Vegere rûpela Besâirü'l-Kur'ân

Tefsîra Sûreya En’am — Alî Kuçuk (Besâirü'l-Kur'ân)

165 ayetRûpel 12 / 12
162. “De ki: "Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir.” Evet Müslüman sürekli söyleyecek bunu. Benim namazım Al-lah’a aittir. Bunu peygamberimize söylettiriyor Rabbimiz. Peygamberimiz söylüyor, biz dinleyeceğiz, sonra biz söyleyeceğiz, kendimiz dinleyeceğiz, çevremize ilan edeceğiz. Ama önce bunu kendimiz din-leyeceğiz. İmanımızı tazelemek üzere, imanımızı Allah’a arz etmek üzere önce kendimize söyleyeceğiz bunu. Benim namazım, yâni be-nim Allah’la diyalogum, benim Allah’tan mesaj alıp, Allah’a tekmil vermem anlamına gelen namazım, benim bedensel ve bireysel hayatıma Allah’ın karıştığını ortaya koymam, bunu evetlemem anlamına gelen namazım Allah içindir. Öyleyse öyle bir namaz kılalım ki o Allah için olsun. Öyle bir namaz kılalım ki o Allah’a lâyık olsun. Öyle bir namaz kılalım, öyle bir hayat yaşayalım ki Rasulullah’ınki gibi olsun. Öyle bir hayat yaşayalım ki kâfirlerinkinden, müşriklerinkinden farklı olsun. Kâfirlerle farkımız ortaya çıksın. Öyle bir namaz kılalım ki dinimizin direği olsun. Öyle bir namaz kılalım ki Allah’tan mesaj alma makamımız olsun bu namaz. Allah’a hayatın tekmilini verme makamı olsun bu namaz. Öyle bir namaz kılalım ki bizi tüm münkerlerden, tüm fahşadan korusun. Öyle bir namaz kılalım ki o namazda Rabbimizle yaptığımız ahitlerle hayatımız özdeş olsun. Namazımızla hayatımız özdeş olsun. Böylece hayatımız hep Allah için olsun. Yaşarken hep namazda olalım. Namazdayken hep Allah huzurunda olalım. Evet mü’min hamdini Allah’a ait kılan kişidir. Namazımız, ibadetlerimiz ve tüm hayatımız Allah içindir. Zaten ibadetin dışında hayatımızda bir tek saniyemiz bile yoktur bizim. Tüm hayatımız kulluktur. Allah için bir hayat yaşayan bir kişinin hayatında kulluğun dışında bir saniye olur mu? Dünya hayatımız, âhiret hayatımız, ferdi hayatımız, toplumsal hayatımız, aile hayatımız, iş hayatımız, siyasal hayatımız, hukuksal hayatımız Allah’a aittir. Biz hayatı Allah için yaşarız. Çünkü bu hayatın sahibi O’dur. Bizi yaratan ve bu hayatı bize lütfeden O’dur. Vücutlarımız, bedenlerimiz, varlığımız, hayatımız, nefeslerimiz bize ait değildir. Hepsi hepsi O’nundur. Madem ki her şey O’na aittir, öyleyse onların tümünü O’na kullukta kullanmak zorundayız. Bütün bu sahip olduklarımızı onları bize verenin razı olmadığı yerde kullanmamız caiz değildir. Tüm azalarımız, tüm varlığımız O’nun emânetidir bizde. Yine benim orucum, diğer ibadet ve itaatlerim, tümünde ibadet halinde olduğumun bilincinde olduğum hayatım Allah içindir. Tüm ha-yatım bana Rabbimin belirlediği tüm kulluklarım Allah içindir. Ben Al-lah’a aidim. Bütün hayatım ve mematım, doğumum ve ölümüm, canlı oluşum ve canımı Rabbime teslim edişim âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Ondandır, Ondan kaynaklanmaktadır, Ona yöneliktir. Öldüren de Odur, hayat veren de. İşte O âlemlere program çizen Allah’ın ortağı da yoktur.
163. “O’nun hiç bir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.” Evet hiç bir ortağı da yoktur O’nun. Ne göklerde, ne yerlerde O’nun yetkilerine, O’nun egemenliğine ortak yoktur. Göklerde ve yerdekilerin tümünün üzerinde egemen olan, hakim olan O’dur. İşte ben bununla emrolundum. Ben buna böylece iman ve teslimiyetle emro-lundum. Ve ben Müslümanların ilkiyim. Ben böylece inanmak ve böy-lece yaşamak zorundayım. Ben buna iman edenlerin ve bu imana tam teslim olanların ilkiyim. Ben bu bana denilene ilk teslim olanım. Bu konuda yeryüzündeki insanların hiç birisini bekleyemem. Birileri meyletse de, şöyle üç beş kişi olsa da ondan sonra demem ben. Yeryüzünde hiç kimse benimle bu imana gelmese, herkes bu yolda beni yalnız bıraksa bile ben buna inanmak ve teslim olmakla emrolun-dum. Evet yeryüzünde bir tek Müslüman kalmasa ve bu dini tek ba-şına yaşamak zorunda da kalsa bir Müslüman bunu demek zorunda kalacaktır. Kim var diye sağına soluna bakmadan, ben Müslümanım diyecek ve Müslümanlığını en öne alacaktır. Ben önce Müslümanım diyecektir. Ben her şeyden önce Müslümanım diyecektir. Biz önce Müslümanız diyecektir. Babalığımız, analığımız, kocalığımız, amirliğimiz, müdürlüğümüz, işimiz, aşımız, mesleğimiz, dükkanımız, tezgâ-hımız arkaya alınacak ve Müslümanlığımız öne alınacaktır. Bu çığırı ilk açan benim, bu yayınevini ilk kuran benim, bu okulculuğu ilk başlatan benim, bu cemaati ilk örgütleyen benim değil. İlk Müslüman olan benim diyeceğiz. Çünkü peygamberler Müslümanların, Allah’a teslim olanların ilkiydi. Biz de böyle olacağız inşallah. Allah’ı razı edecek ameller konusunda kimseyi beklemeyecek ve onu ilk yapan biz olmaya çalışacağız. Ah keşke bu işi benden önce yapanlar olsaydı! Demeyeceğiz, onu ilk defa biz yapmaya çalışacağız. Veya eh ne yapalım, açıver kızım başını, baksana herkes açıyor demeyeceğiz. Herkes açılmış olsa bile İlk kapatan biz olacağız. Eh ne yapalım, toplumda herkes mirası böyle paylaşıyor, biz de topluma uymak zorundayız demeyecek, Allah’ın istediğini ilk yapan biz olacağız.
164. “De ki: "Allah her şeyin Rabbi iken Ondan başka bir Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı kendisinedir, kimse başkasının yükünü taşımaz; sonunda dönüşünüz Rabbinizedir, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.” Evet O Allah göklerde ve yerlerde ne varsa hepsinin Rabbi iken, tüm varlıkların boyunlarındaki kulluk ipinin ucu elinde iken, göklerde ve yerlerde ne varsa hepsi de O’na boyun büküp teslim olmuşlarken, her şey O’nu dinlerken ben kendime O’ndan başka bir Rab mı bulayım? Söyleyin Allah dururken hayata program çizecek başka bir rab mı bulacağım? Kendim için Ondan başka bir rab mı arayayım? Bana hayat programı olarak gönderilen kitabımın Fâtiha sûresinden En’âm sûresine kadar, En’âm sûresinde başından sonuna kadar rab olarak, kanun koyucu olarak, hayat programı belirleyici olarak bu kadar âyetiyle bana kendini tanıtan Rabbimi tanıdıktan sonra, şimdi tüm bunları bilmeyen birisi gibi kendime O’ndan başka bir rab mı bulayım? Allah’tan başka birisini rab kabul edip de irademi ona mı teslim edeyim? Hayatıma kulluk maddesi olacak, bana hayat programı belirleyecek Allah’tan başka kendime bir rab mı bulayım? Aile hayatım nasıl olsun diye sormaya ona mı gideyim? Hukuk düzenim nasıl olsun diye, ekonomik anlayışım nasıl olsun diye, siyasal yapılanmam nasıl olsun diye, ticaretim, işim, aşım, mesleğim nasıl olsun diye, kılık kıyafetim, yemem, içmem nasıl olsun diye, çocuklarıma karşı eğitimim nasıl olsun diye, hanımımla münâsebetim nasıl olsun diye sormaya ona mı gideyim? Allah’tan başka kendime bir velî mi bulayım? Ya da hayatımda Allah’la beraber başkalarına da karışma alanı bırakarak, hayatıma Allah’tan başkalarına da karar verme hakkını vererek müşrik mi olayım? O Allah ki göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin var edicisi, göklerin ve yerlerin tek Rabbi, tek hakimi, mutlak hakimi ve mutlak otoritesidir. Peki sizin Rabbiniz kim? Peki bu soru öldükten sonra kabirde sorulacaktı, şimdi niye sorduk? Bir yanlışlık yaptığımızı mı düşündünüz? Evet kabirde de sorulacak ama, şimdiden ona hazırlık yapmak zorunda değil miyiz? Şu anda ne yapıyorsan bunu sana yaptırtan güç neyse senin Rabbin odur. Su mu içiyorsun? Eğer Rabbin izin verdi diye ise Rabbin Odur mübarek olsun, Rabbin olan Allah karşılığında sana cennet versin. Bir tip elbise mi giyiyordun? Bunun böylece olmasını sana Allah mı önerdi? Rabbin Odur. Başkaları istedi diye o tür bir giysiden yanaysan Rabbin o isteyenlerdir. Kısaca tüm amellerinde, pozitif ve negatif tüm hareketlerinde, tüm tercihlerinde hayatında etkili varlık kimse Rabbin Odur. Bunu hep kendimize sormak zorundayız. Meselâ komşularımla ilişkimde Rabbim kim? Soframın tanzimi konusunda, evimin tefrişi konusunda hayatımda etkili Rabbim kim? Kazanmam-harcamam konusunda hayatımda etkili Rabbim kim? Çocuklarımın eğitimi konusunda Rabbim kim? Rabbim kim? Rabbim kim? Hep soralım kendimize. Her hareketimizde durduralım kendimizi ve sorgulayalım kendimizi. Kim dedi de öyleyiz? Bu sofra mantığını kim kazandırdı bize? Bu hukuk düzenini kim istedi bizden? Bu eğitim yolunu kim gösterdi bize? Bu ev tefrişi anlayışını kim gösterdi bize? Bu kılık-kıyafeti kim istedi bizden? Neden böyle giyiniyoruz? Bu konuda Rabbimiz kim? Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin Rabbi Allah iken ben neden başkalarını Rabb bileyim? Güneş Allah’ı dinlerken, ay, yıldızlar, canlı-cansız, büyük-küçük tüm varlıklar Rab olarak Allah’a teslim iken ben neden başka Rabler arayayım kendime. Bizim iç dünyamızı da, dış dünyamızı da düzenleyen Rab Allah değil mi? İç dünyamız Allah’a teslim iken irâdi dünyamızda neden Rab olarak sadece Allah’ı dinlemeyelim? Hakkımız var mı buna? Ve herkesin kazandığı kendisinedir, kimse başkasının yükünü taşımaz. Her bir nefis, her bir kimse kendi lehinde ve aleyhinde kazandıklarıyla, yaptıklarıyla sorumludur. Hiç kimse kendi kazandıklarının, kendi yaptıklarının dışında başkalarının amelleriyle değerlendirilmeyecektir. Hiç kimse hiç kimseden dolayı doğrudan sorumlu değildir. Tabii burada birinin diğerini iyiliğe veya kötülüğe teşvikinden dolayı sorumlu tutulması ayrıdır. Bir kişi birilerinin günaha girmesine sebep olmuşsa, birilerini kötülüğe sevketmiş veya zorlamışsa elbette ondan sorumlu tutulacaktır. Çünkü bu onun bizzat kendi günahı demektir. Sonunda hepiniz dönüp Allah’a geleceksiniz. O gün hüküm günüdür. O gün ceza günüdür. O gün adâlet günüdür. Adâletin ve hakkın ikame edildiği gündür. Ve o gün ihtilâf edip durduğunuz her konuda Allah size yarın haber verecektir. O gün hiç kimseye haksızlık yoktur. Yâni o gün hiç kimseye, hiç bir varlığa en küçük bir adâletsizlik ve zulüm yapılmayacaktır. Ne dünyada hesabını, kitabını bugün için yapıp da Allah’ın istediği kulluğu yaşamak için çalışıp çabalayan birinin hakkını alamaması gibi, mükafatını elde edememesi gibi bir adâletsizlik, ne yaptıklarının karşılığını tam olarak alamama gibi, yâni bir kısım haklarının zâyi olması gibi bir adâletsizlik olmadığı gibi, ne de kişinin hak etmediği halde haksız yere cezalandırılması biçiminde bir haksızlık da olmayacaktır. Yâni ne yapmadıklarından ötürü birinin mükafatlandırılması, ne de hak etmediği halde haksız yere cezalandırılması biçiminde bir adâletsizlik yoktur o gün. Yâni cezalandırılması gerekirken hak ettiği bu cezadan kurtulması, cehenneme gitmesi gerekirken yanlışlıkla cennete gitmesi, cennete gitmesi gereken birinin de yapmadığı şeyler kendisine isnat edilerek haksız yere cehenneme gitmesi türünde bir zulüm olmayacak. Ya da hiç kimseye hak ettiği cezadan daha fazlasını yüklemek biçiminde veya yanlışlıkla birinin günahının bir başkasına yüklenmesi, yâni birinin yerine başkasının cehenneme gitmesi gibi hiçbir adâletsizlik olmayacaktır. O yüce mahkemede böyle bir adâletsizlik yoktur. Herkese yaptıklarının karşılığı tastamam verilecektir. Kimse kimsenin yükünü yüklenemeyecek, kimse kimseye yar-dım edemeyecek, kimse kimseye bir fayda sağlayamayacaktır. Bakın Rabbimiz: "O gün herkes kendi derdine düşmüştür!" (Abese: 37) "Babanın oğluna oğulun da babaya hiç bir şey ödeyemeyeceği günden çok korkun!" (Lokman: 33) Evet ne zorla, zorbayla, ne de kolaylıkla hiç kimse kimsenin başına gelecek olanları defedemez. Zorla defedemez, çünkü yardım yoktur o gün. Kolaylıkla da defedemez, çünkü şefaat da yok o gün. Yâni ne karşılığını aynen vermek sûretiyle bir kurtuluş var, çünkü ve-recek karşılık yoktur. Ne de başka bir şeyle ödemek mümkün, çünkü fidye de yoktur o gün. Dönüş Allah’adır ve Allah ihtilâf ede geldiğiniz şeylerin tümünü size bildirecektir. Şimdi Allah’ın verdiği yetkiyle, iradeyle burada ihtilâflar edebiliyorsunuz, ama yarın Allah bunların gerçek olanlarını size haber verecektir. Ne hak, ne bâtıl, hangisi doğru, hangisi yanlış bunu yarın Allah size diyecektir.
165.“Verdikleriyle denemek için sizi yeryüzünün halifeleri kılan ve kiminizi kiminize derecelerle üstün yapan ve size verdikleriyle sizi imtihan eden O’dur. Doğrusu Rabbinin cezalandırması süratlidir. Şüphesiz O bağışlar, merhamet eder.” Evet Rabbiniz sizi yeryüzünün halifeleri kılmıştır. Yâni yeryüzünde kendi istediği gibi yapmanız, yaşamanızı istemiştir. Yeryüzünde kendi istediği gibi emirleri ve kendi istediği gibi nehiyleri konusunda Onun arzusuna uygun, Onu razı etmek planında hayat yaşamamızı emretmiş. Bunun için var kılmıştır Allah bizi. Yeryüzünde Allah’ın dinini hakim kılmak üzere bizi halife olarak var kılmıştır. Var kılınışımızın sebebi budur. Ben yeryüzünde ne varsa suyuna, ateşine varıncaya kadar her şeyi Allah’a kullukta kullanacağım. Benim varlık sebebim, benim misyonum budur. Ve işte bu konuda, benim halifeliğim konusunda Allah’ın bana verdikleri bir başkasına göre derece derecedir. Meselâ gözümün görüşü başkalarına göre farklıdır. Benimki biraz az, bir başkasınınki bi-raz daha fazla olabilir. Gücüm-kuvvetimden, malım-mülküme kadar, sıhhat ve afiyetimden çoluk-çocuğuma kadar, çevrem ve imkânlarımdan bilgime-becerime kadar farklılıklar olacaktır. Allah kullarını halife olarak görevlendirdiği bu dünyada derece derece yaratmıştır. Herkes birbirine göre derecelidir. Sıhhatli, hasta. Zengin, fakir. Zeki, az zeki gibi dereceler vardır. Peki niçin bu fark? Neden böyle yapmış Rabbi-miz? Size verdikleriyle Allah sizi imtihan ediyor da ondan. Siz böylece deneme altındasınız. Siz bu verilenlerle kulluk imtihanındasınız. Sonunda cennet ya da cehennem kazanacaksınız. Sonunda ikabı, hesabı çok şedit olan Allah’ın kararıyla kendinizi cehennemde bulacaksınız, yahut da Ğafûr ve Rahîm olan Allah’ın ğufranıyla cennet bulacaksınız. Evet bir an bile hatırınızdan çıkarmayın ki halifeler olarak şu anda sizler hayattasınız. Şu anda mülk sizindir. Dün sizin yerinizde bir başkaları vardı. Dün mülk onlardaydı ve onlar imtihandaydı, onlar gittiler şimdi onların yerinde sizler varsınız. Unutmayın ki yarın sizler de olmayacaksınız. Size, sizin sahip olduğunuz şeylerin tamamını veren Allah’tır. Allah size imkân tanıyor. Kiminiz zengin, kiminiz fakir, kiminiz idareci, kiminiz idare edilen, kiminiz patron kiminiz işçi. Ama bilesiniz ki bunların hiçbirisi kıstas değildir. Ne zenginler zengin oldukları için cennete gidecekler, ne de fakirler fakir oldukları için cehen-neme gidecekler. Ne kadınlar kadın oldukları için cehenneme, ne de erkekler erkek oldukları için cennete gidecekler. Kimilerinizin şu konumda kimilerinizin de bu konumda olmaları hiçbir şey ifade etmez. Bütün bunlar birer imtihan sebebidir. Unutmayın ki Rabbiniz size verdikleriyle sizi imtihan etmektedir. Ne mutlu bu imtihanı unutmadan yaşayanlara. Ne mutlu yaşadığı bu hayatın sonunda hesaba çekileceğini unutmadan yaşayanlara. En’âm suresiyle alâkalı bu kadar söz yeter. Rabbim istediği gibi iman edip, gereğiyle amel eden kulların-dan eylesin. Sübhanekallahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illa ente, estağfiruke ve etûbü ileyk.