Cennet Ehli ile ilgili ayetler

İman edip salih amel işleyenlere gelince, biz, hiçbir nefse gücünden fazlasını yüklemeyiz. Bunlar, cennetin ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır. (7/A'râf 42)

Biz, onların göğüslerinde kine/hınca/öfkeye dair ne varsa hepsini çekip almışızdır. Onların altlarından ırmaklar akar. “Bizi buna ulaştıran Allah’a hamd olsun. Eğer Allah, bizi bu (nimetlere) eriştirmeseydi kendiliğimizden bunlara erişmemiz mümkün olmazdı. Andolsun ki Rabbimizin resûlleri bize hakla geldiler.” Onlara: “İşte bu, yaptığınız (salih) amellere karşılık mirasçısı kılındığınız cennettir.” diye seslenilir. (7/A'râf 43)

Cennetlikler, cehennemliklere seslenecek: “Rabbimizin bize vadettiğinin hak olduğunu bulduk. Siz de Rabbinizin (size olan azap) vaadinin hak olduğunu buldunuz mu?” (Onlar:) “Evet.” diyecekler. (Bunun üzerine) aralarından bir münadi: “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.” diye seslenir. (7/A'râf 44)

Onların arasında bir perde vardır. A’raf’ta bekleyen adamlar vardır. Onlar herkesi yüzünden tanırlar. Cennet ehline: “Selam size olsun!” diye seslenirler. Ki bunlar, şiddetle arzulamakla birlikte henüz (cennete) girmemişlerdir. (7/A'râf 46)

Gözleri cehennemlikler (olan) tarafa çevrildiğinde: “Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğuyla beraber eyleme!” derler. (7/A'râf 47)

A’raf’takiler yüzlerinden tanıdıkları bazı adamlara: “Ne topladığınız (güç ve servetiniz) ne de büyüklenmeniz (Allah’ın azabına karşı) size fayda sağladı.” diye seslenecekler. (7/A'râf 48)

“Allah’ın rahmeti erişmez.” diye yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Girin cennete! Size korku da yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de. (7/A'râf 49)

Ayetteki çağrının muhatabı konusunda ihtilaf edilmiştir. Kimi müfessir A’raf ehlinin cennetliklere seslendiğini söylerken, kimisi Allah’ın (cc) A’raf ehline seslendiğini iddia etmiştir. Allah (cc) en doğrusunu bilir.

Cehennemlikler cennetliklere seslenecekler: “Bize biraz sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan akıtın/verin.” (Cennetlikler:) “Şüphesiz ki Allah, o ikisini kâfirlere haram/yasak kılmıştır.” diyecekler. (7/A'râf 50)

Kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlara El-Husna (cennet) ve fazlası (Allah’ı görme) vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı ne de zillet bürür. (Yüzleri apaydınlıktır.) Bunlar cennetin ehlidirler ve orada ebedî kalacaklardır. (10/Yûnus 26)

Şüphesiz ki iman eden, salih amel işleyen ve Rablerine (kalp dinginliği ve tevazu eseri) ihbat ile bağlananlar, bunlar cennetin ehlidirler ve orada ebedî kalacaklardır. (11/Hûd 23)

(Cennetlik ve cehennemliklerden oluşan) bu iki grubun misali, kör ve sağır (bir toplulukla) gören ve işiten (bir topluluğun) misali gibidir. (Bu iki grup) örnekçe eşit olabilir mi? Öğüt almaz mısınız? (11/Hûd 24)

Said olanlara gelince, gökler ve yer durdukça ebedî olarak cennettedirler. Rabbinin dilemesi müstesna. (Bu) arkası kesilmeyen, sürekli bir armağandır. (11/Hûd 108)

Şüphesiz ki muttakiler, cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. (15/Hicr 45)

Onlar ki melekler güzellikle canlarını aldığında: “Selam olsun size! Yaptıklarınız karşılığında cennete girin.” derler. (16/Nahl 32)

Şüphesiz ki Allah, iman edip salih amel işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Orada altından bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir ve elbiseleri ipektendir. (22/Hac 23)

Allah’ın muhlas/arındırılmış/ihlas sahibi kulları müstesna. (37/Saffât 40)

Bunlar için bilinen bir rızık vardır. (37/Saffât 41)

Meyveler... Onlar ikram olunanlardır. (37/Saffât 42)

Naim cennetlerindedirler. (37/Saffât 43)

Karşılıklı tahtlar üzerinde (kurulmuşlardır). (37/Saffât 44)

Kaynakta doldurulmuş kadehlerle etraflarında dolanılır. (37/Saffât 45)

(Kadehlerin içinde) içenlere lezzet veren beyaz bir içecek vardır. (37/Saffât 46)

Ondan dolayı ne bir baş ağrısı (çekerler) ne de sarhoş olurlar. (37/Saffât 47)

Yanlarında, bakışları sadece kocaları üzerinde olan iri gözlü eşler vardır. (37/Saffât 48)

Sanki onlar, saklı birer inci gibidirler. (37/Saffât 49)

Birbirlerine yönelip karşılıklı sorarlar, (37/Saffât 50)

İçlerinden bir sözcü der ki: “Benim bir dostum vardı.” (37/Saffât 51)

Derdi ki: “Sen, (ahiret hayatını) tasdik edenlerden misin?” (37/Saffât 52)

“Biz ölüp de toprak ve kemik olduğumuzda yaptıklarımızın karşılığını mı alacağız?” (37/Saffât 53)

“Siz de görmek ister misiniz (onun ne durumda olduğunu)?” (37/Saffât 54)

Baktı ve onu dehşetli ateşin orta yerinde gördü. (37/Saffât 55)

Dedi ki: “Allah’a yemin olsun ki neredeyse beni de (içinde bulunduğun yere) düşürecektin.” (37/Saffât 56)

“Rabbimin (üzerimdeki) nimeti olmamış olsaydı ben de hazır edilenlerden olurdum.” (37/Saffât 57)

“Demek biz ölmeyecekmişiz, öyle mi?” (37/Saffât 58)

“Yalnızca bir defa ölecekmişiz ve biz azaba da uğramayacakmışız, öyle mi?” (37/Saffât 59)

Şüphesiz ki bu, (evet, bu) büyük bir kazanç ve kurtuluştur. (37/Saffât 60)

İşte çalışacak olanlar, böylesi için çalışsınlar. (37/Saffât 61)

(Şimdi söyleyin) böyle bir ağırlama mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı? (37/Saffât 62)

Biz onu, zalimler için fitne kılmışızdır. (37/Saffât 63)

Rablerinden korkup sakınanlar, bölükler hâlinde cennete sevk edilirler. Ona geldiklerinde kapıları açılır ve (cennet) bekçileri onlara der ki: “Selam olsun size, tertemiz olarak geldiniz. Ebedî kalacaklar olarak oraya girin.” (39/Zümer 73)

Derler ki: “Bize olan vaadine sadık kalan ve cennette dilediğimiz gibi hareket edelim diye bizi yere vâris kılan Allah’a hamd olsun. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir.” (39/Zümer 74)

Şüphesiz ki: “Rabbimiz Allah’tır.” deyip sonra da istikamet üzere olanların üzerine melekler iner (ve der ki): “Korkmayın, üzülmeyin, size vadolunan cennetle sevinin.” (41/Fussilet 30)

“Bizler, dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada canınızın istediği her şey sizindir ve orada olmasını arzuladığınız her şey de sizindir.” (41/Fussilet 31)

“Bağışlayan ve merhametli (olan Allah’tan) bir ağırlanma olarak (oraya girin).” (41/Fussilet 32)

Ey kullarım! Bugün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de. (43/Zuhruf 68)

Onlar ki ayetlerimize iman eden ve teslim olanlardı. (43/Zuhruf 69)

Siz ve eşleriniz (Allah tarafından) ağırlananlar olarak cennete giriniz. (43/Zuhruf 70)

Onların etrafında altın tabaklar ve kadehlerle dolaşılır. Orada canın istediği ve göze hoş gelen her şey vardır. Siz orada ebedî kalacaksınız. (43/Zuhruf 71)

İşte, yaptığınız ameller karşılığında mirasçı olduğunuz cennet budur. (43/Zuhruf 72)

Orada, sizin için kendisinden yiyeceğiniz çokça meyveler vardır. (43/Zuhruf 73)

Kuşkusuz muttakiler, güvenli bir makamdadırlar. (44/Duhan 51)

Cennetler ve pınarlar içinde. (44/Duhan 52)

İnce ve kalın ipekten elbiseler giyinir, karşılıklı otururlar. (44/Duhan 53)

İşte böyle... Onları iri gözlü hurilerle evlendirdik. (44/Duhan 54)

Orada emniyet içinde her çeşit meyveden isterler. (44/Duhan 55)

Orada ilk ölümleri dışında bir ölüm tatmazlar. Ve (Allah,) onları cehennem azabından korumuştur. (44/Duhan 56)

Rabbinden bir lütuf ve ihsan olarak. İşte bu, büyük kurtuluşun/kazancın ta kendisidir. (44/Duhan 57)

Şüphesiz ki: “Rabbimiz Allah’tır.” dedikten sonra istikamet üzere olanlar, onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir. (46/Ahkâf 13)

Bunlar, cennetin ehlidirler, yaptıklarının karşılığı olarak orada ebedî olarak kalırlar. (46/Ahkâf 14)

İnsana, anne babasına iyilikle davranmasını emrettik. Annesi onu meşakkat içinde taşıdı ve meşakkat içinde doğurdu. Onun (gebelikte) taşınması ve (sütten) kesilmesi otuz aydır. Sonunda yetişkinlik çağına erip kırk yaşına gelince dedi ki: “Rabbim! Bana, anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi ve senin razı olacağın salih amellerde bulunmamı ilham et. Zürriyetimi de benim için ıslah et. Şüphesiz ki ben, sana tevbe ettim ve şüphesiz ki ben, Müslimlerdenim/şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen kullardanım.” (46/Ahkâf 15)

İşte böyleleri, cennet ehli arasında yaptıklarının en güzelini kabul ettiğimiz, kötülüklerini affettiğimiz kimselerdir. (Bu,) onlara vadedilen doğruluk sözüdür. (46/Ahkâf 16)

Doğrusu Ebrar olanlar (çokça iyilik yapanlar), karışımı kâfur olan (hoş kokulu ve serinletici) bir kadehten içerler. (76/İnsân 5)

Allah’ın kullarının kendisinden içtikleri ve (diledikleri yerde) gürül gürül akıttıkları bir kaynaktır. (76/İnsân 6)

Adaklarını yerine getirir ve kötülüğü/şerri yaygın olan bir günden korkarlar. (76/İnsân 7)

Ona olan sevgilerine/iştahlarına rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. (76/İnsân 8)

“Biz, size ancak Allah rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir mükâfat ne de teşekkür isteriz.” (76/İnsân 9)

“Çünkü biz asık suratlı, uzun ve zor bir gün (nedeniyle) Rabbimizden korkuyoruz.” (76/İnsân 10)

(Dünyadaki bu itaatleri sayesinde) Allah, onları bugünün şerrinden korumuş ve onlara yüz aydınlığı ve sevinç vermiştir. (76/İnsân 11)

Sabretmelerine karşılık onları cennet ve ipekle mükâfatlandırır. (76/İnsân 12)

Orada sedirlere yaslanmışlardır. Orada Güneş (sıcağını da) zemheri/kara kış (soğuğunu da) görmezler. (76/İnsân 13)

(Ağaç) gölgeleri (onlara) yakınlaştırılmış, koparılacak (meyveleri de) sarkıtıldıkça sarkıtılmış (erişilmesi kolaylaştırılmıştır). (76/İnsân 14)

Etraflarında gümüşten kaplar ve billurdan kadehler dolaştırılır. (76/İnsân 15)

Gümüşten billur kaplar, onların (canlarının istediği,) takdir ettikleri ölçüdedir. (76/İnsân 16)

Onlara orada karışımı zencefil olan bir içecekten içirilir. (76/İnsân 17)

(Öyle bir) pınardan ki orada selsebil diye isimlendirilir. (76/İnsân 18)

Etraflarında ebedî/ölümsüz kılınmış gençler dolaşır. Onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın. (76/İnsân 19)

(Ne zaman ve nereye) bakacak olsan, nimetler ve büyük bir saltanat görürsün. (76/İnsân 20)

Üzerlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarap içirmiştir. (76/İnsân 21)

Bu, sizin için (hazırlanmış) bir mükâfattır. Ve (dünyadaki) çabanız da teşekküre şayan bulunmuş (karşılığı kat kat arttırılmıştır). (76/İnsân 22)

O gün (bazı) yüzler aydınlıktır. (80/Abese 38)

(Yüzleri) gülmekte ve sevinç içindedir. (80/Abese 39)

(Bazı) yüzler vardır ki nimet (içinde mutludurlar). (88/Ğaşiye 8)

Çabasından dolayı (elde ettiği sevaptan) razıdır/hoşnuttur. (88/Ğaşiye 9)

Yüksek bir cennettedir. (88/Ğaşiye 10)

Orada boş/faydasız söz işitmez. (88/Ğaşiye 11)

Orada (sürekli) akmakta olan bir pınar vardır. (88/Ğaşiye 12)

Orada yükseltilmiş sedirler vardır. (88/Ğaşiye 13)

Yerleştirilmiş kaplar/bardaklar, (88/Ğaşiye 14)

Yan yana dizilmiş yastıklar, (88/Ğaşiye 15)

Saçılmış değerli halılar. (88/Ğaşiye 16)