Peygamberlerin Gönderilmesi ile ilgili ayetler

Andolsun ki Musa’ya Kitab’ı verdik ve onun ardından peş peşe resûller gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da apaçık deliller verdik ve onu Ruhu’l Kudüs’le (Cibril’le) destekledik. Resûl, hevanıza uygun olmayan bir şey getirdiğinde, her seferinde büyüklenecek (o resûllerin) bir kısmını yalanlayıp, bir kısmını öldürecek misiniz? (2/Bakara 87)

Allah katından, yanlarında olan Kitab’ı doğrulayan bir resûl kendilerine geldiğinde, kendilerine Kitap verilenlerden bir grup bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitabı’nı sırtlarının gerisine attılar. (2/Bakara 101)

Kitab’ı sırtlarının gerisine atarak ona karşı ilgisiz kalan Yahudiler, bu davranışları sebebiyle sihir ve şeytanların uydurduğu yalanlara uymakla cezalandırılırlar. Vahiyden yüz çeviren ve vahye karşı ilgisiz kalan her toplum, dünya ve ahiretlerini hüsrana uğratacak bir batıla uymak durumunda kalırlar. Bir sonraki ayet, bu hakikati anlatmaktadır.

Şüphesiz biz seni bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Sen cehennem ehlinden sorguya çekilmeyeceksin. (2/Bakara 119)

Rabbimiz! Onlara (soyumuz) içinden onlardan olan, senin ayetlerini okuyan, Kitab’ı ve hikmeti öğreten ve onları arındıran bir resûl gönder. Şüphesiz ki sen, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’sin. (2/Bakara 129)

Her Müslimin vazifesi, Allah’ın (cc) ayetlerini okumak, Kitab’ı ve hikmeti öğrenmek ve nefsin fücurundan arınmak için çaba göstermek olmalıdır.

Size içinizden bir Resûl gönderdik. Size ayetlerimizi okuyor, sizi arındırıyor, size Kitab’ı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğretiyor. (2/Bakara 151)

Başına gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her kötülük de kendindendir. Seni insanlara Resûl olarak gönderdik. (Senin hak Peygamber olduğuna) şahit olarak Allah yeter. (4/Nîsa 79)

Ey insanlar! Şüphesiz ki Resûl, Rabbinizden hak ile size gelmiştir. (O’na) iman edin. (Bu) sizin için en hayırlı olandır. Şayet inkâr ederseniz şüphesiz ki göklerde ve yerde olanların tamamı Allah’a aittir. Allah (her şeyi bilen) Alîm, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (4/Nîsa 170)

Ey Ehl-i Kitap! Şüphesiz ki Kitap’tan gizlemekte olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan ve büyük bir bölümünü de görmezden gelen/üzerinde durmayan Resûlümüz size geldi. Şüphesiz ki size, Allah’tan bir nur ve apaçık/açıklayıcı bir Kitap geldi. (5/Mâide 15)

Allah onunla (Kitap ve Resûl’le), rızasına uyanları yolun en doğru olanına iletir, onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru yola hidayet eder. (5/Mâide 16)

Ey Ehl-i Kitap! Resûllerin kesintiye uğradığı bir zamanda: “Bize ne bir müjdeci ne de bir uyarıcı geldi.” demeyesiniz diye size açıklayan Resûlümüz geldi. Şüphesiz ki size, müjdeci de uyarıcı da geldi. Allah, her şeye kadîrdir. (5/Mâide 19)

Bundan dolayı, İsrailoğullarına (şöyle) yazdık: Kim bir nefsi başka bir nefse ya da yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmaksızın öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim de (meşru bir sebep olmadığı için öldürmeyi terk ederek) onu ihya ederse bütün insanlığı ihya etmiş gibi olur. Andolsun ki resûllerimiz apaçık delillerle onlara geldi. Bundan sonra onların birçoğu, bunun ardından yeryüzünde taşkınlık etmektedirler. (5/Mâide 32)

(Allah, kıyamet günü:) “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan, sizi bu gününüzle uyaran resûller gelmedi mi?” (dediğinde onlar:) “Nefislerimiz aleyhine şahitlik ederiz.” diyecekler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduğuna tanıklık ettiler. (6/En'âm 130)

Ey Âdemoğulları! İçinizden, ayetlerimi size okuyup/anlatan resûller geldiğinde her kim korkup sakınır ve ıslah ederse onların üzerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (7/A'râf 35)

Biz, onların göğüslerinde kine/hınca/öfkeye dair ne varsa hepsini çekip almışızdır. Onların altlarından ırmaklar akar. “Bizi buna ulaştıran Allah’a hamd olsun. Eğer Allah, bizi bu (nimetlere) eriştirmeseydi kendiliğimizden bunlara erişmemiz mümkün olmazdı. Andolsun ki Rabbimizin resûlleri bize hakla geldiler.” Onlara: “İşte bu, yaptığınız (salih) amellere karşılık mirasçısı kılındığınız cennettir.” diye seslenilir. (7/A'râf 43)

Onlar onun (haber verdiği hakikatin) tevilinden/vuku bulmasından başka bir şey mi bekliyorlar? Onun (haber verdiklerinin) vuku bulduğu gün, onu daha önceden unutmuş olanlar diyecekler ki: “Şüphesiz ki Rabbimizin resûlleri, bize hak olanı getirmişlerdi. Acaba (Allah’ın azabından kurtulmamız için) bize şefaat edecek şefaatçiler var mıdır? Ya da (dünyaya) geri çevrilsek de (daha önce) yaptıklarımızdan farklı olarak (Allah’ı razı edecek) ameller yapsak?” Muhakkak ki kendilerini hüsrana uğratmış, (Allah’a) iftira ederek uydurdukları (hurafeler) kaybolup gitmiştir. (7/A'râf 53)

Andolsun ki Nuh’u kavmine (peygamber olarak) yolladık. Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet/kulluk edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) bir ilahınız yoktur. Şüphesiz ki ben, sizler için o büyük günün azabından korkmaktayım.” (7/A'râf 59)

Demişti ki: “Ey kavmim! Bende sapıklık yok. Lakin ben âlemlerin Rabbi olan (Allah tarafından gönderilmiş) bir elçiyim.” (7/A'râf 61)

Âd kavmine de kardeşleri Hud’u (peygamber olarak yolladık). Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet/kulluk edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) bir ilahınız yoktur. Korkup sakınmayacak mısınız?” (7/A'râf 65)

Kavminin önde gelenlerinden kâfir olanlar demişlerdi ki: “Seni kıt akıllı biri olarak görüyor ve kesinlikle senin yalancı biri olduğunu sanıyoruz.” (7/A'râf 66)

Demişti ki: “Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yoktur. Fakat ben âlemlerin Rabbi (tarafından gönderilmiş) bir elçiyim.” (7/A'râf 67)

Musa demişti ki: “Ey Firavun! Şüphesiz ben, âlemlerin Rabbinden (gelen) bir elçiyim.” (7/A'râf 104)

Müşrikler hoşlanmasa da tüm dinlere üstün gelsin diye Resûlü’nü hidayet ve hak dinle gönderen O’dur. (9/Tevbe 33)

Andolsun ki size, içinizden olan, sizi zora sokan şeylerin kendisine ağır geldiği, size pek düşkün, müminlere karşı şefkatli ve merhametli olan bir Resûl gelmiştir. (9/Tevbe 128)

Şayet yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Yalnızca O’na tevekkül ettim. O, büyük arşın Rabbidir.” (9/Tevbe 129)

Sonra, onun ardından birçok resûlü kavimlerine gönderdik. (Onlar) kavimlerine apaçık belgeler getirdiler. Evvelce yalanladıkları şeye iman edecek değillerdi ya! Haddi aşanların kalplerini işte böyle mühürleriz. (10/Yûnus 74)

Andolsun ki Musa’yı ayetlerimizle ve apaçık (güçlü) bir delille yolladık. (11/Hûd 96)

Senden önce kendilerine vahyettiğimiz şehir ahalisinden olan erkeklerden başkasını (resûl olarak) göndermedik. Kendilerinden önce (yaşayanların) akıbetini görmek için yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Hiç şüphesiz ahiret yurdu, (Allah’tan) korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz? (12/Yûsuf 109)

Sana vahyettiğimizi onlara okuyasın diye seni kendilerinden önce nice ümmetin gelip geçtiği bir toplum içinde (risaletle) görevlendirdik. Onlarsa Er-Rahmân’ı inkâr ediyorlar. De ki: “O benim Rabbimdir. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Yalnızca O’na tevekkül ettim ve dönüşüm/tevbem de O’nadır.” (13/Ra'd 30)

Andolsun ki senden önce resûller yolladık ve onlara eşler ve evlatlar verdik. Hiçbir resûlün, Allah’ın izni olmaksızın bir ayet getirmesi olacak şey değildir. (Allah’ın indirdiği her) Kitab’ın belli bir müddeti vardır. (13/Ra'd 38)

Andolsun ki biz, Musa’yı: “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat.” diye ayetlerimizle yolladık. Şüphesiz ki bunda, çok sabırlı olan ve çokça şükredenler için (ibret alınacak) ayetler vardır. (14/İbrahîm 5)

Andolsun ki senden önceki toplumlar içinde de resûller gönderdik. (15/Hicr 10)

Onlara hangi resûl gelmişse, mutlaka onunla alay ederlerdi. (15/Hicr 11)

Andolsun ki biz her ümmet arasında: “Allah’a ibadet/kulluk edin ve tağuttan kaçının.” (diye tebliğ etmesi için) resûl göndermişizdir. Allah içlerinden kimisine hidayet bahşetti, kimisine ise sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezip dolaşın ve yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın. (16/Nahl 36)

Tağut kavramı için bk. 2/Bakara, 256.

Biz, senden önce kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (resûl olarak) göndermedik. Şayet bilmiyorsanız (vahiy bilgisine sahip) zikir ehline sorun. (16/Nahl 43)

(Peygamberleri) apaçık deliller ve Kitaplarla (yolladık). Sana da bu zikri/Kur’ân’ı indirdik ki insanlara indirileni onlara açıklayasın. Umulur ki düşünürler. (16/Nahl 44)

Peygamber’in (sav) Kur’ân’a dönük iki temel vazifesi vardır:

a. Onu eksiksiz bir şekilde insanlara ulaştırmak yani tebliğ. (Bk. 5/Mâide, 67)

b. İndirilen Kur’ân’ı açıklayıp beyan etmek. Allah Resûlü’nün (sav) söz ve davranışlarını yani Sünneti’ni değerli kılan da budur. O (sav), Allah’ın gözetimi altında 23 yıl boyunca bir yandan inen ayetleri insanlara okumuş, diğer yandan söz ve davranışlarıyla (Sünnet ile) Allah’ın (cc) ayetlerden neyi murat ettiğini belirtmiştir. Her iki vazifesini de en güzel şekilde ve eksiksiz olarak ifa ettiğinden, Allah (cc) onu her konuda insanlığa örnek göstermiştir. (Bk. 33/Ahzâb, 21)

Allah’a yemin olsun ki senden önceki ümmetlere de (resûller) gönderdik. Şeytan amellerini onlara süslü gösterdi. O, bugün de onların velisidir/dostudur. Onlara can yakıcı bir azap vardır. (16/Nahl 63)

Andolsun ki onlara içlerinden bir resûl geldi. (Fakat) onu yalanladılar. Zulümlerine devam eder bir haldeyken azap onları yakalayıverdi. (16/Nahl 113)

Senden önce gönderdiklerimiz de ancak kendilerine vahyettiğimiz erkeklerdi. Şayet bilmiyorsanız zikir ehline sorun. (21/Enbiya 7)

Onları yemek yemeyen cesetler kılmadık. Hem (bu dünyada) ebedî kalacak da değillerdir. (21/Enbiya 8)

Senden önce gönderdiğimiz her resûle: “Şüphesiz ki benden başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. O hâlde yalnızca bana kulluk/ibadet edin.” diye vahyetmişizdir. (21/Enbiya 25)

Kelime-i Tevhid red ve ispat içerikli iki cümleden oluşmaktadır. “La ilahe” diyerek uluhiyet tamamen reddedilmekte, “İllallah” diyerek uluhiyet yalnızca Allah (cc) için ispat edilmektedir. İlah nedir? İlah, Kur’ân ıstılahında, kendisine ibadet edilen demektir. Okumakta olduğumuz Enbiyâ Suresi 25. ayeti dışında 19/Meryem 81-82, 43/Zuhruf 45. ayetler de bu anlama işaret etmiştir. Yani, Lailaheillallah dediğimizde: “Allah’ın dışında ibadeti hak eden hiçbir varlık yoktur ve yalnızca Allah’a ibadet edeceğim.” demiş oluruz. İlah, sanıldığı gibi yaratan, rızık veren, yaşatan ve öldüren gibi anlamlara gelmez. Öyle olmuş olsa müşriklerin Kelime-i Tevhid’e davet edilmesi anlamsız olurdu. Zira onlar, bunların tamamına inandıklarını söylüyorlardı. (Bk. 10/Yûnus, 31-32) Ancak onlar dua, adak, tavaf gibi ibadetleri Allah’tan başka varlıklara yapıyor, Allah’ın kanunları dışında kanunlar koyan ve toplumu bunlarla yöneten yöneticilerin peşinden gidiyorlardı. Böylece, Allah’tan başkasına ibadet ediyor ve Allah’ın dışında ilah edinmiş oluyorlardı. (Bk. 10/Yûnus, 18; 9/Tevbe, 31; 12/Yûsuf, 37-40)

Biz seni yalnızca âlemlere rahmet olarak yolladık. (21/Enbiya 107)

Senden önce göndermiş olduğumuz tüm resûl ve nebiler, (Allah’ın Kitabı’nı) okumaya başladığında mutlaka şeytan, onun okumasına bir şeyler karıştırmak istemiştir. Allah, şeytanın karıştırmaya çalıştığı (vesvese ve zanları) giderir, sonra da ayetlerini muhkem kılıp sağlamlaştırır. Allah, (her şeyi bilen) Alîm, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (22/Hac 52)

Andolsun ki Nuh’u kavmine gönderdik. Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) ilahınız yok. (Allah’tan) korkmaz mısınız?” (23/Mü'minûn 23)

Onlara kendi içlerinden: “Allah’a ibadet edin, sizin için O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (Allah’tan) korkmaz mısınız?” (diye çağrıda bulunan) bir resûl yolladık. (23/Mü'minûn 32)

Sonra resûllerimizi peş peşe gönderdik. Her ümmete resûlü geldiğinde onu yalanladılar. Biz de onları birbirinin arkasına katıp (helak ettik) ve onları (sonraki nesillere ibret vesikası olarak anlatılacak) hikayeler kıldık. (Dedik ki:) “İman etmeyen topluluk (Allah’ın rahmetinden) uzak olsunlar.” (23/Mü'minûn 44)

Sonra onların ardından Musa ve kardeşi Harun’u ayetlerimiz ve apaçık bir delille yolladık. (23/Mü'minûn 45)

Musa’ya (peygamberlik vazifesini verip) işi bitirdiğimizde, (Tur Dağı’nın) batı tarafında değildin, buna tanıklık edenlerden de değildin. (28/Kasas 44)

Fakat biz, nice nesiller var ettik ve onların ömürleri bir hayli uzadı. Sen, Medyen halkı arasına oturmuş, onlara ayetlerimizi de okumuyordun. Fakat biz, (peygamberler) yolluyorduk. (28/Kasas 45)

Andolsun ki senden önce resûlleri kavimlerine gönderdik. Onlara apaçık delillerle geldiler. (Onlara karşı çıkan) suçlu günahkârlardan intikam aldık. Müminlere yardım etmek, bizim üzerimize bir haktır. (30/Rûm 47)

Ey Nebi! Biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak yolladık, (33/Ahzâb 45)

Yâ, Sîn. (36/Yâsîn 1)

Hüküm ve hikmetler barındıran Kur’ân’a andolsun. (36/Yâsîn 2)

Hiç şüphesiz sen, gönderilmiş resûllerdensin. (36/Yâsîn 3)

(Hiç şüphesiz ki sen,) dosdoğru yol üzeresin. (36/Yâsîn 4)

Onlara şu belde halkını misal ver. Hani onlara resûller gelmişti. (36/Yâsîn 13)

Hani onlara iki elçi göndermiştik de o ikisini yalanlamışlardı. Biz de üçüncü bir kişiyle onları desteklemiştik. Demişlerdi ki: “Şüphesiz ki biz, sizlere gönderilmiş resûlleriz.” (36/Yâsîn 14)

Demişlerdi ki: “Sizler, yalnızca bizim gibi insanlarsınız. Rahmân, hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak yalan söylemektesiniz.” (36/Yâsîn 15)

Demişlerdi ki: “Size gönderildiğimizi Rabbimiz biliyor.” (36/Yâsîn 16)

“Bizim vazifemiz yalnızca apaçık bir tebliğdir.” (36/Yâsîn 17)

Andolsun biz, onların arasına uyarıcılar yollamıştık. (37/Saffât 72)

Şüphesiz ki İlyas, gönderilmiş resûllerdendir. (37/Saffât 123)

Hani kavmine: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti. (37/Saffât 124)

Muhakkak ki Lut da gönderilmiş resûllerdendir. (37/Saffât 133)

Muhakkak ki Yunus da gönderilmiş resûllerdendir. (37/Saffât 139)

Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. (37/Saffât 140)

Kura çekimine katılmıştı ve kaybedenlerden olmuştu. (37/Saffât 141)

Kendini kınayan (bir ruh hâlindeyken) balık onu yutuvermişti. (37/Saffât 142)

Şayet o, tesbih edenlerden olmasaydı, (37/Saffât 143)

Diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı. (37/Saffât 144)

O, hasta bir hâldeyken onu boşluğa/sahile attık. (37/Saffât 145)

Onun üzerine (yaprakları geniş olan, gölgelikli, korunaklı) “yaktin” ağacı bitirdik. (37/Saffât 146)

Onu, yüz bin veya daha fazla olan bir topluluğa gönderdik. (37/Saffât 147)

Andolsun ki biz, Musa’yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik. (40/Mü’min 23)

Andolsun ki senden önce resûller gönderdik. Onlardan bazısını sana anlattık bazısını anlatmadık. Allah’ın izni olmaksızın, bir resûlün mucize getirmesi olacak şey değildir. Allah’ın emri geldiğinde, hak ile hükmedilir ve batıl ehli orada hüsrana uğrar. (40/Mü’min 78)

Şayet yüz çevirirlerse de ki: “Ben, sizi Âd ve Semud kavminin yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım.” (41/Fussilet 13)

“Yalnızca Allah’a ibadet edin.” diyerek önlerinden ve arkalarından resûller gelince dediler ki: “Şayet Rabbimiz dileseydi (elçi olarak) melekler indirirdi. Şüphesiz ki biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr ediyoruz.” (41/Fussilet 14)

Vahyetmek, perde gerisinden (konuşmak) veya izniyle vahyeden bir elçi/melek yollaması dışında, Allah’ın bir insanla konuşması olacak şey değildir. Şüphesiz ki O, (zatı ve sıfatları en yüce olan) Aliy, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (42/Şûrâ 51)

Oysa biz, öncekiler arasında nice nebiler göndermişizdir. (43/Zuhruf 6)

Onlara ne zaman bir nebi gelse mutlaka onunla alay ederlerdi. (43/Zuhruf 7)

(Hatırlayın!) Hani İbrahim babasına ve kavmine: “Şüphesiz ki ben, sizin ibadet ettiklerinizden berîyim/uzağım.” demişti. (43/Zuhruf 26)

“Beni yaratan (Allah) hariç. Şüphesiz ki O, beni (doğruya) hidayet edecektir.” (43/Zuhruf 27)

(Bu sözleri) insanlar ona dönerler diye onun ardından kalıcı bir kelime kıldı. (43/Zuhruf 28)

İbni Abbas (r.a), Mücahid, Dehhak, Katade ve Süddi (r.h) gibi selef müfessirlerine göre, İbrahim’in (as) ardından, zürriyeti için kalıcı kılınan kelime, “Lailaheillallah” kelimesidir. Buna göre İbrahim (as) bu sözleriyle Kelime-i Tevhid’i tefsir etmiştir: Allah’ın (cc) dışında ibadet edilen tüm tağutlardan uzaklaşıp, yalnızca O’na (cc) kulluk etmek. Kur’ân’da “ilah” kavramı ve Kelime-i Tevhid’in açılımı için bk. 21/ Enbiyâ, 25.

Hayır! Ben onları ve babalarını, kendilerine hak ve açıklayıcı bir resûl gelinceye kadar faydalandırdım. (43/Zuhruf 29)

Senden önce gönderdiğimiz resûllerimize sor (bakalım), biz, Er-Rahmân’ın dışında ibadet edilecek ilahlar kılmış mıyız hiç? (43/Zuhruf 45)

Kur’ân’da ilah kavramı ve Kelime-i Tevhid’in açılımı için bk. 21/ Enbiyâ, 25.

(Bu bela başlarına geldikten sonra) nasıl öğüt alacaklar ki? Oysa onlara apaçık bir resûl gelmişti. (44/Duhan 13)

Şüphesiz ki biz seni, şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. (48/Fetih 8)

Musa’nın (kıssasında da ibret alınacak ayetler vardır). Hani onu, Firavun’a apaçık bir delille göndermiştik. (51/Zâriyat 38)

Andolsun ki resûllerimizi apaçık (delillerle) gönderdik. İnsanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla beraber Kitab’ı ve mizanı (adalet ölçüsünü) indirdik. (Ayrıca) kendisinde çetin bir güç ve insanlar için faydalar bulunan demiri indirdik. Ta ki Allah, kimlerin gaybta (onu görmedikleri hâlde) Allah’a ve resûllerine yardım edeceğini açığa çıkarıp ayırsın. Şüphesiz ki Allah, (güç ve kuvvet sahibi olan) Kaviy, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz’dir. (57/Hadîd 25)

Andolsun ki Nuh’u ve İbrahim’i de gönderdik ve her ikisinin zürriyetlerine peygamberliği ve Kitab’ı verdik. Onlardan kimisi hidayet ehlidir. Onların çoğu ise fasıklardır. (57/Hadîd 26)

Sonra, onların peşinden giden resûllerimizi art arda gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da peşlerinden gönderdik. Ona İncil’i verdik ve ona uyanların kalplerinde şefkat ve merhamet kıldık. Bidat olarak ortaya koydukları ruhbanlığı (hayattan el etek çekip yalnızca ibadetle meşgul olmayı), biz onlara farz kılmadık. Allah’ın rızasını elde etmek için (dinde bir yenilik olarak) yaptılar, onun da hakkını vermediler. İçlerinden iman edenlere ecirlerini verdik, onların birçoğu ise fasıklardır. (57/Hadîd 27)

Allah (cc); resûllerini, toplumu tevhidle ıslah etmek, yeryüzünü hayırla imar etmek ve adaleti ayakta tutsunlar diye göndermiştir. Mağaralara çekilmek, İslam toplumunda cemaati terk etmek, yani, toplumun ıslahını bırakıp, bireysel ıslaha yoğunlaşmak, peygamberlerin yolu değildir.

Hristiyanlar, bozulan toplumu ıslah etmeyi göze alamadıklarından, ruhbanlığı icat edip dinlerinde bir bidat çıkardılar. İnsanı şeytanların vesveselerine açık ve korumasız hâle getiren açlık ve yalnızlık içinde münzevi bir hayata yöneldiler. Islah olmak için girdikleri mağaralardan teslise inanan, şeytanlar ve cinlerle irtibat kurmuş büyücü ve kâhinler olarak çıktılar. Buna binaen, nefsini arındırmak veya toplumu ıslah etmek isteyen herkes, resûllerin yoluna uymak zorundadır.

Resûllerin yoluna uygun olmayan, sünnet dışı her uygulama, Resûl’e muhalefettir. Ve her muhalefet dinî-dünyevi bir fitne ve ahiret azabıyla neticelenmeye mahkûmdur. (Bk. 24/Nûr, 63)

Hani Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ki ben, Allah’ın size (gönderdiği) resûlüyüm. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayan ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed olan Resûlü de müjdeleyenim.” demişti. Apaçık deliller onlara geldiğinde: “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler. (61/Saff 6)

Müşrikler hoşlanmasa da tüm dinlere üstün gelsin diye Resûlü’nü hidayet ve hak dinle gönderen O’dur. (61/Saff 9)

Ümmiler arasında onlardan olan, kendilerine (Allah’ın) ayetlerini okuyan, onları arındıran, Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir Resûl gönderen O’dur. Onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler. (62/Cuma 2)

Ve onlardan olup da henüz onlara erişmemiş olanlara da... O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. (62/Cuma 3)

Bu, Allah’ın lütfudur. (Allah, lütfunu) dilediğine verir. O Allah, büyük bir lütuf sahibidir. (62/Cuma 4)

Hiç şüphesiz Nuh’u kavmine: “Kendilerine can yakıcı azap gelmeden önce onları uyar.” diye gönderdik. (71/Nûh 1)

Şüphesiz ki Firavun’a Resûl gönderdiğimiz gibi size de şahit olan bir Resûl gönderdik. (73/Müzzemmil 15)

Firavun, Resûl’e isyan etti. Biz de onu şiddetli bir yakalayışla yakalayıverdik. (73/Müzzemmil 16)