Andolsun ki Mûsâ’ya Kitab’ı verdik ve onun ardından peş peşe resûller gönderdik. Meryem oğlu Îsâ’ya da apaçık deliller verdik ve onu Rûhu’l Kudus’le (Cibrîl’le) destekledik. Resûl, hevanıza uygun olmayan bir şey getirdiğinde her seferinde büyüklenecek, (o resûllerin) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını öldürecek misiniz?
Allah katından, yanlarında olan Kitab’ı doğrulayan bir resûl kendilerine geldiğinde, kendilerine Kitap verilenlerden bir grup bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitabı’nı sırtlarının gerisine attılar.
Gerçek şu ki biz seni, bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. (Hakka inanmayan) cehennem ehlinden (sorumlu değilsin ve onlardan dolayı) sorguya çekilmeyeceksin.
Rabbimiz! Onların arasından kendilerine senin ayetlerini okuyan, Kitab’ı ve hikmeti öğreten ve onları arındıran bir resûl gönder. Şüphesiz ki sen, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’sin.
Size içinizden bir resûl gönderdik. Size ayetlerimizi okuyor; sizi arındırıyor; size Kitab’ı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğretiyor.
Başına gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her kötülük de kendindendir. Seni insanlara resûl olarak gönderdik. (Senin hak peygamber olduğuna) şahit olarak Allah yeter.
Ey insanlar! Şüphesiz ki Resûl, Rabbinizden hak ile size gelmiştir. (O’na) iman edin. (Bu) sizin için en hayırlı olandır. Şayet inkâr ederseniz şüphesiz ki göklerde ve yerde olanların tamamı Allah’a aittir. Allah, (her şeyi bilen) Alîm ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.
Ey Ehl-i Kitap! Şüphesiz ki Kitap’tan gizlemekte olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan ve büyük bir bölümünü de görmezden gelen/üzerinde durmayan Resûlümüz size geldi. Şüphesiz ki size, Allah’tan bir nur ve apaçık/açıklayıcı Kitap geldi.
Allah onunla (Kitap ve Resûl’le), rızasına uyanları yolun en doğru olanına iletir, onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve dosdoğru yola hidayet eder.
Ey Ehl-i Kitap! Resûllerin kesintiye uğradığı bir zamanda, “Bize ne bir müjdeci ne de bir uyarıcı gelmedi.” demeyesiniz diye size açıklayan Resûlümüz geldi. Şüphesiz ki size, müjdeci de uyarıcı da geldi. Allah, her şeye kadîrdir.
Bundan dolayı İsrâîloğullarına (şöyle) yazdık: Kim bir nefsi başka bir nefse ya da yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmaksızın öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim de (meşru bir sebep olmadığı için öldürmeyi terk ederek) onu ihya ederse bütün insanlığı ihya etmiş gibi olur. Andolsun ki resûllerimiz apaçık delillerle onlara geldi. Bundan sonra onların birçoğu, bunun ardından yeryüzünde taşkınlık etmektedir.
(Allah, Kıyamet Günü,) “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan, sizi bu gününüzle uyaran resûller gelmedi mi?” (dediğinde onlar,) “Nefislerimiz aleyhine şahitlik ederiz.” diyecekler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduğuna tanıklık ettiler.
Ey Âdemoğulları! İçinizden, ayetlerimi size okuyup/anlatan resûller geldiğinde her kim korkup sakınır ve ıslah ederse onların üzerine korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Biz, onların göğüslerinde kine/hınca/öfkeye dair ne varsa hepsini çekip almışızdır. Onların altlarından ırmaklar akar. Ve derler ki: “Bizi buna ulaştıran Allah’a hamdolsun. Eğer Allah, bizi bu (nimetlere) eriştirmeseydi kendiliğimizden bunlara erişmemiz mümkün olmazdı. Andolsun ki Rabbimizin resûlleri bize hakla geldiler.” Onlara, “İşte bu, yaptığınız (salih) amellere karşılık mirasçısı kılındığınız cennettir.” diye seslenilir.
Onlar onun (haber verdiği hakikatin) tevilinden/vuku bulmasından başka bir şey mi bekliyorlar? Onun (haber verdiklerinin) vuku bulduğu gün, onu daha önceden unutmuş olanlar diyecekler ki: “Şüphesiz ki Rabbimizin resûlleri, bize hak olanı getirmişlerdi. Acaba (Allah’ın azabından kurtulmamız için) bize şefaat edecek şefaatçiler var mıdır? Ya da (dünyaya) geri çevrilsek de (daha önce) yaptıklarımızdan farklı olarak (Allah’ı razı edecek) ameller yapsak?” Muhakkak ki kendilerini hüsrana uğratmış, (Allah’a) iftira ederek uydurdukları (hurafeler) kaybolup gitmiştir.
Andolsun ki Nûh’u, kavmine (peygamber olarak) gönderdik. Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet/kulluk edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) bir ilahınız yoktur. Şüphesiz ki ben, sizler için o büyük günün azabından korkmaktayım.”
Demişti ki: “Ey kavmim! Bende sapıklık yok. Lakin ben âlemlerin Rabbi olan (Allah tarafından gönderilmiş) bir elçiyim.”
Âd Kavmi’ne de kardeşleri Hûd’u (peygamber olarak gönderdik). Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet/kulluk edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) bir ilahınız yoktur. Korkup sakınmayacak mısınız?”
Kavminin önde gelenlerinden kâfir olanlar demişlerdi ki: “Seni kıt akıllı biri olarak görüyor ve kesinlikle senin yalancı biri olduğunu sanıyoruz.”
Demişti ki: “Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yoktur. Fakat ben âlemlerin Rabbi (tarafından gönderilmiş) bir elçiyim.”
Mûsâ demişti ki: “Ey Firavun! Şüphesiz ki ben, âlemlerin Rabbinden (gelen) bir elçiyim.”
Müşrikler hoşlanmasa da tüm dinlere üstün gelsin diye Resûl’ünü hidayet ve hak dinle gönderen O’dur.
Andolsun ki size; içinizden olan, sizi zora sokan şeylerin kendisine ağır geldiği, size pek düşkün, müminlere karşı şefkatli ve merhametli olan Resûl gelmiştir.
Şayet yüz çevirirlerse de ki: “Allah bana yeter. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Yalnızca O’na tevekkül ettim. O, büyük arşın Rabbidir.”
Sonra, onun ardından birçok resûlü kavimlerine gönderdik. (Onlar) kavimlerine apaçık belgeler getirdiler. Evvelce yalanladıkları şeye iman edecek değillerdi ya! Haddi aşanların kalplerini işte böyle mühürleriz.
Andolsun ki Mûsâ’yı ayetlerimizle ve apaçık (güçlü) bir delille gönderdik.
Senden önce kendilerine vahyettiğimiz şehir ahalisinden, erkeklerden başkasını (resûl olarak) göndermedik. Kendilerinden önce (yaşayanların) akıbetini görmek için, yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Hiç şüphesiz ahiret yurdu, (Allah’tan) korkup sakınanlar için daha hayırlıdır. Akletmez misiniz?
Sana vahyettiğimizi onlara okuyasın diye, seni kendilerinden önce nice ümmetin gelip geçtiği bir toplum içinde (risaletle) görevlendirdik. Onlarsa Er-Rahmân’ı inkâr ediyorlar. De ki: “O benim Rabbimdir. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Yalnızca O’na tevekkül ettim ve dönüşüm/tevbem de O’nadır.”
Andolsun ki senden önce resûller gönderdik ve onlara eşler ve evlatlar verdik. Hiçbir resûlün, Allah’ın izni olmaksızın bir ayet getirmesi olacak şey değildir. (Allah’ın indirdiği her) Kitab’ın belli bir müddeti vardır.
Andolsun ki biz, Mûsâ’yı, “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat.” diye ayetlerimizle gönderdik. Şüphesiz ki bunda, çok sabırlı olan ve çokça şükredenler için (ibret alınacak) ayetler vardır.
Andolsun ki senden önceki toplumlar içinde de resûller gönderdik.
Onlara hangi resûl gelmişse, mutlaka onunla alay ederlerdi.
Andolsun ki biz her ümmet arasında “Allah’a ibadet/kulluk edin ve tağuttan kaçının.” diye (tebliğ etmesi için) resûl göndermişizdir. Allah içlerinden kimisine hidayet bahşetti, kimisine ise sapıklık hak oldu. Yeryüzünde gezip dolaşın ve yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın.
Biz, senden önce kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (resûl olarak) göndermedik. Şayet bilmiyorsanız, (vahiy bilgisine sahip) zikir ehline sorun.
(Peygamberleri) apaçık deliller ve Kitaplarla (gönderdik). Sana da bu zikri/Kur’ân’ı indirdik ki insanlara indirileni onlara açıklayasın. Umulur ki düşünürler.
Allah’a yemin olsun ki senden önceki ümmetlere de (resûller) gönderdik. Şeytan amellerini onlara süslü gösterdi. O, bugün de onların velisidir/dostudur. Onlara can yakıcı bir azap vardır.
Andolsun ki onlara içlerinden bir resûl geldi. (Fakat) onu yalanladılar. Zulümlerine devam eder bir hâldeyken azap onları yakalayıverdi.
Senden önce gönderdiklerimiz de ancak kendilerine vahyettiğimiz erkeklerdi. Şayet bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.
Onları yemek yemeyen cesetler kılmadık. Hem (bu dünyada), ebedî kalacak da değillerdir.
Senden önce gönderdiğimiz her resûle, “Şüphesiz ki benden başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. O hâlde yalnızca bana kulluk/ibadet edin.” diye vahyetmişizdir.
Biz seni yalnızca âlemlere rahmet olarak gönderdik.
Senden önce göndermiş olduğumuz tüm resûl ve nebiler, (Allah’ın Kitabı’nı) okumaya başladığında mutlaka şeytan, onun okumasına bir şeyler karıştırmak istemiştir. Allah, şeytanın karıştırmaya çalıştığı (vesvese ve zanları) giderir, sonra da ayetlerini muhkem kılıp sağlamlaştırır. Allah, (her şeyi bilen) Alîm ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.
Andolsun ki Nûh’u, kavmine gönderdik. Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) ilahınız yok. (Allah’tan) korkmaz mısınız?”
Onlara kendi içlerinden, “Allah’a ibadet edin, sizin için O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (Allah’tan) korkmaz mısınız?” (diye çağrıda bulunan) bir resûl gönderdik.
Sonra resûllerimizi peş peşe gönderdik. Her ümmete resûlü geldiğinde onu yalanladılar. Biz de onları birbirinin arkasına katıp (helak ettik) ve onları (sonraki nesillere ibret vesikası olarak anlatılacak) hikâyeler kıldık. (Dedik ki:) “İman etmeyen topluluk (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.”
Sonra onların ardından Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u ayetlerimiz ve apaçık bir delille gönderdik.
Mûsâ’ya (peygamberlik vazifesini verip) işi bitirdiğimizde, (sen, Tûr Dağı’nın) batı tarafında değildin; (hâliyle bu olaya) tanıklık edenlerden de değildin.
Fakat biz, nice nesiller var ettik ve onların ömürleri bir hayli uzadı. Sen, Medyen halkı arasına oturmuş, onlara ayetlerimizi okuyor da değildin. Fakat biz, (peygamberler) yolluyorduk.
Andolsun ki senden önce de kavimlerine resûller göndermiştik. Onlara apaçık delillerle gelmişlerdi. (Onlara karşı çıkan) suçlu günahkârlardan intikam almıştık. Müminlere yardım etmek, bizim üzerimize bir haktır.
Ey Nebi! Biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik,
Yâ, Sîn.
Hüküm ve hikmetler barındıran Kur’ân’a andolsun.
Hiç şüphesiz sen, gönderilmiş resûllerdensin.
(Hiç şüphesiz ki sen,) dosdoğru yol üzeresin.
Onlara şu belde halkını misal ver: Hani onlara resûller gelmişti.
Hani onlara iki elçi göndermiştik de o ikisini yalanlamışlardı. Biz de üçüncü bir kişiyle onları desteklemiştik. Demişlerdi ki: “Şüphesiz ki biz, sizlere gönderilmiş resûlleriz.”
Demişlerdi ki: “Sizler, yalnızca bizim gibi insanlarsınız. Rahmân, hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak yalan söylemektesiniz.”
Demişlerdi ki: “Size gönderildiğimizi Rabbimiz biliyor.”
“Bizim vazifemiz yalnızca apaçık bir tebliğdir.”
Andolsun ki biz, onların arasına uyarıcılar göndermiştik.
Şüphesiz ki İlyâs, gönderilmiş resûllerdendir.
Hani kavmine, “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti.
Muhakkak ki Lût da gönderilmiş resûllerdendir.
Muhakkak ki Yûnus da gönderilmiş resûllerdendir.
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.
Kura çekimine katılmıştı ve kaybedenlerden olmuştu.
Kendini kınayan (bir ruh hâlindeyken), balık onu yutuvermişti.
Şayet o, tesbih edenlerden olmasaydı
Diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
O, hasta bir hâldeyken onu boşluğa/sahile attık.
Onun üzerine (yaprakları geniş olan, gölgelikli, korunaklı) “yaktin” ağacı bitirdik.
Onu, yüz bin veya daha fazla olan bir topluluğa gönderdik.
İman ettiler. Biz de belirli bir süreye kadar onları faydalandırdık.
Andolsun ki biz, Mûsâ’yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
Andolsun ki senden önce resûller gönderdik. Onlardan bazısını sana anlattık, bazısını da anlatmadık. Allah’ın izni olmaksızın, bir resûlün mucize getirmesi olacak şey değildir. Allah’ın emri geldiğinde, hak ile hükmedilir ve batıl ehli orada hüsrana uğrar.
Şayet yüz çevirirlerse de ki: “Ben, sizi Âd ve Semûd kavimlerinin yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım.”
“Yalnızca Allah’a ibadet edin.” diyerek, önlerinden ve arkalarından resûller gelince dediler ki: “Şayet Rabbimiz dileseydi, (elçi olarak) melekler indirirdi. Şüphesiz ki biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr ediyoruz.”
Vahyetmek, perde gerisinden (konuşmak) veya izniyle vahyeden bir elçi/melek göndermesi dışında, Allah’ın bir insanla konuşması olacak şey değildir. Şüphesiz ki O, (zatı ve sıfatları en yüce olan) Aliy ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.
Oysa biz, öncekiler arasında nice nebiler göndermişizdir.
Onlara ne zaman bir nebi gelse, mutlaka onunla alay ederlerdi.
(Hatırlayın!) Hani İbrâhîm babasına ve kavmine, “Şüphesiz ki ben, sizin ibadet ettiklerinizden berîyim/uzağım.” demişti.
“Beni yaratan (Allah) hariç. Şüphesiz ki O, beni (doğruya) hidayet edecektir.”
(Bu sözleri) insanlar ona dönerler diye onun ardından kalıcı bir kelime kıldı.
Hayır! Ben onları ve babalarını, kendilerine hak ve açıklayıcı bir resûl gelinceye kadar faydalandırdım.
Senden önce gönderdiğimiz resûllerimize sor (bakalım), biz, Er-Rahmân’ın dışında ibadet edilecek ilahlar kılmış mıyız hiç?
(Bu bela başlarına geldikten sonra) nasıl öğüt alacaklar ki? Oysa onlara apaçık bir resûl gelmişti.
Şüphesiz ki biz seni, şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Mûsâ’nın kıssasında da (ibret alınacak ayetler vardır). Hani onu, Firavun’a apaçık bir delille göndermiştik.
Andolsun ki resûllerimizi apaçık (delillerle) gönderdik. İnsanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla beraber Kitab’ı ve mizanı (adalet ölçüsünü) indirdik. (Ayrıca) kendisinde çetin bir güç ve insanlar için faydalar bulunan demiri indirdik. Tâ ki Allah, kimlerin gaybta (onu görmedikleri hâlde) Allah’a ve resûllerine yardım edeceğini açığa çıkarıp ayırsın. Şüphesiz ki Allah, (güç ve kuvvet sahibi olan) Kaviy ve (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz’dir.
Andolsun ki Nûh’u ve İbrâhîm’i de gönderdik ve her ikisinin zürriyetlerine peygamberliği ve Kitab’ı verdik. Onlardan kimisi hidayet ehlidir. Onların çoğu ise fasıklardır.
Sonra, onların peşinden giden resûllerimizi art arda gönderdik. Meryem oğlu Îsâ’yı da peşlerinden gönderdik. Ona İncîl’i verdik ve ona uyanların kalplerinde şefkat ve merhamet kıldık. Bidat olarak ortaya koydukları ruhbanlığı (hayattan el etek çekip yalnızca ibadetle meşgul olmayı), biz onlara farz kılmadık. Allah’ın rızasını elde etmek için (dinde bir yenilik olarak) yaptılar, onun da hakkını vermediler. İçlerinden iman edenlere ecirlerini verdik, onların birçoğu ise fasıklardır.
Hani Meryem oğlu Îsâ da, “Ey İsrâîloğulları! Şüphesiz ki ben, Allah’ın size (gönderdiği) resûlüyüm. Benden önceki Tevrât’ı doğrulayan ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed olan resûlü de müjdeleyenim.” demişti. Apaçık delillerle geldiğinde, “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler.
Müşrikler hoşlanmasa da tüm dinlere üstün gelsin diye, Resûl’ünü hidayet ve hak dinle gönderen O’dur.
Ümmiler arasında onlardan olan, kendilerine (Allah’ın) ayetlerini okuyan, onları arındıran, Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir resûl gönderen O’dur. Onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
Ve onlardan olup da henüz onlara erişmemiş olanlara da… O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir.
Bu, Allah’ın lütfudur. (Allah, lütfunu) dilediğine verir. O Allah, büyük bir lütuf sahibidir.
Hiç şüphesiz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine can yakıcı azap gelmeden önce onları uyar.” diye gönderdik.
Şüphesiz ki Firavun’a Resûl gönderdiğimiz gibi size de şahit olan bir Resûl gönderdik.
Firavun, Resûl’e isyan etti. Biz de onu şiddetli bir yakalayışla yakalayıverdik.