Cennet ile ilgili ayetler

İman edip salih amel işleyenleri, kesinlikle onlar için (hazırlanmış) altından ırmaklar akan cennetler ile müjdele. Onlara rızık olarak verilen (cennet) meyvelerinden her yediklerinde: “Bu bize daha önce rızık olarak verilmişti.” derler. (Hakikatte) onlara benzeri verilmişti. Onlar için orada (Allah tarafından kusurlardan arındırılmış) tertemiz eşler vardır ve orada ebedî olarak kalacaklardır. (2/Bakara 25)

De ki: “Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi?” Takva sahipleri için Rablerinin katında, altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Tertemiz eşler ve Allah’ın rızası da vardır. Allah, kullarını görendir. (3/Âl-i İmran 15)

Yüzleri aydınlananlara gelince, onlar Allah’ın rahmeti içindedirler. Ve orada ebedî kalacaklardır. (3/Âl-i İmran 107)

Bunların mükâfatı, Rablerinden bir bağışlanma ve içinde ebedî kalacakları altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Allah’ın rızasını elde etmek için) çalışanların mükâfatı ne de güzeldir. (3/Âl-i İmran 136)

Rablerinden korkup sakınanlara (gelince), onlar için altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. (Bu kendilerine) Allah’tan bir ikram olarak (verilmiştir). Allah’ın yanında olan, Ebrar olanlar (çokça iyilik yapanlar) için daha hayırlıdır. (3/Âl-i İmran 198)

İman edip salih amel işleyenleri, altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetlere sokacağız. Orada onlar için (kusurlarından arındırılmış) tertemiz eşler vardır. Ve onları gölgeliklere sokacağız. (4/Nîsa 57)

İman edip salih amel işleyen kimseleri altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetlere sokacağız. Allah’ın vaadi haktır. Kim Allah’tan daha doğru sözlü olabilir? (4/Nîsa 122)

Şayet Ehl-i Kitap iman etmiş ve (Allah’tan) korkup sakınmış olsaydı elbette, onların kusurlarını örter ve onları Naim cennetlerine sokardık. (5/Mâide 65)

Allah, söylediklerinin karşılığı olarak, altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetlerle onları mükâfatlandırdı. Bu, muhsinlerin/kulluğu en güzel şekilde yapmaya çalışanların karşılığıdır. (5/Mâide 85)

Allah diyecek ki: “Bugün, doğrulara doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan, onlar da (Allah’tan) razı olmuşlardır. Bu, büyük bir kurtuluştur/kazançtır.” (5/Mâide 119)

İman edip salih amel işleyenlere gelince, biz, hiçbir nefse gücünden fazlasını yüklemeyiz. Bunlar, cennetin ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır. (7/A'râf 42)

Biz, onların göğüslerinde kine/hınca/öfkeye dair ne varsa hepsini çekip almışızdır. Onların altlarından ırmaklar akar. “Bizi buna ulaştıran Allah’a hamd olsun. Eğer Allah, bizi bu (nimetlere) eriştirmeseydi kendiliğimizden bunlara erişmemiz mümkün olmazdı. Andolsun ki Rabbimizin resûlleri bize hakla geldiler.” Onlara: “İşte bu, yaptığınız (salih) amellere karşılık mirasçısı kılındığınız cennettir.” diye seslenilir. (7/A'râf 43)

Cennetlikler, cehennemliklere seslenecek: “Rabbimizin bize vadettiğinin hak olduğunu bulduk. Siz de Rabbinizin (size olan azap) vaadinin hak olduğunu buldunuz mu?” (Onlar:) “Evet.” diyecekler. (Bunun üzerine) aralarından bir münadi: “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.” diye seslenir. (7/A'râf 44)

Onların arasında bir perde vardır. A’raf’ta bekleyen adamlar vardır. Onlar herkesi yüzünden tanırlar. Cennet ehline: “Selam size olsun!” diye seslenirler. Ki bunlar, şiddetle arzulamakla birlikte henüz (cennete) girmemişlerdir. (7/A'râf 46)

Gözleri cehennemlikler (olan) tarafa çevrildiğinde: “Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğuyla beraber eyleme!” derler. (7/A'râf 47)

“Allah’ın rahmeti erişmez.” diye yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Girin cennete! Size korku da yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de. (7/A'râf 49)

Ayetteki çağrının muhatabı konusunda ihtilaf edilmiştir. Kimi müfessir A’raf ehlinin cennetliklere seslendiğini söylerken, kimisi Allah’ın (cc) A’raf ehline seslendiğini iddia etmiştir. Allah (cc) en doğrusunu bilir.

Cehennemlikler cennetliklere seslenecekler: “Bize biraz sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan akıtın/verin.” (Cennetlikler:) “Şüphesiz ki Allah, o ikisini kâfirlere haram/yasak kılmıştır.” diyecekler. (7/A'râf 50)

İşte bunlar, hakiki müminlerdir. Onlar için Rableri katında (üstünlük vesilesi olan) dereceler, bağışlanma ve pek değerli bir rızık vardır. (8/Enfâl 4)

Rableri onları kendinden bir rahmet, rıza ve içinde onlar için sürekli nimetlerin olduğu cennetlerle müjdeler. (9/Tevbe 21)

Orada ebedî kalacaklardır. Şüphesiz ki Allah katında büyük bir ecir vardır. (9/Tevbe 22)

Allah, mümin erkek ve kadınlara altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetleri ve Adn cennetlerindeki güzel meskenleri vadetmiştir. Allah’ın rızası ise hepsinden daha büyüktür. Bu, kurtuluşun en büyüğüdür. (9/Tevbe 72)

Allah, onlar için altından nehirler akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. En büyük kurtuluş budur. (9/Tevbe 89)

Muhacir ve Ensar’dan öncüler, ilkler ve onlara ihsan üzere tabi olanlar (var ya)! Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlar için altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. En büyük kurtuluş budur işte. (9/Tevbe 100)

Allah (cc), razı olduğu kulları üç sınıfa ayırmıştır:

a. Muhacir

b. Ensar

c. Onlardan sonra gelip, onlara ihsan üzere tabi olanlar

Biz müminlerin, üçüncü sınıftan olabilmesi iki şarta bağlanmıştır:

1. Dini anlarken ve yaşarken Muhacir ve Ensar’ı ölçü kabul edip, onların anladığı ve yaşadığı şekilde yaşamak (2/Bakara, 137); “İhsan üzere uyma” ile mümkün olur.

2. Muhacir ve Ensar’ı sevmek, onlara kin duymamak ve onlar için istiğfarda bulunmak. (Bk. 59/Haşr, 10)

İman edip salih ameller işleyenler ise; Rableri imanları sebebiyle onları doğru yola iletir ve Naim cennetlerinde, onların altlarından ırmaklar akmaktadır. (10/Yûnus 9)

Orada duaları: “Allah’ım sen eksiklerden münezzehsin.” (birbirlerine) dilekleri: “Selam/Esenlik!” dualarının sonu: “Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.” şeklindedir. (10/Yûnus 10)

Şüphesiz ki iman eden, salih amel işleyen ve Rablerine (kalp dinginliği ve tevazu eseri) ihbat ile bağlananlar, bunlar cennetin ehlidirler ve orada ebedî kalacaklardır. (11/Hûd 23)

Said olanlara gelince, gökler ve yer durdukça ebedî olarak cennettedirler. Rabbinin dilemesi müstesna. (Bu) arkası kesilmeyen, sürekli bir armağandır. (11/Hûd 108)

(O akıbet de şudur:) içine girecekleri Adn cennetleridir. Onların babalarından, eşlerinden, soylarından salih olanlar da oraya gireceklerdir. Ve melekler her kapıdan onların yanına girip, (13/Ra'd 23)

“Sabretmenize karşılık size selam olsun!” (derler.) (Bu) yurdun akıbeti ne güzeldir. (13/Ra'd 24)

İman edip salih amel işleyenlere ne mutlu! En güzel dönüş yeri onlarındır. (13/Ra'd 29)

Muttakilere vadedilen cennetin durumu şudur: Altından ırmaklar akar. Yiyecekleri ve gölgelikleri süreklidir. İşte bu, muttakilerin akıbetidir. Kâfirlerin akıbetiyse ateştir. (13/Ra'd 35)

İman edip salih amel işleyenler, Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetlere konulurlar. Orada birbirlerine dilekleri de “selam/esenlik”tir. (14/İbrahîm 23)

Şüphesiz ki muttakiler, cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. (15/Hicr 45)

“Oraya esenlik ve güven içerisinde girin.” (buyrulacak.) (15/Hicr 46)

Göğüslerindeki kin/düşmanlık/öfke (gibi tüm olumsuz duyguları) çıkarmışızdır. Karşılıklı sedirlerde kardeşler olarak (kurulurlar). (15/Hicr 47)

Orada onlara yorgunluk dokunmaz ve asla oradan çıkarılmazlar. (15/Hicr 48)

Altından ırmaklar akan ve orada her istedikleri olan Adn cennetlerine girerler. İşte Allah, muttakileri böyle mükâfatlandırır. (16/Nahl 31)

Onlar ki melekler güzellikle canlarını aldığında: “Selam olsun size! Yaptıklarınız karşılığında cennete girin.” derler. (16/Nahl 32)

Bunlar (var ya); onlara altından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada altın bileziklerle süslenirler. İnce ve kalın ipekten yapılmış yeşil elbiseler giyerler. Orada, sedirler üzerine kurulmuşlardır. Ne güzel bir mükâfat ve ne güzel bir konak. (18/Kehf 31)

Şüphesiz ki iman edip salih amel işleyenlerin konağı Firdevs cennetleridir. (18/Kehf 107)

Orada ebedî olarak kalacaklar, oradan ayrılmayı da istemeyeceklerdir. (18/Kehf 108)

Tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Bunlar, cennete girecek ve hiçbir zulme uğramayacaklardır. (19/Meryem 60)

Adn cennetleri ki Er-Rahmân kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz ki Allah’ın vaadi yerine gelir. (19/Meryem 61)

Orada boş söz işitmezler. (İşitecekleri) yalnızca “selam”dır. Ve onlara, orada sabah ve akşam rızıkları vardır. (19/Meryem 62)

İşte bu, kullarımızdan takvalı olanları vâris kılacağımız cennettir. (19/Meryem 63)

Altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları Adn cennetleri... Bu, arınan kimsenin mükâfatıdır. (20/Tâhâ 76)

Demişti ki: “Ey Âdem! Şüphesiz ki bu, sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın! Bedbaht olursun.” (20/Tâhâ 117)

(İkisi) ondan yediler, avret yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti, şaşırdı. (20/Tâhâ 121)

Onun (ateşinin) çatırtısını (dahi) duymazlar. Canlarının istediği (nimetler) içerisinde ebedî kalacaklardır. (21/Enbiya 102)

En büyük korku (diriliş ve haşr esnasında yaşanan korku) onları üzmez. Onları melekler: “Bu, size vadolunan gününüzdür.” diyerek karşılarlar. (21/Enbiya 103)

Şüphesiz ki Allah, iman edip salih amel işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Orada altından bilezikler ve incilerle süsleneceklerdir ve elbiseleri ipektendir. (22/Hac 23)

Onlar, sözün en güzel olanına ve övülmüş olan yola muvaffak kılınmışlardır. (22/Hac 24)

İşte bunlar vâris olanlardır. (23/Mü'minûn 10)

Onlar, Firdevs cennetlerine vâris olurlar ve orada ebedî kalırlar. (23/Mü'minûn 11)

Dilerse sana (onların istediklerinden) çok daha hayırlı, altından ırmaklar akan bahçeler ve senin için saraylar inşa edebilecek olan Allah, ne yüce, ne mübarektir. (25/Furkân 10)

(Hayır, öyle değil!) Asıl mesele, onlar kıyameti yalanladılar. Ve biz kıyameti inkâr edenlere, alevleri dehşet saçan bir ateş hazırladık. (25/Furkân 11)

(Cehennem) onları uzaktan gördüğünde, onun öfkesini ve uğultusunu işitirler. (25/Furkân 12)

Onlar bağlanmış bir şekilde onun dar bir yerine atıldıklarında, orada helak olmayı temenni ederler. (“Ey ölüm, ey yok oluş, gel de bizi kurtar.” derler.) (25/Furkân 13)

“Bugün helak olmayı bir defa istemeyin. (Aksine) helak olmayı çok kere isteyin.” (denir onlara.) (25/Furkân 14)

De ki: “Bu mu yoksa, muttakilere vadedilen huld/sonsuzluk cenneti mi daha hayırlıdır? Ki (o cennet) onların mükâfatı ve dönüş yeridir.” (25/Furkân 15)

İçinde ebedî olarak kalacakları (o cennetlerde) her istedikleri onlara (verilir). Bu, Rabbinin, yerine getirmesi umulan/istenen/istenmeye değer olan bir vaadidir. (25/Furkân 16)

O gün, cennet ehlinin konakladıkları yer daha hayırlı, istirahat ettikleri yer daha güzeldir. (25/Furkân 24)

İşte bunlar, sabretmelerine karşılık (cennette özel konuklar için hazırlanmış) odalarla mükâfatlandırılırlar. Ve orada selamlanma ve esenlik temennileriyle karşılanırlar. (25/Furkân 75)

Orada ebedî olarak kalacaklardır. Orası ne güzel bir yerleşim yeri ve ne güzel bir konaktır. (25/Furkân 76)

Cennet, takva sahiplerine yaklaştırılır. (26/Şuarâ 90)

İman edip salih amel işleyenleri altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları (özel misafirler için hazırlanmış) odalara yerleştiririz. (Salih) amel işleyenlerin mükâfatı ne güzeldir. (29/Ankebût 58)

İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar cennet bahçelerinden birinde ağırlanıp ikrama nail olurlar. (30/Rûm 15)

Kim küfre saparsa kendi aleyhine küfre sapar. Kim de salih amel işlerse kendileri için (cennetteki yerlerini) hazırlamış olurlar. (30/Rûm 44)

Şüphesiz ki iman edip salih amel işleyenler için Naim cennetleri vardır. (31/Lokmân 8)

Orada ebedî kalacaklardır. Allah’ın vaadi haktır. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. (31/Lokmân 9)

İman edip salih amel işleyenlere gelince, işledikleri amellere karşılık bir ikram olsun diye onlara Me’va cennetleri vardır. (32/Secde 19)

(Amellerinin karşılığı) girecekleri Adn cennetleridir. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Ve orada elbiseleri ipektendir. (35/Fâtır 33)

Derler ki: “Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamd olsun. Şüphesiz ki Rabbimiz, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına teşekkür eden ve yaptıklarının karşılığını fazlasıyla veren) Şekûr’dur.” (35/Fâtır 34)

“O ki ihsan ve lütfundan, bizleri tam kalınacak bir yurda yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk ne de bıkkınlık dokunacak.” (35/Fâtır 35)

Şüphesiz ki cennet ehli, o gün sevinçli bir şekilde (cennet nimetleriyle) meşguldürler. (36/Yâsîn 55)

Onlar ve eşleri gölgelikler içinde sedirlere yaslanmışlardır. (36/Yâsîn 56)

Orada kendileri için meyveler ve her istedikleri vardır. (36/Yâsîn 57)

Onlara çok merhametli Rab tarafından sözlü olarak verilen “selam” vardır. (36/Yâsîn 58)

Bunlar için bilinen bir rızık vardır. (37/Saffât 41)

Meyveler... Onlar ikram olunanlardır. (37/Saffât 42)

Naim cennetlerindedirler. (37/Saffât 43)

Karşılıklı tahtlar üzerinde (kurulmuşlardır). (37/Saffât 44)

Kaynakta doldurulmuş kadehlerle etraflarında dolanılır. (37/Saffât 45)

(Kadehlerin içinde) içenlere lezzet veren beyaz bir içecek vardır. (37/Saffât 46)

Ondan dolayı ne bir baş ağrısı (çekerler) ne de sarhoş olurlar. (37/Saffât 47)

Yanlarında, bakışları sadece kocaları üzerinde olan iri gözlü eşler vardır. (37/Saffât 48)

Sanki onlar, saklı birer inci gibidirler. (37/Saffât 49)

Birbirlerine yönelip karşılıklı sorarlar, (37/Saffât 50)

İçlerinden bir sözcü der ki: “Benim bir dostum vardı.” (37/Saffât 51)

Derdi ki: “Sen, (ahiret hayatını) tasdik edenlerden misin?” (37/Saffât 52)

“Biz ölüp de toprak ve kemik olduğumuzda yaptıklarımızın karşılığını mı alacağız?” (37/Saffât 53)

“Siz de görmek ister misiniz (onun ne durumda olduğunu)?” (37/Saffât 54)

Baktı ve onu dehşetli ateşin orta yerinde gördü. (37/Saffât 55)

Dedi ki: “Allah’a yemin olsun ki neredeyse beni de (içinde bulunduğun yere) düşürecektin.” (37/Saffât 56)

“Rabbimin (üzerimdeki) nimeti olmamış olsaydı ben de hazır edilenlerden olurdum.” (37/Saffât 57)

Şüphesiz ki bu, (evet, bu) büyük bir kazanç ve kurtuluştur. (37/Saffât 60)

İşte çalışacak olanlar, böylesi için çalışsınlar. (37/Saffât 61)

Kapıları onlar için açılmış Adn cennetleri. (38/Sâd 50)

Orada (sedirlere) yaslanarak çokça meyve ve içecek istemektedirler. (38/Sâd 51)

Yanlarında, bakışları yalnızca (kocaları) üzerinde olan, yaşıt (hepsi genç kadınlar) vardır. (38/Sâd 52)

Bu, hesap günü için size vadolunandır. (38/Sâd 53)

Şüphesiz ki bu, hiç bitmeyecek olan rızkımızdır. (38/Sâd 54)

Fakat Rablerinden korkup sakınanlar için (özel misafirlerin ağırlandığı) odalar vardır, onların üstünde de inşa edilmiş altından ırmaklar akan başka odalar vardır. Allah’ın vaadi... Şüphesiz ki Allah vaadinden dönmez. (39/Zümer 20)

Rablerinden korkup sakınanlar, bölükler hâlinde cennete sevk edilirler. Ona geldiklerinde kapıları açılır ve (cennet) bekçileri onlara der ki: “Selam olsun size, tertemiz olarak geldiniz. Ebedî kalacaklar olarak oraya girin.” (39/Zümer 73)

Derler ki: “Bize olan vaadine sadık kalan ve cennette dilediğimiz gibi hareket edelim diye bizi yere vâris kılan Allah’a hamd olsun. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir.” (39/Zümer 74)

“Rabbimiz! Onları kendilerine vadettiğin Adn cennetlerine sok. Ve onları, babaları, eşleri ve zürriyetlerinden salih olanları da (Adn cennetine sok). Hiç şüphesiz ki sen, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi) El-Hakîm olansın.” (40/Mü’min 8)

“Kim bir kötülük yaparsa yalnızca onun benzeriyle karşılık görür. Kim de erkek veya kadın bir mümin olarak salih amelde bulunursa bunlar, cennete girerler ve orada hesapsız bir şekilde rızıklanırlar.” (40/Mü’min 40)

Şüphesiz ki: “Rabbimiz Allah’tır.” deyip sonra da istikamet üzere olanların üzerine melekler iner (ve der ki): “Korkmayın, üzülmeyin, size vadolunan cennetle sevinin.” (41/Fussilet 30)

Zalimleri, kazandıkları (küfür ve masiyet) nedeniyle korkuya kapılmış görürsün. O (korktukları azap), başlarına gelmiştir. İman edip salih amel işleyenlerse cennet bahçelerindedirler. Diledikleri her şey, Rableri katında onlarındır. İşte büyük lütuf ve ihsan budur. (42/Şûrâ 22)

Siz ve eşleriniz (Allah tarafından) ağırlananlar olarak cennete giriniz. (43/Zuhruf 70)

Onların etrafında altın tabaklar ve kadehlerle dolaşılır. Orada canın istediği ve göze hoş gelen her şey vardır. Siz orada ebedî kalacaksınız. (43/Zuhruf 71)

İşte, yaptığınız ameller karşılığında mirasçı olduğunuz cennet budur. (43/Zuhruf 72)

Orada, sizin için kendisinden yiyeceğiniz çokça meyveler vardır. (43/Zuhruf 73)

Kuşkusuz muttakiler, güvenli bir makamdadırlar. (44/Duhan 51)

Cennetler ve pınarlar içinde. (44/Duhan 52)

İnce ve kalın ipekten elbiseler giyinir, karşılıklı otururlar. (44/Duhan 53)

İşte böyle... Onları iri gözlü hurilerle evlendirdik. (44/Duhan 54)

Orada emniyet içinde her çeşit meyveden isterler. (44/Duhan 55)

Orada ilk ölümleri dışında bir ölüm tatmazlar. Ve (Allah,) onları cehennem azabından korumuştur. (44/Duhan 56)

Muttakilere vadolunan cennetin misali şöyledir: Orada bozulmamış sudan ırmaklar, tadı değişmemiş süt ırmakları, içenlere lezzet veren içki nehirleri ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada onlar için her türlü meyveden ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. (Hiç böyle biri) ateşte ebedî kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar sudan içirilen kimse gibi olur mu? (47/Muhammed 15)

Cennet, muttakilere uzak olmaksızın yakınlaştırılmıştır. (50/Kâf 31)

Ona selamet ve esenlikle girin. Bu, ebedîlik günüdür. (50/Kâf 34)

Orada her istedikleri onlarındır. Yanımızda fazlası da vardır. (50/Kâf 35)

Hiç kuşkusuz muttakiler, cennetlerde ve pınarlardadır. (51/Zâriyat 15)

Rablerinin kendilerine verdiği (nimetleri) alırlar. Çünkü onlar, bundan önce muhsinler/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlar idi. (51/Zâriyat 16)

Şüphesiz ki muttakiler, cennetlerde ve nimetler içerisindedirler. (52/Tûr 17)

Rablerinin kendilerine verdiği (nimetlerden dolayı) mutludurlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur. (52/Tûr 18)

“Amellerinize karşılık, afiyetle yiyip için.” (52/Tûr 19)

Sıra sıra dizilmiş sedirler üzerine yaslanmışlardır. Hem onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir. (52/Tûr 20)

Onlara canlarının istediği meyvelerden ve etten bolca verdik. (52/Tûr 22)

Orada kadehleri elden ele dolaştırırlar. (Kadehlerdeki şaraptan dolayı) ne boş söz söylerler ne de günaha girecek bir iş yaparlar. (52/Tûr 23)

Kendilerine ait olan hizmetkârlar etraflarında dolanır. Onlar adeta sedefte saklı inci gibidirler. (52/Tûr 24)

Birbirlerine yönelerek sorarlar. (52/Tûr 25)

Derler ki: “Biz daha önce ailemizin arasında (azaptan) korkardık.” (52/Tûr 26)

“Allah bize lütfetti de bizi yakıp kavuran cehennem azabından korudu.” (52/Tûr 27)

Onun hemen yanında Me’va cenneti vardır. (53/Necm 15)

Rabbinin huzurunda (hesap için) durmaktan korkana iki cennet vardır. (55/Rahmân 46)

İki cennetin ağaçlarının dalları da bol meyveli ve gölgeliklidir. (55/Rahmân 48)

İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır. (55/Rahmân 50)

Orada her meyveden çifter çifter vardır. (55/Rahmân 52)

Astarları kalın ipekten olan döşemelere yaslanmış hâldedirler. İki cennetin meyveleri de (toplanması ve elde edilmesi) yakındır/kolaydır. (55/Rahmân 54)

(İki cennette de) bakışları, yalnızca eşlerinin üzerinde (olan) kadınlar vardır. Onlara (kocalarından önce) ne bir insan ne de cin dokunmuştur. (55/Rahmân 56)

Onlar, âdeta yakut ve mercan gibidirler. (55/Rahmân 58)

İyiliğin karşılığı iyilikten başkası mıdır? (Dünyada iyilik yapan, ahirette iyilik görecektir.) (55/Rahmân 60)

O ikisinden başka iki cennet daha vardır. (55/Rahmân 62)

Yemyeşildirler. (55/Rahmân 64)

İkisinde de sürekli fışkıran iki pınar vardır. (55/Rahmân 66)

İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır. (55/Rahmân 68)

Orada hayırlı (saliha), güzel kadınlar vardır. (55/Rahmân 70)

Çadırlar içinde, (yalnızca kocalarının gördüğü) huriler vardır. (55/Rahmân 72)

(Kocalarından) önce kendilerine ne bir insan ne de cin dokunmuştur. (55/Rahmân 74)

Yeşil yastıklara ve (göz alıcı) güzellikteki döşemelere yaslanır haldedirler. (55/Rahmân 76)

(İman ve salih amelde) önde olanlar, (onlar) öncülerdirler. (56/Vâkıa 10)

Bunlar (Allah’a) yakınlaştırılmışlardır. (56/Vâkıa 11)

Naim cennetlerinde, (56/Vâkıa 12)

Birçoğu öncekilerdendir. (Geçmiş ümmetlerdendirler.) (56/Vâkıa 13)

Az bir kısmı da sonrakilerdendir. (56/Vâkıa 14)

(Altın ve mücevherlerle) işlenmiş tahtlar üzerinde, (56/Vâkıa 15)

Karşılıklı olarak yaslanmış hâlde, (56/Vâkıa 16)

Etraflarında ebedî/ölümsüz kılınmış (hizmetkâr) gençler dolanır, (56/Vâkıa 17)

Kaynağından doldurulmuş bardaklar, testiler ve kadehlerle. (56/Vâkıa 18)

(Onu içtiklerinden dolayı) ne başları ağrır ne de (sarhoşlukla) akılları gider. (56/Vâkıa 19)

Seçecekleri meyveler, (56/Vâkıa 20)

Canlarının istediği kuş eti, (56/Vâkıa 21)

İri gözlü huriler, (56/Vâkıa 22)

Saklı inciler gibidir (onlar). (56/Vâkıa 23)

Yaptıkları (salih amellerin) karşılığı olarak, (56/Vâkıa 24)

Orada, boş/faydasız ve günah olacak bir söz işitmezler. (56/Vâkıa 25)

İşitecekleri tek söz, (karşılıklı söyleyecekleri) “Selam, Selam”dır. (56/Vâkıa 26)

(Amel defterlerini sağdan alacak olan) Ashabu’l Yemin, ne Ashabu’l Yemin’dir ama! (56/Vâkıa 27)

Dikensiz, dalları meyve dolu kiraz ağaçları, (56/Vâkıa 28)

Meyveleri iç içe geçmiş muz ağaçları, (56/Vâkıa 29)

Uzayan gölgeler, (56/Vâkıa 30)

Şayet o, (Allah’a) yakın kılınanlardan ise, (56/Vâkıa 88)

Rahatlık, rızık ve “Naim cenneti” vardır. (56/Vâkıa 89)

Şayet o Ashabu’l Yemin’dense, (56/Vâkıa 90)

Selam olsun sana ey Ashab-ı Yemin! (56/Vâkıa 91)

O gün, mümin erkek ve mümin kadınların nurlarının önlerinden koştuğunu ve sağlarından (amel defterlerini aldıklarını) görürsün. (Onlara denir ki:) “Bugün müjdeniz, içinde ebedî kalacağınız, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Bu, büyük kurtuluşun/kazancın ta kendisidir.” (57/Hadîd 12)

Allah’a ve ahiret gününe iman eden bir topluluğun -babaları, oğulları, kardeşleri, aşiretleri dahi olsa- Allah ve Resûlü ile sınırlaşan insanlara sevgi beslediğini göremezsin. Bunlar, (Allah’ın) kalplerine imanı yazdığı ve onları kendinden bir ruhla desteklediği kimselerdir. Onları altından ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennete sokar. Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da (Allah’tan) razı olmuşlardır. Bunlar, Allah’ın taraftarlarıdırlar. Dikkat edin! Hiç şüphesiz Allah’ın taraftarları, galip gelecek olanlardır. (58/Mücadele 22)

Bk. 5/Mâide, 51

Ateş ehli ile cennet ehli bir olmazlar. Cennet ehli, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (59/Haşr 20)

Ey Nebi! Şayet mümin kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek (kocalarına ait olmayan gayrimeşru bir çocuğu kocaya nispet etmemek), marufta sana isyan etmemek üzere sana gelirlerse onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz ki Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (60/Mümtehine 12)

Sizi toplanma günü için bir araya getireceği gün, işte o gün teğabun/aldanma günüdür. Kim Allah’a iman eder ve salih amel işlerse, onun kusurlarını örter ve onu altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokar. Büyük kurtuluş/kazanç budur işte. (64/Teğabûn 9)

İman edip salih amel işleyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye Allah’ın apaçık ayetlerini size okuyan Resûl (göndermiştir). Kim Allah’a iman eder ve salih amel işlerse, onu içinde ebedî kalacağı altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, şüphesiz ki ona güzel bir rızık vermiştir. (65/Talak 11)

Allah, iman edenlere de Firavun’un hanımını örnek verdi. Hani o demişti ki: “Rabbim! Bana kendi katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan, amelinden ve zalimler topluluğundan kurtar.” (66/Tahrîm 11)

Sedirler üzerinde (etrafı) seyretmektedirler. (83/Mutaffifîn 23)

Onları gördüklerinde: “Hiç şüphesiz bunlar, sapıklardır.” derlerdi. (83/Mutaffifîn 32)

Hiç şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için, altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş/kazanç budur. (85/Burûc 11)

(Bazı) yüzler vardır ki nimet (içinde mutludurlar). (88/Ğaşiye 8)

Çabasından dolayı (elde ettiği sevaptan) razıdır/hoşnuttur. (88/Ğaşiye 9)

Yüksek bir cennettedir. (88/Ğaşiye 10)

Orada boş/faydasız söz işitmez. (88/Ğaşiye 11)

Orada (sürekli) akmakta olan bir pınar vardır. (88/Ğaşiye 12)

Orada yükseltilmiş sedirler vardır. (88/Ğaşiye 13)

Yerleştirilmiş kaplar/bardaklar, (88/Ğaşiye 14)

Yan yana dizilmiş yastıklar, (88/Ğaşiye 15)

Saçılmış değerli halılar. (88/Ğaşiye 16)

Ey mutmain olmuş nefis! (89/Fecr 27)

Rabbine razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş olarak dön. (89/Fecr 28)

Haydi kullarımın arasına katıl. (89/Fecr 29)

Ve cennetime gir. (89/Fecr 30)

Hiç şüphesiz iman edip salih amel işleyenler, bunlar yaratılmışların en hayırlılarıdır. (98/Beyyine 7)

Onların, Rableri katındaki mükâfatları, içinde ebedî kalacakları ve altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da (Allah’tan) razı olmuşlardır. Bu, Rabbinden korkan kimse içindir. (98/Beyyine 8)