Resûlullah’ın (sav) Bazı Özellikleri ile ilgili ayetler

Siz ona (Resûl’e) yardım etmezseniz muhakkak Allah ona yardım etmiştir. Hani kâfirler iki kişiden biri olarak onu (Mekke’den) çıkarmışlardı ve ikisi mağaradayken arkadaşına (Ebu Bekir’e:) “Üzülme! Allah bizimle beraberdir.” diyordu. Allah onun üzerine (güven veren ve kalbini yatıştıran) sekinetini indirmiş, görmediğiniz ordularla onu desteklemiş ve kâfirlerin sözünü (şirke davetlerini) en alçak kılmıştı. Allah’ın sözü (tevhid daveti) ise en yüce olandır. Allah (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (9/Tevbe 40)

Onların içinden Peygamber’e eziyet eden ve: “O (her söylenileni dinleyen) bir kulaktır.” diyenler vardır. De ki: “O, sizin için hayırlı bir kulaktır. Allah’a iman eder, müminlere güvenir. Ve sizden mümin olanlara da rahmettir. Allah Resûlü’ne eziyet edenlere can yakıcı bir azap vardır.” (9/Tevbe 61)

Andolsun ki sana Sebu’l Mesani’yi/tekrar eden yediyi (Fâtiha Suresi’ni) ve büyük Kur’ân’ı verdik. (15/Hicr 87)

(Sana verilen Kur’ân ile yetin ve) sakın faydalanmaları için o (kafirlerin) bir kısmına verdiğimiz şeylere gözünü dikme. Onlara karşı üzülme, (şefkat) kanatlarını müminlere ger. (15/Hicr 88)

De ki: “Kuşkusuz ben, (evet,) ben apaçık bir uyarıcıyım.” (15/Hicr 89)

Emrolunduğun (tevhidi) açıkça ortaya koy ve müşriklerden yüz çevir. (15/Hicr 94)

Ayet, tevhid davetinin nasıl olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Davetin keyfiyeti, (صدع) “sa-de-a” fiiliyle ifade edilmiştir. Bir şeyi yarmak, açmak, çatlatmak, sabah, baş ağrısı gibi anlamlara gelen bu kelimenin seçilmesi önemlidir. Rabbimiz tevhidin apaçık, batılın karanlıklarını yara yara, hem davetçinin hem de muhataplarının beyin konforunu bozacak şekilde ortaya konmasını istemektedir. Yine Kur’ân’ın ifadesiyle şirki beyninden yakalayıp parçalayan bir davet istenmektedir. (Bk. 21/Enbiyâ, 18)

O alaycılara karşı biz sana yeteriz. (15/Hicr 95)

Andolsun ki onların söylediklerinden dolayı göğsünün daraldığını (çok sıkıldığını) biliyoruz. (15/Hicr 97)

(Bu sıkıntıdan kurtulmak için) Rabbini hamdiyle tesbih et ve secde edenlerden ol. (15/Hicr 98)

Müşriklerden gelecek eziyetler karşısında Rabbani tavır için bk. 20/Tâhâ, 130.

Yakin (ölüm) sana gelinceye dek Rabbine ibadet/kulluk et! (15/Hicr 99)

Ayetlerimizin bir kısmını kendisine göstermek için bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren (Allah) tüm eksikliklerden münezzehtir. O, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi’, (her şeyi gören) El-Basîr’dir. (17/İsrâ 1)

Dediler ki: “Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana iman etmeyeceğiz.” (17/İsrâ 90)

“Veya sana ait hurma ve üzüm bahçesi olmalı, aralarından da ırmaklar fışkırtmalısın.” (17/İsrâ 91)

“Yahut iddia ettiğin gibi gökyüzünü üstümüze parça parça düşürecek veya Allah’ı ve melekleri (gözle görecek şekilde) karşımıza getireceksin.” (17/İsrâ 92)

“Ya da altından bir evin olmalı veya gökyüzüne çıkmalısın/uçmalısın. Bize gökyüzünden okuyacağımız bir kitap getirmedikçe göğe çıkışına da inanmayacağız.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Ben insan olan bir resûlden başka bir şey miyim?” (17/İsrâ 93)

Senden önce göndermiş olduğumuz tüm resûl ve nebiler, (Allah’ın Kitabı’nı) okumaya başladığında mutlaka şeytan, onun okumasına bir şeyler karıştırmak istemiştir. Allah, şeytanın karıştırmaya çalıştığı (vesvese ve zanları) giderir, sonra da ayetlerini muhkem kılıp sağlamlaştırır. Allah, (her şeyi bilen) Alîm, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (22/Hac 52)

Kâfirlere itaat etme! Ve o (Kur’ân’la) onlara karşı büyük bir cihad ver. (25/Furkân 52)

Kâfirlere Kur’ân’ı tebliğ ve Kur’ân’ı rehber edinip, hidayet öncülerinin mücadele metoduna uygun bir şekilde onlarla mücadele etmek cihattır. Sadece cihad değil, cihadın büyüğüdür.

Derler ki: “Şayet doğru söylüyorsanız (bize) vadettiğiniz (azap) ne zaman? (Gelsin de görelim!)” (27/Neml 71)

(O hâlde) Allah’a tevekkül et! Sen hiç kuşkusuz, apaçık bir hak üzeresin. (27/Neml 79)

Şüphesiz ki sen, ölülere (benzeyen kâfirlere hakkı) işittiremezsin. Arkalarını dönüp gittiklerinde (hakka karşı) sağır olanlara da daveti işittiremezsin. (27/Neml 80)

Nebi, müminlere kendi nefislerinden daha evladır/önceliklidir. Eşleri de onların anneleridir. Akrabalık bağı olanlar Allah’ın Kitabı’na göre diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza yapacağınız iyilik başkadır. Bu, Kitap’ta yazılmıştır. (33/Ahzâb 6)

Hicretin ilk yıllarında, aralarında kardeşlik bağı kurulan muhacir ve ensar birbirlerine mirasçı oluyorlardı. Allah (cc) akrabalık bağı bulunanların mirasçı olmasının daha uygun olacağını, dileyenin kardeşine hediye, vasiyet ve hibe gibi bir yol ile iyilik yapabileceğini belirtti. (Darekutni, 4158; Hâkim, 8005; İbni Ebi Hatim, 4854)

Allah’ın kendisine farz kıldığı şeylerde, Nebi üzerine bir günah yoktur. (Bu,) daha önceki ümmetlerde de Allah’ın geçerli olan sünnetidir/yasasıdır. Allah’ın emri belirlenmiş bir kaderdir. (33/Ahzâb 38)

O (nebiler ki), Allah’ın mesajlarını (insanlara) tebliğ eder, O’ndan korkar ve Allah’ın dışında hiç kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter. (33/Ahzâb 39)

Ey Nebi! Biz, sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği cariyelerini, seninle beraber hicret eden hala kızları, amca kızları, dayı kızları ve teyze kızlarını helal kıldık. (Ayrıca) kendisini Peygamber’e hibe eden, Peygamber’in de onu almak istediği kadını da -müminlerin dışında, sana özel olmak üzere- helal kıldık. Biz müminlere hanımları ve cariyeleri konusunda neyi farz kıldığımızı biliyoruz. (Böyle yaptık ki) senin için bir sıkıntı olmasın. Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (33/Ahzâb 50)

(Eşlerinden) dilediğini erteler (boşar), dilediğini yanında tutarsın. Ayrıldığın eşlerinden birini ister (ona geri dönersen), sana bir günah yoktur. Bu (hüküm), gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve onlara verdiğinden hepsinin razı olması için en uygun olandır. Allah kalplerinizde olanı bilir. Allah (her şeyi bilen) Alîm, (kulların hak ettikleri cezayı erteleyen) Halîm’dir. (33/Ahzâb 51)

Hoşuna gitse bile bundan sonra kadın (alman) ve eşlerinden birinin yerine (evlenmen) sana helal değildir. Cariye (alman ya da değiştirmen) müstesna. Allah her şeyin üzerinde gözetleyendir. (33/Ahzâb 52)

Ey iman edenler! Size izin verilmeden Nebi’nin evine girmeyin. (Girdiğiniz zaman da) yemek vaktini beklemeyin. Fakat yemeğe davet edildiğinizde girin, yemeği yiyince de dağılın. Sohbet etmek için oturmayın. Şüphesiz ki bu yaptığınız, Nebi’ye eziyet vermekte, (bunu size söylemekten) utanmaktadır. Allah, hakkı söylemekten utanmaz. (Peygamber eşlerine) bir şey soracağınız zaman perde arkasından sorun. Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için en temiz olandır. Sizin Allah Resûlü’ne eziyet etmeniz ve ondan sonra eşlerini nikâhlamanız ebediyen olacak şey değildir. Şüphesiz ki bu, Allah katında çok büyük bir şeydir. (33/Ahzâb 53)

Allah ve melekleri Peygamber’e salât etmektedir. Ey iman edenler! Siz de ona salât ve selam edin. (33/Ahzâb 56)

Ebu’l Aliye (rh) demiştir ki: “Allah’ın salâtı, Peygamber’i (sav) övmesidir. Meleklerin ve müminlerin salâtı, Allah’tan (cc), Peygamber’i (sav) övmesini istemeleridir.” (Buhari, 4797. hadisin öncesinde.)

Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına de ki: “(Tüm bedenlerini örten) cilbablarını üstlerine giysinler. Bu, onların (hür ve iffetli olarak tanınıp kötü) tanınmamaları ve eziyet görmemeleri için en uygun olandır. Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.” (33/Ahzâb 59)

Andolsun ki münafıklar, kalbinde hastalık bulunanlar ve Medine’de asılsız haberleri yayanlar, bu (yaptıklarına) bir son vermezlerse seni onların başına musallat ederiz. Sonra da orada çok az bir süre sana komşuluk edebilirler. (33/Ahzâb 60)

Sabret! Allah’ın vaadi haktır. İster onlara vadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösterelim ya da (görmeden) seni vefat ettirelim (fark etmez). Onlar bize döndürülecek (tehdit edildikleri azabı tadacaklardır). (40/Mü’min 77)

Andolsun ki senden önce resûller gönderdik. Onlardan bazısını sana anlattık bazısını anlatmadık. Allah’ın izni olmaksızın, bir resûlün mucize getirmesi olacak şey değildir. Allah’ın emri geldiğinde, hak ile hükmedilir ve batıl ehli orada hüsrana uğrar. (40/Mü’min 78)

Tüm dinlere üstün kılmak için, Resûlü’nü hidayet ve hak dinle gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter. (48/Fetih 28)

Muhammed, Allah’ın Resûlü’dür. Onunla beraber olanlar, kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler. Onları; rükû edenler, secde edenler ve Allah’ın lütfunu ve rızasını elde etmek isterken görürsün. Alametleri, yüzlerinde secdeden oluşan izdir. Bu, onların Tevrat’taki sıfatıdır. İncil’deki sıfatlarıysa filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşıp gövdesi üzerine doğrulmuş bir ekin gibidir ki bu, çiftçilerin hoşuna gider. (Onların bir ekin gibi güçlenip çoğalması örneği) kâfirleri öfkelendirmek için verilmiştir. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere, bağışlanma ve büyük bir mükâfat vadetmiştir. (48/Fetih 29)

Ey iman edenler! Allah’ın ve Resûlü’nün önüne geçmeyin, Allah’tan korkup sakının! Şüphesiz ki Allah, (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi bilen) Alîm’dir. (49/Hucurât 1)

Ey iman edenler! Sesinizi Peygamber’in sesinden (daha fazla) yükseltmeyin. Birbirinize yüksek sesle bağırdığınız gibi ona bağırarak söz söylemeyin. Yoksa, hiç farkında değilken amelleriniz boşa gider. (49/Hucurât 2)

Hucurât Suresi müminlere edep öğreten bir suredir. Öğretilen ilk edep: Allah (cc) ve Resûlü’nün (sav) önüne geçmemek ve onların seslerinin üzerine ses yükseltmemek ya da sözlerinin üzerine söz söylememektir.

Allah (cc) ve Resûlü’nün (sav) bir konuda verdiği hükme ve açık naslara rağmen, fetva/içtihad adı altında hüküm vermek, Allah (cc) ve Resûlü’ne (sav) karşı ses yükseltmek olup, amelleri boşa götürecek akidevi bir problemdir.

(Bk. 4/Nîsa, 65; 33/Ahzâb, 36.)

Hiç kuşkusuz, Resûlullah’ın yanında seslerini kısanlar; böyleleri, Allah’ın kalplerini takva için imtihan ettiği (kalplerindeki samimiyeti görüp ihlaslı kıldığı) kimselerdir. Onlara, bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. (49/Hucurât 3)

Şüphesiz ki odaların gerisinden sana seslenenlerin birçoğu akletmezler. (49/Hucurât 4)

Yanlarına çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (49/Hucurât 5)

Allah’ın onlardan (alarak) Resûlü’ne verdiği fey’e gelince, siz (onu elde etmek için) ne bir at ne de deve sürdünüz. Fakat Allah, resûllerini dilediğine musallat eder. Allah, her şeye kadîrdir. (59/Haşr 6)

Savaşmadan elde edilen ganimet mallarına “fey” denilmektedir. Bu, savaşılarak elde edilen ganimet gibi müminler arasında bölüştürülmez.

Allah’ın onlardan (alarak) Resûlü’ne verdiği fey’e gelince, siz (onu elde etmek için) ne bir at ne de deve sürdünüz. Fakat Allah, resûllerini dilediğine musallat eder. Allah, her şeye kadîrdir. (59/Haşr 6)

Savaşmadan elde edilen ganimet mallarına “fey” denilmektedir. Bu, savaşılarak elde edilen ganimet gibi müminler arasında bölüştürülmez.

Allah’ın (fethedilen) beldelerden Resûlü’ne (ihsan ettiği) fey, Allah’a, Resûlü’ne, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Ta ki (ganimet malları) sizden zengin olanların elinde dolanıp duran (ve kendisiyle fakirlere sürekli üstünlük sağladıkları bir sermaye üstünlüğüne) dönüşmesin. Resûl size neyi vermişse onu alın, neyi de yasaklamışsa onu bırakın. Allah’tan korkup sakının. Hiç şüphesiz ki Allah, cezası çetin olandır. (59/Haşr 7)

Allah’ın (fethedilen) beldelerden Resûlü’ne (ihsan ettiği) fey, Allah’a, Resûlü’ne, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Ta ki (ganimet malları) sizden zengin olanların elinde dolanıp duran (ve kendisiyle fakirlere sürekli üstünlük sağladıkları bir sermaye üstünlüğüne) dönüşmesin. Resûl size neyi vermişse onu alın, neyi de yasaklamışsa onu bırakın. Allah’tan korkup sakının. Hiç şüphesiz ki Allah, cezası çetin olandır. (59/Haşr 7)

Ey Nebi! Eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek Allah’ın sana helal kıldığını niçin kendine haram kılıyorsun? Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (66/Tahrîm 1)

Ey Nebi! Eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek Allah’ın sana helal kıldığını niçin kendine haram kılıyorsun? Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (66/Tahrîm 1)

Muhakkak ki Allah, yeminlerinizi çözme yolunu size açıklamıştır. Allah sizin Mevlanızdır. O, (her şeyi bilen) El-Alîm, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. (66/Tahrîm 2)

Muhakkak ki Allah, yeminlerinizi çözme yolunu size açıklamıştır. Allah sizin Mevlanızdır. O, (her şeyi bilen) El-Alîm, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. (66/Tahrîm 2)

Hani Nebi, eşlerinden bazısına bir sır vermiş, o da bu (sırrı diğer eşlere) haber vermişti. Allah (bu durumu Nebi’ye) açık edince (Peygamber, sırrını ifşa eden hanımına) bir kısmını söylemiş, bir kısmını da (söylemeyip) yüz çevirmişti. (Hanımına durumu) haber verince: “Sana bunu kim haber verdi?” dedi. (Resûl) dedi ki: “(Her şeyi bilen) El-Alîm ve (her şeyden haberdar) El-Habîr (olan Allah) bana haber verdi.” (66/Tahrîm 3)

Hani Nebi, eşlerinden bazısına bir sır vermiş, o da bu (sırrı diğer eşlere) haber vermişti. Allah (bu durumu Nebi’ye) açık edince (Peygamber, sırrını ifşa eden hanımına) bir kısmını söylemiş, bir kısmını da (söylemeyip) yüz çevirmişti. (Hanımına durumu) haber verince: “Sana bunu kim haber verdi?” dedi. (Resûl) dedi ki: “(Her şeyi bilen) El-Alîm ve (her şeyden haberdar) El-Habîr (olan Allah) bana haber verdi.” (66/Tahrîm 3)

Şayet (ikiniz), Allah’a tevbe ederseniz (sizin için en hayırlısı budur). Çünkü kalpleriniz saptı. Şayet onun (Resûl’ün) aleyhine yardımlaşmaya devam ederseniz hiç şüphesiz ki Allah, Cibril ve salih müminler onun dostudur. Bunların ardında melekler de onun destekçisidir. (66/Tahrîm 4)

Şayet (ikiniz), Allah’a tevbe ederseniz (sizin için en hayırlısı budur). Çünkü kalpleriniz saptı. Şayet onun (Resûl’ün) aleyhine yardımlaşmaya devam ederseniz hiç şüphesiz ki Allah, Cibril ve salih müminler onun dostudur. Bunların ardında melekler de onun destekçisidir. (66/Tahrîm 4)

Şayet sizi boşayacak olursa Rabbinin ona, sizin yerinize, sizden daha hayırlı, Allah’a teslim olmuş, iman etmiş, gönülden ve sürekli itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler ihsan etmesi umulur. (66/Tahrîm 5)

Şayet sizi boşayacak olursa Rabbinin ona, sizin yerinize, sizden daha hayırlı, Allah’a teslim olmuş, iman etmiş, gönülden ve sürekli itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler ihsan etmesi umulur. (66/Tahrîm 5)

Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)! (73/Müzzemmil 1)

(İçinde dinleneceğin) az bir kısmı hariç geceleyin kalk! (73/Müzzemmil 2)

Yarısı kadar ya da biraz eksilt, (73/Müzzemmil 3)

Veya ona biraz ekle. Kur’ân’ı (iyice bellemek ve derin düşünebilmek için) tertil üzere (tane tane, ağır ağır) oku. (73/Müzzemmil 4)

Şüphesiz ki sana (yükümlülüğü) ağır olan bir söz vahyedeceğiz. (73/Müzzemmil 5)

Hiç kuşkusuz gece ibadeti (duygu dünyanda) daha etkili, söz olarak da daha kuvvetlidir. (73/Müzzemmil 6)

Şüphesiz ki gündüz (dinlenip uyuyabileceğin) geniş zamanın vardır. (Geceni ibadetle geçir.) (73/Müzzemmil 7)

Rabbinin ismini an ve (her şeyi bırakıp) tam bir yönelişle O’na yönel. (73/Müzzemmil 8)

(O) doğunun ve batının Rabbidir. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (Öyleyse) O’nu vekil edin. (73/Müzzemmil 9)

Şüphesiz ki Rabbin, gecenin üçte ikisinde, yarısında ve üçte birinde senin ve beraberindeki bir grubun (namaz için) kalktığını bilir. Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. O sizin (gece boyu namaza) güç yetiremeyeceğinizi bildi. (Buna binaen) tevbelerinizi kabul etti. Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun. Sizden hastalananlar olacağını, başkalarının yeryüzünde Allah’ın lütfunu arayarak yolculuk edeceğini, bir diğerlerinin Allah yolunda savaşacağını bildi. (O hâlde) Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için hayır olarak ne takdim etmişseniz, onu Allah’ın yanında daha hayırlı ve mükâfatı daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan bağışlanma dileyin. Çünkü Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (73/Müzzemmil 20)

Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı. (93/Duhâ 3)

Kuşkusuz senin için ahiret, dünyadan daha hayırlıdır. (93/Duhâ 4)

Elbette Rabbin, sana verecek ve sen de razı olacaksın. (93/Duhâ 5)

Sen bir yetimken seni bulup barındırmadı mı? (93/Duhâ 6)

Sen (Kitab’ı ve imanı) bilmezken sana doğru yolu göstermedi mi? (93/Duhâ 7)

Bir fakirken seni zengin kılmadı mı? (93/Duhâ 8)

O hâlde, sakın yetimi hor görüp üzme! (93/Duhâ 9)

Ve sakın isteyeni azarlayıp tersleme! (93/Duhâ 10)

Ve Rabbinin nimetini anlat. (93/Duhâ 11)

Şüphe yok ki biz, sana (cennet ırmaklarından) Kevser’i verdik. (108/Kevser 1)

(Buna şükür olarak) Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. (108/Kevser 2)

Gerçek şu ki sana kin besleyip düşmanlık eden (var ya!) Asıl soyu kesik odur. (108/Kevser 3)