Nuh Kavmi ile ilgili ayetler

Andolsun ki Nuh’u kavmine (peygamber olarak) yolladık. Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet/kulluk edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) bir ilahınız yoktur. Şüphesiz ki ben, sizler için o büyük günün azabından korkmaktayım.” (7/A'râf 59)

Kavminin önde gelenleri demişlerdi ki: “Şüphesiz ki biz, seni apaçık bir sapıklık içinde görmekteyiz.” (7/A'râf 60)

Demişti ki: “Ey kavmim! Bende sapıklık yok. Lakin ben âlemlerin Rabbi olan (Allah tarafından gönderilmiş) bir elçiyim.” (7/A'râf 61)

“Size Rabbimin risaletini/mesajlarını iletiyorum ve size nasihat ediyorum. Ve ben, Allah’tan (bana gelen vahiy sayesinde) sizin bilmediklerinizi biliyorum.” (7/A'râf 62)

“Sizi uyaran, sakınıp korkasınız diye (öğüt veren) ve merhamet olunursunuz diye sizin içinizden bir adama Rabbinizden bir zikir/hatırlatma geldi diye mi şaşırdınız?” (7/A'râf 63)

Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. (Çünkü) onlar (hakikatleri görmeyen) kör bir kavimdi. (7/A'râf 64)

Onlara kendilerinden önce (yaşamış olan) Nuh, Âd, Semud, İbrahim kavimlerinin, Medyen ahalisi ve (yerleşim yerlerinin altı üstüne getirilmiş/çevrilmiş) Mu’tefikat’ın haberleri gelmedi mi? Resûlleri onlara apaçık delillerle geldiler. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendilerine zulmetmekteydiler. (9/Tevbe 70)

Onlara Nuh’un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: “Ey Kavmim! Şayet benim konumum ve Allah’ın ayetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa ben, Allah’a tevekkül ettim. Siz ve ortaklarınız bir araya gelin ve (benim hakkımdaki) kararınızı verin. (Benimle ilgili yapacaklarınız) size dert olmasın. Sonra da hiç bekletmeden hakkımdaki kararınızı uygulayın/bana göz açtırmayın.” (10/Yûnus 71)

Şirk ehlinin tehditleri karşısında imani tavır için bk. 6/En’âm, 82.

“Şayet yüz çevirirseniz sizden bir ücret istemiş değilim. Benim ücretimi yalnızca Allah verecektir ve ben Müslimlerden/şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen kullardan olmakla emrolundum.” (10/Yûnus 72)

Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Onları (yeryüzünün) halifeleri kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Uyarılanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bak! (10/Yûnus 73)

Andolsun ki biz Nuh’u kavmine gönderdik. (Demişti ki:) “Şüphesiz ki ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” (11/Hûd 25)

“Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Şüphesiz ki ben, sizin için can yakıcı bir günün azabından korkuyorum.” (11/Hûd 26)

Kavminin kâfir olan seçkinleri demişlerdi ki: “Biz seni, ancak kendimiz gibi (sıradan) bir insan olarak görmekteyiz. Sana uyanların da içimizden sığ görüşlü ve en değersiz insanlar olduğuna inanıyoruz. (Kaldı ki) sizin (hak ehli olmanızı gerektirecek) bize karşı bir üstünlüğünüz olduğunu da düşünmüyoruz. Tam aksine sizlerin yalancılar olduğunuzu sanıyoruz.” (11/Hûd 27)

Demişti ki: “Ey kavmim! Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Şayet ben Rabbimden apaçık bir belge üzereysem ve bana kendi katından bir rahmet (vahiy) vermişse, size de onu görecek göz vermemişse istemediğiniz hâlde sizi ona zorlayacak mıyız?” (11/Hûd 28)

“Ey kavmim! (Davetim karşılığında) sizden mal talep etmiyorum. Benim ücretim Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar Rableri ile karşılaşacaklardır. Fakat ben, sizlerin cahillik eden bir topluluk olduğunuzu düşünüyorum.” (11/Hûd 29)

“Ey kavmim! (Faraza sizlere uyup) onları yanımdan kovacak olsam (ve Allah da bana azap edecek olsa), beni Allah’ın (azabına) karşı kim koruyacak? Öğüt almaz mısınız?” (11/Hûd 30)

“Ben, size Allah’ın hazinelerinin yanımda olduğunu söylemiyorum. Gaybı da bilmem. Size melek olduğumu da söylemiyorum. Ayrıca gözlerinizin hor görüp aşağıladığı (fakir müminlere, sırf sizi razı etmek adına) ‘Allah bunlara bir hayır vermeyecektir.’ diyemem. Nefislerinde olanı en iyi Allah bilir. (Bunları söylersem) şüphesiz ki o zaman zalimlerden olurum.” (11/Hûd 31)

Demişlerdi ki: “Ey Nuh! Muhakkak ki bizimle tartıştın ve tartışmada da lafı bayağı uzattın. Şayet doğru sözlülerden isen bize vadettiğin (azabı) getir de (görelim).” (11/Hûd 32)

Demişti ki: “Allah dilerse onu getirir ve siz O’nu aciz bırakacak değilsiniz!” (11/Hûd 33)

“Şayet Allah sizi saptırmak istemişse, ben size nasihat etmek istesem de nasihatimin size bir faydası olmaz. O, sizin Rabbinizdir ve O’na döndürüleceksiniz.” (11/Hûd 34)

Yoksa: “Onu uydurdu.” mu diyorlar? De ki: “Şayet onu ben uydurduysam günahı benim boynumadır. Ve sizin işlediğiniz suçlardan da berîyim/uzağım.” (11/Hûd 35)

“Kavminden (şu an) iman edenler dışında kimse inanmayacak. (Öyleyse) yaptıklarından ötürü kendini üzüp sıkıntıya sokma!” diye Nuh’a vahyedildi. (11/Hûd 36)

“Gözetimimiz altında ve vahyimizin (rehberliğinde) gemiyi yap. Zulmedenler hakkında da bana bir şey söyleme. Çünkü onlar (hakkında hüküm kesindir,) boğulacaklardır.” (11/Hûd 37)

(Allah’ın emri üzere) gemiyi yapıyordu. Kavminin seçkinleri ona her uğradığında onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Şayet bizimle alay ederseniz alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay ederiz.” (11/Hûd 38)

“Alçaltıp rezil eden azabın kime gelip çatacağını ve sürekli olan azabın kimin üzerine ineceğini pek yakında bileceksiniz/anlayacaksınız.” (11/Hûd 39)

Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynayınca (su pınarları kaynayıp, yerden yükselmeye başlayınca) dedik ki: “Her bir (hayvan cinsinden) çifter çifter gemiye yükle. Aleyhlerinde (helak olacaklarına dair) hüküm verilmiş olanlar hariç aileni ve müminleri de gemiye taşı.” Zaten onunla beraber çok az kişi iman etmişti. (11/Hûd 40)

Nuh’un (as) 950 yıllık daveti neticesinde (20/Ankebût 14) davetine çok az insan icabet etmişti. Buna rağmen Nuh (as), Ulu’l Azm peygamberlerden kabul edilmiş (42/Şûrâ 13), İslam davetçilerine sıklıkla örnek gösterilen Nebilerden biri olmuş ve tamamı onun (as) kıssasına ayrılan bir sure indirilmiştir. Çünkü İslam davetinin ve onu misyon edinmiş tevhid davetçisinin ‘çokluk’ gibi bir amacı yoktur, olmamalıdır. Davetçinin gayesi; dini doğru anlamak, yalnızca Allah’a (cc) davet etmek ve davet ettiği esaslara muhalefet etmeden istikamet üzere bir yaşantı sürmektir. Zafer ve başarı sayıca çoklukta değil, hak yolda sebat, iman ve salih amel sahibi fedakâr ve samimi müminlerle bir arada olmakladır.

Rabbimiz Kitab’ın birçok ayetinde çoğunluğu yermiş, çoğunluğun müşrik olduğunu (30/Rûm, 42), saptıklarını (37/Saffât, 71), onlara uyanları saptırdıklarını (6/En’âm, 116), akletmediklerini (5/Mâide, 103), cahil olduklarını (6/En’âm, 111), şükretmediklerini (2/Bakara, 243), imana yanaşmadıklarını (13/Ra’d, 1), fasıklığı seçtiklerini (3/Âl-i İmran, 110), haktan hoşlanmadıklarını (23/Mü’minûn, 70)... belirtmiştir. Buna karşılık, peygamberlerin davetine icabet edenlerin azınlıkta kalanlar olduğunu defaatle vurgulamıştır (2/Bakara, 249; 10/Yûnus, 83; 11/Hûd, 40; 38/S’ad, 24).

Dedi ki: “Binin ona. Onun yüzmesi de demir atıp durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim, gerçekten (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.” (11/Hûd 41)

O (gemi), içindekilerle beraber dağlar gibi (yüksek) dalgalar arasında yüzüyordu. Nuh, bir kenara çekilmiş oğluna seslendi: “Ey oğulcuğum! Bizimle beraber bin. Sakın kâfirlerle beraber olma!” (11/Hûd 42)

Dedi ki: “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.” Dedi ki: “Bugün, Allah’ın rahmet ettikleri hariç, Allah’ın emrinden insanı koruyacak yoktur.” Aralarına dalga girdi ve boğulanlardan oldu. (11/Hûd 43)

Denildi ki: “Ey yer! Suyunu çek. Ve ey gök! Sen de suyunu tut.” Su çekildi, iş bitirildi. (Gemi) Cudi (Dağı) üzerinde yerleşip karar kıldı. Zalimlere de: “(Allah’ın rahmetinden) uzak olsunlar.” denildi. (11/Hûd 44)

Nuh, Rabbine seslendi: “Rabbim muhakkak oğlum da benim ailemdendir. Ve hiç şüphesiz senin vaadin haktır. Ve sen (en doğru ve en sağlam hüküm veren) Ahkemu’l Hâkimîn’sin.” (11/Hûd 45)

Dedi ki: “Ey Nuh! Şüphesiz ki o, senin ehlinden değildir. O, salih olmayan bir ameldir. Hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme! Cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” (11/Hûd 46)

(Nuh:) “Hakkında bilgim olmayan şeyi sormaktan sana sığınırım Rabbim! Şayet beni bağışlayıp bana merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.” dedi. (11/Hûd 47)

Denildi ki: “Ey Nuh! Bizden bir esenlik olarak, sana ve seninle beraber olan ümmetlerin üzerine bereketlerle (gemiden) in! Bazı ümmetleri de faydalandıracağız. Sonra bizden onlara can yakıcı bir azap dokunacaktır.” (11/Hûd 48)

Bu, sana vahyettiğimiz gaybın haberlerindendir. Bundan önce ne sen ne de kavmin (bu bilgileri) biliyordunuz. (Öyleyse) sabret! Şüphesiz ki akıbet muttakilerindir. (11/Hûd 49)

“Ey kavmim! Benimle yollarınızı ayırmış olmanız, Nuh kavminin, Hud kavminin ya da Salih kavminin başlarına gelenin bir benzerini sizin başınıza getirmesin. Ayrıca Lut’un kavmi de sizden uzak değildir.” (11/Hûd 89)

Size, sizden önce (yaşayan) Nuh, Âd ve Semud kavminin ve onlardan sonrakilerin haberleri gelmedi mi? Onları Allah’tan başkası bilmez. Resûlleri onlara apaçık delillerle geldiler. (Resûlleri susturmak için) ellerini ağızlarına götürdüler ve dediler ki: “Hiç şüphesiz biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr ettik. Ve hiç şüphesiz, bizi davet ettiğiniz şey hakkında da huzursuzluk veren bir şüphe içerisindeyiz.” (14/İbrahîm 9)

Şayet seni yalanlıyorlarsa hiç şüphesiz, onlardan önce Nuh, Ad ve Semud kavmi de yalanlamışlardı. (22/Hac 42)

Andolsun ki Nuh’u kavmine gönderdik. Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) ilahınız yok. (Allah’tan) korkmaz mısınız?” (23/Mü'minûn 23)

Kavminin kâfir olan önde gelenleri demişti ki: “Bu ancak sizin gibi bir insandır. (Peygamber olduğunu söyleyerek) size üstünlük sağlamaya çalışıyor. Allah dilese melekleri indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bu (söylediklerini) işitmedik.” (23/Mü'minûn 24)

“O (olsa olsa) kendinde delilik bulunan (cinli) bir adamdır. Onu belli bir zamana kadar gözetleyin (bakalım bu işin sonu nereye varacak).” (23/Mü'minûn 25)

Demişti ki: “Rabbim! Beni yalanlamaları nedeniyle onlara karşı bana yardım et!” (23/Mü'minûn 26)

Biz de ona: “Gözetimimiz altında ve vahyimiz doğrultusunda bir gemi yap. Emrimiz gelip, tandır tutuşunca (tufan başlayınca) onun içine her (hayvan türünden) ikişer çift ve daha önceden aleyhlerine (azap) hükmü verilmiş olanlar hariç, aileni de bindir. Zalimler hakkında benimle muhatap olma. Çünkü onlar boğulacaklardır.” diye vahyetmiştik. (23/Mü'minûn 27)

Sen ve beraberindeki müminler, gemiye çıkıp yerleştiğinizde de ki: “Bizleri zalim topluluktan kurtaran Allah’a hamd olsun.” (23/Mü'minûn 28)

De ki: “Rabbim beni mübarek/bereketli kılınmış bir yerde konaklat. Sen, konaklatanların en hayırlısısın.” (23/Mü'minûn 29)

Şüphesiz ki bu (yaşananlarda ders çıkarılması gereken) ayetler vardır. Ve kuşkusuz bizler, mutlaka imtihan ederiz. (23/Mü'minûn 30)

Nuh kavmi peygamberleri yalanlayınca, onları (tufanda) boğduk ve onları insanlar için (ibret alınacak) bir ayet kıldık. Biz, zalimler için can yakıcı bir azap hazırladık. (25/Furkân 37)

Nuh’un kavmi gönderilen resûlleri yalanladı. (26/Şuarâ 105)

Hani kardeşleri Nuh, kendilerine: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti. (26/Şuarâ 106)

“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.” (26/Şuarâ 107)

“(O hâlde) Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ 108)

“Sizden (davetim karşılığında) bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, âlemlerin Rabbi (olan Allah)’a aittir.” (26/Şuarâ 109)

“Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ 110)

Demişlerdi ki: “Kavminin en düşükleri sana uymuşken sana iman mı edelim?” (26/Şuarâ 111)

Demişti ki: “Onların yaptıkları şeyler hakkında bilgi sahibi değilim. (26/Şuarâ 112)

“Şayet bilinçli insanlarsanız onların hesabını görmek Rabbime aittir (bunu bilmelisiniz).” (26/Şuarâ 113)

“Ben, müminleri kovacak değilim.” (26/Şuarâ 114)

“Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.” (26/Şuarâ 115)

Demişlerdi ki: “Şayet bu işe bir son vermezsen ey Nuh, kesinlikle taşlanıp kovulanlardan olacaksın.” (26/Şuarâ 116)

Demişti ki: “Rabbim! Şüphesiz ki kavmim, beni yalanladı.” (26/Şuarâ 117)

“Onlarla benim aramı (vereceğin hükümle) aç. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.” (26/Şuarâ 118)

Onu ve beraberindekileri dolu bir gemi içerisinde kurtardık. (26/Şuarâ 119)

Sonra da kalanları boğduk. (26/Şuarâ 120)

Şüphesiz ki bunda, (Allah’ın dostlarına yardım edip düşmanları helak edeceğine dair) ayet vardır. Onların çoğu mümin değildir. (26/Şuarâ 121)

Şüphesiz ki senin Rabbin, (evet,) O (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir. (26/Şuarâ 122)

Andolsun ki Nuh’u kavmine gönderdik. İçlerinde elli yıl eksik olarak bin yıl yaşadı. Onlar zalimlik yapmaya devam ederken tufan onları yakalayıverdi. (29/Ankebût 14)

Onu ve gemi ahalisini kurtardık. Ve o (gemiyi), âlemlere (ibret alınacak) bir ayet kıldık. (29/Ankebût 15)

Onlardan önce Nuh kavmi, Âd ve kazıklar (büyük ordular) sahibi Firavun da yalanladı. (38/Sâd 12)

Onlardan önce Nuh kavmi, sonra da (Nebi’ye karşı düşmanlıkla bir araya gelmiş) gruplar yalanladı. Her ümmet, resûllerini yakalayıp (hapsetmek ya da öldürmek) istedi. Batılla mücadele edip, hakkın ayağını kaydırmak (onu ortadan kaldırmak) istediler. Onları (azapla) yakalayıverdim. Nasılmış benim cezalandırmam? (40/Mü’min 5)

“Nuh, Ad, Semud kavimleri ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir sondan korkuyorum). Allah kulları için zulüm/haksızlık istemez.” (40/Mü’min 31)

Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de yalanlamıştı. (50/Kâf 12)

Bundan önce Nuh kavmini de (helak etmiştik). Hiç şüphesiz onlar, fasık bir kavimdiler. (51/Zâriyat 46)

Daha önce (var olan) Nuh kavmini de... Çünkü onlar en zalim ve en azgın olanıydılar. (53/Necm 52)

Onlardan önce, Nuh’un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanlayıp: “O delidir.” demişlerdi. (Nuh, tevhidi anlatmaktan) alıkonulmuş, engellenmişti. (54/Kamer 9)

(Nuh) Rabbine dua etti: “Şüphesiz ki ben, yenik düştüm, (bana yardım et ve onlardan) intikam al.” (54/Kamer 10)

Biz de göğün kapılarını “kesintisiz ve sağanak hâlinde yağan” bir suyla açtık. (54/Kamer 11)

Yerden de kaynakları fışkırttık. (Gök ve yerin suyu) takdir edilmiş bir iş üzere birleştiler. (54/Kamer 12)

(Nuh’u) tahtadan levhalar ve çivilerle (yapılmış bir gemi) üzerinde taşıdık. (54/Kamer 13)

Gözlerimizin önünde akıp gitmekteydi. (Bu, kendisine) nankörlük edilmiş (olan Nuh’a) bir mükâfattı. (54/Kamer 14)

Andolsun ki biz, onu (ibret alınması gereken) bir ayet olarak bıraktık. Var mı öğüt alan? (54/Kamer 15)

Nasılmış benim azabım ve uyarım? (54/Kamer 16)

Hiç şüphesiz Nuh’u kavmine: “Kendilerine can yakıcı azap gelmeden önce onları uyar.” diye gönderdik. (71/Nûh 1)

Demişti ki: “Ey kavmim! Hiç şüphesiz ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” (71/Nûh 2)

“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” (71/Nûh 3)

“(Buna karşılık) günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirlenmiş bir süreye kadar ertelesin. Şüphesiz ki Allah’ın eceli (size) geldiğinde ertelenmez. Keşke bilmiş olsaydınız.” (71/Nûh 4)

Demişti ki: “Rabbim! Kuşkusuz ben, kavmimi gece gündüz (tevhide) davet ettim.” (71/Nûh 5)

“Benim davetim yalnızca onların kaçışını arttırdı.” (71/Nûh 6)

“Onları bağışlayasın diye, kendilerini her (tevhide) davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, (küfürlerinde) ısrar ettiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.” (71/Nûh 7)

“Sonra hiç şüphesiz, onları açıktan davet ettim.” (71/Nûh 8)

“Sonra muhakkak onlara (davetimi) ilan ettim. (Bazen de) iyiden iyiye gizledim. (Her biriyle ayrı ayrı özel olarak konuştum.)” (71/Nûh 9)

“Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlanma dileyin. Çünkü o (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğaffâr’dır.’ ” (71/Nûh 10)

“(İstiğfarınıza karşılık) üzerinize gökten bolca yağmur yağdırır.” (71/Nûh 11)

“Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunur, sizin için bahçeler ve nehirler var eder.” (71/Nûh 12)

“Size ne oluyor da Allah’a gerektiği şekilde saygı göstermiyorsunuz/Allah’tan hakkıyla korkmuyorsunuz!” (71/Nûh 13)

“Oysa O, sizi merhale merhale yaratmıştır. (Nutfe merhalesi, embriyo merhalesi...)” (71/Nûh 14)

“Görmediniz mi? Allah yedi göğü nasıl da katman katman (birbirine uyumlu) yaratmıştır.” (71/Nûh 15)

“Ay’ı (gökler içinde) bir nur, Güneş’i de aydınlatan bir kandil kılmıştır.” (71/Nûh 16)

“Allah, sizi yerden bitki (gibi) bitirdi.” (71/Nûh 17)

“Sonra (öldüğünüzde) sizi ona döndürür. Sonra sizi (diriltip oradan) çıkarır.” (71/Nûh 18)

“Allah yeryüzünü sizin için bir yaygı kıldı.” (71/Nûh 19)

“Ki onun geniş yollarında gezip dolaşasınız diye.” (71/Nûh 20)

Nuh demişti ki: “Rabbim! Şüphesiz ki onlar, bana isyan ettiler. Mal ve çocukları, hüsranını arttırmaktan başka bir işe yaramayan kimselerin peşinden gittiler.” (71/Nûh 21)

“Ve büyük büyük tuzaklar kurdular.” (71/Nûh 22)

“Ve dediler ki: ‘Sakın ha ilahlarınızı bırakmayın. Ved, Suva, Yeğus, Yauk ve Nesr’i de bırakmayın.’ ” (71/Nûh 23)

İbni Abbas (ra) şöyle demiştir: “Nuh kavminin putları daha sonra Arapların putları olmuştur... Bunlar Nuh kavminden salih kişilerin adlarıydı. Onlar vefat edince şeytan, onların kavimlerine oturdukları meclislerde putlar dikmelerini ve bu putlara bu isimleri vermelerini fısıldamıştı. Böyle yaptılar. Onlar vefat edinceye kadar bunlara ibadet etmiyorlardı. Onlar helak olup ilim ortadan kalkınca, insanlar bunlara ibadet etmeye başladılar.” (Buhari, 4920)

İbni Cerir (rh) der ki: “Muhammed b. Kays (rh) şöyle demiştir: ‘Bu kişiler Âdem (as) ve Nuh (as) arasında yaşayan salih bir kavimdi. Bu kişilerin kendilerini takip eden tabileri vardı. Onlar vefat edince kendilerini takip eden arkadaşları dediler ki: ‘Biz onların resimlerini çizersek bu, hatırladığımız zaman bizi ibadet etmeye teşvik edici bir şey olur.’ Sonra onların resimlerini çizdiler. O nesil vefat edip başka bir nesil gelince şeytan, onların arasına sızıp dedi ki: ‘Sizden önceki atalarınız bunlara ibadet eder ve onlar sayesinde yağmura kavuşurlardı.’ Bundan sonra insanlar, onlara ibadet etmeye başladılar.’ ” (Taberi Tefsiri)

“Muhakkak ki çok kimseyi saptırdılar. O zalimlerin sapıklıklarından başka bir şeyini arttırma.” (71/Nûh 24)

Onlar hataları/günahları nedeniyle (tufanda) boğuldular. (Ahiretteyse) ateşe sokuldular ve kendileri için Allah’ın dışında yardımcı bulamadılar. (71/Nûh 25)

Nuh demişti ki: “Rabbim! Yeryüzünde yurt edinen tek bir kâfir dahi bırakma.” (71/Nûh 26)

“Şayet onları bırakırsan, kullarını saptırır ve facir kâfirden başka (çocuk) doğurmazlar.” (71/Nûh 27)

“Rabbim! Beni, anne babamı, evime mümin olarak gireni, mümin erkek ve mümin kadınları bağışla. Zalimlerin yalnızca helakını arttır.” (71/Nûh 28)