Bakara
Ayet: 123Sayfa: 18
Öyle bir günden sakının ki (o gün) hiçbir nefis bir başkasının yerine geçmez, hiç kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez ve onlara yardım da edilmez.
Bu konuyla ilgili ayetler
Ayet: 123Sayfa: 18
Öyle bir günden sakının ki (o gün) hiçbir nefis bir başkasının yerine geçmez, hiç kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez ve onlara yardım da edilmez.
Ayet: 30Sayfa: 53
O gün her nefis, işlediği hayrı da kötülüğü de karşısında hazır bulur. Yaptıkları ile kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını ister. Allah, sizi kendi nefsinden sakındırır (ve O’ndan korkmanızı emreder). Allah, kullarına karşı şefkatlidir.
Ayet: 77Sayfa: 58
Allah’a olan sözlerini ve yeminlerini az bir karşılıkla değiştirenler! Bunların ahirette hiçbir nasibi yoktur. Kıyamet Günü’nde Allah onlarla konuşmayacak, onlara değer vermeyecek ve onları arındırmayacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
Ayet: 106Sayfa: 62
O gün bazı yüzler aydınlanacak, bazı yüzler de kararacaktır. Yüzleri kararanlara gelince (onlara denilecek ki): “İman ettikten sonra küfre mi girdiniz? Kâfir olmanıza karşılık azabı tadın (bakalım)!”
Ayet: 107Sayfa: 62
Yüzleri aydınlananlara gelince onlar Allah’ın rahmeti içindelerdir. Ve orada ebedî kalacaklardır.
Ayet: 77Sayfa: 89
Kendilerine, “(Savaştan) elinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin.” denilen kimseleri görmedin mi? (Savaşın farz kılınması için ısrar ediyorlardı.) Savaş onlara farz kılınınca da onlardan bir grup, Allah’tan korkar gibi veya daha şiddetli bir korkuyla insanlardan korkmaya ve “Rabbimiz! Niçin bize savaşı farz kıldın? Bize yakın bir zamana kadar mühlet verseydin ya!” demeye başladılar. De ki: “Dünya metâsı azdır. Ahiret ise korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Ve size kıl kadar dahi zulmedilmez.”
Ayet: 22Sayfa: 129
O gün hepsini (diriltip) bir araya toplarız. Sonra şirk koşanlara, “(Allah katında size şefaatçi olduklarına inanarak) bir şey sandığınız ortaklarınız hani neredeler?” deriz.
Ayet: 23Sayfa: 129
Sonra, “Rabbimiz olan Allah’a yemin olsun ki biz müşriklerden değildik.” sözleri dışında bir fitneleri (mazeretleri) olmaz.
Ayet: 24Sayfa: 129
Kendi aleyhlerine nasıl da yalan söylediklerine ve (uydurdukları) iftiraların nasıl kaybolup gittiğine bir bak.
Ayet: 38Sayfa: 154
(Allah,) “Sizden önce ateşe girmiş olan cin ve insan topluluklarıyla beraber siz de ateşe girin.” der. Her ümmet oraya girdiğinde, (kendisi gibi sapık olan) kardeşini (ümmetleri) lanetler. Sonunda hepsi bir araya toplanınca sonradan gelmiş olanlar, önceden yaşamış olanlar için, “Rabbimiz! Bunlar bizi saptırdılar. Onlara ateşten kat kat azap ver.” der. (Allah) buyuracak ki: “Hepinize kat kat (azap) vardır. Fakat bilmiyorsunuz.”
Ayet: 39Sayfa: 154
Önce yaşamış olanlar, sonradan gelenlere diyecekler ki: “Sizin bize hiçbir üstünlüğünüz/ayrıcalığınız yoktur. Kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.”
Ayet: 40Sayfa: 154
Şüphesiz ki ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklenenler… Gök kapıları onlara açılmayacak. (Öldüklerinde, ruhları sema ehli tarafından hoşnutlukla karşılanmayacak.) Ve deve, iğne deliğinden geçene dek onlar cennete girmeyeceklerdir. Biz, suçlu günahkârları işte böyle cezalandırırız.
Ayet: 41Sayfa: 154
Onlar için cehennemden (alevli) bir yatak ve üstlerinde (onları örten ateşten) bir yorgan vardır. İşte biz, zalimleri böyle cezalandırırız.
Ayet: 42Sayfa: 154
İman edip salih amel işleyenlere gelince biz, hiçbir nefse gücünden fazlasını yüklemeyiz. Onlar, cennetin ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.
Ayet: 43Sayfa: 154
Biz, onların göğüslerinde kine/hınca/öfkeye dair ne varsa hepsini çekip almışızdır. Onların altlarından ırmaklar akar. Ve derler ki: “Bizi buna ulaştıran Allah’a hamdolsun. Eğer Allah, bizi bu (nimetlere) eriştirmeseydi kendiliğimizden bunlara erişmemiz mümkün olmazdı. Andolsun ki Rabbimizin resûlleri bize hakla geldiler.” Onlara, “İşte bu, yaptığınız (salih) amellere karşılık mirasçısı kılındığınız cennettir.” diye seslenilir.
Ayet: 44Sayfa: 155
Cennetlikler, cehennemliklere seslenir: “Rabbimizin bize vadettiğinin hak olduğunu bulduk. Siz de Rabbinizin (size olan azap) vaadinin hak olduğunu buldunuz mu?” (Onlar,) “Evet.” der. (Bunun üzerine) aralarından bir münadi, “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun!” diye seslenir.
Ayet: 45Sayfa: 155
Onlar ki insanları Allah’ın yolundan alıkoyar ve o yolun çarpık/eğri olmasını isterler. Onlar ahireti de inkâr ederler.
Ayet: 46Sayfa: 155
Onların arasında bir perde vardır. A’râf’ta bekleyen adamlar vardır. Onlar herkesi yüzünden tanırlar. Cennet ehline, “Selam size olsun!” diye seslenirler. Ki onlar, şiddetle arzulamakla birlikte henüz (cennete) girmemişlerdir.
Ayet: 47Sayfa: 155
Gözleri cehennemlikler (olan) tarafa çevrildiğinde, “Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğuyla beraber eyleme!” derler.
Ayet: 48Sayfa: 155
A’râf’takiler yüzlerinden tanıdıkları bazı adamlara, “Ne topladığınız (güç ve servetiniz) ne de büyüklenmeniz (Allah’ın azabına karşı) size fayda sağlamadı.” diye seslenecekler.
Ayet: 49Sayfa: 155
“Allah’ın rahmeti erişmez.” diye yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Girin cennete! Size korku da yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de.
Ayet: 50Sayfa: 155
Cehennemlikler, cennetliklere seslenecekler: “Bize biraz sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan akıtın/verin.” (Cennetlikler,) “Şüphesiz ki Allah, o ikisini kâfirlere haram/yasak kılmıştır.” diyecekler.
Ayet: 51Sayfa: 155
Onlar ki dinlerini eğlence ve oyun edindiler ve dünya hayatı onları aldattı. Onlar bu günlerini unuttukları ve bizim ayetlerimizi inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unutacağız.
Ayet: 26Sayfa: 211
Kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlara El-Husna (cennet) ve fazlası (Allah’ı görme) vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı ne de zillet bürür. (Yüzleri apaydınlıktır.) Bunlar cennetin ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.
Ayet: 27Sayfa: 211
Kötülükler işlemiş olanlara gelince, kötülüğün karşılığı benzeri bir kötülükle (cezalandırılmaktır). Onları (her yönden) zillet bürümüştür. (Onları) Allah’tan koruyup kollayacak hiçbir kimse de yoktur. Yüzleri, gecenin (karanlık) parçaları kaplamış gibi kapkaranlıktır. Bunlar ateşin ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.
Ayet: 28Sayfa: 211
O gün, hepsini bir araya toplayacağız. Sonra da ortak koşanlara, “Siz ve ortak koştuklarınız yerinizi alın/bir yere kıpırdamayın.” diyeceğiz. Onların arasını ayırırız. Ortak koştukları der ki: “Siz bize ibadet ediyor değildiniz.”
Ayet: 29Sayfa: 211
“Bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz ki biz, sizin (bize) ibadet ettiğinizden habersizdik.”
Ayet: 30Sayfa: 211
İşte orada, her nefis daha önceden yaptıklarından imtihan edilecek/hesaba çekilecektir. Sonra da (hak ve hakikatin kaynağı) El-Hak olan Allah’a döndürülecekler ve uydurdukları iftiralar kaybolup gidecektir.
Ayet: 18Sayfa: 222
Allah’a, yalan uydurarak iftira edenden daha zalim kim olabilir? Bunlar Rabblerine arz olunurlar. Şahitler, “Bunlar Allah’a karşı yalan söyleyenlerdendir.” derler. “Dikkat edin! Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (derler.)
Ayet: 99Sayfa: 232
Bu (dünyada da) Kıyamet Günü’nde de lanete tabi tutuldular. (Uğradıkları lanet) ne kötü bir armağandır!
Ayet: 103Sayfa: 232
Şüphesiz ki bu (anlattıklarımızda), ahiret azabından korkanlar için (ibret alınacak) bir ayet vardır. Bu, bütün insanların onun için toplanmış olacağı gündür. Ve bu, (tüm varlığın) şahitlik edeceği bir gündür.
Ayet: 104Sayfa: 232
Biz onu ancak sayısı belli bir zamana (kadar) erteleriz.
Ayet: 105Sayfa: 232
O gün gelince, hiçbir kimse O’nun izni olmadan konuşamaz. Onlardan kimisi (ebedî cehenneme gidecek olan, mutsuz) “şakî”, kimisi de (ebedî cennete gidecek olan, mutlu) “saîd”dir.
Ayet: 106Sayfa: 232
O şakî olanlara gelince; onlar ateştelerdir. Onlar için orada (boğuluyormuşçasına) hırıltılı ve acı (içinde) bir soluma vardır.
Ayet: 107Sayfa: 232
Gökler ve yer durdukça orada ebedî olarak kalırlar. Rabbinin dilemesi müstesna. Şüphesiz ki Rabbin, dilediğini yapandır.
Ayet: 108Sayfa: 232
Saîd olanlara gelince; gökler ve yer durdukça ebedî olarak cennettelerdir. Rabbinin dilemesi müstesna. (Bu) arkası kesilmeyen, sürekli bir armağandır.
Ayet: 21Sayfa: 257
Hepsi beraber Allah’ın huzuruna çıkarlar. (Tağutlar tarafından sömürülüp fakirleştirilerek, işkence ve zorbalıkla onursuzlaştırılmış olan) mustazaflar, müstekbirlere derler ki: “Biz (dünyada) sizin tebaanızdık. Şimdi siz, Allah’ın azabına karşı bizi koruyabilecek misiniz/bize bir faydanız olacak mı?” Diyecekler ki: “Şayet Allah bizi hidayet etmiş olsaydı, biz de sizi hidayet edebilirdik. (Artık bir önemi yok.) İster (bu azaba) sabredelim, ister dövünüp yakınalım fark etmez, bizim için kaçış yoktur.”
Ayet: 22Sayfa: 257
İş olup bittikten sonra şeytan da şöyle diyecek: “Şüphesiz ki Allah, size gerçek bir söz verdi, ben de size bir söz verdim ama sözümde durmadım. Zaten benim sizin üzerinizde bir otoritem de yoktu. Yalnızca ben çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. (Öyleyse) beni kınamayın. Yalnızca kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Gerçek şu ki daha önce beni Allah’a ortak koşmanızı da reddetmiştim. Şüphesiz ki zalimlere can yakıcı bir azap vardır.”
Ayet: 23Sayfa: 257
İman edip salih amel işleyenler, Rabblerinin izniyle altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere konulurlar. Orada birbirlerine dilekleri de “selam/esenlik”tir.
Ayet: 27Sayfa: 269
Sonra (Allah) kıyamette de onları rezil edecek ve “Kendileri için (müminlerle) çekişip ayrı düştüğünüz ortaklarım hani neredeler?” diyecek. Kendilerine ilim verilenler diyecekler ki: “Bugün rezillik ve kötülük kâfirlerin üstünedir.”
Ayet: 28Sayfa: 269
Nefislerine zulmedenler; melekler canlarını aldığında, “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk.” diyerek teslim bayrağı çekerler. (Hayır, öyle değil!) Hiç şüphesiz Allah, sizin yaptıklarınızı bilendir.
Ayet: 29Sayfa: 269
İçinde ebedî kalmak üzere cehennem kapılarından girin. Büyüklenenlerin konaklama yeri ne kötüdür.
Ayet: 30Sayfa: 269
Allah’tan korkup sakınanlara, “Rabbiniz ne indirdi?” denildiğinde, “Hayır (indirdi).” derler. Bu dünyada iyilik yapanlara (karşılık olarak) iyilik vardır. Ahiret yurduysa çok daha hayırlıdır. Muttakilerin yurdu ne güzeldir.
Ayet: 13Sayfa: 282
Her insanın amellerinin (yazılı olduğu sahifeyi) boynuna asmışızdır. Kıyamet Günü ona bir kitap çıkarırız. Onu (kitabı) açık olarak karşısında bulur.
Ayet: 14Sayfa: 282
“Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak nefsin sana yeter.”
Ayet: 99Sayfa: 303
O gün onları, bir kısmı (diğer) bir kısmı içinde dalgalanır hâlde bırakırız. Sûr’a da üfürülmüştür. Onların hepsini bir araya toplamışızdır.
Ayet: 100Sayfa: 303
O gün cehennemi kâfirlerin (karşısına getirip) öyle bir sunumla sunmuşuzdur ki!
Ayet: 101Sayfa: 303
Onlar ki benim zikrime (ayetlerime) karşı gözleri örtülüydü. (Kur’ân’ı) dinlemeye de tahammül etmezlerdi.
Ayet: 75Sayfa: 309
De ki: “Kim sapıklık içindeyse, Er-Rahmân ona verdiği mühleti alabildiğince uzatsın… Kendilerine vadedilen azap ya da kıyameti gördüklerinde, kimin konumu daha kötü ve kim askerî bakımdan/yardımcılar bakımından daha zayıfmış yakinen bileceklerdir.”
Ayet: 100Sayfa: 318
Kim de ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, Kıyamet Günü bir günah yüklenecektir.
Ayet: 101Sayfa: 318
O (yükün) altında ebediyen kalacaklardır. Onların Kıyamet Günü (taşıyacakları) yük ne kötüdür.
Ayet: 102Sayfa: 318
Sûr’a üfürüleceği günde biz, suçlu günahkârları (yaşadıkları korku ve susuzluk nedeniyle) morarmış olarak (diriltip) huzura toplarız.
Ayet: 103Sayfa: 318
Kendi aralarında, “(Dünyada) yalnızca on gün kaldınız.” diye fısıldaşırlar.
Ayet: 104Sayfa: 318
Yolu doğruya en yakın olanlar, “Siz ancak bir gün kaldınız.” dedikleri zaman, biz onların ne söylediklerini en iyi bileniz.
Ayet: 105Sayfa: 318
Sana dağlardan soruyorlar. De ki: “Rabbim onları un ufak edip savuracak.”
Ayet: 106Sayfa: 318
“(Dağların) yerini (hiçbir yapının olmadığı) bir düzlük ve (hiçbir bitkinin olmadığı) bir boşluk olarak bırakacak.”
Ayet: 107Sayfa: 318
“Sen orada ne bir eğrilik ne de bir çıkıntı görürsün.”
Ayet: 108Sayfa: 318
O gün, çaresiz, davetçinin (sesine) uyarlar. Er-Rahmân’ın (azametinden ötürü) tüm sesler kısılmıştır. Fısıltıdan başka bir şey duyamazsın.
Ayet: 109Sayfa: 318
O gün, Er-Rahmân’ın izin verip sözünden razı oldukları dışında, hiç kimsenin şefaatinin bir faydası olmayacaktır.
Ayet: 110Sayfa: 318
Onların önünde olanı da ardında olanı da bilir. Onlar, ilim yönünden O’nu kuşatamazlar.
Ayet: 111Sayfa: 318
Tüm yüzler (hayat sahibi ve varlığa hayat veren) El-Hayy ve (var olmak için hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin varlığının kendisine bağlı olduğu) El-Kayyûm olanın karşısında zilletle boyun eğmiştir. Muhakkak ki zulüm taşıyan (sırtında zulüm/şirk yüküyle gelen) kaybetmiştir.
Ayet: 112Sayfa: 318
Kim de mümin olarak salih ameller yapmışsa, zulme uğramaktan ve hakkının çiğnenmesinden korkmaz.
Ayet: 99Sayfa: 347
Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman der ki: “Rabbim! Beni geri çevir.”
Ayet: 100Sayfa: 347
“Umulur ki geride bıraktığım hayatımda salih amel yaparım.” Asla! Bu, onun söylediği (boş) bir sözdür. Ve onların önünde, diriltilecekleri güne kadar (kalacakları) berzah vardır.
Ayet: 101Sayfa: 347
Sûr’a üfürüldüğü zaman aralarında hiçbir akrabalık bağı kalmaz, birbirlerine soru da sormazlar.
Ayet: 102Sayfa: 347
Mizanı (iman ve salih amellerle) ağır gelen kimse, işte bunlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Ayet: 103Sayfa: 347
Kimin de mizanı hafif gelirse bunlar; kendilerini hüsrana uğratan, cehennemde ebedî kalacak olanlardır.
Ayet: 104Sayfa: 347
Ateş yüzlerini yalayarak yakar. (Üst dudakları enselerine, alt dudakları göğüslerine doğru gerilmiş, açığa çıkan dişleriyle) oranın içinde sırıtır gibi kalakalmışlardır.
Ayet: 105Sayfa: 348
(Onlara denir ki:) “Ayetlerim size okunuyordu da siz yalanlamıyor muydunuz?”
Ayet: 106Sayfa: 348
Diyecekler ki: “Rabbimiz! Bedbahtlığımız bize üstün geldi ve biz sapık bir topluluk idik.”
Ayet: 107Sayfa: 348
“Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Şayet bir daha (eski hayatımıza) dönersek şüphesiz ki biz, zalimleriz.”
Ayet: 108Sayfa: 348
Buyuracak ki: “Kesin sesinizi/Yıkılıp defolun! Sakın benimle konuşmayın.”
Ayet: 109Sayfa: 348
Doğrusu, benim kullarımdan bir grup, “Rabbimiz! İman ettik, bizi bağışla ve bize merhamet et! Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın.” derlerdi.
Ayet: 110Sayfa: 348
Onları alaya aldınız. Öyle ki (onlarla uğraşmanız) size beni zikretmeyi unutturdu. Siz onlara sürekli gülüyordunuz.
Ayet: 111Sayfa: 348
Ben de sabretmelerine karşılık, bugün onları mükâfatlandırdım. Kuşkusuz onlar, kazançlı olanların ta kendileridir.
Ayet: 112Sayfa: 348
Buyuracak ki: “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?”
Ayet: 113Sayfa: 348
Diyecekler ki: “Bir gün veya bir günün bir bölümü kadar. Saymış olanlara sor.”
Ayet: 114Sayfa: 348
Buyuracak ki: “Şayet bilmiş olsaydınız çok az bir süre kaldınız.”
Ayet: 87Sayfa: 383
Sûr’a üfürüldüğü gün, Allah’ın diledikleri dışında, göklerde ve yerde olan herkes korkudan dehşete kapılır. Ve hepsi O’na boyun eğerek/teslim olmuş olarak gelirler.
Ayet: 62Sayfa: 392
O gün (Allah) onlara seslenecek: “Hani, nerede benim ortaklarım olduğunu düşündükleriniz?”
Ayet: 63Sayfa: 392
Üzerlerine (azap) sözü hak olanlar diyecekler ki: “Rabbimiz! İşte azdırdıklarımız bunlar! Kendimiz azgınlaştığımız gibi onları da azdırdık, onlardan uzaklaşıp sana geldik. Bize ibadet ediyor değillerdi.”
Ayet: 64Sayfa: 392
Denilir ki: “Çağırın ortaklarınızı.” Çağırırlar, fakat kendilerine cevap veremezler. Azabı da görürler. Hidayet bulmuş olsalardı (ne kaybederlerdi)?
Ayet: 65Sayfa: 392
O gün (Allah) onlara seslenecek: “Resûllere ne cevap verdiniz?”
Ayet: 66Sayfa: 392
O gün haberler onlara kapalı kalır (ne cevap vereceklerini bilmezler). Birbirlerine soru da sormazlar.
Ayet: 74Sayfa: 393
O gün, (Allah) onlara seslenecek: “Hani, nerede ortaklarım olduğunu düşündükleriniz?”
Ayet: 75Sayfa: 393
Her ümmetten bir şahidi ayırıp çeker ve deriz ki: “(Yaptıklarınızın hak olduğuna dair içinde şüphe olmayan) kanıtınızı getirin (bakalım)!” Anladılar ki hiç şüphesiz hak, Allah’ındır ve (bizi Allah’a yakınlaştırır diyerek Allah adına uydurdukları şefaatçi) iftiraları da kaybolup gitmiştir.
Ayet: 25Sayfa: 398
Dedi ki: “Siz, Allah’ı bırakıp, sizi birbirinize ısındırsın/aranızda sevgi bağı oluştursun diye dünya hayatında putları (ilah) edindiniz. Sonra Kıyamet Günü’nde (sevgi bir yana) kiminiz kiminizi inkâr edecek, kiminiz de kiminize lanet edecektir. Barınağınız ateştir. Hiçbir yardımcınız da yoktur.”
Ayet: 51Sayfa: 442
Sûr’a üfürülmüştür. (Bir de bakarsın ki) kabirlerinden çıkıvermişler ve Rabblerine doğru süratle akın etmektelerdir.
Ayet: 52Sayfa: 442
Derler ki: “Vay başımıza gelene! Uzun süre yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu Rahmân’ın vadettiği şeydir. (Anlaşılan o ki) resûller doğru söylemiş. (Ölümden sonra diriliş, ahiret hayatı hakmış.)”
Ayet: 53Sayfa: 442
Yalnızca tek bir çığlık! Hepsi ânında huzurumuzda hazır edilmiş olurlar.
Ayet: 54Sayfa: 442
Bugün, hiçbir nefis en küçük bir zulme uğramaz ve yaptıklarınızdan başka bir karşılık da görmezsiniz.
Ayet: 55Sayfa: 443
Şüphesiz ki cennet ehli, o gün sevinçli bir şekilde (cennet nimetleriyle) meşguldürler.
Ayet: 56Sayfa: 443
Onlar ve eşleri gölgelikler içinde sedirlere yaslanmışlardır.
Ayet: 57Sayfa: 443
Orada kendileri için meyveler ve her istedikleri vardır.
Ayet: 58Sayfa: 443
Onlara çok merhametli Rabb tarafından sözlü olarak verilen “selam” vardır.
Ayet: 59Sayfa: 443
(Allah der ki:) “Ey mücrimler! Siz şöyle ayrılın.”
Ayet: 60Sayfa: 443
“Ey Âdemoğlulları! ‘Şeytana ibadet etmeyin, o sizin apaçık düşmanınızdır.’ diye size emretmedim mi?”
Ayet: 61Sayfa: 443
“(Yalnızca) bana ibadet edin. Dosdoğru yol işte budur.” (demedim mi?)
Ayet: 62Sayfa: 443
“Andolsun ki sizden birçok topluluğu saptırdı. Hiç akletmiyor muydunuz?”
Ayet: 63Sayfa: 443
“İşte bu, size vadedilen cehennemdir.”
Ayet: 64Sayfa: 443
“Küfrünüze karşılık bugün o (cehenneme) girin.”
Ayet: 65Sayfa: 443
Bugün, ağızlarını mühürleriz. Kazandıkları (günahları) elleri bize söyler, ayakları da şahitlik eder.
Ayet: 16Sayfa: 445
“Biz, ölüp toprak ve kemik olduğumuzda diriltilecek miymişiz?”
Ayet: 17Sayfa: 445
“Önceki atalarımız da mı?”
Ayet: 18Sayfa: 445
De ki: “Evet, sizler boyun eğip, alçalmış olarak (diriltileceksiniz).”
Ayet: 19Sayfa: 445
O yalnızca tek bir çığlıktır. (Bir de bakarsın ki) bakınıyorlar.
Ayet: 20Sayfa: 445
Derler ki: “Yazıklar olsun bize! Bu, Din Günü’dür.”
Ayet: 21Sayfa: 445
Bu, sizin yalanladığınız (her şeyi birbirinden ayıracak olan) “Fasl” Günü’dür.
Ayet: 22Sayfa: 445
Zulmedenleri, (onlarla aynı amelleri yapan) eşlerini ve Allah’ın dışında ibadet ettiklerini toplayın bir araya! Onları cehennemin yoluna sürün.
Ayet: 23
Bu ayetin meali henüz eklenmemiş.
Ayet: 24Sayfa: 445
Onları durdurun, çünkü onlar sorgulanacaklardır.
Ayet: 25Sayfa: 446
Ne oldu size? Neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Ayet: 26Sayfa: 446
(Hayır!) Bilakis onlar, bugün teslim olmuşlardır.
Ayet: 27Sayfa: 446
Birbirlerine yönelmiş vaziyette karşılıklı soruşurlar.
Ayet: 28Sayfa: 446
(Saptırıcı liderlere derler ki:) “Şüphesiz ki sizler, bize sağdan gelip yanaşıyordunuz.”
Ayet: 29Sayfa: 446
(Liderler) dediler ki: “(Hayır, öyle değil!) Bilakis, siz iman etmiş değildiniz.”
Ayet: 30Sayfa: 446
“Bizim sizler üzerinde hiçbir otoritemiz yoktu. (Sizi bir şeye zorlamadık.) Bilakis siz, azgın bir topluluktunuz.”
Ayet: 31Sayfa: 446
“Rabbimizin (azap) sözü/hükmü üzerimize hak oldu. Şüphesiz ki biz, (azabı) tadanlarız.”
Ayet: 32Sayfa: 446
“Sizleri azdırıp (bu hâle düşürdük). Çünkü bizler de azgın kimselerdik.”
Ayet: 33Sayfa: 446
Onlar, o gün azapta ortaklardır.
Ayet: 34Sayfa: 446
Biz, suçlu günahkârlara böyle yaparız işte.
Ayet: 51Sayfa: 446
İçlerinden bir sözcü der ki: “Benim bir dostum vardı.”
Ayet: 52Sayfa: 447
Derdi ki: “Sen, (ahiret hayatını) tasdik edenlerden misin?”
Ayet: 53Sayfa: 447
“Biz ölüp de toprak ve kemik olduğumuzda, yaptıklarımızın karşılığını mı alacağız?”
Ayet: 54Sayfa: 447
“Siz de görmek ister misiniz (onun ne durumda olduğunu)?”
Ayet: 55Sayfa: 447
Baktı ve onu dehşetli ateşin orta yerinde gördü.
Ayet: 56Sayfa: 447
Dedi ki: “Allah’a yemin olsun ki neredeyse beni de (içinde bulunduğun yere) düşürecektin.”
Ayet: 57Sayfa: 447
“Rabbimin (üzerimdeki) nimeti olmamış olsaydı, ben de hazır edilenlerden olurdum.”
Ayet: 58Sayfa: 447
“Demek biz ölmeyecekmişiz, öyle mi?”
Ayet: 59Sayfa: 447
“Yalnızca bir defa ölecekmişiz ve biz azaba da uğramayacakmışız, öyle mi?”
Ayet: 60Sayfa: 447
Şüphesiz ki bu, (evet, bu) büyük bir kazanç ve kurtuluştur.
Ayet: 61Sayfa: 447
İşte çalışacak olanlar, böylesi için çalışsınlar.
Ayet: 59Sayfa: 455
(Oraya her yeni grup geldiğinde melekler cehennem ehline,) “Bu da sizinle beraber cehenneme atılacak bir gruptur. Onlara, ‘merhaba’ yok. Çünkü onlar ateşe gireceklerdir.” (derler.)
Ayet: 60Sayfa: 455
(Tabi olanlar liderlere,) “(Hayır!) Asıl size ‘merhaba’ olmasın/rahat yüzü görmeyesiniz. Bu (cehennemi) bizim önümüze siz getirdiniz. Ne kötü bir yerleşim yeridir o.” (derler.)
Ayet: 61Sayfa: 455
Derler ki: “Rabbimiz! Kim bu cehennemi önümüze getirdiyse, onun azabını kat kat arttır.”
Ayet: 62Sayfa: 456
Ve derler ki: “Ne oluyor bize böyle? Şerli/Değersiz kabul ettiğimiz adamları (burada) göremiyoruz. (Küçümsediğimiz müminler neden burada değil?)”
Ayet: 63Sayfa: 456
“Onları alaya almıştık, değil mi? (Yazıklar olsun bize.) Yoksa (onlar da cehennemde de) biz mi görmüyoruz?”
Ayet: 64Sayfa: 456
Cehennem halkının bu çekişmesi elbette haktır (vuku bulacaktır).
Ayet: 47Sayfa: 462
Şayet yeryüzünün tamamı ve bir o kadarı daha zalimlerin olmuş olsa, Kıyamet Günü’nün kötü azabından (kurtulmak için) onu feda ederlerdi. (Çünkü o gün) hesaba katmadıkları şeyler, Allah tarafından açığa çıkarılacak.
Ayet: 48Sayfa: 463
İşledikleri kötülükler kendileri için açığa çıkmış ve alaya aldıkları (azap) onları çepeçevre kuşatmıştır.
Ayet: 56Sayfa: 463
Her nefis, “Allah hakkındaki kusurlarımdan dolayı, yazıklar olsun bana ve ben gerçekten alay edenlerdendim.” demeden önce (Allah’a yönelin ve O’nun indirdiğine uyun).
Ayet: 57Sayfa: 464
Ya da, “Şayet Allah beni hidayet etmiş olsa ben de muttakilerden olurdum.” demeden evvel…
Ayet: 58Sayfa: 464
Ya da azabı göreceği zaman, “Keşke bir fırsatım daha olsaydı da ben de muhsinlerden/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlardan olsaydım.” demeden evvel (Allah’a yönelin ve indirdiğine uyun).
Ayet: 59Sayfa: 464
“(Hayır, öyle değil!) İşin aslı ayetlerim sana gelmişti, fakat sen onları yalanlamış, (onlara karşı) büyüklenmiş ve kâfirlerden olmuştun.”
Ayet: 60Sayfa: 464
Kıyamet Günü, Allah’a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerini kapkara görürsün. Cehennemde kibirlilere yer mi yok!
Ayet: 67Sayfa: 464
Onlar, Allah’a gerektiği gibi/şanına yakışır şekilde saygı göstermediler! (Allah’ın kudret ve yüceliğini gereği gibi anlayıp kavrayamadılar.) Oysa Kıyamet Günü, yer bütünüyle O’nun kabzasındadır. Gökler ise O’nun sağ eliyle dürülmüştür. O (Allah), şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir.
Ayet: 68Sayfa: 465
Sûr’a üfürülür. Allah’ın diledikleri hariç, yerde ve gökte olanların tamamı (korkudan çarpılıp) ölür. Sonra ona bir daha üflenir (bir de bakarsın ki) ayağa kalkmış bakınıyorlar.
Ayet: 69Sayfa: 465
Yer, Rabbinin nuruyla aydınlanır. (Orta yere amellerin yazılı olduğu) kitap konur. Peygamberler ve şahitler getirilir ve aralarında hak ile hükmedilir. Onlar zulme de uğramazlar.
Ayet: 70Sayfa: 465
Her nefse, yaptığı(nın karşılığı) eksiksiz olarak verilir. O, onların yaptıklarını en iyi bilendir.
Ayet: 71Sayfa: 465
Kâfirler, bölük bölük cehenneme sevk edilirler. Ona geldiklerinde kapıları açılır ve (cehennem) bekçileri onlara der ki: “Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bu günün karşılaşmasına dair sizi uyaran, sizin içinizden resûller gelmedi mi?” Derler ki: “Evet (geldi).” Fakat azap sözü kâfirler üzerine hak olmuştur.
Ayet: 72Sayfa: 465
Onlara denir ki: “İçinde ebedî kalacağınız cehennem kapılarından girin. Kibirlilerin kalacakları yer ne kötüdür!”
Ayet: 73Sayfa: 465
Rabblerinden korkup sakınanlar, bölükler hâlinde cennete sevk edilirler. Ona geldiklerinde kapıları açılır ve (cennet) bekçileri onlara der ki: “Selam olsun size, tertemiz olarak geldiniz. Ebedî kalacaklar olarak oraya girin.”
Ayet: 74Sayfa: 465
Derler ki: “Bize olan vaadine sadık kalan ve cennette dilediğimiz gibi hareket edelim diye bizi (cennet) arzına vâris kılan Allah’a hamdolsun. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir!”
Ayet: 75Sayfa: 466
Meleklerin arşın etrafını sarmış (bir şekilde), Rabblerini hamd ile tesbih ettiğini görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiş ve “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” denilmiştir.
Ayet: 19Sayfa: 477
Allah düşmanlarının diriltilip bir araya toplanacağı gün, onlar kontrollü bir şekilde ateşe sevk edilirler.
Ayet: 20Sayfa: 477
Ona geldikleri zaman, kulakları, gözleri ve derileri yapmış oldukları (kötülüklere dair) aleyhlerine şahitlik eder.
Ayet: 21Sayfa: 478
Kendi derilerine derler ki: “Niçin aleyhimize şahitlikte bulundunuz?” Derler ki: “Her şeyi dile getiren Allah, bizi de dile getirdi. Sizi ilk defa yaratan O’dur ve O’na döndürülürsünüz.”
Ayet: 29Sayfa: 478
Kâfirler derler ki: “Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster. En aşağıda olanlardan/En alçaklardan olsunlar diye onları ayaklarımızın altına alalım.”
Ayet: 67Sayfa: 493
O gün dostlar, birbirine düşman olacaktır. (Allah için birbiriyle arkadaşlık etmiş) muttakiler hariç.
Ayet: 68Sayfa: 493
Ey kullarım! Bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de.
Ayet: 69Sayfa: 493
Onlar ki ayetlerimize iman eden ve teslim olanlardı.
Ayet: 70Sayfa: 493
Siz ve eşleriniz (Allah tarafından) ağırlananlar olarak cennete giriniz.
Ayet: 71Sayfa: 493
Onların etrafında altın tabaklar ve kadehlerle dolaşılır. Orada canın istediği ve göze hoş gelen her şey vardır. Siz orada ebedî kalacaksınız.
Ayet: 72Sayfa: 493
İşte, yaptığınız ameller karşılığında mirasçı olduğunuz cennet budur.
Ayet: 73Sayfa: 493
Orada, sizin için kendisinden yiyeceğiniz çokça meyveler vardır.
Ayet: 16Sayfa: 495
En büyük yakalayışla yakalayacağımız gün, hiç şüphesiz biz, intikam alıcılarız.
Ayet: 40Sayfa: 497
Hiç şüphesiz Yevmu’l Fasl/Ayırt Etme Günü, onların topluca (diriltilecekleri) vakittir.
Ayet: 41Sayfa: 497
O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz ve onlara yardım da edilmez.
Ayet: 42Sayfa: 497
Allah’ın rahmet ettikleri müstesna. Şüphesiz ki O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’in ta kendisidir.
Ayet: 43Sayfa: 497
Hiç kuşkusuz o Zakkûm ağacı,
Ayet: 44Sayfa: 497
Günahkârların yiyeceğidir.
Ayet: 45Sayfa: 497
Erimiş maden gibi karınlarda kaynar.
Ayet: 46Sayfa: 497
Kaynar suyun fokurdaması gibi.
Ayet: 47Sayfa: 497
(Denir ki:) Alın onu da cehennemin orta yerine sürükleyin.
Ayet: 48Sayfa: 497
Sonra başından aşağı kaynar suyun azabından dökün.
Ayet: 49Sayfa: 497
Tat (bakalım azabı)! Çünkü sen izzetli ve değerliymişsin ya!
Ayet: 50Sayfa: 497
Şüphesiz ki bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir.
Ayet: 51Sayfa: 497
Kuşkusuz muttakiler, güvenli bir makamdalardır.
Ayet: 52Sayfa: 497
Cennetler ve pınarlar içinde.
Ayet: 53Sayfa: 497
İnce ve kalın ipekten elbiseler giyinir, karşılıklı otururlar.
Ayet: 54Sayfa: 497
İşte böyle… Onları iri gözlü hurilerle evlendirdik.
Ayet: 55Sayfa: 497
Orada, emniyet içinde, her çeşit meyveden isterler.
Ayet: 56Sayfa: 497
Orada, ilk ölümleri dışında bir ölüm tatmazlar. Ve (Allah,) onları cehennem azabından korumuştur.
Ayet: 26Sayfa: 500
De ki: “Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra kendisinde hiçbir şüphe olmayan Kıyamet Günü, sizi bir araya toplar. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
Ayet: 27Sayfa: 500
Göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği Allah’a aittir. Kıyametin kopacağı gün, işte o zaman, batıl ehli hüsrana uğrayacaktır.
Ayet: 28Sayfa: 500
O gün, her ümmeti dizleri üzere çökmüş görürsün. Her ümmet kitabına çağrılır ve “Bugün, yaptıklarınızın karşılığını alacaksınız.”
Ayet: 29Sayfa: 500
“Bu, size karşı hakkı söyleyen kitabımızdır. Şüphesiz ki biz, yaptıklarınızı yazıyorduk.” (denir.)
Ayet: 30Sayfa: 500
İman edip salih amel işleyenlere gelince, Rabbleri onları rahmetine dâhil eder. Bu, apaçık kurtuluşun ta kendisidir.
Ayet: 31Sayfa: 500
Kâfirlere gelince (onlara): “Ayetlerim size okunmadı mı? Sizler de büyüklük taslayıp suçlu günahkâr kimseler olmadınız mı?” (denir.)
Ayet: 32Sayfa: 500
“Allah’ın vaadi haktır, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur.” denildiğinde, “Kıyamet de neymiş? Biz bilmiyoruz. Biz yalnızca zanda bulunduk ve biz yakinen iman edenler değiliz.” dediniz.
Ayet: 33Sayfa: 501
Yaptıkları şeylerin kötü (akıbeti) onlar için açığa çıktı ve alaya aldıkları (azap) onları çepeçevre kuşattı.
Ayet: 34Sayfa: 501
Denildi ki: “Bugününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi sizi unutur (azaba terk ederiz). Barınağınız ateştir. Size yardım edecek hiç kimse yoktur.”
Ayet: 35Sayfa: 501
“Bu, Allah’ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatması nedeniyledir.” Bugün oradan çıkarılmazlar ve (dünyaya geri dönüp Allah’ı razı edecek amel yapma istekleri de) kabul görmez.
Ayet: 20Sayfa: 518
Sûr’a üfürülmüştür. Bu, tehditlerimin (vuku bulacağı) gündür.
Ayet: 21Sayfa: 518
Her nefis, yanında (onu mahşer alanına getiren) bir sürücü (ve yaptıklarına tanıklık edecek) bir şahitle gelmiştir.
Ayet: 22Sayfa: 518
Andolsun ki sen bundan gaflet içindeydin. Bugün (gerçeği görmeni engelleyen) perdeni kaldırdık. Artık görüşün demir (gibi keskin)dir.
Ayet: 23Sayfa: 518
Beraberindeki (melek) der ki: “Bu, (bugüne kadar kayıt altına aldığım kötü amelleriyle) hazır işte!”
Ayet: 24Sayfa: 518
“Atın cehenneme her inatçı kâfiri!”
Ayet: 25Sayfa: 518
“Hayrı engelleyen, haddi aşan ve şüpheci kimseyi.”
Ayet: 26Sayfa: 518
“O ki Allah’la beraber başka ilah edinmiştir. Onu çetin bir azabın içine atın.”
Ayet: 27Sayfa: 518
Beraberindeki (saptırıcı şeytan) der ki: “Rabbimiz! Onu, ben azdırmadım. Fakat o, uzak bir sapıklık içindeydi.”
Ayet: 28Sayfa: 518
Buyurur ki: “Benim yanımda çekişip tartışmayın. Ben, daha önce size tehdidimi bildirmiştim.”
Ayet: 29Sayfa: 518
“Benim yanımda söz değiştirilmez ve kullarıma zulmedici değilim.”
Ayet: 30Sayfa: 518
O gün cehenneme, “Doldun mu?” deriz. O da, “Yok mu daha fazlası?” der.
Ayet: 31Sayfa: 518
Cennet, muttakilere uzak olmaksızın yakınlaştırılmıştır.
Ayet: 32Sayfa: 518
Bu, sizden, Allah’a yönelen (ve O’nun sınırlarını) koruyan her bir kimseye vadolunandır.
Ayet: 33Sayfa: 518
Gaybta (görmediği hâlde ya da kimsenin kendisini görmediği yerlerde) Rahmân’dan korkan ve (Allah’a) yönelen bir kalple gelen kimse (için hazırlanmıştır).
Ayet: 34Sayfa: 518
Ona selamet ve esenlikle girin. Bu, ebedîlik günüdür.
Ayet: 35Sayfa: 518
Orada her istedikleri onlarındır. Yanımızda fazlası da vardır.
Ayet: 41Sayfa: 519
Münadinin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver/dikkat kesil.
Ayet: 42Sayfa: 519
O gün, çığlığı (Sûr’a üfürülüşü) hak olarak işitirler. Bu, (kabirlerden) çıkış günüdür.
Ayet: 43Sayfa: 519
Şüphesiz ki biz, diriltir ve öldürürüz. Ve dönüş bizedir.
Ayet: 44Sayfa: 519
O gün yer, onlardan (üzerlerinden) yarılıp açılır. (Kabirlerinden) hızlıca çıkarlar. Bu, bizim için kolay bir haşrdır/toplamadır.
Ayet: 41Sayfa: 532
(Sormaya gerek yoktur, çünkü) mücrimler yüzlerinden tanınır, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.
Ayet: 12Sayfa: 538
O gün, mümin erkek ve mümin kadınların nurlarının önlerinden koştuğunu ve sağlarından (amel defterlerini aldıklarını) görürsün. (Onlara denir ki:) “Bugün müjdeniz, içlerinde ebedî kalacağınız, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Bu, büyük kurtuluşun/kazancın ta kendisidir.”
Ayet: 3Sayfa: 548
(Allah katında) ne akrabalarınızın ne de evlatlarınızın size bir faydası olacaktır. (Allah) Kıyamet Günü (hakkınızda hükmedecek ve) aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir.
Ayet: 6Sayfa: 561
Rabblerini inkâr edenlere cehennem azabı vardır. O, ne kötü bir dönüş yeridir.
Ayet: 7Sayfa: 561
Oraya atıldıklarında, (ateş) kaynayıp fokurdarken onun hırıltılarını işitirler.
Ayet: 8Sayfa: 561
(Ateş) öfkeden çatlayıp ayrışacak gibi olur. Her bir topluluk (ateşin) içine atıldığında, oranın bekçileri kendilerine, “Size bir uyarıcı gelmedi mi?” diye sorarlar.
Ayet: 9Sayfa: 561
Derler ki: “Evet! Muhakkak ki bize uyarıcı geldi (fakat) biz onu yalanladık ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz yalnızca büyük bir sapıklık içindesiniz.’ dedik.”
Ayet: 10Sayfa: 561
Dediler ki: “Şayet işitiyor ya da aklediyor olsaydık, alevleri dehşet saçan ateşin ehlinden olmazdık.”
Ayet: 11Sayfa: 561
Günahlarını itiraf ettiler. Ateş ehli (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.
Ayet: 27Sayfa: 563
(Azabı) yakınlaşmış gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötü bir hâl aldı. Denildi ki: “İşte bu (ne zamanmış diye inkâr ettiğiniz ve) gerçekleşmesini talep ettiğiniz şeydir.”
Ayet: 42Sayfa: 564
Baldırın açılacağı o günde secdeye çağrılırlar, (fakat secde etmeye) güç yetiremezler.
Ayet: 43Sayfa: 565
Gözleri (korkudan) baygın (bir hâldedir). Onları zillet bürür. (Oysa) onlar sıhhatli iken secdeye çağrılırlardı.
Ayet: 13Sayfa: 566
Sûr’a tek bir üfürüşle üfürüldüğünde,
Ayet: 14Sayfa: 566
Yer ve dağlar yerinden taşınıp, (sonra da) birbirine çarpılıp parça parça olduklarında,
Ayet: 15Sayfa: 566
İşte o gün Vakıa (vuku bulması kesin olan kıyamet) vuku bulmuştur.
Ayet: 16Sayfa: 566
Gök yarılmıştır. O, o gün gevşemiş/sarkmış olacaktır.
Ayet: 17Sayfa: 566
Melekler onun çevresi üzerindedir. O gün üstlerinde bulunan sekiz (melek), Rabbinin arşını taşıyacaktır.
Ayet: 18Sayfa: 566
O gün (Allah’a) arz olunursunuz. Hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.
Ayet: 19Sayfa: 566
Kitabı sağ tarafından verilene gelince, “İşte kitabım! Alın okuyun.” der.
Ayet: 20Sayfa: 566
“Şüphesiz ki ben, hesabıma kavuşacağımı yakinen biliyordum.”
Ayet: 21Sayfa: 566
Artık o, razı olunan bir yaşam içindedir.
Ayet: 22Sayfa: 566
Yüksek bir cennette,
Ayet: 23Sayfa: 566
Koparılacak yemişleri pek yakındır.
Ayet: 24Sayfa: 566
(Ona) Geçmişte işlediğiniz amellere karşılık, afiyetle yiyip içiniz (denir).
Ayet: 25Sayfa: 566
Kitabı soldan verilene gelince, “Keşke kitabım bana verilmeseydi.” der.
Ayet: 26Sayfa: 566
“(Keşke) hesabımı hiç bilmeseydim.”
Ayet: 27Sayfa: 566
“Keşke (ölüm) her şeyi bitirseydi de (diriliş ve hesap olmasaydı).”
Ayet: 28Sayfa: 566
“Malım bana hiçbir fayda sağlamadı.”
Ayet: 29Sayfa: 566
“Gücüm/Otoritem kaybolup gitti.”
Ayet: 30Sayfa: 566
(Buyrulur ki:) “Onu tutun ve bağlayın.”
Ayet: 31Sayfa: 566
“Sonra da onu cehenneme atın.”
Ayet: 32Sayfa: 566
“Sonra da onu yetmiş zira’ uzunluğunda bir zincire vurun.”
Ayet: 33Sayfa: 566
“Çünkü o, büyük olan Allah’a iman etmezdi.”
Ayet: 34Sayfa: 566
“Yoksulu yedirmeye de teşvik etmezdi.”
Ayet: 35Sayfa: 567
“Bugün, burada onun hiçbir yakın dostu olmayacaktır.”
Ayet: 36Sayfa: 567
“Kan ve irin dışında bir yiyecekleri de yoktur.”
Ayet: 37Sayfa: 567
“Onu da yalnızca hata edenler/günahkârlar yer.”
Ayet: 8Sayfa: 567
Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün,
Ayet: 9Sayfa: 567
Dağlar (etrafa saçılmış) rengârenk yün gibi olur.
Ayet: 10Sayfa: 567
(O gün) yakın dost, dostunu sormaz.
Ayet: 11Sayfa: 568
(Birbirlerine) gösterilirler. Mücrim kimse, o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye olarak vermek ister.
Ayet: 12Sayfa: 568
Hanımını ve kardeşini,
Ayet: 13Sayfa: 568
Onu barındıran hısım akrabayı,
Ayet: 14Sayfa: 568
Yeryüzünde olanların tamamını… Sonra da (bu verdikleri) onu kurtarsın (ister).
Ayet: 15Sayfa: 568
Asla! Çünkü o, çılgınca yanan ve alevleri şiddetli cehennemdir.
Ayet: 39Sayfa: 575
Ashâbu’l Yemîn (amel defterini sağdan alacaklar) müstesna.
Ayet: 40Sayfa: 575
Onlar cennetlerdedir. Birbirlerine sorarlar.
Ayet: 41Sayfa: 575
Mücrimleri(n durumunu).
Ayet: 42Sayfa: 575
“Sizi Sakar’a/cehenneme ne sürükledi?” (derler.)
Ayet: 43Sayfa: 575
Derler ki: “Biz namaz kılanlardan değildik.”
Ayet: 44Sayfa: 575
“Miskinleri/İhtiyaç sahibi yoksulları da doyurmazdık.”
Ayet: 45Sayfa: 575
“(Batıla ve eğlenceye) dalıp gidenlerle beraber, biz de dalıp giderdik.”
Ayet: 46Sayfa: 575
“Din Günü’nü yalanlardık.”
Ayet: 47Sayfa: 575
“Yakin (ölüm) bize gelene kadar (böyle devam etti).”
Ayet: 13Sayfa: 576
O gün insana yapıp takdim ettikleri ve erteleyip (yapmadıkları) haber verilir.
Ayet: 7Sayfa: 579
Vadolunduğunuz (kıyamet) gerçekleşecektir.
Ayet: 8Sayfa: 579
Yıldızlar silindiği zaman,
Ayet: 9Sayfa: 579
Gök yarıldığı zaman,
Ayet: 10Sayfa: 579
Dağlar (âniden) savrulup parçalandığı zaman,
Ayet: 11Sayfa: 579
Resûller, belirlenmiş vakit (olan kıyamet) için toplandığı zaman.
Ayet: 29Sayfa: 580
Yalanladığınız (cehenneme) doğru gidin.
Ayet: 30Sayfa: 580
Üç kola ayrılmış (ateş dumanının) gölgelerine.
Ayet: 31Sayfa: 580
Ne gölge sağlar, ne de alevlerden korur.
Ayet: 32Sayfa: 580
Şüphesiz ki o, her biri saray kadar (büyük) kıvılcımlar atar.
Ayet: 33Sayfa: 580
Her biri sapsarı (rengi siyaha çalan) develer gibidir.
Ayet: 34Sayfa: 580
O gün, yalanlayanların vay hâline!
Ayet: 35Sayfa: 580
Bu konuşamayacakları bir gündür.
Ayet: 36Sayfa: 580
Özür beyan etmeleri için onlara izin de verilmez.
Ayet: 37Sayfa: 580
O gün, yalanlayanların vay hâline!
Ayet: 38Sayfa: 580
Bu (insanlar arasında hükmedilip araların ayrılacağı) Yevmu’l Fasl’dır. Sizi ve öncekileri topladık.
Ayet: 39Sayfa: 580
Şayet kurabileceğiniz bir tuzağınız varsa (buyurun) bana karşı tuzağınızı kurun.
Ayet: 40Sayfa: 580
O gün, yalanlayanların vay hâline!
Ayet: 46Sayfa: 583
Onu gördükleri gün, bir akşamüstü ya da bir kuşluk vakti kadar (dünyada) kalmış gibilerdir.
Ayet: 33Sayfa: 584
Kulakları sağır eden (Sûr’un) çığlığı geldiği zaman,
Ayet: 34Sayfa: 585
O gün kişi, kardeşinden kaçar,
Ayet: 35Sayfa: 585
Anne ve babasından,
Ayet: 36Sayfa: 585
Hanımından ve çocuklarından.
Ayet: 37Sayfa: 585
O gün, bunlardan her birinin kendisine yetecek bir işi/derdi vardır.
Ayet: 38Sayfa: 585
O gün (bazı) yüzler aydınlıktır.
Ayet: 39Sayfa: 585
(Yüzleri) gülmekte ve sevinç içindedir.
Ayet: 40Sayfa: 585
O gün, (bazı) yüzlerin üzerini toz kaplamıştır.
Ayet: 41Sayfa: 585
Çehrelerini (duman isi gibi) bir karartı bürümüştür.
Ayet: 42Sayfa: 585
İşte bunlar, kâfir ve facir olanların ta kendilerilerdir.
Ayet: 1Sayfa: 585
Güneş dürülüp (karartıldığında),
Ayet: 2Sayfa: 585
Yıldızlar dökülüp saçıldığında,
Ayet: 3Sayfa: 585
Dağlar yürütüldüğünde,
Ayet: 4Sayfa: 585
Hamile develer kendi hâllerine terk edildiğinde,
Ayet: 5Sayfa: 585
Vahşi hayvanlar toplandığında,
Ayet: 6Sayfa: 585
Denizler tutuşturulduğunda,
Ayet: 7Sayfa: 585
Nefisler eşleştirilip (ruhlar cesetle yeniden buluştuğunda),
Ayet: 8Sayfa: 585
Diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğunda,
Ayet: 9Sayfa: 585
Hangi günahtan ötürü öldürüldüğü (sorulduğunda),
Ayet: 10Sayfa: 585
Sahifeler yayılıp açıldığında,
Ayet: 11Sayfa: 585
Gök sökülüp dürüldüğünde,
Ayet: 12Sayfa: 585
Cehennem (ateşi) iyice harlanıp tutuşturulduğunda,
Ayet: 13Sayfa: 585
Cennet yakınlaştırıldığında,
Ayet: 14Sayfa: 585
Artık her nefis, (Kıyamet Günü için) ne hazırlayıp (beraberinde getirdiğini) öğrenmiştir.
Ayet: 1Sayfa: 586
Gök yarıldığında,
Ayet: 2Sayfa: 586
Yıldızlar dökülüp saçıldığında,
Ayet: 3Sayfa: 586
Denizler patlatılıp/fışkırıp taşırıldığında,
Ayet: 4Sayfa: 586
Kabirler ters yüz edildiğinde,
Ayet: 5Sayfa: 586
Her nefis (ne yapıp) takdim ettiğini ve (neyi terk edip) ertelediğini öğrenir.
Ayet: 13Sayfa: 586
Hiç şüphesiz ebrâr (çokça iyilik yapanlar), nimetler içerisindelerdir.
Ayet: 14Sayfa: 586
Facirlerse elbette cehennemdelerdir.
Ayet: 15Sayfa: 586
Din Günü’nde oraya gireceklerdir.
Ayet: 16Sayfa: 586
Ondan kaybolup (bir ân olsun bile) uzaklaşamayacaklardır.
Ayet: 1Sayfa: 591
Sana her şeyi örtüp bürüyecek olan (kıyametin) haberi geldi mi?
Ayet: 2Sayfa: 591
O gün, (bazı) yüzler korku ve zillet içindedir.
Ayet: 3Sayfa: 591
Çalışmış, yorulmuştur.
Ayet: 4Sayfa: 591
Kızgın ateşe girecektir.
Ayet: 5Sayfa: 591
Son derece kaynar bir çeşmeden (su) içirilir.
Ayet: 6Sayfa: 591
Onlar için (zehirli, pis kokulu, boğazı parçalayan) “darî” dikeninden başka bir yiyecek yoktur.
Ayet: 7Sayfa: 591
Ne doyurur ne de açlığı giderir.
Ayet: 8Sayfa: 591
(Bazı) yüzler vardır ki nimet içinde (mutludurlar).
Ayet: 9Sayfa: 591
Çabasından dolayı (elde ettiği sevaptan) razıdır/hoşnuttur.
Ayet: 10Sayfa: 591
Yüksek bir cennettedir.
Ayet: 11Sayfa: 591
Orada boş/faydasız söz işitmez.
Ayet: 21Sayfa: 593
Asla! Yer dağılıp paramparça olduğunda,
Ayet: 22Sayfa: 593
Rabbin geldiğinde ve melekler saf saf (dizildiklerinde),
Ayet: 23Sayfa: 593
Ve o gün cehennem de getirilir. İnsan o gün hatırlar. (Ama) hatırlamanın ona ne faydası olacak ki?
Ayet: 24Sayfa: 593
Der ki: “Keşke hayatım için bir şeyler (yapıp) takdim etmiş olsaydım.”
Ayet: 25Sayfa: 593
O gün hiç kimse (Allah’ın) azabı gibi azap edemez.
Ayet: 9Sayfa: 599
Bilmez mi? Kabirlerde olanların dışarı atıldığı,
Ayet: 10Sayfa: 599
Ve sinelerde olanın açığa çıktığı zamanı?
Ayet: 11Sayfa: 599
Hiç şüphesiz o gün, Rabbleri onlardan haberdardır.