Peygamberin Yetki Sınırı ile ilgili ayetler

De ki: “Size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır.’ demiyorum, ben gaybı da bilmem, melek olduğumu da söylemiyorum. Yalnızca bana vahyedilene uyuyorum.” De ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? Düşünmeyecek misiniz?” (6/En'âm 50)

O (Kur’ân), hak olmasına rağmen kavmin onu yalanladı. De ki: “Ben üzerinize (işlerinizin havale edildiği, yaptıklarınızın karşılığını verecek) bir vekil değilim.” (6/En'âm 66)

Şüphesiz ki Rabbinizden size (feraset ve derin görüş kazandıracak) basiretler geldi. Kim görürse kendi lehine kim de görmek istemezse kendi aleyhinedir. Ben, üzerinizde bir koruyan/gözetleyen değilim. (6/En'âm 104)

Rabbinden sana vahyedilene uy! O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir. (6/En'âm 106)

Şayet Allah dileseydi şirk koşmazlardı. Seni, onlar üzerine koruyup gözetleyen (biri) kılmadık. Ve sen, onlar üzerine bir vekil de değilsin. (6/En'âm 107)

De ki: “Allah’ın dilemesi dışında kendime ne bir zarar verebilirim ne de fayda sağlayabilirim. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir saat/bir an onun gerisinde kalır ne de önüne geçebilirler.” (10/Yûnus 49)

De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki size, Rabbinizden hak gelmiştir. Her kim (hakka uyarak) hidayet bulursa kendi lehine hidayet bulmuştur. Kim de (haktan yüz çevirerek) sapıtırsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Ben (sizi sapıklıktan korumak ve hidayet üzere olmanızı sağlamak zorunda olan) bir vekil de değilim.” (10/Yûnus 108)

“Ona bir hazine indirilmeli ya da onunla beraber bir melek gelmesi gerekmez miydi?” demeleri nedeniyle, sana vahyedilenin bir kısmını (anlatmayı) bırakıp göğsünü daraltacak değilsin herhalde? Sen ancak bir uyarıcısın. Allah, her şeye vekildir. (11/Hûd 12)

Şirk koşanlar dediler ki: “Şayet Allah dileseydi ne biz ne de babalarımız, O’nun dışındaki hiçbir varlığa ibadet etmez ve O’nun belirlediği haramlar dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de aynen böyle yaptılar. Resûllerin apaçık bir tebliğden başka görevi mi var? (16/Nahl 35)

Tevhid daveti karşısında söyleyecek söz bulamayan müşrikler, kadercilik yapmakta, hatalarının sorumluluğunu Allah’ın (cc) meşietine/dilemesine yıkmaktaydılar. “Şayet Allah (cc) hâlimizden memnun olmasa bizi kınar, azap eder, bunca imkânı vermezdi.” diye düşünmekteydiler.

Allah (cc), tüm müşriklerin aynı yanılgıya kapıldığını belirttikten sonra şüphelerini şöyle çürüttü: “Şayet Allah (cc) sizden ve yaptıklarınızdan hoşnut olsa apaçık bir mesajla elçiler gönderip sizi yalnızca Allah’a (cc) ibadete ve O’nun dışında kulluk ettiğiniz tağutlardan uzaklaşmaya davet etmezdi.”

Şayet yüz çevirirlerse sana düşen, ancak apaçık bir tebliğdir. (16/Nahl 82)

Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak yolladık. (25/Furkân 56)

Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler/mucizeler gelmesi gerekmez miydi?” De ki: “Ayetler, ancak Allah katındadır. Ve ben yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.” (29/Ankebût 50)

Şayet yüz çevirirlerse seni, onların üzerine (amellerini kayıt altına alan bir) gözetleyici kılmadık. Senin vazifen yalnızca tebliğdir. Şüphesiz ki biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımızda bundan dolayı sevinip şımarır. Şayet ellerinin (yapıp) takdim ettiği (ameller) nedeniyle başına bir kötülük gelse şüphesiz ki insan nankör oluverir. (42/Şûrâ 48)

De ki: “Ben, resûllerin ilki değilim. Ve ben, bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyuyorum. Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.” (46/Ahkâf 9)