Cehennem Ehli ile ilgili ayetler

Allah, kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de perde vardır. (Hakikati anlayamaz ve göremezler.) Onlara büyük bir azap vardır. (2/Bakara 7)

Kötülükler kazanmış olanlara gelince, kötülüğün karşılığı benzeri bir kötülükle (cezalandırılmaktır). Onları (her yönden) zillet bürümüştür. (Onları) Allah’tan koruyup kollayacak hiçbir kimse de yoktur. Yüzleri, gecenin parçaları kaplamış gibi kapkaranlıktır. Bunlar ateşin ehlidir. Ve orada ebedî kalacaklardır. (10/Yûnus 27)

O gün hepsini bir araya toplayacağız. Sonra da ortak koşanlara: “Siz ve ortak koştuklarınız yerinizi alın/bir yere kıpırdamayın.” diyeceğiz. Onların arasını ayırırız. Ortak koştukları der ki: “Siz bize ibadet ediyor değildiniz.” (10/Yûnus 28)

“Bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz ki biz, sizin (bize) ibadet ettiğinizden habersizdik.” (10/Yûnus 29)

İşte orada her nefis daha önceden yaptıklarından imtihan edilecektir. Hak Mevlaları olan Allah’a döndürülecekler ve uydurdukları iftiralar kaybolup gidecek. (10/Yûnus 30)

Allah’a yalan uydurarak iftira edenden daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablerine arz olunurlar. Şahitler: “Bunlar Allah’a karşı yalan söyleyenlerdendir.” derler. “Dikkat edin! Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (derler) (11/Hûd 18)

Onlar ki Allah’ın yolundan alıkoyar ve onun çarpık olmasını dilerler. Onlar ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir. (11/Hûd 19)

Bunlar yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değillerdir. Allah’ın dışında (onlara yardım edecek) hiçbir dostları da yoktur. Onlara azap kat kat arttırılır. (Çünkü) bunlar, (dünyadayken, hakkı) işitmeye katlanamaz ve (hakkı) görmezlerdi. (11/Hûd 20)

Bunlar kendilerini hüsrana uğratanlardır. (Din diye) uydurdukları da onlardan kaybolup gitmiştir. (11/Hûd 21)

Çare yok! Şüphesiz bunlar, ahirette en fazla zarara uğrayacak olanlardır. (11/Hûd 22)

(Cennetlik ve cehennemliklerden oluşan) bu iki grubun misali, kör ve sağır (bir toplulukla) gören ve işiten (bir topluluğun) misali gibidir. (Bu iki grup) örnekçe eşit olabilir mi? Öğüt almaz mısınız? (11/Hûd 24)

O gün gelince, hiçbir kimse O’nun izni olmadan konuşamaz. Onlardan kimisi (ebedî cehenneme gidecek olan, mutsuz) “şaki”, kimisi de (ebedî cennete gidecek olan, mutlu) “said”dir. (11/Hûd 105)

O şaki olanlara gelince onlar ateştedirler. Onlar için orada (boğuluyormuşçasına) hırıltılı ve acı (içinde) bir soluma vardır. (11/Hûd 106)

Gökler ve yer durdukça orada ebedî olarak kalırlar. Rabbinin dilemesi müstesna. Şüphesiz ki Rabbin, dilediğini yapandır. (11/Hûd 107)

Hiç kuşkusuz, kim Rabbine suçlu bir günahkâr olarak gelirse elbette, ona cehennem vardır. Orada ne ölür (ki kurtulsun) ne de dirilir (ki faydalansın). (20/Tâhâ 74)

(Şimdi söyleyin) böyle bir ağırlama mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı? (37/Saffât 62)

Biz onu, zalimler için fitne kılmışızdır. (37/Saffât 63)

Şüphesiz ki o, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır. (37/Saffât 64)

Onun meyveleri şeytanların başları gibidir. (37/Saffât 65)

Şüphesiz ki onlar, ondan yiyecek ve karınlarını dolduracaklardır. (37/Saffât 66)

(Zakkum yedikten) sonra, onlar için onun üzerine içecekleri kaynar bir içecek vardır. (37/Saffât 67)

Sonra onların döneceği yer elbette, cehennem ateşi olacaktır. (37/Saffât 68)

Gerçek şu ki onlar babalarını sapıklar olarak buldular. (37/Saffât 69)

Kendileri de onların izleri peşinde koşuşturmaktadırlar. (37/Saffât 70)

Andolsun ki onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı. (37/Saffât 71)

Allah’ın (cc) çoğunluk ve azınlık hakkında söyledikleri için bk. 11/Hûd, 40.

Andolsun biz, onların arasına uyarıcılar yollamıştık. (37/Saffât 72)

Uyarılanların akıbetinin nasıl olduğuna bir bak! (37/Saffât 73)

İnsana bir sıkıntı dokunduğunda, Rabbine yönelerek dua eder. Sonra (o sıkıntı yerine) kendi katından nimet verdiğinde daha önce dua ettiği şeyi unutur ve O’nun yolundan saptırmak için Allah’a ortaklar/eşler koşmaya başlar. De ki: “Küfrünle az bir şey daha keyif sür. Çünkü sen ateşin ehlindensin.” (39/Zümer 8)

Kâfirler, bölük bölük cehenneme sevk edilirler. Ona geldiklerinde kapıları açılır ve (cehennem) bekçileri onlara der ki: “Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bu günün karşılaşmasına dair sizi uyaran, sizin içinizden resûller gelmedi mi?” Derler ki: “Evet (geldi).” Fakat azap sözü kâfirler üzerine hak olmuştur. (39/Zümer 71)

Onlara denir ki: “İçinde ebedî kalacağınız cehennem kapılarından girin. Kibirlilerin kalacakları yer ne kötüdür.” (39/Zümer 72)

“O gün, arkanızı dönüp kaçacaksınız. Sizi, Allah’tan koruyacak bir koruyucunuz olmayacak. Kimi de Allah saptırmışsa ona hidayet edecek hiç kimse yoktur.” (40/Mü’min 33)

Kâfirler derler ki: “Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster. En aşağıda olanlardan olsunlar diye onları ayaklarımızın altına alalım.” (41/Fussilet 29)

Hiç kuşkusuz o zakkum ağacı, (44/Duhan 43)

Günahkârların yiyeceğidir. (44/Duhan 44)

Erimiş maden gibi karınlarda kaynar. (44/Duhan 45)

Kaynar suyun fokurdaması gibi. (44/Duhan 46)

Alın onu da cehennemin orta yerine sürükleyin. (44/Duhan 47)

Sonra başından aşağı kaynar suyun azabından dökün. (44/Duhan 48)

Tat (bakalım azabı)! Çünkü sen izzetli ve değerliymişsin ya! (44/Duhan 49)

Şüphesiz ki bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir. (44/Duhan 50)

Ayetlerimizi inkâr edip yalanlayanlar, bunlar ateşin ehlidirler, orada ebedî kalacaklardır. O ne kötü bir dönüş yeridir. (64/Teğabûn 10)

Rablerini inkâr edenlere cehennem azabı vardır. O, ne kötü bir dönüş yeridir. (67/Mülk 6)

Oraya atıldıklarında, (ateş) kaynayıp fokurdarken onun hırıltılarını işitirler. (67/Mülk 7)

(Ateş) öfkeden çatlayıp ayrışacak gibi olur. Her bir topluluk (ateşin) içine atıldığında oranın bekçileri kendilerine: “Size bir uyarıcı gelmedi mi?” diye sorarlar. (67/Mülk 8)

Derler ki: “Evet! Muhakkak ki bize uyarıcı geldi (fakat) biz onu yalanladık ve: ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz yalnızca büyük bir sapıklık içindesiniz.’ dedik.” (67/Mülk 9)

Dediler ki: “Şayet işitiyor ya da aklediyor olsaydık, alevleri dehşet saçan ateşin ehlinden olmazdık.” (67/Mülk 10)

Günahlarını itiraf ettiler. Ateş ehli (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun. (67/Mülk 11)

O gün, (bazı) yüzlerin üzerini toz kaplamıştır. (80/Abese 40)

Çehrelerini (duman isi gibi) bir karartı bürümüştür. (80/Abese 41)

İşte bunlar, kâfir ve facir olanların ta kendileridirler. (80/Abese 42)

O gün, (bazı) yüzler korku ve zillet içindedir. (88/Ğaşiye 2)

Çalışmış, yorulmuştur. (88/Ğaşiye 3)

Kızgın ateşe girecektir. (88/Ğaşiye 4)

Son derece kaynar bir çeşmeden (su) içirilir. (88/Ğaşiye 5)

Onlar için (zehirli, pis kokulu, boğazı parçalayan) “darî” dikeninden başka bir yiyecek yoktur. (88/Ğaşiye 6)

Ne doyurur ne de açlığı giderir. (88/Ğaşiye 7)