Peygamberlere İtaat ile ilgili ayetler

De ki: “Allah’a ve Resûl’e itaat edin.” Şayet yüz çevirirlerse şüphesiz ki Allah, kâfirleri sevmez. (3/Âl-i İmran 32)

“Benden önceki (Tevrat’ı) doğrulayıcı ve (Tevrat’ta) sizlere haram kılınmış bazı şeyleri helal kılmak için Rabbinizden bir ayetle size geldim. Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.” (3/Âl-i İmran 50)

“Şüphesiz ki Allah, benim Rabbim ve sizlerin Rabbidir. O’na ibadet edin. Bu (sizi davet ettiğim yol), sırat-ı mustakimdir/dosdoğru olan yoldur.” (3/Âl-i İmran 51)

Allah’a ve Resûl’e itaat edin ki merhamet olunasınız. (3/Âl-i İmran 132)

Bu (miras hükümleri) Allah’ın sınırlarıdır. Kim de Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse onu altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Bu büyük bir kazançtır/başarıdır. (4/Nîsa 13)

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin. Sizden olan (Müslim/şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen) yöneticilere de (itaat edin). Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, şayet Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız (o meseleyi çözmek için) Allah’a ve Resûl’e götürün. Bu, daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. (4/Nîsa 59)

İnsanlar dinî ve dünyevi meselelerde ihtilafa düşebilirler. İhtilaf ve anlaşmazlık durumunda insanlar iki kısma ayrılırlar:

1. Allah’a (cc) ve ahiret gününe iman etmiş müminler: Bunlar tüm meseleleri Allah’a (cc) (Kitab’a) ve Resûlü’ne (sav) (Sünnet’e) götürürler. Bunlar, iman iddiasında samimi oldukları için ahiretlerini; daha hayırlı bir sonuç aldıkları için de dünyalarını kurtaran bahtiyarlardır. (Bk. 24/Nûr, 51)

2. İnkâr etmekle emrolundukları hâlde tağutu reddetmeyen sapkınlar: Bunlar dinî ve dünyevi bir meselede anlaşmazlığa düştüklerinde Kitab’ın ve Sünnet’in hakemliğine razı olmayan kimselerdir. Sorunlarını beşerî kanunlarla hükmeden mahkemelerde, atalarının örfünde, Kitab’a ve Sünnet’e açıkça muhalefet eden din bilginlerinin fetvalarında, taassubun gözlerini kör ettiği dinî veya siyasi mezheplerinin ilkeleriyle çözmeye çalışırlar. Nîsa Suresi 60. ayet-i kerime bunları anlatmaktadır. (Bk. 24/Nûr, 47-50)

Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse bunlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraber olacaklardır. Ne güzel arkadaştır bunlar! (4/Nîsa 69)

Kim Resûl’e itaat ederse hiç şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse seni, onun üzerine koruyucu göndermedik. (4/Nîsa 80)

Allah’a itaat edin! Resûl’e itaat edin ve (muhalefet etmekten) sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilin ki Resûlümüzün vazifesi, ancak apaçık bir tebliğdir. (5/Mâide 92)

Sana ganimetlerden soruyorlar. De ki: “Ganimetler (hakkında hüküm verme yetkisi) Allah’a ve Resûl’e aittir. Allah’tan korkup sakının ve aranızı düzeltin. Şayet inanmışsanız Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin.” (8/Enfâl 1)

Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Onu işitip dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin. (8/Enfâl 20)

“İşittik.” dedikleri hâlde, işitmeyen kimseler gibi olmayın. (8/Enfâl 21)

Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Çekişip tartışmayın. Yoksa, bozguna uğrarsınız ve gücünüz dağılıp gider. Sabredin. Hiç şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (8/Enfâl 46)

Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostudurlar. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. Allah’ın rahmet edecekleri bunlardır işte. Şüphesiz ki Allah, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (9/Tevbe 71)

Kim de Allah’a ve Resûlü’ne itaat eder, Allah’tan (saygıyla) korkar ve (azabından) sakınırsa işte bunlar, kazançlı olanların ta kendileridir. (24/Nûr 52)

De ki: “Allah’a itaat edin! Resûl’e itaat edin! Şayet yüz çevirirseniz onun sorumluluğu (olan tebliğ) ona, sizin sorumluluğunuz olan (itaat) size yüklenendir. (Herkes kendinden sorumludur.) Şayet ona itaat ederseniz hidayete ermiş olursunuz. Resûl’ün vazifesi yalnızca apaçık bir tebliğdir.” (24/Nûr 54)

Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Resûl’e itaat edin ki merhamet olunasınız. (24/Nûr 56)

Nuh’un kavmi gönderilen resûlleri yalanladı. (26/Şuarâ 105)

Hani kardeşleri Nuh, kendilerine: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti. (26/Şuarâ 106)

“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.” (26/Şuarâ 107)

“(O hâlde) Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ 108)

“Sizden (davetim karşılığında) bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, âlemlerin Rabbi (olan Allah)’a aittir.” (26/Şuarâ 109)

“Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ 110)

Âd (kavmi) gönderilmiş resûlleri yalanladı. (26/Şuarâ 123)

Hani kardeşleri Hud onlara: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti. (26/Şuarâ 124)

“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.” (26/Şuarâ 125)

“(O hâlde) Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ 126)

“Sizden (davetim karşılığında) bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbi (olan Allah)’a aittir.” (26/Şuarâ 127)

“Her yüksek yere bir bina inşa edip eğleniyor musunuz?” (26/Şuarâ 128)

“Ebedî kalmak umuduyla yapılar inşa edip duruyor musunuz?” (26/Şuarâ 129)

“Ele geçirdiğiniz (insanları) zorbalıkla mı yakalıyorsunuz?” (26/Şuarâ 130)

“Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ 131)

Semud (kavmi), gönderilen resûlleri yalanladı. (26/Şuarâ 141)

Hani kardeşleri Salih onlara: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti. (26/Şuarâ 142)

“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.” (26/Şuarâ 143)

“(O hâlde) Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ 144)

“Sizden (davetim karşılığında) bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbi olan (Allah)’a aittir.” (26/Şuarâ 145)

“Siz burada güven içerisinde (kendi halinize) terk edileceğinizi mi sanıyorsunuz?” (26/Şuarâ 146)

“Bahçeler ve pınarlar arasında.” (26/Şuarâ 147)

“Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış hurmalıklar arasında.” (26/Şuarâ 148)

“Dağlarda sırf şımarıklık (gösteriş) olsun diye evler yontuyorsunuz.” (26/Şuarâ 149)

“Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ 150)

Lut kavmi, gönderilmiş resûlleri yalanladılar. (26/Şuarâ 160)

Hani kardeşleri Lut onlara: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti. (26/Şuarâ 161)

“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.” (26/Şuarâ 162)

“(O hâlde) Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ 163)

Eyke halkı gönderilmiş resûlleri yalanladı. (26/Şuarâ 176)

Hani Şuayb onlara demişti ki: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” (26/Şuarâ 177)

“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.” (26/Şuarâ 178)

“(O hâlde) Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.” (26/Şuarâ 179)

Evlerinizde karar kılın. İlk cahiliye kadınlarının (kendilerini görünür kılmak için) süs ve güzelliklerini açtıkları gibi yapmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah, sizden (manevi) kirleri gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. (33/Ahzâb 33)

Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının ve doğru/sağlam/adil söz söyleyin. (33/Ahzâb 70)

(Allah da buna karşılık) amellerinizi ıslah etsin, günahlarınızı bağışlasın. Kim de Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse şüphesiz ki büyük bir kurtuluş ve kazanç elde etmiş olur. (33/Ahzâb 71)

İsa apaçık delillerle geldiği zaman dedi ki: “Muhakkak ki size hikmeti getirdim ve ihtilaf ettiğiniz konuların bazısını açıklamak için geldim. Allah’tan korkup sakının ve bana uyun.” (43/Zuhruf 63)

“Gerçek şu ki: Allah, O, benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. O’na ibadet edin. Bu, dosdoğru yoldur.” (43/Zuhruf 64)

Dediler ki: “Ey kavmimiz! Biz, Musa’dan sonra indirilen, kendinden önce geçen Kitapları doğrulayan, hakka ve dosdoğru yola ileten bir Kitap işittik.” (46/Ahkâf 30)

“Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine icabet edin ve ona iman edin ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı azaptan korusun.” (46/Ahkâf 31)

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Resûl’e itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın. (47/Muhammed 33)

Kör olana günah yoktur, topal olana günah yoktur, hasta olana da (savaştan geri kaldıkları için) günah yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse onu altından ırmaklar akan cennete sokar. Kim de (itaatten) yüz çevirirse ona, can yakıcı (bir azapla) azap eder. (48/Fetih 17)

Bedeviler: “İman ettik.” dediler. De ki: “İman etmediniz. Fakat ‘teslim olduk’ deyin.” (Çünkü) iman henüz kalplerinize girmiş değildir. Şayet Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederseniz (Allah,) amellerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şüphesiz ki Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (49/Hucurât 14)

Ey iman edenler! Resûl’e gizli olarak (bir müşkülünüzü arz edeceğinizde) konuşmanızdan önce sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (verecek sadaka) bulamazsanız, hiç şüphesiz Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (58/Mücadele 12)

Gizli konuşmalarınızdan önce sadakalar verecek olmaktan dolayı korktunuz mu? Madem ki yapmadınız, Allah tevbenizi kabul etti. (O hâlde) namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (58/Mücadele 13)

Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin. Şayet yüz çevirirseniz, Resûlümüzün vazifesi ancak apaçık bir tebliğdir. (64/Teğabûn 12)

Hiç şüphesiz Nuh’u kavmine: “Kendilerine can yakıcı azap gelmeden önce onları uyar.” diye gönderdik. (71/Nûh 1)

Demişti ki: “Ey kavmim! Hiç şüphesiz ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” (71/Nûh 2)

“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” (71/Nûh 3)

“(Buna karşılık) günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirlenmiş bir süreye kadar ertelesin. Şüphesiz ki Allah’ın eceli (size) geldiğinde ertelenmez. Keşke bilmiş olsaydınız.” (71/Nûh 4)