Kur'ân
KUR'ÂN VE SEMAVİ KİTAPLARBu konuyla ilgili ayetler
Ey iman edenler! Açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın. Kur’ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Allah onu affetti. Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr ve (kulların hak ettikleri cezayı erteleyen) Halîm’dir.
Şayet onu melek (bir peygamber) kılmış olsak hiç şüphesiz, (yine insan suretinde) erkek bir melek kılardık. Ve kesinlikle düştükleri şüpheye onları yine düşürürdük.
Şüphesiz ki Allah, cennet karşılığında müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır. Allah yolunda savaşır, öldürür ve öldürülürler. (Bu;) Tevrât, İncîl ve Kur’ân’da Allah’ın hak olan vaadidir. Kim sözüne Allah kadar bağlı olabilir ki? (O hâlde) yaptığınız bu alışverişten dolayı müjdelenin. En büyük kurtuluş budur işte!
(Ne ilginç!) İçlerinden bir adama, “İnsanları uyar ve iman edenleri Rabbleri katında değerli bir konumda olmakla müjdele!” diye vahyedişimiz insanlara tuhaf mı geldi? Kâfirler dediler ki: “Şüphesiz ki bu, apaçık bir sihirbazdır.”
Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, “Bundan başka bir Kur’ân getir ya da onu değiştir.” derler. De ki: “Onu keyfî olarak değiştirmem olacak şey değildir. Ben, ancak bana vahyedilene uyarım. Şüphesiz ki ben, Rabbime isyan ettiğim takdirde büyük günün azabından korkarım.”
Bu Kur’ân’ın, Allah’tan başka birileri tarafından indirilmesi (uydurulmuş olması) mümkün değildir. O, kendinden önceki (Kitapları) doğrulayan ve Kitab’ı detaylı biçimde açıklayan (ayetlerinin bir kısmı diğer bir kısmını tefsir eden bir Kitap’tır). Âlemlerin Rabbi olan (Allah tarafından indirildiğinde) hiçbir şüphe yoktur.
Hangi işe koyulursan koyul, o işe dair Kur’ân’dan hangi ayeti okuyor olursan ol, siz bir işe koyulup kendinizi o işe verdiğinizde biz mutlaka sizin üzerinizde şahidiz. Zerre kadar dahi olsa, yerde ve gökte hiçbir şey Rabbine gizli kalmaz. Hatta bundan (zerreden) daha küçüğü ve daha büyüğü mutlaka apaçık bir Kitap’ta yazılıdır.
Şayet okunan bir kitapla dağlar yürütülse ya da onun aracılığıyla yeryüzü parçalansa veya onunla ölülerle konuşulacak olsa (hiç şüphesiz o, Kur’ân olurdu). (Hayır, öyle değil!) Bilakis, yetkinin tamamı Allah’a aittir. İman edenler henüz anlamadı mı ki şayet Allah dileseydi tüm insanlığa hidayet ederdi. Allah’ın vaadi gelinceye dek, yaptıklarından ötürü o kâfirlerin başına yerle bir eden bir musibet gelecek ya da evlerinin yakınında vaki olacak. Allah, sözünden dönmez.
Elif, Lâm, Râ. Bu, Kitab’ın ve apaçık/açıklayıcı olan Kur’ân’ın ayetleridir.
Andolsun ki sana, Seb’u’l Mesânî’yi/tekrar eden yediyi (Fâtiha Suresi’ni) ve büyük Kur’ân’ı verdik.
Onlar ki Kur’ân’ı (bir kısmına inanıp bir kısmını reddettikleri) parçalara ayırdılar.
Kur’ân okuyacağın zaman kovulmuş/taşlanmış şeytandan Allah’a sığın.
Andolsun ki öğüt alsınlar diye bu Kur’ân’da (hakikatleri) çeşitli yollarla açıkladık. Fakat (bu,) onların ancak kaçıp uzaklaşmalarını arttırdı.
Kur’ân okuduğun zaman, seninle ahirete inanmayanlar arasına görünmez/manevi bir perde çekeriz.
Andolsun ki bu Kur’ân’da, insanlar için her örnekten çeşitli açıklamalar yapmışızdır. İnsanların çoğu ise (öğüt almak yerine) küfürde direttiler.
Andolsun ki bu Kur’ân’da, insanlar için her türlü örnekten çeşitli açıklamalar yapmışızdır. İnsan her şeyden fazla tartışmacıdır.
Biz sana, bu Kur’ân’ı sıkıntı çekmen için indirmedik.
(Mutlak hâkimiyet/egemenlik sahibi, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden) El-Melik ve (hak ve hakikatin kaynağı) El-Hak olan Allah yücedir. Kur’ân’ın sana vahyedilişi bitmeden (onu ezberlemek için) acele etme! De ki: “Rabbim, benim ilmimi arttır.”
Resûl der ki: “Rabbim! Şüphesiz ki benim kavmim, bu Kur’ân’ı terk edilmiş olarak bıraktı.”
Tâ, Sîn. Bu, Kur’ân’ın ve apaçık Kitab’ın ayetleridir.
Müminler için bir hidayet ve müjdedir.
O (müminler ki) namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir ve ahirete de yakinen iman ederler.
Şüphesiz ki ahirete inanmayanların amellerini kendilerine süslü gösterdik. Böylece onlar, şaşkınlık içinde bocalamaktalardır.
Böylelerine azabın en kötüsü vardır ve onlar ahirette en fazla hüsrana uğrayacak olanlardır.
Kuşkusuz, bu Kur’ân’ı hüküm ve hikmet sahibi, her şeyi bilen (Allah’tan) almaktasın.
Kuşkusuz bu Kur’ân, İsrâîloğullarının anlaşmazlığa düştüğü çoğu konuyu onlara anlatıp (açıklar).
“Ve Kur’ân’ı okumakla (emrolundum). Kim hidayet bulursa, kendi yararına hidayet bulmuştur. Kim de sapıtırsa de ki: ‘Ben, ancak uyarıcılardan biriyim.’ ”
Şüphesiz ki sana bu Kur’ân’ı (okumayı, yaşamayı, onunla cihad edip insanları ona davet etmeyi) farz kılan Allah, seni dönülecek yere (Mekke’ye) döndürecektir. De ki: “Kimin hidayetle geldiğini kimin de apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi Rabbim bilir.”
Andolsun ki biz, bu Kur’ân’da insanlar için her türlü örneği verdik. Şayet sen onlara bir ayet/mucize getirecek olsan o kâfirler mutlaka, “Siz, batıl uyduranlardan başkası değilsiniz.” derler.
Kâfirler dediler ki: “Bu Kur’ân’a da onun öncesinde gelmiş (Kitaplara da) inanmayız.” Sen, o zalimleri Rabblerinin huzurunda durdurulurken bir görseydin! Birbirlerine laf atarlar. Zayıf bırakılmış (mustazaf)lar, büyüklenen (müstekbir)lere derler ki: “Siz olmamış olsaydınız biz, müminler olurduk.”
Hüküm ve hikmetler barındıran Kur’ân’a andolsun.
Biz ona şiir öğretmedik, bu ona yakışmaz da. O, yalnızca bir zikir/öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır.
Sâd. Çok şerefli/Öğüt dolu Kur’ân’a andolsun.
Andolsun ki öğüt almaları için bu Kur’ân’da insanlara her türlü örneği verdik.
İçinde hiçbir eğrilik olmayan, Arapça bir Kur’ân’la (örnekler verdik). Umulur ki korkup sakınırlar.
(Bu,) bilen bir topluluk için Arapça okunan, ayetleri detaylı olarak açıklanmış bir Kitap’tır.
Akletmeniz için onu Arapça bir Kitap kıldık.
Onların, (dünyada iken) neler söylediğini en iyi biz biliriz. Sen, onların üzerinde bir zorba değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur’ân’la öğüt ver.
Kur’ân’ı öğretti.
Hiç kuşkusuz o, Kur’ân-ı Kerim’dir.
O kâfirler zikri/Kur’ân’ı işittiklerinde, neredeyse gözleriyle ayaklarını kaydırıp (seni devireceklerdi). Ve derler ki: “Şüphesiz ki o, bir delidir.”
Şüphesiz ki Rabbin, gecenin üçte ikisine yakınında, yarısında ve üçte birinde senin ve beraberindeki bir grubun (namaz için) kalktığını bilir. Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. O sizin (gece boyu namaza) güç yetiremeyeceğinizi bildi. (Buna binaen) tevbelerinizi kabul etti. Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun. Sizden hastalananlar olacağını, başkalarının yeryüzünde Allah’ın lütfunu arayarak yolculuk edeceğini, bir diğerlerinin Allah yolunda savaşacağını bildi. (O hâlde) Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için hayır olarak ne takdim etmişseniz, onu Allah’ın yanında daha hayırlı ve mükâfatı daha büyük olarak bulacaksınız. Allah’tan bağışlanma dileyin. Çünkü Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr ve (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.
Hiç şüphesiz, Kur’ân’ı (parça parça) sana indiren biziz.
Onlara Kur’ân okunduğunda secde etmiyorlar.
Bilakis o, şerefli bir Kur’ân’dır.