İman edip salih amel işleyenleri, kesinlikle onlar için (hazırlanmış) altından ırmaklar akan cennetlerle müjdele. Onlara rızık olarak verilen (cennet) meyvelerinden her yediklerinde, “Bu bize daha önce rızık olarak verilmişti.” derler. (Hakikatte) onlara benzeri verilmişti. Onlar için orada (Allah tarafından kusurlardan arındırılmış) tertemiz eşler vardır ve orada ebedî olarak kalacaklardır.
De ki: “Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahipleri için Rabblerinin katında altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Tertemiz eşler ve Allah’ın rızası da vardır. Allah, kullarını görendir.”
Yüzleri aydınlananlara gelince onlar Allah’ın rahmeti içindelerdir. Ve orada ebedî kalacaklardır.
Onların mükâfatı, Rabblerinden bir bağışlanma ve içlerinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Allah’ın rızasını elde etmek için) çalışanların mükâfatı ne de güzeldir!
Rabblerinden korkup sakınanlar(a gelince) onlar için altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetler vardır. (Bu kendilerine) Allah’tan bir ikram olarak (verilmiştir). Allah’ın yanında olan, ebrâr olanlar (çokça iyilik yapanlar) için daha hayırlıdır.
İman edip salih amel işleyenleri, altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokacağız. Orada onlar için (kusurlarından arındırılmış) tertemiz eşler vardır. Ve onları gölgeliklere sokacağız.
İman edip salih amel işleyen kimseleri altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokacağız. Allah’ın vaadi haktır. Kim Allah’tan daha doğru sözlü olabilir?
Şayet Ehl-i Kitap iman etmiş ve (Allah’tan) korkup sakınmış olsaydı elbette onların kusurlarını örter ve onları Naîm Cennetleri’ne sokardık.
Allah, söylediklerinin karşılığı olarak altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlerle onları mükâfatlandırdı. Bu, muhsinlerin/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanların karşılığıdır.
Allah diyecek ki: “Bugün, doğrulara doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan, onlar da (Allah’tan) razı olmuştur. Bu, büyük bir kurtuluştur/kazançtır.”
İman edip salih amel işleyenlere gelince biz, hiçbir nefse gücünden fazlasını yüklemeyiz. Onlar, cennetin ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.
Biz, onların göğüslerinde kine/hınca/öfkeye dair ne varsa hepsini çekip almışızdır. Onların altlarından ırmaklar akar. Ve derler ki: “Bizi buna ulaştıran Allah’a hamdolsun. Eğer Allah, bizi bu (nimetlere) eriştirmeseydi kendiliğimizden bunlara erişmemiz mümkün olmazdı. Andolsun ki Rabbimizin resûlleri bize hakla geldiler.” Onlara, “İşte bu, yaptığınız (salih) amellere karşılık mirasçısı kılındığınız cennettir.” diye seslenilir.
Cennetlikler, cehennemliklere seslenir: “Rabbimizin bize vadettiğinin hak olduğunu bulduk. Siz de Rabbinizin (size olan azap) vaadinin hak olduğunu buldunuz mu?” (Onlar,) “Evet.” der. (Bunun üzerine) aralarından bir münadi, “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun!” diye seslenir.
Onların arasında bir perde vardır. A’râf’ta bekleyen adamlar vardır. Onlar herkesi yüzünden tanırlar. Cennet ehline, “Selam size olsun!” diye seslenirler. Ki onlar, şiddetle arzulamakla birlikte henüz (cennete) girmemişlerdir.
Gözleri cehennemlikler (olan) tarafa çevrildiğinde, “Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğuyla beraber eyleme!” derler.
“Allah’ın rahmeti erişmez.” diye yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Girin cennete! Size korku da yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de.
Cehennemlikler, cennetliklere seslenecekler: “Bize biraz sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan akıtın/verin.” (Cennetlikler,) “Şüphesiz ki Allah, o ikisini kâfirlere haram/yasak kılmıştır.” diyecekler.
İşte onlar, hakiki müminlerdir. Onlar için Rabbleri katında (üstünlük vesilesi olan) dereceler, bağışlanma ve pek değerli bir rızık vardır.
Rabbleri onları kendinden bir rahmet, rıza ve içerisinde onlar için sürekli nimetlerin olduğu cennetlerle müjdeler.
Orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah katında büyük bir ecir vardır.
Allah, mümin erkek ve kadınlara altından ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları cennetleri ve Adn Cennetleri’ndeki güzel meskenleri vadetmiştir. Allah’ın rızası ise hepsinden daha büyüktür. Bu, kurtuluşun en büyüğüdür.
Allah, onlar için altından nehirler akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. En büyük kurtuluş budur işte!
Muhâcir ve Ensâr’dan öncüler, ilkler ve onlara ihsan üzere tabi olanlar (var ya)! Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlar için altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. En büyük kurtuluş budur işte!
İman edip salih ameller işleyenler ise Rabbleri imanları sebebiyle onları doğru yola iletir ve Naîm Cennetleri’nde, onların altlarından ırmaklar akmaktadır.
Orada duaları, “Allah’ım, sen eksikliklerden münezzehsin.”, (birbirlerine) dilekleri, “Selam/Esenlik!” ve dualarının sonu, “Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.” şeklindedir.
Şüphesiz ki iman eden, salih amel işleyen ve Rabblerine (kalp dinginliği ve tevazu eseri) ihbat ile bağlananlar, bunlar cennetin ehlidirler ve orada ebedî kalacaklardır.
Saîd olanlara gelince; gökler ve yer durdukça ebedî olarak cennettelerdir. Rabbinin dilemesi müstesna. (Bu) arkası kesilmeyen, sürekli bir armağandır.
(O akıbet de şudur:) İçine girecekleri Adn Cennetleri’dir. Onların babalarından, eşlerinden, soylarından salih olanlar da oraya gireceklerdir. Ve melekler her kapıdan onların yanına girip,
“Sabretmenize karşılık size selam olsun!” (derler.) (Bu) yurdun akıbeti ne güzeldir.
İman edip salih amel işleyenlere ne mutlu! En güzel dönüş yeri onlarındır.
Muttakilere vadedilen cennetin durumu şudur: Altından ırmaklar akar. Yiyecekleri ve gölgelikleri süreklidir. İşte bu, muttakilerin akıbetidir. Kâfirlerin akıbetiyse ateştir.
İman edip salih amel işleyenler, Rabblerinin izniyle altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennetlere konulurlar. Orada birbirlerine dilekleri de “selam/esenlik”tir.
Şüphesiz ki muttakiler, cennetlerde ve pınar başlarındalardır.
“Oraya esenlik ve güven içerisinde girin.” (buyrulacak.)
Göğüslerindeki kin/düşmanlık/öfke (gibi tüm olumsuz duyguları) çıkarmışızdır. Karşılıklı sedirlerde kardeşler olarak (kurulurlar).
Orada onlara yorgunluk dokunmaz ve asla oradan çıkarılmazlar.
Altından ırmaklar akan ve orada her istedikleri olan Adn Cennetleri’ne girerler. İşte Allah, muttakileri böyle mükâfatlandırır.
Onlar ki güzellikle canlarını aldığında melekler (onlara), “Selam olsun size! Yaptıklarınız karşılığında cennete girin.” derler.
Bunlar (var ya); onlara altından ırmaklar akan Adn Cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle süslenirler. İnce ve kalın ipekten yapılmış yeşil elbiseler giyerler. Orada, sedirler üzerine kurulmuşlardır. Ne güzel bir mükâfat ve ne güzel bir konak.
Şüphesiz ki iman edip salih amel işleyenlerin konağı, Firdevs Cennetleri’dir.
Orada ebedî olarak kalacaklar, oradan ayrılmayı da istemeyeceklerdir.
Tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Bunlar, cennete girecek ve hiçbir zulme uğramayacaklardır.
(O) Adn Cennetleri ki Er-Rahmân kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz ki Allah’ın vaadi yerine gelir.
Orada boş söz işitmezler. (İşitecekleri) yalnızca “selam”dır. Ve onlara, orada sabah ve akşam rızıkları vardır.
İşte bu, kullarımızdan takvalı olanları vâris kılacağımız cennettir.
Altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları Adn Cennetleri… Bu, arınan kimsenin mükâfatıdır.
Demiştik ki: “Ey Âdem! Şüphesiz ki bu, sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın! Bedbaht olursun.”
(İkisi) ondan yediler, avret yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti, şaşırdı.
Onun (ateşinin) çatırtısını (dahi) duymazlar. Canlarının istediği (nimetler) içerisinde ebedî kalacaklardır.
En büyük korku (diriliş ve haşr esnasında yaşanan korku) onları üzmez. Onları melekler, “Bu, size vadolunan gününüzdür.” diyerek karşılarlar.
Şüphesiz ki Allah, iman edip salih amel işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Orada altından bilezikler ve İncîlerle süsleneceklerdir ve elbiseleri de ipektendir.
Onlar, sözün en güzel olanına ve övülmüş olan yola muvaffak kılınmışlardır.
İşte bunlar vâris olanlardır.
Onlar, Firdevs Cennetleri’ne vâris olurlar ve orada ebedî kalırlar.
Dilerse sana (onların istediklerinden) çok daha hayırlı, altından ırmaklar akan bahçeler ve senin için saraylar inşa edebilecek olan Allah, ne yüce, ne mübarektir.
(Hayır, öyle değil!) Asıl mesele, onlar kıyameti yalanladılar. Ve biz kıyameti inkâr edenlere, alevleri dehşet saçan bir ateş hazırladık.
(Cehennem) onları uzaktan gördüğünde, onun öfkesini ve uğultusunu işitirler.
Onlar bağlanmış bir şekilde onun dar bir yerine atıldıklarında, orada helak olmayı temenni ederler. (“Ey ölüm, ey yok oluş, gel de bizi kurtar.” derler.)
“Bugün helak olmayı bir defa istemeyin. (Aksine) helak olmayı çok kere isteyin.” (denir onlara.)
De ki: “Bu mu yoksa, muttakilere vadedilen huld/sonsuzluk cenneti mi daha hayırlıdır? Ki (o cennet) onların mükâfatı ve dönüş yeridir.”
İçlerinde ebedî olarak kalacakları (o cennetlerde) her istedikleri onlara (verilir). Bu, Rabbinin, yerine getirmesi umulan/istenen/istenmeye değer olan bir vaadidir.
O gün, cennet ehlinin konakladıkları yer daha hayırlı, istirahat ettikleri yer daha güzeldir.
İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennette özel konuklar için hazırlanmış) odalarla mükâfatlandırılırlar. Ve orada selamlanma ve esenlik temennileriyle karşılanırlar.
Orada ebedî olarak kalacaklardır. Orası ne güzel bir yerleşim yeri ve ne güzel bir konaktır.
Cennet, takva sahiplerine yaklaştırılır.
İman edip salih amel işleyenleri altından ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları, (özel misafirler için hazırlanmış) odalara yerleştiririz. (Salih) amel işleyenlerin mükâfatı ne güzeldir.
İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar cennet bahçelerinden birinde ağırlanıp ikrama nail olurlar.
Kim küfre saparsa, kendi aleyhine küfre sapar. Kim de salih amel işlerse, kendileri için (cennetteki yerlerini) hazırlamış olurlar.
Hiç kuşkusuz iman edip salih amel işleyenler için, Naîm Cennetleri vardır.
Orada ebedî kalacaklardır. Allah’ın vaadi haktır. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir.
İman edip salih amel işleyenlere gelince, işledikleri amellere karşılık bir ikram olsun diye, onlara Me’vâ Cennetleri vardır.
(Amellerinin karşılığı) girecekleri Adn Cennetleri’dir. Orada altın bilezikler ve İncîlerle süslenirler. Ve orada elbiseleri ipektendir.
Derler ki: “Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamdolsun. Şüphesiz ki Rabbimiz, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr ve (kullarına teşekkür eden ve yaptıklarının karşılığını fazlasıyla veren) Şekûr’dur.”
“O ki ihsan ve lütfundan, bizleri tam kalınacak bir yurda yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk ne de bıkkınlık dokunacak.”
Şüphesiz ki cennet ehli, o gün sevinçli bir şekilde (cennet nimetleriyle) meşguldürler.
Onlar ve eşleri gölgelikler içinde sedirlere yaslanmışlardır.
Orada kendileri için meyveler ve her istedikleri vardır.
Onlara çok merhametli Rabb tarafından sözlü olarak verilen “selam” vardır.
Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
Meyveler… Onlar ikram olunanlardır.
Naîm Cennetleri’ndelerdir.
Karşılıklı tahtlar üzerinde (kurulmuşlardır).
Kaynakta doldurulmuş kadehlerle etraflarında dolanılır.
(Kadehlerin içinde) içenlere lezzet veren beyaz bir içecek vardır.
Ondan dolayı ne bir baş ağrısı (çekerler), ne de sarhoş olurlar.
Yanlarında, bakışları sadece kocaları üzerinde olan iri gözlü eşler vardır.
Sanki onlar, saklı birer inci gibilerdir.
Birbirlerine yönelip karşılıklı sorarlar,
İçlerinden bir sözcü der ki: “Benim bir dostum vardı.”
Derdi ki: “Sen, (ahiret hayatını) tasdik edenlerden misin?”
“Biz ölüp de toprak ve kemik olduğumuzda, yaptıklarımızın karşılığını mı alacağız?”
“Siz de görmek ister misiniz (onun ne durumda olduğunu)?”
Baktı ve onu dehşetli ateşin orta yerinde gördü.
Dedi ki: “Allah’a yemin olsun ki neredeyse beni de (içinde bulunduğun yere) düşürecektin.”
“Rabbimin (üzerimdeki) nimeti olmamış olsaydı, ben de hazır edilenlerden olurdum.”
Şüphesiz ki bu, (evet, bu) büyük bir kazanç ve kurtuluştur.
İşte çalışacak olanlar, böylesi için çalışsınlar.
Kapıları onlar için açılmış Adn Cennetleri.
Orada (sedirlere) yaslanarak çokça meyve ve içecek istemektelerdir.
Yanlarında, bakışları (yalnızca kocaları) üzerinde olan, yaşıt (hepsi genç kadınlar) vardır.
Bu, Hesap Günü için size vadolunandır.
Şüphesiz ki bu, hiç bitmeyecek olan rızkımızdır.
Fakat Rabblerinden korkup sakınanlar için (özel misafirlerin ağırlandığı) odalar vardır, onların üstünde de inşa edilmiş ve altından ırmaklar akan başka odalar vardır. Allah’ın vaadi… Şüphesiz ki Allah vaadinden dönmez.
Rabblerinden korkup sakınanlar, bölükler hâlinde cennete sevk edilirler. Ona geldiklerinde kapıları açılır ve (cennet) bekçileri onlara der ki: “Selam olsun size, tertemiz olarak geldiniz. Ebedî kalacaklar olarak oraya girin.”
Derler ki: “Bize olan vaadine sadık kalan ve cennette dilediğimiz gibi hareket edelim diye bizi (cennet) arzına vâris kılan Allah’a hamdolsun. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir!”
“Rabbimiz! Onları kendilerine vadettiğin Adn Cennetleri’ne sok. Ve onları, babaları, eşleri ve zürriyetlerinden salih olanları da (Adn Cenneti’ne sok). Hiç şüphesiz ki sen, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (hüküm ve hikmet sahibi) El-Hakîm olansın.”
“Kim bir kötülük yaparsa yalnızca onun benzeriyle karşılık görür. Kim de erkek veya kadın bir mümin olarak salih amelde bulunursa bunlar, cennete girerler ve orada hesapsız bir şekilde rızıklanırlar.”
Şüphesiz ki: “Rabbimiz Allah’tır.” deyip sonra da istikamet üzere olanların üzerine melekler iner (ve der ki): “Korkmayın, üzülmeyin, size vadolunan cennetle sevinin.”
Zalimleri, kazandıkları (küfür ve masiyet) nedeniyle korkuya kapılmış görürsün. O (korktukları azap), başlarına gelmiştir. İman edip salih amel işleyenlerse cennet bahçelerindelerdir. Diledikleri her şey, Rabbleri katında onlarındır. İşte büyük lütuf ve ihsan budur.
Siz ve eşleriniz (Allah tarafından) ağırlananlar olarak cennete giriniz.
Onların etrafında altın tabaklar ve kadehlerle dolaşılır. Orada canın istediği ve göze hoş gelen her şey vardır. Siz orada ebedî kalacaksınız.
İşte, yaptığınız ameller karşılığında mirasçı olduğunuz cennet budur.
Orada, sizin için kendisinden yiyeceğiniz çokça meyveler vardır.
Kuşkusuz muttakiler, güvenli bir makamdalardır.
Cennetler ve pınarlar içinde.
İnce ve kalın ipekten elbiseler giyinir, karşılıklı otururlar.
İşte böyle… Onları iri gözlü hurilerle evlendirdik.
Orada, emniyet içinde, her çeşit meyveden isterler.
Orada, ilk ölümleri dışında bir ölüm tatmazlar. Ve (Allah,) onları cehennem azabından korumuştur.
Muttakilere vadolunan cennetin misali şöyledir: Orada bozulmamış sudan ırmaklar, tadı değişmemiş süt ırmakları, içenlere lezzet veren içki nehirleri ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada onlar için her türlü meyveden ve Rabblerinden bir bağışlanma vardır. (Hiç böyle biri) ateşte ebedî kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar sudan içirilen kimse gibi olur mu?
Cennet, muttakilere uzak olmaksızın yakınlaştırılmıştır.
Ona selamet ve esenlikle girin. Bu, ebedîlik günüdür.
Orada her istedikleri onlarındır. Yanımızda fazlası da vardır.
Hiç kuşkusuz muttakiler, cennetlerde ve pınarlardadır.
Rabblerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alırlar. Çünkü onlar, bundan önce muhsinler/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlar idi.
Şüphesiz ki muttakiler, cennetlerde ve nimetler içerisindelerdir.
Rabblerinin kendilerine verdiği (nimetlerden dolayı) mutludurlar. Rabbleri onları cehennem azabından korumuştur.
“Amellerinize karşılık, afiyetle yiyip için.”
Sıra sıra dizilmiş sedirler üzerine yaslanmışlardır. Hem, onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
Onlara canlarının istediği meyvelerden ve etten bolca verdik.
Orada kadehleri elden ele dolaştırırlar. (Kadehlerdeki şaraptan dolayı) ne boş söz söylerler ne de günaha girecek bir iş yaparlar.
Kendilerine ait olan hizmetkârlar etraflarında dolanır. Onlar âdeta sedefte saklı inci gibilerdir.
Birbirlerine yönelerek sorarlar.
Derler ki: “Biz daha önce ailemizin arasında (azaptan) korkardık.”
“Allah bize lütfetti de yakıp kavuran cehennem azabından bizi korudu.”
Onun hemen yanında Me’vâ Cenneti vardır.
Rabbinin huzurunda (hesap için) durmaktan korkana iki cennet vardır.
İki cennetin ağaçlarının dalları da bol meyveli ve gölgeliklidir.
İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır.
Orada her meyveden çifter çifter vardır.
Astarları kalın ipekten olan döşemelere yaslanmış hâldelerdir. İki cennetin meyveleri de (toplanması ve elde edilmesi) yakındır/kolaydır.
(İki cennette de) bakışları, yalnızca eşlerinin üzerinde (olan) kadınlar vardır. Onlara (kocalarından önce) ne bir insan ne de cin dokunmuştur.
Onlar, âdeta yâkût ve mercân gibilerdir.
İyiliğin karşılığı iyilikten başkası mıdır? (Dünyada iyilik yapan, ahirette iyilik görecektir.)
O ikisinden başka iki cennet daha vardır.
Yemyeşillerdir.
İkisinde de sürekli fışkıran iki pınar vardır.
İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır.
Orada hayırlı (saliha), güzel kadınlar vardır.
Çadırlar içinde, (yalnızca kocalarının gördüğü) huriler vardır.
(Kocalarından önce) kendilerine ne bir insan ne de cin dokunmuştur.
Yeşil yastıklara ve (göz alıcı) güzellikteki döşemelere yaslanır hâldelerdir.
(İman ve salih amelde) önde olanlar, (onlar) öncülerdir.
Bunlar (Allah’a) yakınlaştırılmışlardır.
Naîm Cennetleri’nde,
Birçoğu öncekilerdendir. (Geçmiş ümmetlerdendir.)
Az bir kısmı da sonrakilerdendir.
(Altın ve mücevherlerle) işlenmiş tahtlar üzerinde,
Karşılıklı olarak yaslanmış hâlde
Etraflarında ebedî/ölümsüz kılınmış (hizmetkâr) gençler dolanır,
Kaynağından doldurulmuş bardaklar, testiler ve kadehlerle.
(Onu içtiklerinden dolayı) ne başları ağrır ne de (sarhoşlukla) akılları gider.
Seçecekleri meyveler,
Canlarının istediği kuş eti,
İri gözlü huriler,
Saklı İncîler gibidir (onlar).
Yaptıkları (salih amellerin) karşılığı olarak,
Orada, boş/faydasız ve günah olacak bir söz işitmezler.
İşitecekleri tek söz, (karşılıklı söyleyecekleri) “Selam, Selam”dır.
(Amel defterlerini sağdan alacak olan) Ashâbu’l Yemîn, ne Ashâbu’l Yemîn’dir ama!
Dikensiz, dalları meyve dolu kiraz ağaçları,
Meyveleri iç içe geçmiş muz ağaçları,
Uzayan gölgeler,
Kesintisiz akan sular,
Çokça meyveler,
Arkası kesilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler),
Ve yükseltilmiş döşemeler üzerinde (olacaklardır).
Şüphesiz ki biz, (cennet kadınlarını) yeniden yaratmışızdır.
Onları bakire kılmışızdır.
Eşlerine aşık ve yaşıt,
(Bu nimetler, amel defterlerini sağdan alacak olan) Ashâbu’l Yemîn içindir.
Birçoğu geçmiş ümmetlerden,
Birçoğu da sonrakilerden (olacaktır).
Şayet o, (Allah’a) yakın kılınanlardan ise,
Rahatlık, rızık ve “Naîm Cenneti” vardır.
Şayet o Ashâbu’l Yemîn’dense,
Selam olsun sana ey Ashâb-ı Yemîn!
O gün, mümin erkek ve mümin kadınların nurlarının önlerinden koştuğunu ve sağlarından (amel defterlerini aldıklarını) görürsün. (Onlara denir ki:) “Bugün müjdeniz, içlerinde ebedî kalacağınız, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Bu, büyük kurtuluşun/kazancın ta kendisidir.”
Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman eden bir topluluğun -babaları, oğulları, kardeşleri, aşiretleri dahi olsa- Allah ve Resûl’ü ile sınırlaşan insanlara sevgi beslediğini göremezsin. Bunlar, (Allah’ın) kalplerine imanı yazdığı ve onları kendinden bir ruhla desteklediği kimselerdir. Onları altından ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacakları cennete sokar. Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da (Allah’tan) razı olmuşlardır. Bunlar, Allah’ın taraftarlarıdır. Dikkat edin! Hiç şüphesiz Allah’ın taraftarları, onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Ateş ehli ile cennet ehli bir olmazlar. Cennet ehli, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
Ey Nebi! Şayet mümin kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek (kocalarına ait olmayan gayrimeşru bir çocuğu kocaya nispet etmemek), marufta sana isyan etmemek üzere sana gelirlerse; onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz ki Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr ve (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.
Sizi Toplanma Günü için bir araya getireceği gün, işte o gün Teğabûn/Aldanma Günü’dür. Kim Allah’a iman eder ve salih amel işlerse onun kusurlarını örter ve onu altından ırmaklar akan, içlerinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Büyük kurtuluş/kazanç budur işte.
İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye Allah’ın apaçık ayetlerini size okuyan Resûl (göndermiştir). Kim Allah’a iman eder ve salih amel işlerse onu içlerinde ebedî kalacağı, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, şüphesiz ki ona güzel bir rızık vermiştir.
Allah, iman edenlere de Firavun’un hanımını örnek verdi. Hani o demişti ki: “Rabbim! Bana kendi katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan, amelinden ve zalimler topluluğundan kurtar.”
Sedirler üzerinde (etrafı) seyretmektelerdir.
Onları gördüklerinde, “Hiç şüphesiz bunlar, sapıklardır.” derlerdi.
Hiç şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için, altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş/kazanç budur.
(Bazı) yüzler vardır ki nimet içinde (mutludurlar).
Çabasından dolayı (elde ettiği sevaptan) razıdır/hoşnuttur.
Yüksek bir cennettedir.
Orada boş/faydasız söz işitmez.
Orada (sürekli) akmakta olan bir pınar vardır.
Orada yükseltilmiş sedirler vardır.
Yerleştirilmiş kaplar/bardaklar,
Yan yana dizilmiş yastıklar,
Saçılmış değerli halılar…
Ey mutmain olmuş nefis!
Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş olarak Rabbine dön.
Haydi, kullarımın arasına katıl.
Ve cennetime gir.
Hiç şüphesiz iman edip salih amel işleyenler, bunlar yaratılmışların en hayırlılarıdır.
Onların, Rabbleri katındaki mükâfatları, içlerinde ebedî kalacakları ve altından ırmaklar akan Adn Cennetleridir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da (Allah’tan) razı olmuşlardır. Bu, Rabbinden korkan kimse içindir.