Ziyana Uğrayanlar ile ilgili ayetler

O (fasıklar) ki sağlamlaştırıldıktan sonra Allah’ın sözünü bozar, Allah’ın birleştirilmesini istediği (bağları) koparır, yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (2/Bakara 27)

Kendilerine verdiğimiz Kitab’ı hakkıyla (içindekilere inanıp, gereğiyle amel ederek) okuyanlar; işte bunlar Kitab’a hakkıyla iman ederler. Kim de ona karşı kâfir olursa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (2/Bakara 121)

Kim de İslam dışında bir din ararsa ondan kabul edilmez. Ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olur. (3/Âl-i İmran 85)

“Onları saptıracağım, onları (boş) kuruntularla oyalayacağım, onlara emredeceğim hayvanların kulaklarını kesecekler, onlara emredeceğim Allah’ın yarattığı (fıtratı) değiştirecekler.” Kim de Allah’ı bırakıp şeytanı dost edinirse hiç şüphesiz apaçık bir hüsrana uğramış olur. (4/Nîsa 119)

Onlara vaatte bulunur ve onları (boş) kuruntularla oyalar. Şeytanın onlara vaadi aldatmadan ibarettir. (4/Nîsa 120)

Bunların barınağı cehennemdir. Ondan kaçış bulamayacaklardır. (4/Nîsa 121)

Bugün temiz şeyler sizin için helal kılındı. Kendilerine Kitap verilenlerin yiyecekleri/kestikleri sizin için, sizin yiyecekleriniz de onlar için helaldir. İffetli mümin kadınlarla ve sizden önce kendilerine Kitap verilen iffetli kadınlarla (mehir) ücretlerini vermeniz, iffeti gözetmeniz, zina yapmaksızın ve dost tutmaksızın onlarla evlenmeniz de helal kılındı. Kim de imanı reddederse (imana karşı kâfirce bir tutum sergilerse) onun ameli boşa gitmiştir ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olmuştur. (5/Mâide 5)

(Allah’ın kesin yasağına rağmen) kalplerinde hastalık bulunanların (onları dost edinmek için) koşuşturduğunu ve: “Başımıza bir musibet gelmesinden korkuyoruz.” dediklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir zafer ya da kendi katından bir (hüküm) getirir de içlerinde gizlediklerinden ötürü pişman olurlar. (5/Mâide 52)

Müminler der ki: “Var güçleri ile yeminler edip sizinle beraber olduklarını söyleyen (ama sizin için hiçbir şey yapamayan dostlarınız) bunlar mı? (Onların) amelleri boşa gitmiştir. Hüsrana uğrayanlar olmuşlardır.” (5/Mâide 53)

De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kime aittir?” De ki: “Allah’a aittir.” O, rahmeti, kendi üzerine yazmıştır. Andolsun ki (vuku bulacağında) hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde, sizleri bir araya toplayacaktır. Kendilerini hüsrana/zarara uğratanlar! Onlar iman etmezler. (6/En'âm 12)

Kendilerine Kitap verdiklerimiz, öz evlatlarını tanıdıkları gibi onu (ve peygamberlik sıfatlarını) tanırlar. Kendilerini hüsrana/zarara uğratanlar, onlar iman etmezler. (6/En'âm 20)

Gerçek şu ki Allah’la karşılaşmayı yalanlayanlar, hüsrana uğramıştır. Öyle ki kıyamet ansızın kopup onlara geldiğinde günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak: “O (dünyadaki) gevşekliğimizden ötürü yazıklar olsun bize!” derler. Dikkat edin! Yüklendikleri (günahlar) ne kötüdür. (6/En'âm 31)

Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmadan sefihçe katledenler ve Allah’a iftira ederek, kendilerine rızık olarak verdiklerini haram sayanlar; kesin bir hüsrana uğramış, kesin olarak sapıtmış ve doğru yolu bulamamışlardır. (6/En'âm 140)

Kimin de mizanı (salih amellerde) hafif gelirse, işte bunlar ayetlerimize zulmettiklerinden dolayı kendilerini hüsrana uğratanlardır. (7/A'râf 9)

Onlar onun (haber verdiği hakikatin) tevilinden/vuku bulmasından başka bir şey mi bekliyorlar? Onun (haber verdiklerinin) vuku bulduğu gün, onu daha önceden unutmuş olanlar diyecekler ki: “Şüphesiz ki Rabbimizin resûlleri, bize hak olanı getirmişlerdi. Acaba (Allah’ın azabından kurtulmamız için) bize şefaat edecek şefaatçiler var mıdır? Ya da (dünyaya) geri çevrilsek de (daha önce) yaptıklarımızdan farklı olarak (Allah’ı razı edecek) ameller yapsak?” Muhakkak ki kendilerini hüsrana uğratmış, (Allah’a) iftira ederek uydurdukları (hurafeler) kaybolup gitmiştir. (7/A'râf 53)

Şuayb’ı yalanlayanlar (var ya); sanki orada zenginlik içinde hiç yaşamamışlar gibi... Şuayb’ı yalanlayanlar (var ya); asıl hüsrana uğrayanlar onlar oldular. (7/A'râf 92)

Yoksa onlar, Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Hüsrana uğramış olanlardan başkası Allah’ın tuzağından emin olmaz. (7/A'râf 99)

Allah kimi hidayet ederse o, hidayeti bulmuştur. Kimi de saptırırsa bunlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (7/A'râf 178)

Hiç kuşkusuz kâfirler, Allah’ın yolundan alıkoymak için mallarını harcarlar. Harcayacaklar da... Sonra o harcamaları (yüreklerini yakan) bir pişmanlığa dönüşecek, sonra da yenilgiye uğrayacaklar. Kâfirler toplanıp cehenneme sürükleneceklerdir. (8/Enfâl 36)

Bu, Allah’ın temizle pis olanı (mümin ile kâfiri, Allah yolunda harcanan ile batıl yolunda harcananı) birbirinden ayırması, pis olanın tümünü üst üste yığıp cehenneme atması içindir. Bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (8/Enfâl 37)

Sizden önceki (münafık ve kâfirler) gibisiniz. Onlar sizden daha kuvvetli, malları ve evlatları da daha fazlaydı. Onlar nasiplerince zevküsefa sürdüler. Sizler de sizden öncekilerin nasiplerince zevküsefa sürdükleri gibi nasibinizce zevküsefa sürüyorsunuz. Ve onların dalıp gittikleri gibi (dünyanın oyun ve eğlencesine) daldınız. Bunların tüm amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. Ve bunlar, hüsrana uğrayan kimselerdir. (9/Tevbe 69)

Onları (diriltip) huzurunda bir araya toplayacağı o gün, âdeta (dünyada) gündüz (vakti) bir saat kalmış gibi olacaklar. Birbirlerini tanıyacaklar. Allah ile karşılaşmayı yalanlayanlar, muhakkak ki hüsrana uğramışlardır. Ve onlar doğru yolu bulmuş da değillerdir. (10/Yûnus 45)

Ve sakın Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan olma! Yoksa hüsrana uğrayanlardan olursun. (10/Yûnus 95)

Bunlar kendilerini hüsrana uğratanlardır. (Din diye) uydurdukları da onlardan kaybolup gitmiştir. (11/Hûd 21)

Çare yok! Şüphesiz bunlar, ahirette en fazla zarara uğrayacak olanlardır. (11/Hûd 22)

(Nuh:) “Hakkında bilgim olmayan şeyi sormaktan sana sığınırım Rabbim! Şayet beni bağışlayıp bana merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.” dedi. (11/Hûd 47)

İşte bunlar, Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Bunlar, gafillerin ta kendileridir. (16/Nahl 108)

Çare yok! Hiç şüphesiz onlar, ahirette hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (16/Nahl 109)

De ki: “Size amel yönünden en fazla hüsrana uğrayanları haber verelim mi?” (18/Kehf 103)

Onlar ki dünya hayatındaki çabaları boşa gittiği hâlde gerçekte iyi şeyler yaptıklarını sanarlar. (18/Kehf 104)

Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve onunla karşılaşmayı inkâr etmiş, (böylece) amelleri boşa gitmiş kimselerdir. Kıyamet gününde onlara hiçbir kıymet vermeyeceğiz. (18/Kehf 105)

Bu, kâfir olmaları nedeniyle onların cezası olan cehennemdir. (Hem) ayetlerimi ve resûllerimi de alaya almışlardır. (18/Kehf 106)

İnsanlardan öylesi vardır ki Allah’a kıyısından köşesinden (şüphe içinde, ayağı sağlam basmadan) kulluk eder. Şayet ona bir hayır erişirse onunla mutmain olur. Ona bir fitne/imtihan erişirse yüz üstü çevrilir (eski hâline döner). Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte bu, apaçık bir hüsrandır. (22/Hac 11)

Allah’ı bırakıp kendisine hiçbir fayda ve zarar veremeyecek şeye dua eder. Bu, uzak sapıklığın ta kendisidir. (22/Hac 12)

Zararı, yararından daha yakın olana dua eder. O, ne kötü bir dost ve ne kötü bir arkadaştır. (22/Hac 13)

Kimin de mizanı hafif gelirse bunlar; kendilerini hüsrana uğratan, cehennemde ebedî kalacak olanlardır. (23/Mü'minûn 103)

Ateş yüzlerini yalayarak yakar. (Üst dudakları enselerine, alt dudakları göğüslerine doğru gerilmiş, açığa çıkan dişleriyle) oranın içinde sırıtır gibi kalakalmışlardır. (23/Mü'minûn 104)

(Onlara denir ki:) “Ayetlerim size okunuyordu da siz yalanlamıyor muydunuz?” (23/Mü'minûn 105)

Diyecekler ki: “Rabbimiz! Bedbahtlığımız bize üstün geldi ve biz sapık bir topluluk idik.” (23/Mü'minûn 106)

“Rabbimiz! Bizi buradan çıkart. Şayet bir daha (eski hayatımıza) dönersek şüphesiz ki biz, zalimleriz.” (23/Mü'minûn 107)

Buyuracak ki: “Kesin sesinizi/yıkılıp defolun! Sakın benimle konuşmayın.” (23/Mü'minûn 108)

Şüphesiz ki benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz! İman ettik, bizi bağışla ve bize merhamet et! Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın.” derlerdi. (23/Mü'minûn 109)

Onları alaya aldınız. Öyle ki (onlarla uğraşmanız) size beni zikretmeyi unutturdu. Siz onlara sürekli gülüyordunuz. (23/Mü'minûn 110)

Ben de sabretmelerine karşılık bugün onları mükâfatlandırdım. Kuşkusuz onlar, kazançlı olanların ta kendileridir. (23/Mü'minûn 111)

Buyuracak ki: “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” (23/Mü'minûn 112)

Diyecekler ki: “Bir gün veya bir günün bir bölümü kadar. Saymış olanlara sor.” (23/Mü'minûn 113)

Buyuracak ki: “Şayet bilmiş olsaydınız çok az bir süre kaldınız.” (23/Mü'minûn 114)

“Yoksa sizi, boşu boşuna/amaçsız yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (23/Mü'minûn 115)

Yaratılış gayesi için bk. 38/Sâd, 27.

Şüphesiz ki ahirete inanmayanların amellerini kendilerine süslü gösterdik. Böylece onlar, şaşkınlık içinde bocalamaktadırlar. (27/Neml 4)

Böylelerine azabın en kötüsü vardır ve onlar ahirette en fazla hüsrana uğrayacak olanlardır. (27/Neml 5)

De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Göklerde ve yerde olanların tamamını bilir. Batıla inanıp Allah’a kâfir olanlar, işte bunlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (29/Ankebût 52)

De ki: “Dinimi O’na halis kılarak yalnızca Allah’a kulluk ederim.” (39/Zümer 14)

(De ki:) “O’nun dışında dilediğinize ibadet edin.” De ki: “Hakiki hüsrana uğrayanlar, kıyamet gününde hem kendilerini hem de ailelerini hüsrana uğratanlardır. Dikkat edin! Bu, apaçık hüsranın ta kendisidir.” (39/Zümer 15)

Onların üstlerinde de ateşten tabakalar vardır, altlarında da (ateşten) tabakalar vardır. Bu, Allah’ın kullarını kendisiyle korkuttuğu (cehennemdir). Ey kullarım! Benden korkup sakının. (39/Zümer 16)

Göklerin ve yerin (hazinelerinin) anahtarları O’nundur. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler, işte bunlar hüsrana uğrayacak olanlardır. (39/Zümer 63)

Andolsun ki sana ve senden önceki (resûllere): “Şayet şirk koşarsan bütün amellerin boşa gider ve mutlaka hüsrana uğrayanlardan olursun.” diye vahyedildi. (39/Zümer 65)

Şirkin tanımı, çeşitleri ve müşriğin akıbeti için bk. 4/Nîsa, 48.

Kulaklarınız, gözleriniz ve derilerinizin aleyhinize şahitlik edeceğini (düşünmediğinizden dolayı isyan ederken) sakınmadınız. Fakat (işin hakikati) siz, yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini zannederdiniz. (41/Fussilet 22)

Bu, sizin Rabbinize karşı beslediğiniz ve sizi helaka sürükleyen zannınızdır. Böylece hüsrana uğrayanlardan oldunuz. (41/Fussilet 23)

Şayet sabrederlerse ateş onların konaklama yeridir. Yok, (tekrar dünyaya gönderilip) hoşnut edilmek istiyorlarsa onların (hiçbir talebi yerine gelmez,) hoşnut edilmezler. (41/Fussilet 24)

Onlar için (sürekli beraber oldukları) kötü arkadaşlar kıldık. Kendilerine, önlerinde olan (ahiretin olmadığı düşüncesini), arkalarında olan (dünyanın tek hayat olduğu fikrini) süslü gösterdiler. Cin ve insanlardan, geçmiş ümmetler hakkında geçerli olan (azap hükmü), bunların üzerine de hak oldu. Çünkü onlar, hüsrana uğrayan kimselerdi. (41/Fussilet 25)

Onları ateşe arz edildikleri zaman, zilletten boyun bükmüş, göz ucuyla bakarken görürsün. İman edenler derler ki: “Şüphesiz ki asıl hüsrana uğrayanlar, hem kendilerini hem de ailelerini kıyamet günü hüsrana uğratanlardır.” Dikkat edin! Hiç şüphesiz zalimler, sürekli olan bir azabın içerisindedirler. (42/Şûrâ 45)

O kimse ki anne babasına: “Öf size be! Benden önce nice nesiller gelip geçmişken, beni (kabirden) çıkarılıp (diriltilmekle mi) tehdit ediyorsunuz.” dedi. (Anne babası) Allah’tan yardım isteyerek: “Yazık sana, iman et. Şüphesiz ki Allah’ın vaadi haktır.” dediler. O ise: “Bu, ancak öncekilerin masallarıdır.” dedi. (46/Ahkâf 17)

Bunlar, kendilerinden önce geçmiş ümmetlerden cinler ve insanlar arasından (azap) sözü üzerlerine hak olmuş kimselerdir. Şüphesiz ki onlar, hüsrana uğramış olanlardır. (46/Ahkâf 18)

Şeytan, onları hâkimiyeti altına almış ve onlara Allah’ı zikretmeyi unutturmuştur. Bunlar, şeytanın taraftarlarıdırlar. Dikkat edin! Hiç şüphesiz şeytanın taraftarları, hüsrana uğrayanların ta kendileridirler. (58/Mücadele 19)

Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız, sizi Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim de bunu yaparsa işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (63/Münafikûn 9)

Asra/zamana andolsun ki (103/Asr 1)

Hiç şüphesiz insan, hüsran içindedir. (103/Asr 2)

İman eden, salih amel işleyen, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesna. (103/Asr 3)