Sapıklar ile ilgili ayetler

Muhakkak ki iman ettikten sonra kâfir olan ve (kâfirlerin safında yer alıp, müminlere düşmanlık eden, sözlü ve fiilî savaşarak) küfürlerini arttıranların tevbesi kabul olunmayacaktır. Bunlar, sapıkların ta kendileridir. (3/Âl-i İmran 90)

Size ne oluyor da (hicret etmeyen) münafıklar hakkında (onlar mümin mi kâfir mi diye tartışan) iki gruba bölünüyorsunuz? Oysa Allah onları kazandıklarından dolayı baş aşağı etmiştir. (Yoksa siz) Allah’ın saptırdığını hidayet etmek mi istiyorsunuz? Kimi de Allah saptırmışsa sen onun için (bir kurtuluş) yolu bulamazsın. (4/Nîsa 88)

Ey iman edenler! Allah’a, Resûlü’ne, Resûlü’ne indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği Kitab’a iman edin. Kim de Allah’a, meleklerine, kitaplarına, resûllerine ve ahiret gününe kâfirlik ederse şüphesiz (hakka geri dönüşü zor) uzak bir sapıtmayla sapıtmış olur.” (4/Nîsa 136)

“Ey iman edenler! İman edin.” cümlesi imanda sebata, imani meseleleri sürekli gündemde tutup imanın canlı kalmasına işarettir. Allah (cc), sürekli canlı tutulan, kişiyi yönlendiren ve yeni delillerle sürekli pekiştirilen bir iman talebinde bulunuyor. Bu da, Allah’ın (cc) kâinatta yarattığı ve O’nun (cc) azametine delalet eden kevni ayetler ile insanın ruh ve akıl dünyasını tatmin eden Kur’ân ayetlerini okuyup, ayetler üzerinde tefekkürle mümkün olabilir.

(İman ve küfür) arasında tereddüt içindedirler. Ne (tam olarak) bunlardan (müminlerden) ne de onlardandırlar (kâfirlerden). Kimi de Allah saptırmışsa sen ona bir yol bulamazsın. (4/Nîsa 143)

Allah, kimi hidayet etmek isterse onun İslam’ı (kabul etmesi) için göğsünü genişletir. Kimi de saptırmak isterse gökyüzüne yükseliyormuş gibi göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Böylece Allah, iman etmeyenleri pisliğe mahkûm eder. (6/En'âm 125)

Çocuklarını hiçbir bilgiye dayanmadan sefihçe katledenler ve Allah’a iftira ederek, kendilerine rızık olarak verdiklerini haram sayanlar; kesin bir hüsrana uğramış, kesin olarak sapıtmış ve doğru yolu bulamamışlardır. (6/En'âm 140)

Bir kısmına hidayet verdi, bir kısmına da sapıklık hak oldu. (Çünkü) onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edindiler ve doğru yolda olduklarını sanıyorlar. (7/A'râf 30)

İnsanın kendini doğru yolda zannetmesi ya da doğru yolda olanlara nispet etmesi, onu hidayet ehlinden kılmaz. Hidayet ehli olmak için hidayet üzere olmak gerekir. Mekkeli müşrikler, İbrahim (as) ve İsmail’in (as) dini üzere olduklarını iddia ediyorlar, dinî ritüellerinin babaları vasıtasıyla peygamberlerden aktarıldığına inanıyorlardı. Hakikat, onların iddialarından farklı olunca iddialarıyla değil hakikatle değerlendirildiler. Batıl bir yol üzere olmasına rağmen, bir takım nasları zan ve hevaya dayanarak yorumlayan ve doğru yol üzere olduğunu zannedenlere “tevil ehli” deniyor.

Kimin tevili onu, insanın yaratılış gayesi ve peygamberlerin ortak daveti olan tevhidin dışına çıkarmışsa, o sapıklığın üzerine hak olduğu ve Allah’ın (cc) teville saptırdığı kimselerdendir.

Allah kimi hidayet ederse o, hidayeti bulmuştur. Kimi de saptırırsa bunlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (7/A'râf 178)

Allah kimi saptırmışsa onu hidayet edecek kimse yoktur. Onları azgınlıkları içinde bocalar bir hâlde bırakır. (7/A'râf 186)

Allah, korkup sakınacakları (hükümleri) açıklamadan, hidayet ettiği bir kavmi saptıracak değildir. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilir. (9/Tevbe 115)

Her nefsin bütün kazandığını gözetleyene mi (şirk koşuyorlar)? Onlar Allah’a ortaklar tayin ettiler. De ki: “(Ortaklara) isim koyun (bakalım).” (Allah ne bu varlıklara yetki vermiş ne de bunları ortak edinmiştir.) Yoksa, Allah’ın yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz? Yoksa bu (isimler) içi boş, öylesine söylenmiş bir söz mü? (Hayır, öyle değil!) Bilakis o kâfirlere, tuzakları süslü gösterildi ve (dosdoğru) yoldan alıkonuldular. Kimi de Allah saptırmışsa ona hidayet edecek yoktur. (13/Ra'd 33)

Allah’ı (cc) bırakıp da fayda vermesi ve zararı defetmesi umulan, “medet” denerek yardımlarına talip olunan, Allah (cc) katında insanlara fayda sağlayacağı ve onlara şefaat edeceğine inanılan varlıklar; Allah’ın (cc) hakkında hiçbir delil indirmediği, insanların ve atalarının uydurduğu birtakım isimlerden ibarettir. Onlara: “Bunlar kimdir? İsimlerini söyleyin.” dendiğinde, “babalar, abdallar, dervişler, kutuplar, gavslar” gibi Allah’ın Kitabı’nda ve sahih Sünnet’te yeri olmayan şeyleri saymaya başlarlar.

“Rabbinin rahmetinden sapıklardan başka kim ümit keser ki?” demişti. (15/Hicr 56)

Onların hidayet bulmasını çok istesen de Allah saptırdığını hidayet etmez. Onların yardımcıları da yoktur. (16/Nahl 37)

Sana (deli, büyülenmiş gibi) örnekler verip nasıl saptıklarına baksana! Onlar (doğru) yolu bulmaya güç yetiremezler. (17/İsrâ 48)

Allah kimi hidayet ederse o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa onlar için (Allah’ın) dışında veliler bulamazsın. Kıyamet gününde onları yüzü koyun, kör, dilsiz ve sağırlar olarak diriltiriz. Onların barınağı cehennemdir. Ateşi dindikçe dehşet saçan alevi onlar için arttırırız. (17/İsrâ 97)

Bu, onların cezasıdır. (Sebebiyse) onların ayetlerimizi inkâr etmeleri ve: “Gerçekten biz, kemik olup toza toprağa döndükten sonra yeni bir yaratılışla mı diriltileceğiz?” demeleridir. (17/İsrâ 98)

Güneş’in, doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına yöneldiğini, battığı zaman da onları sol taraftan kestiğini görürsün. Onlar (mağaranın) genişçe bir alanındaydılar. Bu, Allah’ın (kudret ve azametine delalet eden) ayetlerindendir. Allah kimi hidayet ederse o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa sen ona yol gösterecek bir dost bulamazsın. (18/Kehf 17)

Ne göklerin ve yerin yaratılışında ne de kendilerinin yaratılışında onları şahit tuttum. (Onlardan destek almadım.) Zaten ben saptırıcılardan destek alacak da değilim. (18/Kehf 51)

De ki: “Kim sapıklık içindeyse Er-Rahmân ona verdiği mühleti alabildiğince uzatsın... Kendilerine vadedilen azap ya da kıyameti gördüklerinde, kimin konumu daha kötü ve kim askerî bakımdan/yardımcılar bakımından daha zayıfmış yakinen bileceklerdir.” (19/Meryem 75)

İnsanlardan öylesi vardır ki Allah hakkında bilgisizce tartışır ve her inatçı şeytana uyar. (22/Hac 3)

Onun için şu (hüküm) yazılmıştır/verilmiştir: “Şüphesiz ki kim onu dost edinirse (şeytan) onu saptırır ve alevleri dehşet saçan ateşe sürükler.” (22/Hac 4)

Kimin de mizanı hafif gelirse bunlar; kendilerini hüsrana uğratan, cehennemde ebedî kalacak olanlardır. (23/Mü'minûn 103)

Ateş yüzlerini yalayarak yakar. (Üst dudakları enselerine, alt dudakları göğüslerine doğru gerilmiş, açığa çıkan dişleriyle) oranın içinde sırıtır gibi kalakalmışlardır. (23/Mü'minûn 104)

(Onlara denir ki:) “Ayetlerim size okunuyordu da siz yalanlamıyor muydunuz?” (23/Mü'minûn 105)

Diyecekler ki: “Rabbimiz! Bedbahtlığımız bize üstün geldi ve biz sapık bir topluluk idik.” (23/Mü'minûn 106)

“Rabbimiz! Bizi buradan çıkart. Şayet bir daha (eski hayatımıza) dönersek şüphesiz ki biz, zalimleriz.” (23/Mü'minûn 107)

Buyuracak ki: “Kesin sesinizi/yıkılıp defolun! Sakın benimle konuşmayın.” (23/Mü'minûn 108)

“Ve Kur’ân’ı okumakla (emrolundum). Kim hidayet bulursa kendi yararına hidayet bulmuştur. Kim de sapıtırsa de ki: ‘Ben, ancak uyarıcılardan biriyim.’ ” (27/Neml 92)

De ki: “Eğer doğru sözlüyseniz Allah katından her ikisinden (Tevrat ve Kur’ân’dan) daha doğru bir kitap getirin de ben de ona uyayım!” (28/Kasas 49)

Şayet sana cevap vermezlerse bil ki onlar yalnızca hevalarına/arzularına uyuyorlar. Allah’tan bir hidayet/dayanak olmaksızın, kendi hevasına uyandan daha sapkın kim olabilir? Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu hidayet etmez. (28/Kasas 50)

(Hayır, öyle değil!) Zulmedenler, hiçbir bilgiye dayanmaksızın hevalarına/arzularına tabi oluyorlar. Allah’ın saptırdığını kim hidayet edebilir? Onların hiçbir yardımcıları da yoktur. (30/Rûm 29)

“Ne diye beni yaratana ibadet etmeyecekmişim ki? Siz O’na döndürüleceksiniz.” (36/Yâsîn 22)

“O’nu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Rahmân, benim için bir zarar dileyecek olsa onların şefaati hiçbir fayda vermez, hem beni kurtaramazlar da.” (36/Yâsîn 23)

“O takdirde ben, apaçık bir sapıklık içerisinde olmuş olurum.” (36/Yâsîn 24)

Andolsun ki onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı. (37/Saffât 71)

Allah’ın (cc) çoğunluk ve azınlık hakkında söyledikleri için bk. 11/Hûd, 40.

Andolsun biz, onların arasına uyarıcılar yollamıştık. (37/Saffât 72)

Uyarılanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bak! (37/Saffât 73)

Allah’ın muhlas/arındırılmış/ihlaslı kulları müstesna. (37/Saffât 74)

Ey Davud! Seni yeryüzünde halife kıldık. (Öyleyse) insanlar arasında hakla hükmet. Sakın hevaya/arzuya uyma, yoksa seni, Allah’ın yolundan saptırır. Hiç şüphesiz, Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unuttukları için çetin bir azap vardır. (38/Sâd 26)

Allah’ın göğsünü İslam’a açtığı ve Rabbinden bir nur üzere olan kimse ile (kalbi mühürlenmiş ve karanlıklar içinde bırakılmış kimse bir olur mu hiç)? Allah’ın zikrinden yana kalpleri katı olanların (Allah anıldığı hâlde kalpleri yumuşamayanların) vay hâline! Bunlar, apaçık bir sapıklık içerisindedirler. (39/Zümer 22)

Allah, (ayetleri) birbirine benzeyen (ve ayetleri) tekrar eden, sözün en güzeli olan (Kur’ân’ı) Kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, ondan dolayı derileri ürperir/tüyleri diken diken olur. Sonra ciltleri ve kalpleri Allah’ın zikrine yumuşar. İşte bu, Allah’ın hidayetidir. Onunla dilediğini hidayet eder. Kimi de Allah saptırmışsa ona doğruyu gösterecek hiç kimse yoktur. (39/Zümer 23)

Allah kuluna yetmez mi? Seni, onun dışındaki (sahte ilahlarla) korkutuyorlar. Kimi de Allah saptırmışsa ona yol gösterecek hiç kimse yoktur. (39/Zümer 36)

Şirk ehlinin tehditleri karşısında imani tavır için bk. 6/En’âm, 82.

Şüphesiz ki sana Kitab’ı, insanlar için hak ile indirdik. Kim hidayet bulursa kendi lehine hidayet bulmuştur. Kim de sapıtırsa kendi aleyhine sapıtmış olur. Sen, onların üzerine vekil değilsin. (39/Zümer 41)

“Ey kavmim! Şüphesiz ki ben, sizin için feryat figan gününden korkuyorum.” (40/Mü’min 32)

“O gün, arkanızı dönüp kaçacaksınız. Sizi, Allah’tan koruyacak bir koruyucunuz olmayacak. Kimi de Allah saptırmışsa ona hidayet edecek hiç kimse yoktur.” (40/Mü’min 33)

Andolsun ki daha önce Yusuf da size apaçık delillerle gelmişti. Size getirdiği (deliller) hakkında şüpheye kapılmıştınız. O, vefat ettiği zaman demiştiniz ki: “Allah, ondan sonra bir resûl göndermeyecektir.” Allah, haddi aşan şüpheci kimseleri işte böyle saptırır. (40/Mü’min 34)

Onlar ki kendilerine gelmiş hiçbir delil olmamasına rağmen, Allah’ın ayetleri hakkında tartışanlardır. Allah katında ve iman edenlerin katında (bu yaptıklarına yönelik) öfke büyüktür. İşte Allah, kibirli zorba olanın kalbini böyle mühürler. (40/Mü’min 35)

Sonra onlara denir: “Hani, nerede ortak koştuklarınız?” (40/Mü’min 73)

“Allah’ın dışında...” Derler ki: “Kaybolup gittiler. (Hakikatte) biz hiçbir şeye dua etmiyormuşuz.” İşte Allah, kâfirleri böyle saptırır. (40/Mü’min 74)

De ki: “Görüşünüz nedir? (Söylesenize! Şayet o Kur’ân) Allah katındansa sonra siz onu inkâr etmişseniz! (O hâlde) uzak bir ayrılık içinde olandan daha sapık kim olabilir?” (41/Fussilet 52)

Allah kimi saptırırsa bundan sonra ona (tekrar hidayet verecek) hiçbir dostu yoktur. Zalimler azabı gördüklerinde: “Acaba (dünyaya) geri dönmenin bir yolu var mı?” dediklerini görürsün. (42/Şûrâ 44)

Hevasını ilah edinen ve Allah’ın ilim üzere saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözünün üzerine perde kıldığı kimseyi gördün mü? (Şimdi) Allah’tan sonra ona kim hidayet edebilir? Öğüt almaz mısınız? (45/Câsiye 23)

Allah’ı bırakıp, kıyamete kadar (dualarına) icabet edemeyecek olanlara dua edenden daha sapık kim olabilir? O (dua ettikleri), onların dualarından habersizdirler. (46/Ahkâf 5)

“Sonra sizler, ey sapık yalanlayıcılar!” (56/Vâkıa 51)

“Siz elbette, zakkumdan olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.” (56/Vâkıa 52)

“Ve o (ağaçtan) karınlarınızı dolduracaksınız.” (56/Vâkıa 53)

“Onun üzerine de kaynar sudan içeceksiniz.” (56/Vâkıa 54)

“İçtikçe susuzluğu artan hasta develer gibi içeceksiniz.” (56/Vâkıa 55)

Ama o sapık yalanlayıcılardansa, (56/Vâkıa 92)