Ve Semûd Kavmi’ne de kardeşleri Sâlih’i (peygamber olarak gönderdik). Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk/ibadet edin. Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) bir ilahınız yoktur. Şüphesiz ki Rabbinizden size apaçık bir (mucize) geldi. Bu, Allah’ın dişi devesi, sizin için bir ayet/mucizedir. Onu bırakın, Allah’ın arzında otlasın. Sakın ona bir kötülük etmeye kalkmayın. Yoksa can yakıcı bir azap sizi yakalar.”
“Hatırlayın! Hani (Allah) Âd Kavmi’nden sonra sizleri halifeler kılmış ve sizi yeryüzüne yerleştirmişti. Ovalarında saraylar inşa ediyor, dağlarından evler yontuyordunuz. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve bozgunculuk yaparak karışıklık/düzensizlik/taşkınlık çıkarmayın.”
Kavminin önde gelen müstekbirleri, iman etmiş olan mustazaflara, “Sâlih’in, Rabbi tarafından gönderilen bir resûl olduğunu biliyor musunuz?” demişlerdi. (Onlar) demişlerdi ki: “Şüphesiz biz, onun kendisiyle gönderildiği şeye iman edenleriz.”
Müstekbirler, “Biz de sizin inandığınıza kâfir olanlarız.” demişti.
Dişi deveyi kestiler. Rabblerinin emrine karşı çıktılar ve “Ey Sâlih! Şayet resûllerdensen vadettiğin (azabı) getir bize.” dediler.
(Bunun üzerine) onları korkunç bir sarsıntı yakaladı ve öz yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.
(Sâlih) onlardan yüz çevirdi ve “Ey kavmim! Andolsun, size Rabbimin mesajını ilettim ve size nasihat ettim. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz.” dedi.
Onlara kendilerinden önce (yaşamış olan) Nûh, Âd, Semûd ve İbrâhîm kavimlerinin, Medyen ahalisi ve (yerleşim yerlerinin altı üstüne getirilmiş/çevrilmiş) Mu’tefikat’ın haberleri gelmedi mi? Resûlleri onlara apaçık delillerle geldiler. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendilerine zulmetmektelerdi.
Semûd’a da kardeşleri Salih’i (gönderdik). Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet/kulluk edin! Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilahınız yoktur. Sizi yerden (topraktan) yaratan ve orayı imar edip, orada ömür süresiniz diye (sizi var eden) O’dur. (Öyleyse) O’ndan bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim, (kullarına en yakın olan) Karib ve (dualara ve isteklere icabet eden) Mucîb’dir.”
Demişlerdi ki: “Ey Sâlih! Bu (davetinden) önce, bizim aramızda hakkında (iyi şeyler) düşünülen/ümit beslenen biriydin. (Ne yani) şimdi bizi, babalarımızın ibadet ettiklerine ibadet etmekten engelliyor musun? Gerçek şu ki biz, senin bizi davet ettiğin (tevhidden) huzursuzluk veren bir şüphe içindeyiz.”
Demişti ki: “Ey kavmim! Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Şayet ben, Rabbimden apaçık bir belge/delil üzere isem ve bana kendi katından bir rahmet (vahiy) vermişse; (bu hâlde) O’na isyan edecek olsam, Allah’a karşı kim bana yardım edebilir? (Siz mi beni O’nun azabından kurtaracaksınız?) Sizin bana zarardan başka bir katkınız olmaz.”
“Ey kavmim! İşte bu (talep ettiğiniz) ayet/mucize, Allah’ın devesi! Bırakın onu, Allah’ın arzından (dilediği gibi dolaşıp) yesin. Sakın ona kötülükle dokunmaya kalkmayın. (Allah’ın) yakın azabı sizi yakalayıverir.”
(Tüm uyarılara rağmen) onu kesmişlerdi. Demişti ki: “Yurdunuzda üç gün daha keyif sürün. Bu, (Allah tarafından) yalanlanmayacak (mutlaka vuku bulacak) bir tehdittir.”
(Helak) emrimiz gelince, Sâlih’i ve onunla beraber iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle, o günün alçaltıcı ve rezil edici (azabından) kurtardık. Şüphesiz ki senin Rabbin, (güç ve kuvvet sahibi) El-Kaviy ve (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz olanın ta kendisidir.
O zulmedenleri ise (kulakları sağır edip beyinleri patlatan) bir çığlık yakalayıverdi. Öz yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.
Sanki orada, zenginlik içinde yaşamamışlar gibi… Dikkat edin! Semûd, Rabbine karşı kâfir oldu. Dikkat edin! Semûd (Allah’ın rahmetinden) uzaklaştırıldı.
“Ey kavmim! Benimle yollarınızı ayırmış olmanız, Nûh Kavmi’nin, Hûd Kavmi’nin ya da Sâlih Kavmi’nin başlarına gelenin bir benzerini sizin başınıza getirmesin. Ayrıca Lût’un kavmi de sizden uzak değildir.”
Size, sizden önce (yaşayan) Nûh, Âd ve Semûd Kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin haberleri gelmedi mi? Onları Allah’tan başkası bilmez. Resûlleri onlara apaçık delillerle geldiler. (Resûlleri susturmak için) ellerini ağızlarına götürdüler ve dediler ki: “Hiç şüphesiz biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr ettik. Ve hiç şüphesiz, bizi davet ettiğiniz şey hakkında da huzursuzluk veren bir şüphe içerisindeyiz.”
Şayet seni yalanlıyorlarsa hiç şüphesiz, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd Kavimleri de yalanlamışlardı.
Âd, Semûd, Ress halkı ve bunların arasında (yaşamış) nice kavimleri de (helak ettik).
Semûd (Kavmi), gönderilen resûlleri yalanladı.
Hani kardeşleri Sâlih onlara, “(Allah’tan) korkup sakınmaz mısınız?” demişti.
“Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir resûlüm.”
“(O hâlde) Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
“Sizden (davetim karşılığında) bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbi olan (Allah’)a aittir.”
“Siz burada güven içerisinde (kendi hâlinize) terk edileceğinizi mi sanıyorsunuz?”
“Bahçeler ve pınarlar arasında.”
“Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış hurmalıklar arasında.”
“Dağlarda, sırf şımarıklık (gösteriş) olsun diye, evler yontuyorsunuz.”
“Allah’tan korkup sakının ve bana itaat edin.”
“(Haddi aşan) aşırıların işine uymayın.”
“Onlar ki yeryüzünde bozgunculuk eder, ıslah etmezler.”
Demişlerdi ki: “Sen, ancak büyülenmişlerdensin.”
“Sen de bizim gibi bir insandan başkası değilsin. Şayet doğru söylüyorsan bir ayet/mucize getir (bakalım).”
Demişti ki: “Bu bir devedir. Bir gün onun su içme hakkı, belli bir gün de sizin su içme hakkınız vardır.”
“Ona kötülük etmeye kalkmayın! Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalayıverir.”
Onu kestiler ve pişman oldular.
Bunun üzerine azap onları yakalayıverdi. Şüphesiz ki bunda, (Allah’ın dostlarına yardım edip düşmanları helak edeceğine dair) ayet vardır. Onların çoğu mümin değildir.
Şüphesiz ki senin Rabbin, (evet) O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir.
Andolsun ki biz: “Allah’a ibadet edin.” diye (davet etmesi için) Semûd’a kardeşleri Salih’i gönderdik. (Davet başladığı ânda) birbirlerine hasım olan iki grup oluverdiler.
Dedi ki: “Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğün (Allah’ın rahmetinden önce azabın) gelmesi için acele ediyorsunuz? Allah’tan bağışlanma dileseniz ya, umulur ki merhamet olunursunuz.”
Dediler ki: “Sen ve beraberindekiler bize uğursuzluk getirdiniz.” Dedi ki: “Sizin (başınıza gelip de) uğursuz sandığınız şeyler, Allah katından (başınıza gelmiştir). Bilakis siz, denenen bir kavimsiniz.”
Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Yeryüzünde bozgunculuk yapar, ıslah etmezlerdi.
Aralarında Allah adına yemin ederek demişlerdi ki: “Ona ve ailesine bir gece baskını vereceğiz, sonra da velisine, ‘Biz, ailesinin helak oluşunu görmedik. Biz, gerçekten doğru söyleyenleriz.’ diyeceğiz.”
Onlar tuzak kurdu, biz de bir tuzak kurduk, onlar farkında değillerdi.
Bak (bakalım), tuzaklarının sonu nasıl bitmiş? Biz onların ve kavimlerinin tamamını yerle bir ettik.
İşte evleri! Zulümleri nedeniyle harap ve ıssız. Şüphesiz ki bunda, bilen bir topluluk için ayet vardır.
İman eden ve korkup sakınan kimseleri ise kurtardık.
Âd ve Semûd’u da (helak ettik). Onların oturdukları yerler(in harabelerin)den, (kendilerini helak etmiş olduğumuz) sizin için açığa çıkmıştır. Şeytan, amellerini kendilerine süslü gösterdi ve (böylece) onları (dosdoğru) yoldan saptırdı. (Aslında onlar hakikati anlayabilecek) gözü açık, aklı başında insanlardı.
Semûd, Lût Kavmi, Eyke halkı da (yalanladı). Bunlar (helak olmuş) gruplardır.
“Nûh, Âd, Semûd kavimleri ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir sondan korkuyorum). Allah kulları için zulüm/haksızlık istemez.”
Şayet yüz çevirirlerse de ki: “Ben, sizi Âd ve Semûd kavimlerinin yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım.”
Semûd’a gelince, biz onlara hidayet ettik. (Fakat) onlar körlüğü/dalaleti, hidayete tercih ettiler. İşledikleri (masiyetlere) karşılık, alçaltıcı azabın yıldırımları onları yakalayıverdi.
Onlardan önce Nûh Kavmi, Ress halkı ve Semûd (Kavmi) de yalanlamıştı.
Semûd Kavmi’nde de (ayetler vardır). Hani onlara “Belli bir süreye kadar faydalanın.” denilmişti.
Rabblerinin emrine karşı geldiler. Onlar bakınıp dururken, yıldırım çarpıp yakalayıverdi onları.
Ne ayağa kalkabildiler ne de (azabı engelleyecek) bir yardım bulabildiler.
Semûd’u da… (Onlardan geriye) hiçbir şey bırakmadı.
Semûd (Kavmi de) uyarıları yalanladı.
Dediler ki: “Bizden olan (bizim gibi) insan birine mi uyacağız?! O takdirde biz, sapıklık ve çılgınlık içinde olmuş oluruz.”
“Aramızdan ona mı zikir/vahiy verildi? Bilakis o, şımarık kibirli bir yalancıdır.”
Yarın, kimin şımarık ve kibirli bir yalancı olduğunu öğrenecekler.
Hiç kuşkusuz biz, onlara fitne/imtihan olması için dişi deveyi göndereceğiz. Onları gözetle ve sabret.
Onlara haber ver! Su, aralarında pay edilmiştir. Su içme sırası kiminse o, hazır bulunsun.
Arkadaşlarına seslendiler. O da (bıçağı) aldı ve deveyi kesti.
Nasılmış benim azabım ve uyarım?
Hiç şüphesiz, onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Onlar, çalı çırpının etrafa dökülen kırıntıları gibi oldular.
Semûd ve Âd, (sarsıcı kıyamet olan) Karia’yı yalanladılar.
Semûd, azgınlıkları sebebiyle helak edildi.
Firavun ve Semûd(un haberi)?
Semûd (Kavmi), azgınlığı sebebiyle yalanladı.
En bedbaht olanları harekete geçtiğinde,
Allah’ın Resûl’ü onlara dedi ki: “Allah’ın devesine ve onun su içme sırasına (riayet edin).”
Onu yalanladılar ve (deveyi) kestiler. Rabbleri, günahları sebebiyle, köklerini kurutan bir azapla onları helak etti ve orayı dümdüz/yerle bir etti.