Peygamberlerin Gönderilmesinin Hikmetleri ile ilgili ayetler

Size içinizden bir Resûl gönderdik. Size ayetlerimizi okuyor, sizi arındırıyor, size Kitab’ı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğretiyor. (2/Bakara 151)

Andolsun ki Allah müminlerin içinde, kendilerinden olan bir Resûl göndermekle onlara iyilikte bulunmuştur. Onlara O’nun ayetlerini okur, onları arındırır ve onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretir. Hiç şüphesiz, (Resûl gelmeden) önce apaçık bir sapıklık içindeydiler. (3/Âl-i İmran 164)

Resûl yollamamızın tek gayesi, Allah’ın izniyle ona itaat edilsin diyedir. Şayet onlar (günah işleyip) kendilerine zulmettiklerinde sana gelseler ve Allah’tan bağışlanma dileselerdi, Resûl de onlar için (Allah’tan) bağışlanmalarını dileseydi, şüphesiz ki Allah’ı (tevbeye muvaffak kılan ve tevbeleri çokça kabul eden) Tevvâb, (kullarına karşı merhametli) Rahîm olarak bulacaklardı. (4/Nîsa 64)

Başına gelen her iyilik Allah’tandır. Başına gelen her kötülük de kendindendir. Seni insanlara Resûl olarak gönderdik. (Senin hak Peygamber olduğuna) şahit olarak Allah yeter. (4/Nîsa 79)

Kim Resûl’e itaat ederse hiç şüphesiz Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse seni, onun üzerine koruyucu göndermedik. (4/Nîsa 80)

İnsanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin diye bu Kitab’ı sana hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma! (4/Nîsa 105)

Kur’ân’ın indiriliş gayesi şu ayetlerde açıklanmıştır: İnsanlar arasındaki ihtilafı gidermek (2/Bakara, 213), anayasa kabul edilip insanlar arasında onunla hükmetmek (4/Nîsa, 105), müminleri onunla müjdeleyip kâfirleri korkutmak (19/Meryem, 97), tüm varlığı uyarmak ve Allah’ın (cc) hücceti olması (25/Furkân, 1; 6/En’âm, 19), ayetleri üzerinde düşünülüp öğüt alınması (38/Sâd, 29), insanları Allah’ı birlemeye ve yalnızca O’na ibadete sevk etmesi (11/Hûd, 1-2), insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak (14/İbrahim, 1), müminleri sebat ettirmek ve onlara yol göstermek (16/Nahl, 102), müminlere şifa ve rahmet olması (17/İsrâ, 82)...

Kıssalarını daha önce sana anlattığımız resûllere de kıssalarını anlatmadıklarımıza da (vahyettik). Allah, Musa ile (kesin bir şekilde) konuştu. (4/Nîsa 164)

Müjdeleyici ve uyarıcı resûller (gönderdik). Ta ki resûllerden sonra insanların Allah’a (“bilmiyorduk, duymadık” gibi bahane olarak) sunacakları bir hüccetleri kalmasın. Allah (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir. (4/Nîsa 165)

Ey Ehl-i Kitap! Şüphesiz ki Kitap’tan gizlemekte olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan ve büyük bir bölümünü de görmezden gelen/üzerinde durmayan Resûlümüz size geldi. Şüphesiz ki size, Allah’tan bir nur ve apaçık/açıklayıcı bir Kitap geldi. (5/Mâide 15)

Ey Ehl-i Kitap! Resûllerin kesintiye uğradığı bir zamanda: “Bize ne bir müjdeci ne de bir uyarıcı geldi.” demeyesiniz diye size açıklayan Resûlümüz geldi. Şüphesiz ki size, müjdeci de uyarıcı da geldi. Allah, her şeye kadîrdir. (5/Mâide 19)

Allah’a itaat edin! Resûl’e itaat edin ve (muhalefet etmekten) sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilin ki Resûlümüzün vazifesi, ancak apaçık bir tebliğdir. (5/Mâide 92)

Resûl’ün vazifesi yalnızca tebliğdir. Allah, açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir. (5/Mâide 99)

De ki: “Kimin şahitliği en büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. Sizi ve kime ulaşırsa onu uyarmam için bu Kur’ân bana vahyedildi. Yoksa siz, Allah’la beraber başka ilahların olduğuna mı şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “Ancak O, tek bir ilahtır ve şüphesiz ki ben, O’na ortak koştuklarınızdan berîyim/uzağım.” (6/En'âm 19)

Kitab’ın indiriliş gayesi için bk. 4/Nîsa, 105.

Biz resûllerimizi yalnızca müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak yollarız. Kim de iman edip ıslah ederse onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (6/En'âm 48)

“Allah beşere hiçbir şey indirmemiştir.” dedikleri zaman Allah’a gösterilmesi gereken saygıyı göstermemiş oldular. De ki: “(Söyleyin o zaman!) Musa’nın getirdiği, içinde insanlar için nur ve hidayet barındıran, parça parça kağıtlara yazıp (bir kısmını) açıklayıp, çoğunu gizlediğiniz Kitab’ı kim indirdi? (O Kitap’la) sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler öğretildi.” (Sana cevap verirlerse ne âlâ! Susmayı tercih ederlerse) de ki: “Allah’tır!” Sonra da bırak onları batıllarında oynayıp dursunlar. (6/En'âm 91)

Demişti ki: “Ey kavmim! Bende sapıklık yok. Lakin ben âlemlerin Rabbi olan (Allah tarafından gönderilmiş) bir elçiyim.” (7/A'râf 61)

“Size Rabbimin risaletini/mesajlarını iletiyorum ve size nasihat ediyorum. Ve ben, Allah’tan (bana gelen vahiy sayesinde) sizin bilmediklerinizi biliyorum.” (7/A'râf 62)

“Sizi uyaran, sakınıp korkasınız diye (öğüt veren) ve merhamet olunursunuz diye sizin içinizden bir adama Rabbinizden bir zikir/hatırlatma geldi diye mi şaşırdınız?” (7/A'râf 63)

Demişti ki: “Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yoktur. Fakat ben âlemlerin Rabbi (tarafından gönderilmiş) bir elçiyim.” (7/A'râf 67)

“Size Rabbimin risaletini/mesajlarını iletiyorum ve ben sizin için güvenilir bir nasihatçiyim.” (7/A'râf 68)

“İçinizden bir adama sizi uyarması için Rabbinizden bir zikir/hatırlatma gelmesine mi şaşırdınız? Hatırlayın! Hani (Allah) sizleri Nuh kavminden sonra halifeler kılmış ve (boy, pos, güç ve kuvvet vererek) yaratılışta genişlik ihsan etmişti. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.” (7/A'râf 69)

(Salih) onlardan yüz çevirdi ve: “Ey kavmim! Andolsun, size Rabbimin mesajını ilettim ve size nasihat ettim. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz.” dedi. (7/A'râf 79)

De ki: “Ben kendime, Allah’ın dilemesi dışında ne fayda ne de zarar verme gücüne sahibim. Şayet gaybı biliyor olsaydım hayrı çoğaltırdım/daha fazla mal toplardım ve hiçbir kötülük bana dokunmazdı. Ben, yalnızca inanan bir topluluk için uyarıcı ve müjdeciyim.” (7/A'râf 188)

Müşrikler hoşlanmasa da tüm dinlere üstün gelsin diye Resûlü’nü hidayet ve hak dinle gönderen O’dur. (9/Tevbe 33)

İnsanları uyarman ve iman edenleri Rableri katında değerli bir konumda olmakla müjdelemen için, içlerinden bir adama vahyedişimiz insanlara tuhaf mı geldi? Kâfirler dediler ki: “Şüphesiz ki bu, apaçık bir sihirbazdır.” (10/Yûnus 2)

(Ayetlerin Allah tarafından muhkem kılınıp, sonra detaylı bir şekilde açıklanmasının nedeni) Allah’tan başkasına ibadet etmemenizdir. Şüphesiz ki ben, size O’ndan bir uyarıcı ve müjdeciyim. (11/Hûd 2)

Kitab’ın indiriliş gayesi için bk. 4/Nîsa, 105.

“Ona bir hazine indirilmeli ya da onunla beraber bir melek gelmesi gerekmez miydi?” demeleri nedeniyle, sana vahyedilenin bir kısmını (anlatmayı) bırakıp göğsünü daraltacak değilsin herhalde? Sen ancak bir uyarıcısın. Allah, her şeye vekildir. (11/Hûd 12)

Andolsun ki biz Nuh’u kavmine gönderdik. (Demişti ki:) “Şüphesiz ki ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” (11/Hûd 25)

Demişti ki: “Ey kavmim! Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Şayet ben, Rabbimden bir belge/delil üzereysem ve beni kendi tarafından güzel bir rızıkla mükâfatlandırmışsa ben, size yasakladığım şeylere (kendim uymayarak) size muhalefet etmek istemiyorum. Tek amacım, gücüm yettiğince ıslah etmektir. Benim başarım, ancak Allah’ın izniyledir. Ben, O’na tevekkül ettim ve yalnızca O’na yönelirim.” (11/Hûd 88)

Kâfirler derler ki: “Onun üzerine Rabbinden bir ayet/mucize indirilmesi gerekmez miydi?” Sen ancak bir uyarıcısın, her kavmin yol göstericisi vardır. (13/Ra'd 7)

Sana vahyettiğimizi onlara okuyasın diye seni kendilerinden önce nice ümmetin gelip geçtiği bir toplum içinde (risaletle) görevlendirdik. Onlarsa Er-Rahmân’ı inkâr ediyorlar. De ki: “O benim Rabbimdir. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Yalnızca O’na tevekkül ettim ve dönüşüm/tevbem de O’nadır.” (13/Ra'd 30)

Onlara vadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana göstersek veya (hiç göstermeden) seni vefat ettirsek de (fark etmez). Sana düşen ancak tebliğ etmektir. Hesap görmek de bizim işimizdir. (13/Ra'd 40)

Andolsun ki biz, Musa’yı: “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın günlerini hatırlat.” diye ayetlerimizle yolladık. Şüphesiz ki bunda, çok sabırlı olan ve çokça şükredenler için (ibret alınacak) ayetler vardır. (14/İbrahîm 5)

Sen, insanları azabın kendilerine geleceği günle uyar! Zalimler derler ki: “Rabbimiz! Bizi yakın bir zamana kadar ertele ki davetine icabet edip resûllere uyalım.” Oysa yok olup gitmeyeceğinize dair daha önce yeminler etmemiş miydiniz? (Ne oldu?) (14/İbrahîm 44)

De ki: “Kuşkusuz ben, (evet,) ben apaçık bir uyarıcıyım.” (15/Hicr 89)

Kullarından dilediğine ruhla/vahiyle melekleri indirir ve (o kâfirleri şöyle) uyarın (diye emreder): “Benden başka (ibadeti hak eden) ilah yok, (o hâlde) benden korkup sakının.” (16/Nahl 2)

Şirk koşanlar dediler ki: “Şayet Allah dileseydi ne biz ne de babalarımız, O’nun dışındaki hiçbir varlığa ibadet etmez ve O’nun belirlediği haramlar dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de aynen böyle yaptılar. Resûllerin apaçık bir tebliğden başka görevi mi var? (16/Nahl 35)

Tevhid daveti karşısında söyleyecek söz bulamayan müşrikler, kadercilik yapmakta, hatalarının sorumluluğunu Allah’ın (cc) meşietine/dilemesine yıkmaktaydılar. “Şayet Allah (cc) hâlimizden memnun olmasa bizi kınar, azap eder, bunca imkânı vermezdi.” diye düşünmekteydiler.

Allah (cc), tüm müşriklerin aynı yanılgıya kapıldığını belirttikten sonra şüphelerini şöyle çürüttü: “Şayet Allah (cc) sizden ve yaptıklarınızdan hoşnut olsa apaçık bir mesajla elçiler gönderip sizi yalnızca Allah’a (cc) ibadete ve O’nun dışında kulluk ettiğiniz tağutlardan uzaklaşmaya davet etmezdi.”

Biz, senden önce kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (resûl olarak) göndermedik. Şayet bilmiyorsanız (vahiy bilgisine sahip) zikir ehline sorun. (16/Nahl 43)

(Peygamberleri) apaçık deliller ve Kitaplarla (yolladık). Sana da bu zikri/Kur’ân’ı indirdik ki insanlara indirileni onlara açıklayasın. Umulur ki düşünürler. (16/Nahl 44)

Peygamber’in (sav) Kur’ân’a dönük iki temel vazifesi vardır:

a. Onu eksiksiz bir şekilde insanlara ulaştırmak yani tebliğ. (Bk. 5/Mâide, 67)

b. İndirilen Kur’ân’ı açıklayıp beyan etmek. Allah Resûlü’nün (sav) söz ve davranışlarını yani Sünneti’ni değerli kılan da budur. O (sav), Allah’ın gözetimi altında 23 yıl boyunca bir yandan inen ayetleri insanlara okumuş, diğer yandan söz ve davranışlarıyla (Sünnet ile) Allah’ın (cc) ayetlerden neyi murat ettiğini belirtmiştir. Her iki vazifesini de en güzel şekilde ve eksiksiz olarak ifa ettiğinden, Allah (cc) onu her konuda insanlığa örnek göstermiştir. (Bk. 33/Ahzâb, 21)

Hakkında anlaşmazlığa düştükleri hususları onlara açıklaman, iman eden bir topluluğa hidayet ve rahmet olması için bu Kitab’ı sana indirdik. (16/Nahl 64)

Şayet yüz çevirirlerse sana düşen, ancak apaçık bir tebliğdir. (16/Nahl 82)

Bizi ayetler/mucizeler göndermekten alıkoyan tek şey, evvelkilerin onu yalanlamasıdır. Semud’a dişi deveyi apaçık (bir mucize) olarak verdik, ona zulmettiler. Biz ayetleri/mucizeleri yalnızca korkutmak için yollarız. (17/İsrâ 59)

Biz onu hakla indirdik, o da hak olarak indi. Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak yolladık. (17/İsrâ 105)

Biz, resûlleri yalnızca müjdeleyici ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kâfirler ise (hakka karşı) batılla mücadele ederek, hakkın ayağını kaydırmak/yok etmek istiyorlar. Ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyi alaya aldılar. (18/Kehf 56)

Bu, zulmettikleri zaman helak ettiğimiz (Nuh, Âd, Semud, Medyen gibi) beldeler (ve ahalileridir). Onların helakı için belli bir zaman tayin etmişizdir. (18/Kehf 59)

Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve onunla karşılaşmayı inkâr etmiş, (böylece) amelleri boşa gitmiş kimselerdir. Kıyamet gününde onlara hiçbir kıymet vermeyeceğiz. (18/Kehf 105)

O (Kur’ân’la) muttakileri müjdeleyesin ve inatçı topluluğu uyarasın diye onu senin dilinle kolaylaştırdık. (19/Meryem 97)

Kitab’ın indiriliş gayesi için bk. 4/Nîsa, 105.

Biz seni yalnızca âlemlere rahmet olarak yolladık. (21/Enbiya 107)

De ki: “Ey insanlar! Ben, sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.” (22/Hac 49)

Allah yolunda hakkıyla/Allah’ın şanına yakışır şekilde cihad edin. O sizi seçti. Dinde size bir darlık/güçlük yüklemedi. Atanız İbrahim’in milletine (uyunuz!) O (Allah) sizleri bundan önce de bunda da Müslimler/şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen kullar diye isimlendirdi ki Resûl size, siz de insanlara şahitlik edesiniz. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a tutunun. O, sizin Mevlanızdır. Ne güzel bir dost ve ne güzel bir yardımcı! (22/Hac 78)

İbrahim’in milleti için bk. 60/Mümtehine, 4.

De ki: “Allah’a itaat edin! Resûl’e itaat edin! Şayet yüz çevirirseniz onun sorumluluğu (olan tebliğ) ona, sizin sorumluluğunuz olan (itaat) size yüklenendir. (Herkes kendinden sorumludur.) Şayet ona itaat ederseniz hidayete ermiş olursunuz. Resûl’ün vazifesi yalnızca apaçık bir tebliğdir.” (24/Nûr 54)

Biz seni ancak müjdeci ve uyarıcı olarak yolladık. (25/Furkân 56)

Nuh’un kavmi gönderilen resûlleri yalanladı. (26/Şuarâ 105)

Hani kardeşleri Nuh, kendilerine: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti. (26/Şuarâ 106)

“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.” (26/Şuarâ 107)

“Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.” (26/Şuarâ 115)

Âd (kavmi) gönderilmiş resûlleri yalanladı. (26/Şuarâ 123)

Hani kardeşleri Hud onlara: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti. (26/Şuarâ 124)

Semud (kavmi), gönderilen resûlleri yalanladı. (26/Şuarâ 141)

Hani kardeşleri Salih onlara: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti. (26/Şuarâ 142)

“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.” (26/Şuarâ 143)

Lut kavmi, gönderilmiş resûlleri yalanladılar. (26/Şuarâ 160)

Hani kardeşleri Lut onlara: “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti. (26/Şuarâ 161)

“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.” (26/Şuarâ 162)

Onu Ruhu’l Emin (Cibril) indirdi. (26/Şuarâ 193)

Uyarıcılardan olman için kalbine (vahyetti). (26/Şuarâ 194)

Apaçık bir Arapça ile. (26/Şuarâ 195)

(De ki:) “Ben ancak bu beldeyi haram/kutsal kılan ve her şeyin kendisine ait olduğu (Mekkke’nin) Rabbine ibadet etmekle emrolundum. Ve Müslimlerden/şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen kullardan olmakla emrolundum.” (27/Neml 91)

“Ve Kur’ân’ı okumakla (emrolundum). Kim hidayet bulursa kendi yararına hidayet bulmuştur. Kim de sapıtırsa de ki: ‘Ben, ancak uyarıcılardan biriyim.’ ” (27/Neml 92)

Biz (Musa’ya) seslendiğimizde Tur’un yanında da değildin. Fakat Rabbinin rahmeti olarak (bunları sana vahyediyoruz ki) senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş olan topluluğu uyarasın. Umulur ki öğüt alırlar. (28/Kasas 46)

Bu ayet, Allah Resûlü’nden (sav) önce Mekkelilere bir uyarıcı gelmediğini belirtmiştir. (Bk. 36/Yâsîn, 6) Şirk konusunda uyarılmamış olmalarına rağmen Allah (cc) onlara müşrik demiş (98/Beyyine, 1), Allah Resûlü (sav) ölmüş olanlarının ateşte olduğunu bildirmiştir. Çünkü tevhid ve şirk konusunda Allah’ın (cc) kulları üzerinde, her biri müstakil hüccet olan beş ayrı delili vardır.

a. Allah (cc) kullarından söz almış ve kıyamet günü “bilmiyordum” ya da “taklit ettim” denmesinin önünü kesmiştir. (Bk. 7/A’râf, 172-173)

b. İnsanları tevhid fıtratı üzere yaratmıştır. (Bk. 30/Rûm, 30)

c. Resûller yollamıştır. (Bk. 4/Nîsa, 165)

d. Kitap indirmiştir. (Bk. 6/En’âm, 19; 11/Hûd, 1-2)

e. O’nun var ve bir olduğuna dair sayısız delili kâinata yerleştirmiştir. (Bk. 2/Bakara, 163-164; 6/En’âm, 94-102; 27/Neml, 59-65)

Tüm bu delillerin varlığı ve açıklığına rağmen, Allah (cc), resûl göndermeden bir kavmi topluca helak etmez. Bir sonraki ayet bu gerçeği anlatmaktadır.

Onlara (Mekkelilere) kendi katımızdan (gönderdiğimiz) hak geldiğinde: “Musa’ya verilen (mucizelerin) benzeri ona da verilmeli değil miydi?” dediler. Onlar, daha önce Musa’ya verileni inkâr etmemişler miydi? Demişlerdi ki: “Birbirlerine yardım eden iki büyü!” ve demişlerdi ki: “Şüphesiz ki biz, hepsini inkâr ediyoruz.” (28/Kasas 48)

“Şayet yalanlayacak olursanız hiç şüphesiz sizden önceki kavimler de yalanladı. Resûl’ün vazifesi, ancak apaçık bir tebliğdir.” (29/Ankebût 18)

Dediler ki: “Ona Rabbinden ayetler/mucizeler gelmesi gerekmez miydi?” De ki: “Ayetler, ancak Allah katındadır. Ve ben yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.” (29/Ankebût 50)

Yoksa: “Onu uydurdu.” mu diyorlar? (Hayır, öyle değil!) Bilakis, senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir toplumu uyarman için, o (Kur’ân), Rabbinden gelen bir haktır. Umulur ki hidayet bulurlar. (32/Secde 3)

Ey Nebi! Biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak yolladık, (33/Ahzâb 45)

Ve (Allah’ın) izniyle, (insanları) Allah’a davet eden ve nur saçan bir kandil olarak (yolladık). (33/Ahzâb 46)

Müminlere, onlar için Allah’tan büyük bir lütuf ve ihsan olduğunu müjdele. (33/Ahzâb 47)

Biz seni, ancak bütün insanlığa müjdeci ve uyarıcı olarak yolladık. Fakat insanların çoğu bilmezler. (34/Sebe’ 28)

De ki: “Size tek bir öğüt veriyorum: (Hakkı bulmak adına) Allah için ikişer ikişer, birer birer harekete geçin, sonra da düşünün. (Göreceksiniz ki) arkadaşınız (olan Peygamber’de) hiçbir delilik yoktur. O, çetin bir azabın öncesinde (sizi uyaran) bir uyarıcıdan başkası değildir.” (34/Sebe’ 46)

Sen, yalnızca bir uyarıcısın. (35/Fâtır 23)

Biz seni hak ile, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Her ümmete mutlaka bir uyarıcı gelip geçmiştir. (35/Fâtır 24)

Hiç şüphesiz sen, gönderilmiş resûllerdensin. (36/Yâsîn 3)

(Hiç şüphesiz ki sen,) dosdoğru yol üzeresin. (36/Yâsîn 4)

(O Kur’ân,) (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (kullarına çok merhametli) Er-Rahîm (olan Allah) tarafından indirilmiştir. (36/Yâsîn 5)

Babaları uyarılmamış ve gaflet içerisinde olan bir topluluğu uyarmak için (gönderildin). (36/Yâsîn 6)

Bk. 28/Kasas, 46

Onları uyarsan da uyarmasan da birdir. İman etmezler. (36/Yâsîn 10)

Sen, ancak zikre/Kur’ân’a uyan ve gaybta (görmedikleri hâlde ya da kimsenin kendilerini görmediği yerlerde) Rahmân’dan korkanları uyarırsın. Böylesini mağfiret ve değerli bir mükâfatla müjdele. (36/Yâsîn 11)

“Bizim vazifemiz yalnızca apaçık bir tebliğdir.” (36/Yâsîn 17)

Ta ki (Kur’ân), diri olanları uyarsın ve kâfirler üzerine söz/Allah’ın hücceti hak olsun. (36/Yâsîn 70)

Bu ayet, Yâsîn Suresi’nde geçiyor olmasına rağmen, “Yâsîn sektörü” oluşturup, ölülerin başında Yâsîn okunması ve insanların cenazeden cenazeye Kur’ân’ı hatırlamaları izahı güç bir durumdur.

Okunsun, yaşansın, kendisiyle cihad edilsin ve diriler uyarılsın diye indirilen bir Kitab’ın, mezarlıklara indirgenmesi bu nimete yapılan en ciddi nankörlüklerdendir.

De ki: “Ancak ben, bir uyarıcıyım. (Zatında, fiillerinde ve sıfatlarında tek olan) El-Vâhid ve (her şeye boyun eğdirip hükmüne ram eyleyen) El-Kahhâr olan Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.” (38/Sâd 65)

Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. (İzzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğaffâr’dır. (38/Sâd 66)

De ki: “O, büyük bir haberdir.” (38/Sâd 67)

“Siz ondan yüz çevirmektesiniz.” (38/Sâd 68)

“Onlar kendi aralarında tartışırlarken, benim Mele-i A’lâ’ya dair bir bilgim yoktur.” (38/Sâd 69)

“Bana, yalnızca bir uyarıcı olduğum vahyedilmektedir.” (38/Sâd 70)

(Allah) dereceleri yükselten ve arşın sahibi olandır. (İnsanları) kavuşma günü olan (ahiretle) uyarmaları için ruhu (vahyi) emriyle kullarından dilediğinin (kalbine) bırakır. (40/Mü’min 15)

Onları Yevmu’l Azife ile/yaklaşan günle uyar. O zaman kalpler gırtlaklara dayanır, (korku ve kaygıdan) yutkunurlar. Zalimler için ne yakın bir dost ne de şefaati yerine getirilen bir şefaatçi vardır. (40/Mü’min 18)

Allah’ı bırakıp da veliler edinenler (var ya!) Allah, onların üzerinde gözetleyicidir. Sen, onların üzerine vekil değilsin. (42/Şûrâ 6)

Böylece şehirlerin anası olan (Mekke’yi) ve çevresini uyarman ve (insanları) kendisinde şüphe olmayan toplanma günüyle uyarman için sana Arapça bir Kur’ân vahyettik. (Kıyamet günü) bir grup cennette, bir grup alevleri dehşet saçan ateştedir. (42/Şûrâ 7)

Şayet yüz çevirirlerse seni, onların üzerine (amellerini kayıt altına alan bir) gözetleyici kılmadık. Senin vazifen yalnızca tebliğdir. Şüphesiz ki biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımızda bundan dolayı sevinip şımarır. Şayet ellerinin (yapıp) takdim ettiği (ameller) nedeniyle başına bir kötülük gelse şüphesiz ki insan nankör oluverir. (42/Şûrâ 48)

Böylece sana emrimizden bir ruh/Kur’ân vahyettik. Sen Kitab’ın ve imanın ne olduğunu bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle hidayet ettiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen, dosdoğru yola iletirsin. (42/Şûrâ 52)

İsa apaçık delillerle geldiği zaman dedi ki: “Muhakkak ki size hikmeti getirdim ve ihtilaf ettiğiniz konuların bazısını açıklamak için geldim. Allah’tan korkup sakının ve bana uyun.” (43/Zuhruf 63)

De ki: “Ben, resûllerin ilki değilim. Ve ben, bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyuyorum. Ben, ancak apaçık bir uyarıcıyım.” (46/Ahkâf 9)

Dedi ki: “(Azabın ne zaman geleceğine dair) bilgi Allah’ın katındadır. Ben ise kendisiyle gönderildiğim (hakikatleri) size tebliğ ediyorum. Fakat ben, sizi cahillik eden bir toplum olarak görüyorum.” (46/Ahkâf 23)

Şüphesiz ki biz seni, şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. (48/Fetih 8)

Allah’a ve Resûlü’ne iman etmeniz, onu desteklemeniz, ona saygı duymanız ve sabah akşam (Allah’ı) tesbih etmeniz için. (48/Fetih 9)

Tüm dinlere üstün kılmak için, Resûlü’nü hidayet ve hak dinle gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter. (48/Fetih 28)

Onların, (dünyada iken) neler söylediğini en iyi biz biliriz. Sen, onların üzerinde bir zorba değilsin. Tehdidimden korkanlara Kur’ân’la öğüt ver. (50/Kâf 45)

O hâlde (sizi Allah’tan alıkoyan put, dünya sevgisi, aile, toplum baskısı gibi her türlü prangadan kurtulup) Allah’a kaçın. Hiç şüphesiz ki ben, size O’nun tarafından (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım. (51/Zâriyat 50)

Allah’la beraber başka bir ilah edinmeyin. Hiç şüphesiz ben, size O’nun tarafından (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım. (51/Zâriyat 51)

Öyleyse hatırlat/öğüt ver. Sen, Rabbinin nimetiyle ne kâhinsin ne de mecnun. (52/Tûr 29)

Size ne oluyor ki Resûl sizi Rabbinize iman etmeye davet ettiği hâlde Allah’a iman etmiyorsunuz? Hem muhakkak ki sizden (iman edeceğinize dair) kesin bir söz almıştı. Şayet iman etmiş kimselerseniz (bu çağrının ve sözünüzün gereğini yerine getirin). (57/Hadîd 8)

Andolsun ki onlarda, sizden Allah’ı ve ahiret gününü umanlar için güzel bir örneklik vardır. Kim de yüz çevirecek olursa şüphesiz ki Allah, (kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu) El-Ğaniy, (her daim övgüyü hak eden ve varlık tarafından övülen) El-Hamîd’in ta kendisidir. (60/Mümtehine 6)

Ümmiler arasında onlardan olan, kendilerine (Allah’ın) ayetlerini okuyan, onları arındıran, Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir Resûl gönderen O’dur. Onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içindeydiler. (62/Cuma 2)

Ve onlardan olup da henüz onlara erişmemiş olanlara da... O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. (62/Cuma 3)

Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin. Şayet yüz çevirirseniz, Resûlümüzün vazifesi ancak apaçık bir tebliğdir. (64/Teğabûn 12)

Nice belde (halkı), Rablerinin ve resûllerinin emrine karşı geldi. Biz onları çetin bir hesaba çektik ve görülmemiş bir azapla onlara azap ettik. (65/Talak 8)

İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye Allah’ın apaçık ayetlerini size okuyan Resûl (göndermiştir). Kim Allah’a iman eder ve salih amel işlerse, onu içinde ebedî kalacağı altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, şüphesiz ki ona güzel bir rızık vermiştir. (65/Talak 11)

De ki: “Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur. Ve O’na haşrolunacak (diriltilip huzurunda toplanacaksınız).” (67/Mülk 24)

Derler ki: “Şayet doğru söylüyorsanız (bize) vadettiğiniz (azap) ne zaman? (Gelsin de görelim!)” (67/Mülk 25)

De ki: “(Kıyamete dair) bilgi yalnızca Allah’ın yanındadır. Ben ise ancak apaçık bir uyarıcıyım.” (67/Mülk 26)

Hiç şüphesiz Nuh’u kavmine: “Kendilerine can yakıcı azap gelmeden önce onları uyar.” diye gönderdik. (71/Nûh 1)

Demişti ki: “Ey kavmim! Hiç şüphesiz ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” (71/Nûh 2)

“Allah’a ibadet edin, O’ndan korkup sakının ve bana itaat edin.” (71/Nûh 3)

De ki: “Hiç şüphesiz, Allah’a karşı kimse beni koruyamaz ve ben O’nun dışında (sığınabileceğim) bir sığınak da bulamam.” (72/Cin 22)

“(Benim vazifem,) Allah’tan olanı ve O’nun iletilerini tebliğ etmektir. (O’nun azabından ancak bu şekilde kurtulabilirim.) Kim de Allah’a ve Resûlü’ne isyan ederse, ona içinde ebedî kalacağı cehennem vardır.” (72/Cin 23)

Sana kıyametin ne zaman demir atacağını (gelip çatacağını) sorarlar. (79/Nâziât 42)

Sen ona dair hiçbir bilgiye sahip değilsin. (79/Nâziât 43)

Onun nihai (bilgisi) Rabbindedir. (79/Nâziât 44)

Sen ancak ondan korkanları uyarırsın. (79/Nâziât 45)

En kolay olan (salih amelleri) sana kolaylaştıracağız. (87/A’lâ 8)

Şayet fayda verecekse öğüt ver/hatırlat! (87/A’lâ 9)

Korkan kimse öğüt alır. (87/A’lâ 10)

Hatırlat! Sen ancak bir hatırlatıcısın/öğüt vericisin. (88/Ğaşiye 21)

Onları (iman ve salih amele) zorlayacak değilsin. (88/Ğaşiye 22)

(Ancak) kim yüz çevirip inkâr ederse, (88/Ğaşiye 23)