Kamer 32)

Lut’un kavmi de uyarıcıları yalanladı. (54/Kamer 33)

Hiç şüphesiz biz, onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Lut’un ailesi hariç, onları seher vakti kurtardık. (54/Kamer 34)

Katımızdan bir nimet olarak (onları kurtardık). Şükreden kimseyi de aynı şekilde mükâfatlandırırız. (54/Kamer 35)

Andolsun ki Firavun ailesine de uyarıcılar geldi. (54/Kamer 41)

Bütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları, izzet sahibi, üstün ve kudretli (Allah’ın) yakalayışıyla yakalayıverdik. (54/Kamer 42)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 13)

İnsanı, ateşte pişirilmiş gibi (sert) kuru bir çamurdan yarattı. (55/Rahmân 14)

Cinleri de dumansız ateşten yarattı. (55/Rahmân 15)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 16)

(O,) iki doğunun da iki batının da Rabbidir. (55/Rahmân 17)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 18)

(Biri tatlı diğeri tuzlu) iki denizi karşılaşsınlar diye gönderdi. (55/Rahmân 19)

İkisi arasında bir engel vardır. Birbirinin sınırına taşmaz (karışmazlar). (55/Rahmân 20)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 21)

İkisinden de inci ve mercan çıkar. (55/Rahmân 22)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 23)

Denizde akıp giden, dağlar gibi yüksek gemiler O’nundur. (55/Rahmân 24)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 25)

Onun üzerinde bulunan herkes fanidir. (55/Rahmân 26)

Celal ve ikram sahibi Rabbin ise baki kalacaktır. (55/Rahmân 27)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 28)

Göklerde ve yerde bulunan herkes (ihtiyacını) O’ndan ister. O, her gün bir iştedir. (55/Rahmân 29)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 30)

Ey (insanlar ve cinlerden oluşan) Sekalan! (Yakın bir gelecekte) sizin hesabınızı göreceğiz. (55/Rahmân 31)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 32)

Ey cin ve insan topluluğu! Şayet, göklerin ve yerin sınırları dışına çıkmaya gücünüz yetiyorsa çıkın. Ancak (büyük bir) güç ve otoriteniz olmadan bunu yapamazsınız. (55/Rahmân 33)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 34)

İkinizin de üzerine, ateş alevi ve duman gönderilir. (Ona) engel de olamazsınız. (55/Rahmân 35)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 36)

Gökyüzü yarıldığı, erimiş yağı andıran kırmızı bir gül gibi olduğu zaman, (55/Rahmân 37)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 38)

O gün ne insan ne de cin günahından sorulur. (55/Rahmân 39)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 40)

(Sormaya gerek yoktur, çünkü) mücrimler yüzlerinden tanınır, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar. (55/Rahmân 41)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 42)

İşte bu, mücrimlerin yalanladığı cehennemdir. (55/Rahmân 43)

(Onlar) bununla kaynar su arasında dolanırlar. (55/Rahmân 44)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 45)

Rabbinin huzurunda (hesap için) durmaktan korkana iki cennet vardır. (55/Rahmân 46)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 47)

İki cennetin ağaçlarının dalları da bol meyveli ve gölgeliklidir. (55/Rahmân 48)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 49)

İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır. (55/Rahmân 50)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 51)

Orada her meyveden çifter çifter vardır. (55/Rahmân 52)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 53)

Astarları kalın ipekten olan döşemelere yaslanmış hâldedirler. İki cennetin meyveleri de (toplanması ve elde edilmesi) yakındır/kolaydır. (55/Rahmân 54)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 55)

(İki cennette de) bakışları, yalnızca eşlerinin üzerinde (olan) kadınlar vardır. Onlara (kocalarından önce) ne bir insan ne de cin dokunmuştur. (55/Rahmân 56)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 57)

Onlar, âdeta yakut ve mercan gibidirler. (55/Rahmân 58)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 59)

İyiliğin karşılığı iyilikten başkası mıdır? (Dünyada iyilik yapan, ahirette iyilik görecektir.) (55/Rahmân 60)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 61)

O ikisinden başka iki cennet daha vardır. (55/Rahmân 62)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 63)

Yemyeşildirler. (55/Rahmân 64)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 65)

İkisinde de sürekli fışkıran iki pınar vardır. (55/Rahmân 66)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 67)

İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. (55/Rahmân 68)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 69)

Orada hayırlı (saliha), güzel kadınlar vardır. (55/Rahmân 70)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 71)

Çadırlar içinde, (yalnızca kocalarının gördüğü) huriler vardır. (55/Rahmân 72)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 73)

(Kocalarından) önce kendilerine ne bir insan ne de cin dokunmuştur. (55/Rahmân 74)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 75)

Yeşil yastıklara ve (göz alıcı) güzellikteki döşemelere yaslanır haldedirler. (55/Rahmân 76)

(Bu durumda) Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayacaksınız? (55/Rahmân 77)

“Sonra sizler, ey sapık yalanlayıcılar!” (56/Vâkıa 51)

“Siz elbette, zakkumdan olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.” (56/Vâkıa 52)

“Ve o (ağaçtan) karınlarınızı dolduracaksınız.” (56/Vâkıa 53)

“Onun üzerine de kaynar sudan içeceksiniz.” (56/Vâkıa 54)

“İçtikçe susuzluğu artan hasta develer gibi içeceksiniz.” (56/Vâkıa 55)

Bu, kıyamet gününde onların ziyafetidir! (56/Vâkıa 56)

Ama o sapık yalanlayıcılardansa, (56/Vâkıa 92)

Kaynar sudan bir ziyafet, (56/Vâkıa 93)

Ve cehenneme atılma (onu bekler). (56/Vâkıa 94)

Şüphesiz ki bu, kesin olan hakkın ta kendisidir. (56/Vâkıa 95)

Allah’a ve resûllerine iman edenler, işte bunlar, Rableri katında sıddıklar (özü sözü doğru olanlar) ve şehitlerdir/şahitlerdir. Onlara mükâfatları ve nurları vardır. Ayetlerimizi inkâr edip yalanlayanlarsa işte bunlar, cehennem ehlidirler. (57/Hadîd 19)

Tevrat’la yükümlü kılındıkları hâlde onun gereklerini yerine getirmeyenlerin misali, koca koca kitapları yüklenen (fakat içinde yazanları anlamayan ve/veya yaşamayan) eşeğin misali gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlayan bir topluluğun misali ne kötüdür. Allah, zalimler topluluğunu hidayet etmez. (62/Cuma 5)

Ayetlerimizi inkâr edip yalanlayanlar, bunlar ateşin ehlidirler, orada ebedî kalacaklardır. O ne kötü bir dönüş yeridir. (64/Teğabûn 10)

(Öyleyse) yalanlayanlara itaat etme. (68/Kalem 8)

Onlar, senin kendileriyle uyum içinde olup (sapkınlıklarına karşı yumuşamanı) istediler. (Buna karşılık) onlar da uyum gösterip (sana karşı yumuşayacaklardı). (68/Kalem 9)

Yalanlayan, nimet sahibi (şımarık zenginleri) bana bırak ve onlara biraz mühlet tanı. (73/Müzzemmil 11)

Çünkü bizim yanımızda prangalar ve şiddetle yanan bir cehennem vardır. (73/Müzzemmil 12)

Boğaza takılıp geçmeyen (kötü) bir yemek ve can yakıcı bir azap da (vardır). (73/Müzzemmil 13)

O gün yer ve dağlar şiddetle sarsılır. Dağlar, çökmüş kum yığınlarına dönüşürler. (73/Müzzemmil 14)

Her nefis, kazandığı (ameller) karşılığında rehindir. (74/Müddessir 38)

Ashabu’l Yemin (amel defterini sağdan alacaklar) müstesna. (74/Müddessir 39)

Onlar cennetlerdedir. Birbirlerine sorarlar. (74/Müddessir 40)

Mücrimleri(n durumunu). (74/Müddessir 41)

“Sizi Sakar’a/cehenneme ne sürükledi?” (derler.) (74/Müddessir 42)

Derler ki: “Biz namaz kılanlardan değildik.” (74/Müddessir 43)

“Yoksulları da doyurmazdık.” (74/Müddessir 44)

“(Batıla ve eğlenceye) dalıp gidenlerle beraber biz de dalıp giderdik.” (74/Müddessir 45)

“Din gününü yalanlardık.” (74/Müddessir 46)

O gün (insanlar) Rabbine sevk edilecekler. (75/Kıyâmet 30)

Doğrulamadı, namaz da kılmadı. (75/Kıyâmet 31)

Fakat yalanlayıp sırt çevirdi. (75/Kıyâmet 32)

Sonra böbürlenerek ailesinin yanına gitti. (75/Kıyâmet 33)

Senin hak ettiğin kötülüktür. (75/Kıyâmet 34)

Sen ondan da beterini hak ediyorsun. (75/Kıyâmet 35)

Yoksa insan (emredilmeden, nehyedilmeden, bir şeriata tabi tutulmadan) başıboş bırakılacağını mı sandı? (75/Kıyâmet 36)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 15)

Biz, öncekileri helak etmedik mi? (77/Mürselât 16)

Sonra arkalarından gelenleri onlara uydurduk. (77/Mürselât 17)

İşte biz, suçlu günahkârlara böyle yaparız. (77/Mürselât 18)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 19)

Sizi değersiz bir sudan yaratmadık mı? (77/Mürselât 20)

(Sonra) sizi o sağlam yerleşim yerine (rahme) yerleştirdik. (77/Mürselât 21)

Bilinen bir zamana kadar. (77/Mürselât 22)

(Bunları yapmaya) güç yetirdik. Biz ne güzel güç yetirenleriz. (77/Mürselât 23)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 24)

Yeryüzünü toplanma yeri kılmadık mı? (77/Mürselât 25)

(Yeryüzünün altı) ölüleri, (üstü) dirileri (toplar.) (77/Mürselât 26)

Ve onda (dağlardan) yüksek kazıklar kıldık. Size tatlı sular içirdik. (77/Mürselât 27)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 28)

Yalanladığınız (cehenneme) doğru gidin. (77/Mürselât 29)

Üç kola ayrılmış (ateş dumanının) gölgelerine. (77/Mürselât 30)

Ne gölge sağlar ne de alevlerden korur. (77/Mürselât 31)

Şüphesiz ki o, her biri saray kadar (büyük) kıvılcımlar atar. (77/Mürselât 32)

Her biri sapsarı (rengi siyaha çalan) develer gibidir. (77/Mürselât 33)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 34)

Bu konuşamayacakları bir gündür. (77/Mürselât 35)

Özür beyan etmeleri için onlara izin de verilmez. (77/Mürselât 36)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 37)

Bu Yevmu’l Fasl/ayırt etme günüdür. Sizi ve öncekileri topladık. (77/Mürselât 38)

Şayet kurabileceğiniz bir tuzağınız varsa (buyrun) bana karşı tuzağınızı kurun. (77/Mürselât 39)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 40)

Şüphesiz ki muttakiler, gölgeliklerde ve pınarlardadır. (77/Mürselât 41)

Ve canlarının istediği meyvelerin içindedirler. (77/Mürselât 42)

İşlediğiniz (salih) amellere karşılık afiyetle yiyip için. (77/Mürselât 43)

Hiç şüphesiz biz, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları böyle mükâfatlandırırız. (77/Mürselât 44)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 45)

Yiyin ve biraz daha keyif sürün. Çünkü sizler mücrimlersiniz. (77/Mürselât 46)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 47)

Onlara: “Rükû edin.” denildiğinde rükû etmezler. (77/Mürselât 48)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 49)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (77/Mürselât 49)

(Yaptıklarına) uygun bir ceza olarak. (78/Nebe 26)

Çünkü onlar hesaba çekileceklerini ummuyorlardı. (78/Nebe 27)

Ayetlerimizi de yalanlayabildikleri kadar yalanladılar. (78/Nebe 28)

Hayır! Bilakis siz hesabı yalanlıyorsunuz. (82/İnfitâr 9)

O gün, yalanlayanların vay hâline! (83/Mutaffifîn 10)

Onlar ki din gününü/hesap gününü yalanlarlar. (83/Mutaffifîn 11)

Oysa onu, ancak haddi aşan ve çokça günah işleyen yalanlar. (83/Mutaffifîn 12)

Ayetlerimiz ona okunduğunda, “öncekilerin masalları” der. (83/Mutaffifîn 13)

Asla (onların söylediği gibi değil)! Bilakis kazandıkları (günahlar), kalplerinde pas tutmuş (hakkı anlamalarına engel olmuştur). (83/Mutaffifîn 14)

Asla! Hiç şüphesiz onlar, o gün Rablerinden perdelenmişler (O’nu göremeyeceklerdir). (83/Mutaffifîn 15)

Sonra onlar, kesinlikle cehenneme gireceklerdir. (83/Mutaffifîn 16)

Sonra (onlara:) “Bu, sizin yalanladığınız şeydir.” denir. (83/Mutaffifîn 17)

Kim de cimrilik eder ve (Allah’a) ihtiyacı yokmuş gibi davranırsa, (92/Leyl 8)

Ve en güzel olanı yalanlarsa, (92/Leyl 9)

Biz de ona zor olanı (masiyet ve cehennemi) kolaylaştırırız. (92/Leyl 10)

Ve baş aşağı (cehenneme yuvarlandığında) malının kendisine hiçbir faydası olmaz. (92/Leyl 11)

Hidayet etmek, hiç şüphesiz bize aittir. (92/Leyl 12)

Kuşkusuz, son da (ahiret de) ilk de (dünya da) bize aittir. (92/Leyl 13)

Sizi cayır cayır yanan bir ateşle uyardım. (92/Leyl 14)

Ona en bedbaht olandan başkası girmez. (92/Leyl 15)

O ki yalanlayıp yüz çevirmiştir. (92/Leyl 16)

Engel olanı gördün mü? (96/Alak 9)

Namaz kılan kulu (namazdan alıkoyanı). (96/Alak 10)

Ne dersin? Ya o kul doğru yol üzere ise? (96/Alak 11)

Ya da takvayı emrediyorsa? (96/Alak 12)

Ne dersin? Ya (bu alıkoyan) yalanlayıp yüz çevirdiyse? (96/Alak 13)

Allah’ın (onu) gördüğünü bilmez mi? (96/Alak 14)

Asla! Şayet buna bir son vermezse hiç şüphesiz onu perçeminden yakalarız. (96/Alak 15)

(O) yalancı ve günahkâr perçeminden. (96/Alak 16)

O da beraber oturup kalktığı yakın çevresini çağırsın. (96/Alak 17)

Biz de zebanileri çağıracağız. (96/Alak 18)

Asla! Ona itaat etme. Secde et ve yakınlaş. (96/Alak 19)

Dinin (hükümlerini) yalanlayanı gördün mü? (107/Maûn 1)

İşte yetimi itip kovan budur. (107/Maûn 2)

Yoksulu da doyurmaya teşvik etmez. (107/Maûn 3)