Kur’an ile ilgili ayetler

Ey iman edenler! Açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın. Kur’ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Allah onu affetti. Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr (Kulların hak ettikleri cezayı erteleyen) Halîm’dir. (5/Mâide 101)

Şayet onu melek (bir peygamber) kılmış olsak hiç şüphesiz, (yine insan suretinde) erkek bir melek kılardık. Ve kesinlikle düştükleri şüpheye onları yine düşürürdük. (6/En'âm 9)

Şüphesiz ki Allah, cennet karşılığında müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır. Allah yolunda savaşır, öldürür ve öldürülürler. (Bu) Tevrat, İncil ve Kur’ân’da Allah’ın hak olan vaadidir. Kim Allah kadar sözüne bağlı olabilir ki? (O hâlde) yaptığınız bu alışverişten dolayı müjdelenin. En büyük kurtuluş budur işte! (9/Tevbe 111)

İnsanları uyarman ve iman edenleri Rableri katında değerli bir konumda olmakla müjdelemen için, içlerinden bir adama vahyedişimiz insanlara tuhaf mı geldi? Kâfirler dediler ki: “Şüphesiz ki bu, apaçık bir sihirbazdır.” (10/Yûnus 2)

Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar: “Bundan başka bir Kur’ân getir ya da onu değiştir.” derler. De ki: “Onu keyfî olarak değiştirmem olacak şey değildir. Ben, ancak bana vahyedilene uyarım. Şüphesiz ki ben, Rabbime isyan ettiğim takdirde büyük günün azabından korkarım.” (10/Yûnus 15)

Bu Kur’ân’ın, Allah’tan başka birileri tarafından uydurulması olacak şey değildir. O, önünde olanı doğrulayan ve Kitab’ı detaylı biçimde açıklayan (bir Kitap’tır). Âlemlerin Rabbi olan (Allah tarafından indirildiğinde) hiçbir şüphe yoktur. (10/Yûnus 37)

Hangi işe koyulursan koyul, o işe dair Kur’ân’dan hangi ayeti okuyor olursan ol, siz bir işe koyulup kendinizi o işe verdiğinizde biz mutlaka sizin üzerinizde şahidiz. Zerre kadar dahi olsa yerde ve gökte hiçbir şey Rabbine gizli kalmaz. Hatta bundan (zerreden) daha küçüğü ve daha büyüğü mutlaka apaçık bir Kitap’ta yazılıdır. (10/Yûnus 61)

Şayet (okunan bir kitapla) dağlar yürütülse ya da onun aracılığıyla yeryüzü parçalansa veya onunla ölülerle konuşulacak olsa (hiç şüphesiz o, Kur’ân olurdu). (Hayır, öyle değil!) Bilakis, yetkinin tamamı Allah’a aittir. İman edenler henüz anlamadı mı ki şayet Allah dileseydi tüm insanlığa hidayet ederdi. Allah’ın vaadi gelinceye dek, yaptıklarından ötürü o kâfirlerin başına yerle bir eden bir musibet gelecek ya da evlerinin yakınında vaki olacak. Allah, sözünden dönmez. (13/Ra'd 31)

Elif, Lâm, Râ. Bu, Kitab’ın ve apaçık/açıklayıcı olan Kur’ân’ın ayetleridir. (15/Hicr 1)

Andolsun ki sana Sebu’l Mesani’yi/tekrar eden yediyi (Fâtiha Suresi’ni) ve büyük Kur’ân’ı verdik. (15/Hicr 87)

Onlar ki Kur’ân’ı (bir kısmına inanıp bir kısmını reddettikleri) parçalara ayırdılar. (15/Hicr 91)

Kur’ân okuyacağın zaman kovulmuş/taşlanmış şeytandan Allah’a sığın. (16/Nahl 98)

Andolsun ki öğüt alsınlar diye bu Kur’ân’da (hakikatleri) çeşitli yollarla açıkladık. Fakat (bu,) onların ancak kaçıp uzaklaşmalarını arttırdı. (17/İsrâ 41)

Kur’ân okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanlar arasına görünmez/manevi bir perde çekeriz. (17/İsrâ 45)

Andolsun ki bu Kur’ân’da insanlar için her örnekten çeşitli açıklamalar yapmışızdır. İnsanların çoğu ise (öğüt almak yerine) küfürde direttiler. (17/İsrâ 89)

Andolsun ki bu Kur’ân’da insanlar için her türlü örnekten çeşitli açıklamalar yapmışızdır. İnsan her şeyden fazla tartışmacıdır. (18/Kehf 54)

Biz sana, bu Kur’ân’ı sıkıntı çekmen için indirmedik. (20/Tâhâ 2)

Allah Resûlü (sav), müşrikler Kur’ân’a iman etmiyor diye sıkıntı çekiyor, üzülüyordu (18/Kehf, 6). Allah (cc), üzülmemesini (35/Fâtır, 8), Allah’a tevekkül etmesini (9/Tevbe, 129), onların iman etmeyişinde Resûl’ün bir sorumluluğunun olmadığını (2/Bakara, 282), Allah’ın ve müminlerin desteğinin Nebi için yeterli olacağını (8/Enfâl, 62) belirterek teselli etti.

(Mutlak hâkimiyet/egemenlik sahibi, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden) El-Melik, El-Hak olan Allah yücedir. Kur’ân’ın sana vahyedilişi bitmeden (onu ezberlemek için) acele etme! De ki: “Rabbim, benim ilmimi arttır.” (20/Tâhâ 114)

Resûl der ki: “Rabbim! Şüphesiz ki benim kavmim, bu Kur’ân’ı terk edilmiş olarak bıraktılar.” (25/Furkân 30)

Kıyamet günü Allah Resûlü’nün (sav) şikayet ederek davacı olacağı insanlar, Kur’ân’ı mehcur, terk edilmiş bir hâlde bırakıp onu harabeye çevirmiş olan insanlardır. Kur’ân’ı terk; ona iman etmeyi, onunla amel etmeyi, onu kanun yapıp onunla hükmetmeyi, onu insanlara anlatıp onunla cihad etmeyi, onu okumayı ve onun ayetleri üzerinde düşünüp onda hidayet aramayı terk etmek gibi Kur’ân’a karşı sorumlu olduğumuz her alanı kapsar. Her kişi ona karşı sorumluluğunu terk ettiği oranda onu mehcur bırakacak ve Resûlullah’ın (sav) davalısı olacaktır.

Tâ, Sîn. Bu, Kur’ân’ın ve apaçık Kitab’ın ayetleridir. (27/Neml 1)

Müminler için bir hidayet ve müjdedir. (27/Neml 2)

O (müminler ki) namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir ve ahirete de yakinen iman ederler. (27/Neml 3)

Şüphesiz ki ahirete inanmayanların amellerini kendilerine süslü gösterdik. Böylece onlar, şaşkınlık içinde bocalamaktadırlar. (27/Neml 4)

Böylelerine azabın en kötüsü vardır ve onlar ahirette en fazla hüsrana uğrayacak olanlardır. (27/Neml 5)

Kuşkusuz, bu Kur’ân’ı hüküm ve hikmet sahibi, her şeyi bilen (Allah’tan) almaktasın. (27/Neml 6)

Kuşkusuz bu Kur’ân, İsrailoğullarının anlaşmazlığa düştüğü çoğu konuyu onlara anlatıp (açıklar). (27/Neml 76)

“Ve Kur’ân’ı okumakla (emrolundum). Kim hidayet bulursa kendi yararına hidayet bulmuştur. Kim de sapıtırsa de ki: ‘Ben, ancak uyarıcılardan biriyim.’ ” (27/Neml 92)

Şüphesiz ki sana bu Kur’ân’ı (okumayı, yaşamayı, onunla cihad edip insanları ona davet etmeyi) farz kılan Allah, seni dönülecek yere (Mekke’ye) döndürecektir. De ki: “Kimin hidayetle geldiğini kimin de apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi Rabbim bilir.” (28/Kasas 85)

Andolsun ki biz, bu Kur’ân’da insanlar için her türlü örneği verdik. Şayet sen onlara bir ayet/mucize getirecek olsan o kâfirler mutlaka: “Siz, batıl uyduranlardan başkası değilsiniz.” derler. (30/Rûm 58)

Kâfirler dediler ki: “Bu Kur’ân’a da onun öncesinde gelmiş (Kitaplara da) inanmayız.” Sen, o zalimleri Rablerinin huzurunda durdurulurken bir görseydin! Birbirlerine laf atarlar. Zayıf bırakılmış (mustazaflar), büyüklenen (müstekbirlere) derler ki: “Siz olmamış olsaydınız biz, müminler olurduk.” (34/Sebe’ 31)

Hüküm ve hikmetler barındıran Kur’ân’a andolsun. (36/Yâsîn 2)

Biz ona şiir öğretmedik, bu ona yakışmaz da. O, yalnızca bir zikir/öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır. (36/Yâsîn 69)

Sâd. Çok şerefli/öğüt dolu Kur’ân’a andolsun. (38/Sâd 1)

Andolsun ki öğüt almaları için bu Kur’ân’da insanlara her türlü örneği verdik. (39/Zümer 27)

İçinde hiçbir eğrilik olmayan Arapça bir Kur’ân’la (örnekler verdik). Umulur ki korkup sakınırlar. (39/Zümer 28)

(Bu,) bilen bir topluluk için Arapça okunan, ayetleri detaylı olarak açıklanmış bir Kitap’tır. (41/Fussilet 3)

Şüphesiz ki akletmeniz için onu Arapça bir Kitap kıldık. (43/Zuhruf 3)

Onların, (dünyada iken) neler söylediğini en iyi biz biliriz. Sen, onların üzerinde bir zorba değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur’ân’la öğüt ver. (50/Kâf 45)

Kur’ân’ı öğretti. (55/Rahmân 2)

Hiç kuşkusuz o, Kur’ân-ı Kerim’dir. (56/Vâkıa 77)

O kâfirler zikri/Kur’ân’ı işittiklerinde, neredeyse gözleriyle ayaklarını kaydırıp (seni devireceklerdi). Ve derler ki: “Şüphesiz ki o, bir delidir.” (68/Kalem 51)

Şüphesiz ki Rabbin, gecenin üçte ikisinde, yarısında ve üçte birinde senin ve beraberindeki bir grubun (namaz için) kalktığını bilir. Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. O sizin (gece boyu namaza) güç yetiremeyeceğinizi bildi. (Buna binaen) tevbelerinizi kabul etti. Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun. Sizden hastalananlar olacağını, başkalarının yeryüzünde Allah’ın lütfunu arayarak yolculuk edeceğini, bir diğerlerinin Allah yolunda savaşacağını bildi. (O hâlde) Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için hayır olarak ne takdim etmişseniz, onu Allah’ın yanında daha hayırlı ve mükâfatı daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan bağışlanma dileyin. Çünkü Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (73/Müzzemmil 20)

Hiç şüphesiz, Kur’ân’ı (parça parça) sana indiren biziz. (76/İnsân 23)

Onlara Kur’ân okunduğunda secde etmiyorlar. (84/İnşikâk 21)

Bilakis o, şerefli bir Kur’ân’dır. (85/Burûc 21)