195. “Rab'leri dualarını kabul etti: “Birbirinizden meydana gelen sizlerden, erkek olsun, kadın olsun, iş yapanın işini boşa çıkarmam hicret edenlerin, memleketlerinden çıkarılanların, yolumda ezaya uğratılanların, savaşan ve öldürülenlerin günahlarını elbette örteceğim. Andolsun ki, Allah katından bir nimet olarak, onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Nitekim güzeli Allah katındadır.” Rableri onlara icabet etti. Böyle inanan, böyle yaşayan, böyle dua dua Rablerine yalvaran kullarına Rableri icabet edip, onlara yönelip buyurdu ki: Ey benim kıymetli kullarım, ben sizden gerek erkek, gerek kadın kim bir iş yapmışsa, kim sâlih ameller, fıtrata uygun ameller, güzel ameller işlemişse, hayırlı işler yapmışsa onların bu amellerini asla zayi etmeyeceğim. Hayatlarını Allah için yaşayanların, bana lâyık bir hayat yaşayanların, benim yasalarıma, benim elçilerimin hayatlarına uygun bir hayat yaşayanların hayatlarını bereketlendirecek ve asla zayi etmeyeceğim. Onların zerre kadar iyiliklerini bile büyütülmüş olarak onlara karşılık vereceğim. Ve yine hicret edenler, Allah için evlerini, yurtlarını, mallarını mülklerini, dükkanlarını, tezgahlarını terk edenler, Allah’a kulluğa imkân bulamadıkları ortamlarını, imkânlarını, fırsatlarını terk ederek Allah’a kulluğu icra edebilecekleri başka ortamlara, başka konumlara hicret edenler, Allah’ın haramlarından helâllerine hicret edenler, kötülerden ve kötülüklerden uzaklaşanlar, küfürden, şirkten, isyandan İslâm’a hicret edenler, Allah’ın arzında Allah’a Allah’ın istediği biçimde kulluk edebilecekleri, Allah’ın dinini daha güzel yaşayabilecekleri bir ortama koşanlar var ya. Tek suçları Rabbim Allah demek olduğu halde işlerinden atılanlar, yurtlarından çıkarılanlar, mesleklerini kaybe-denler, statülerini yitirenler, mallarını mülklerini gözden çıkaranlar, tüm servetleri ellerinden alınanlar var ya. Ve bir de benim yolumda, bana kulluk yolunda, benim emirlerime teslimiyet yolunda, benim istediğim hayata, benim istediğim kılık kıyafete sahip çıkma yolunda türlü türlü eziyetlere maruz bırakılanlar, türlü türlü işkencelere uğratılanlar, mahrumiyetlere katlananlar, geri adım atmayanlar, Allah için imanları uğrunda savaşanlar, ölenler, öldürülenler var ya işte onları örteceğim diyor Allah. Onların tüm günahlarını, tüm kusurlarını, tüm falsolarını, tüm geçmişlerini örtecek, tüm günahlarını sıfırlayacak, tüm problemlerini bitirecek ve öbür tarafta onları zeminlerinden ırmaklar akan cennetlere girdireceğim diyor Allah. Allahu Ekber, ne büyük bir müjde değil mi? İşte mü’minlerin dualarına Rabbimizin cevabı. Ne demişti 191. âyetteki dualarında o mü’minler? Bizim seyyiatımızı, bizim günahlarımızı örtüver, görmeyiver, kaale almayıver ya Rabbi. Dünyada bireysel, ailevi, toplumsal problemlerimizi bitiriver, huzur içinde bir hayat veriver bize demişlerdi, Rabbimiz de ey kullarım, madem ki sizler benden problemlerinizin bitirilmesini istiyorsunuz, madem ki geçmişte işlediğiniz günahların sıfırlanmasını istiyorsunuz, madem ki benden hayatınızın düzlüğe çıkarılmasını istiyorsunuz, madem ki benden ekonomik, siyasî, ahlâkî, hu-kukî her türlü problemlerinizin çözümünü istiyorsunuz ve böyle güzel, mutlu bir hayatın sonunda da benden cennete ulaştırılmayı istiyorsu-nuz, bunun için beni buna ehil görüp dua dua bana yalvarıyorsunuz, öyleyse ben de sizin geçmişinizi sıfırlayıp geleceğinizi bereketlendire-ceğim diyor Rabbimiz. Ey kullarım, erkekler ve kadınlar olarak, birbirinizden hiçbir farkınız, üstünlüğünüz alçaklığınız olmayarak bana sâlih ameller işleyin. Benim istediğim güzel amellere koşun. Benim hatırıma hicret edin. Küfürden, şirkten, isyandan, zulümden, haksızlıklardan, günahlardan, günah ortamlarından bana kulluğa hicret edin. Bana kulluğu her şeye tercih edin. Gerekirse benim hatırıma evlerinizden, barklarınızdan, mallarınızdan, mülklerinizden, sosyal statülerinizden, diplomalarınızdan, doktoralarınızdan vazgeçip fedâkârlıkları göze alın. Unutmayın ki benim rızama, benim mağfiretime, benim affıma ve cennetime basit menfaatlerini terk edemeyenler ulaşamazlar. Benim lütfuma ancak müslümanca bir tavır sergileyerek bana kulluktan vazgeçmeyerek, geri adım atmayarak, sabredenler, eziyetlere, mahrumiyetlere göğüs gerip katlananlar ulaşabilirler. Benim yolumda hicret edip hicret sonrası bir toplum oluşturup benim düşmanlarımla savaşanlar, az sayıda olmalarına rağmen kâfirlere savaşı göze alabilenler nerede, hangi toplumda, hangi coğrafyada olurlarsa olsunlar işte kazananlar bunlar olacaktır. Dünyada galip gelecek, âhirette de Allah’ın cennetine ulaşacak olanlar bunlar olacaktır. Eh! İyi, anladık da şu anda dünyada süper güçler var, güç kuvvet sahibi melikler var, o gün için söylersek Bizans var, Roma var, İran var, bugün için A.B.D si var, Rusya’sı var, Çini var, Japonya’sı, İngiltere’si, Almanya’sı, Avrupa’sı var. Sahte güç ve kuvvetleriyle, sahte teknolojileriyle, hikaye askeri ve siyasal bloklarıyla, sahte adâlet ve özgürlük numaralarıyla tüm dünyaya egemenmiş gibi gözüken, sahte yayın organlarıyla tüm dünya insanlığının gözünü boyamışlar, dünyanın başına belâ olmuşlar, tüm dünyayı sömürmeye çalışanlar var. Ve bu büyük şeytanların karşısında da kitaplarından, Rablerinden, güç kaynaklarından habersiz oluşları sebebiyle, Rablerinin vahyinden boşalmış kalpleri bu şeytanların vahiyleriyle doldurulmuş olduğu için bu kâfirler karşısında ezilip büzülen müslümanlar var. Bakın Rabbimiz o günün müslümanlarına da bugünün gariban müslümanla-rına da şöyle sesleniyor:
196,197. “İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın ey Muhammed, seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!.” Hani sûrenin evvelînde şöyle demişti Rabbimiz: “İnkâr edenlerin malları ve çocukları, Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz. İşte onlar ateşin yakıtlarıdır.” Âl-i İmrân 10) Kâfirlere, Allah düşmanlarına Allah’la tutuştukları bir savaşta ne malları mülkleri, ne çoluk çocukları, ne aileleri aveneleri, ne askeri güçleri, ne siyasal ve ekonomik güçleri, ne devletleri, saltanatları Allah’a karşı onlara hiçbir fayda sağlamayacaktır. Allah’a karşı hiçbir işe yaramayacaktır bunlar. Rabbimiz kendisini mü’minlerin safında kılarak onların ne ekonomik güçleri, ne siyasal ve askerî varlıkları size karşı bana hiçbir şey ifade etmeyecektir buyuruyordu. Yâni onların bu savaşı sizinle değil benimledir. Onların karşısında duran sizler değil benim. Sizinle karşılaşacakları her bir savaşta onlar karşılarında beni bulacaklardır buyuruyordu. Bakın burada da buyuruyor ki Rabbimiz, bu kâfirlerin şehirlerde, ülkelerde, metropollerde mütekallibe olarak, galipler olarak, hâkimler, egemenler olarak, güçlüler olarak, tüm dünyayı sömürenler olarak, zulmedenler olarak feruh fahur gezip dolaşmaları seni asla aldatmasın, üzmesin. İşte şu anda görüyoruz ki bu kâfirler, bu zalimler tüm dünyayı parsellemişler, tüm dünyayı paylaşmışlar, eziyorlar, sömürüyorlar, zulmediyorlar, kan içiyorlar, birbirlerine peşkeş çekiyorlar. İstedikleri şekilde hareket ediyorlar, dilediklerini yapıyorlar. Tüm dünya denizlerinde onların donanmaları, tüm dünya semalarında onların uçakları, füzeleri, tüm dünya haberleşmelerinde onların haber organları, tüm dünya ticareti onların elindeymiş gibi görünüyor. Aldatmaca propagandalarıyla, artistik yayınlarıyla böyle göstermeye çalışıyorlar. Ey peygamberim ve ey peygamber yolunun yolcuları, sakın bu durum sizi aldatmasın. Bu sadece: Az bir dünya metaıdır bu. Çok çabuk bitecek az bir metadır bu. Çok kısa bir süre sonra bitecek ve: Yaşadıkları bu çok kısa hayatın sonunda da onlar cehenneme gideceklerdir. Onları cehennem beklemektedir ve o ne kötü bir varış yeridir? Ne kötü bir döşektir? Bunu, bu metaun galili daha önce demeye çalışmıştım. Evet hemen bitecek bir dünyaya sahip olmaları seni asla aldatmasın. Çünkü bu kısacık dünyanın sonunda onlar cehenneme gidecekler ve oradaki azapla kucaklaşınca bu dünyada bir saat bile sefa sürmediklerini kendileri itiraf edecekler. Peki bitmeyecek olan nedir ya?
196,197. “İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın ey Muhammed, seni aldatmasın; az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü duraktır!.” Hani sûrenin evvelînde şöyle demişti Rabbimiz: “İnkâr edenlerin malları ve çocukları, Allah'a karşı onlara bir şey sağlamaz. İşte onlar ateşin yakıtlarıdır.” Âl-i İmrân 10) Kâfirlere, Allah düşmanlarına Allah’la tutuştukları bir savaşta ne malları mülkleri, ne çoluk çocukları, ne aileleri aveneleri, ne askeri güçleri, ne siyasal ve ekonomik güçleri, ne devletleri, saltanatları Allah’a karşı onlara hiçbir fayda sağlamayacaktır. Allah’a karşı hiçbir işe yaramayacaktır bunlar. Rabbimiz kendisini mü’minlerin safında kılarak onların ne ekonomik güçleri, ne siyasal ve askerî varlıkları size karşı bana hiçbir şey ifade etmeyecektir buyuruyordu. Yâni onların bu savaşı sizinle değil benimledir. Onların karşısında duran sizler değil benim. Sizinle karşılaşacakları her bir savaşta onlar karşılarında beni bulacaklardır buyuruyordu. Bakın burada da buyuruyor ki Rabbimiz, bu kâfirlerin şehirlerde, ülkelerde, metropollerde mütekallibe olarak, galipler olarak, hâkimler, egemenler olarak, güçlüler olarak, tüm dünyayı sömürenler olarak, zulmedenler olarak feruh fahur gezip dolaşmaları seni asla aldatmasın, üzmesin. İşte şu anda görüyoruz ki bu kâfirler, bu zalimler tüm dünyayı parsellemişler, tüm dünyayı paylaşmışlar, eziyorlar, sömürüyorlar, zulmediyorlar, kan içiyorlar, birbirlerine peşkeş çekiyorlar. İstedikleri şekilde hareket ediyorlar, dilediklerini yapıyorlar. Tüm dünya denizlerinde onların donanmaları, tüm dünya semalarında onların uçakları, füzeleri, tüm dünya haberleşmelerinde onların haber organları, tüm dünya ticareti onların elindeymiş gibi görünüyor. Aldatmaca propagandalarıyla, artistik yayınlarıyla böyle göstermeye çalışıyorlar. Ey peygamberim ve ey peygamber yolunun yolcuları, sakın bu durum sizi aldatmasın. Bu sadece: Az bir dünya metaıdır bu. Çok çabuk bitecek az bir metadır bu. Çok kısa bir süre sonra bitecek ve: Yaşadıkları bu çok kısa hayatın sonunda da onlar cehenneme gideceklerdir. Onları cehennem beklemektedir ve o ne kötü bir varış yeridir? Ne kötü bir döşektir? Bunu, bu metaun galili daha önce demeye çalışmıştım. Evet hemen bitecek bir dünyaya sahip olmaları seni asla aldatmasın. Çünkü bu kısacık dünyanın sonunda onlar cehenneme gidecekler ve oradaki azapla kucaklaşınca bu dünyada bir saat bile sefa sürmediklerini kendileri itiraf edecekler. Peki bitmeyecek olan nedir ya?
198. “Fakat Rab'lerinden sakınanlara, Allah katından konukluklar bulunan, içlerinde ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetler vardır. Allah katındaki şeyler, iyi olanlar için daha hayırlıdır.” Lâkin Rablerine muttaki olanlara, Rablerinin koruması altına girip hayatlarını onun için yaşayanlara imrenin, onlara özenin, onlar gibi olmaya çalışın, çünkü onlar için zeminlerinden ırmaklar akan, taht-ı tasarruflarında ırmaklar akan içinde ebedî kalacakları, sonsuza dek ağırlanacakları Allah’tan bir ikram, Allah’tan bir misafirperverlik Allah’tan bir bağış olarak cennetler vardır. İşte bitmeyecek, son bulmayacak, imrenilecek, ah biz de öyle olsaydık denecek, kazanmak için yarışılacak sonuç budur. Şimdi düşünün, tüm dünyaya, tüm dünya mal mülklerine, tüm dünya saltanatlarına sahip olan bir insan olsa. Bu insan tüm dünyanın ekonomik, siyasal ve askeri gücüne sahip olsa. Tüm dünya insanlığı, kadınlarıyla, erkekleriyle onun emrinde olsa. Herkes onun önünde diz çöküp ona hizmet etse. Tüm ordular, tüm güçler onun arzularına boyun bükse. Hattâ insanların dışındaki varlıklar, dağlar taşlar onun gücüne, onun teknolojisine boyun bükse. Evet böyle her yere ve her şeye egemen bir melik, bir kral düşünün. Bu adamın karşısında bir de gariban, hiçbir gücü, hiçbir şeyi olmayan bir müslüman olsa. Sadece ben müslümanım, ben Allah’a teslim oldum, Rabbim Allah diyen tek başına bir müslüman. Bu dünya melikinin, bu dünya kralının karşısında imanıyla dimdik duruyor, onun mülk ve saltanatına yönünü dönüp bakmıyor. Onun elindekilere zerre kadar imrenmeyip, onun karşısında yıkılmayıp bildiği yolda, elindeki kitapla, elindeki Allah âyetleriyle Rabbine kulluk kavgasını sürdürüyor. İşte sahip olduğu bu. Bunun dışında ne malı var, ne mülkü, ne saltanatı hiçbir şeyi yok. Şimdi soruyorum size, bu iki insandan hangisi üstün? Hangisi izzet sahibi? Hangisi hayırlı? Siz ne derseniz deyin, ben öğrendiğim vahiyle diyorum ki o gariban müslüman ötekisinden her zaman daha üstün ve daha hayırlıdır. Çünkü yarın bitmeyecek, tükenmeyecek bir hayatta bu müslümana bu dünya mülk ve saltanatının yüzlerce katı mülk ve saltanat verilecek. Cennette bu kadar mülk verilecek ve üstelik bu mülkleri de dünyada olduğu gibi bir daha kaybetmeyecek. Ebediyen o mülke sahip olacak. Ama şu andaki o dünya kralı, o dünya meliki bir gün gelecek her şeyini kaybedecek. Bir gün gelecek o saltanatına veda edecek. Çünkü ölüm var bu dünyada. Şimdi söyleyin, ölümlü olan mı daha hayırlı, yoksa ebedî olan mı? Çabuk bitecek olan mı daha hayırlı, yoksa hiç bitmeyecek olan mı? Fâni olan mı, yoksa bâki olan mı? Sınırlı olan mı, yoksa sonsuz olan mı? Bunu düşünmüyorlar mı bu insanlar? Nasıl da bunu gündemlerinden düşürererek bir hayat yaşayabiliyor bu insalar? Şu basit para pul hesaplarının arasına, basit dünya zevklerinin içine gömüşerek nasıl da gözardı edebiliyorlar bu gerçeği? Halbuki cennet: Olandır. Cennet ebedidir. Ebediyen, ölüm yok, ihtiyarlama yok, sıkıntı yok Allah’tan bir ikram, Allah’tan bir ağırlama ve lütuf olarak iyilere, Ebrâr olanlara sunulan bir cennet. Öyleyse ey müslümanlar, gelin hedefimizi iyi seçelim. Yatırımımızı, sa’yimizi iyi ayarlayalım. Dünyada hiçbir şeyimiz olmasa da imanımız, teslimiyetimiz, kulluğumuz güzel olsun ki sonunda bu cenneti kazanmış olalım inşallah.
199. “Kitab ehlinden Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilmiş olana Allah'a huşu duyarak inanıp, Allah'ın âyetlerini az bir değere değişmeyenler vardır. İşte onların ecirleri Rab'lerinin katındadır. Şüphesiz Allah'ın hesabı çabuktur.” Kitap ehli içinde Allah’a Allah’ın istediği biçimde iman etmişler vardır. Size indirilen Kur’an’a ve daha önce kendilerine indirilmiş olan kitaplara da inanmışlar vardır. Daha önce Mûsâ (a.s)’a iman edip, sonra Muhammed (a.s) gelince de hemen ona iman edenler, daha önce Îsâ (a.s)’a iman edip Muhammed (a.s)’a iman edenler. Daha önce Tevrat’a ve İncil’e iman edip, sonra da Kur’an gelir gelmez hemen ona iman edenler vardır. Onlar Allah’a iman ediyorlar, kendi kitaplarına, Tevrat’a, Zebur’a, İncil’e iman ediyorlar ve size gönderilen son kitaba ve son elçiye de iman ediyorlar. Bunlar Allah’tan haşyet duyuyorlar. Allah’ı gazaplandıracak işlerden sakınıyorlar. Allah’ı razı edecek ameller peşinde koşuyorlar. Rablerine samimiyetle dua ediyorlar. Allah’ın âyetlerini az bir pahaya satmıyorlar. Allah’ın âyetlerine değer verip onlarla yol bulmaya çalışıyorlar. Ne Tevrat’ı, ne İncil’i ne de Kur’an’ı az bir pahaya sayıp karşı-lığında dünyaya yatırım yapmıyorlar. Allah’ın âyetlerini değiştirip, gizleyip onunla insanlar nazarında değer kazanmayı düşünmüyorlar. He-defleri dünya değil, Allah’ın rızasıdır onların. Onlar bir Allah âyetini satmanın karşılığının rahmeti ve cenneti kaybetmek olduğunu çok iyi biliyorlar. İşte böyle inanan, böyle düşünen ve böyle hareket edenler için, Allah’a böylece samimiyetle boyun eğenler için akla hayale gelmedik büyük nimetler ve mükafatlar vardır diyor Rabbimiz.Bu ve benzeri âyetlerle Rabbimiz öteki âlemin hesabına kitabına dikkat çekiyor. Yaşadıkları hayatta dünyanın, dünyalıkların değil de Allah dininin kav-gasını verenler için büyük mükafatlar vardır. Görünüşte Allah’a kulluğu hedeflemiş, Allah’ın hoşnutluğunu ve cenneti hedeflemiş olan bu insanların dünyada bir kazançları yok gibidir. Ama öbür tarafta çok büyük kazançlar var. Çünkü Allah hesabı çok çabuk görendir. Dünya çok kısa geçendir unutmayalım. Öyleyse ey müslümanlar:
200. “Ey İnananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah'a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişebilesiniz.” Ey iman edenler. Peki neye iman edenler? Fâtihayla başlayan, Bakarayla devam eden ve Âl-i İmrân’ın sonuna kadar anlatılanlara, buraya kadar ortaya konan konulara iman edenler sabredin. Buraya kadar ortaya konan âyetlerde sizden istenen müslümanca bir hayatı yaşama noktasında, Rabbinizin rızasını kazanma ve cennetine ulaşma noktasında sabredin. Müslümanlıktan başka bir derdiniz, bir hedefiniz, bir hesabınız olmasın. Sabredin. Neye? Para kazanmaya değil tabii. Dünya mal mülklerine ulaşmaya sabredin değil tabii. keyfiniz için, lüksünüz için, rahatınız için, makam ve mevkiler için, diploma, doktora için, şan şöhret için, statülerinizi korumak için sabredin, bunlara ulaşmak için her türlü zahmeti, her türlü fedâkârlıkları göğüslemek için sabredin, dayanın, direnin değil. Allah için, Allah’ın rızasını kazanmak için, Allah’a Allah’ın istediği kulluğu gerçekleştirebilmek için, cennete ulaşabilmek için, cehennemden korunabilmek için sabredip dişinizi sıkın. "Sabredin! Sabırda yarışın!" Yâni bu imanınızı gündemde tutma yarışında bulunun. Sabır-da yarışın. Dünyada hangi denenmeyle, hangi sınanmayla, hangi imtihanla karşı karşıya gelirseniz müslümanca kalabilmenin direnişini gösterin. Müslümanca kalabilmenin ve ölebilmenin hesabını sağlam yapın. Yâni siz sabırlı olun. Direnin. Dayanın. Şeytan ve dostlarının engellemelerine karşı sabır yarışına girin. Dininizden, imanınızdan, takva ve teslimiyetinizden asla taviz vermeyin, geri adım atmayın. "Rabıtalı bulunun! Allah’a takvalı olun!” Yâni Kur’an’la vahiyle bu mesajla ilginizi irtibatınızı, Rabıtanızı kesmeyin. Böylece yolunuzu hep Allah’la bulun! Yanılmayın. Şaşırmayın. Hep Allah desin siz yapın. Allah tarif etsin kitabıyla siz oradan alıp amele dönüştürün. Evet, rabıtalı olmak budur. Allah için bir kulluktan bir başka kulluğa, bir hayırdan başka bir hayra koşun. Bir namazdan sonra bir başka namaza doğrulun. Allah yolunda, Allah uğrunda bir savaşta nöbet tutun. Allah için düşmanı gözetleyin. Savaşın en uç noktasında direnin. Allah’ın dinine göğsünüzü siper edin. Takvalı olun Allah’a. Hayatınızı Allah için yaşayın. Allah’ın helâl haram sınırlarını gözetin. "Umulur ki o zaman felaha eresiniz." İşte o zaman felah bulursunuz. İşte o zaman kurtuluşa erersiniz. Umulur ki o zaman dünyanız da âhiretiniz de güzel olur. Öyleyse ey müslümanlar, haydin felaha, haydin kurtuluşa, haydin Allah için bir hayata. Allah yardımcımız olsun. Velhamdü lillahi Rabbil âlemin.