Meleklere İman ile ilgili ayetler

Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” demişti. Dediler ki: “Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi (halife) kılacaksın? Oysa bizler seni tüm eksiklerden tenzih ederek sana hamd etmekte ve seni takdis etmekteyiz.” (Allah) dedi ki: “Şüphesiz ki ben, sizin bilmediklerinizi biliyorum.” (2/Bakara 30)

(Varlığa dair) tüm isimleri Âdem’e öğretti. Sonra onları meleklere sundu ve: “Şayet doğru sözlülerden iseniz bunların isimlerini bana haber verin.” dedi. (2/Bakara 31)

Dediler ki: “Seni tüm noksanlıklardan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bir ilmimiz yoktur. Şüphesiz ki sen, (her şeyi bilen) El-Alîm, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’sin.” (2/Bakara 32)

Dedi ki: “Ey Âdem! Onlara isimlerini haber ver.” (Âdem) isimlerini haber verince (Allah) dedi ki: “Size göklerin ve yerin gaybını ben bilirim, açığa vurup gizlediklerinizi de ben bilirim, diye söylemedim mi?” (2/Bakara 33)

Hani biz meleklere: “Âdem’e secde edin.” demiştik. İblis dışında hepsi secde ettiler. O diretti, büyüklendi ve kâfirlerden oldu. (2/Bakara 34)

Kim de Allah’a, meleklerine, resûllerine, Cibril’e ve Mikail’e düşmanlık ederse şüphesiz ki Allah, kâfirlerin düşmanıdır. (2/Bakara 98)

Yahudiler, Cibril’in (as) savaş meleği olduğunu öne sürerek Peygamber’e (sav) gelen vahyi kabul etmediklerini söylediler. Allah (cc) onları Allah’ın, meleklerin ve resûllerin düşmanı olarak ilan etti. Çünkü bir iman esasını inkâr, tüm iman esaslarını inkâr etmek gibidir.

Nuh’un (as) kavmi yalnızca Nuh’u (as) inkâr ettiler. Ama Allah (cc) şöyle buyurdu: “Nuh’un kavmi gönderilen resûlleri yalanladı.” (26/Şuarâ, 105) Bir peygamberi inkâr etmelerine rağmen, tüm peygamberleri inkâr etmiş kabul edildiler.

(Ve tuttular) şeytanların Süleyman’ın mülkü üzerine uydurdukları (batıl yalanların) peşine takıldılar. Süleyman kâfir olmadı fakat şeytanlar kâfir oldular. İnsanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe, Harut ve Marut’a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. “Biz ancak bir imtihanız/dinin için fitneyiz. Sakın küfre girme.” demeden kimseye onu öğretmiyorlardı. Onlardan kadınla kocanın arasını ayıracak (sihri) öğreniyorlardı. Allah’ın izni olmadan o (sihirle) kimseye zarar verecek değillerdir. (Hakikatte) onlara zarar verip faydası olmayan bir şey öğreniyorlardı. Andolsun ki (o sihri) satın alanın ahirette hiçbir nasibinin olmadığını çok iyi biliyorlardı. Nefislerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü bir şey olduğunu keşke bilselerdi! (2/Bakara 102)

Şüphesiz ki kâfir olan ve kâfir olarak can verenler (var ya!), Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti böylelerinin üzerinedir. (2/Bakara 161)

İyilik, yüzünüzü doğu ya da batı cihetine dönmeniz değildir. (Gerçek anlamda) iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitab’a ve nebilere inananların; sevmesine rağmen malı, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve kölelere verenlerin; namazı kılıp, zekâtı verenlerin; söz verdiklerinde sözlerine bağlı kalanların; fakirlik, hastalık ve savaş zamanında sabredenlerin yaptığıdır. İşte bunlar sadık olanlardır. Bunlar takva sahiplerinin ta kendileridirler. (2/Bakara 177)

Onlar, buluttan gölgelikler içinde Allah’ın ve meleklerin gelip işin karara bağlanmasından başka bir şey mi bekliyorlar? (Bekleyip durdukları, bu dehşetli andan başka bir şey değildir). (Hakikatte) işler Allah’a döner. (2/Bakara 210)

Nebileri onlara demişti ki: “Onun yöneticiliğinin alameti size getirilecek tabuttur. O (tabutun) içinde Rabbinizden olan (insanların korku ve kaygılarını giderip onları rahatlatan) bir sekinet, Musa ve Harun ailesinin (eşyalarından) geriye kalanlar vardır. O (tabutu) melekler taşır. Şayet müminler iseniz bunda sizin için (ibret alınacak) ayetler vardır.” (2/Bakara 248)

Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına (ibadeti/kulluğu hak edenin yalnızca Allah olduğuna), Allah, melekler ve adaleti ayakta tutan ilim adamları şahitlik etti. O’ndan başka ilah yoktur. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. (3/Âl-i İmran 18)

(Hatırlayın!) Hani melekler (Meryem’e) demişti ki: “Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, temizledi ve âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” (3/Âl-i İmran 42)

(Hatırlayın!) Hani melekler demişti ki: “Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah, seni kendinden olan bir kelimeyle müjdeliyor. Onun ismi Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada ve ahirette değerli ve (Allah’a) yakın olanlardandır.” (3/Âl-i İmran 45)

(O Peygamber) size melekleri ve nebileri rab edinmenizi de emretmez! (Hayret doğrusu!) Siz İslam olduktan sonra size küfrü mü emredecek? (3/Âl-i İmran 80)

(Bunlar hidayeti hak etmez.) Bunların cezası; Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların lanetlerinin üzerlerine olmasıdır. (3/Âl-i İmran 87)

Andolsun ki Bedir’de zayıf/güçsüz olmanıza rağmen Allah size yardım etti. Allah’tan korkup sakının ki şükretmiş olasınız. (3/Âl-i İmran 123)

(Hatırlayın!) Hani sen müminlere: “(Gökten) indirilmiş üç bin melekle Rabbinizin sizi desteklemesi yetmez mi?” diyordun. (3/Âl-i İmran 124)

Evet, şayet sabreder ve korkup sakınırsanız -onlar aniden size saldıracak olsa bile- Rabbiniz, işaretli beş bin melekle sizi destekleyecektir. (3/Âl-i İmran 125)

Melekler, nefislerine zulmedenlerin canını aldığında: “Nerede idiniz/hangi saftaydınız?” derler. Derler ki: “Biz yeryüzünde (müşriklerin safında yer almak zorunda olan, çaresiz) mustazaflardık.” (Melekler:) “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!” derler. Bunların barınağı cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o! (4/Nîsa 97)

(Yahudiler senin peygamber olduğuna şahitlik edecek bilgimiz yok dese de) Allah sana indirdiğine şahitlik eder ki onu ilmiyle indirmiştir. Melekler de şahitlik etmektedir. Şahit olarak Allah yeter. (4/Nîsa 166)

Ne Mesih ne de Allah’a yakınlaştırılmış melekler, Allah’a kul olmaktan çekinirler. Kim de Allah’a ibadetten çekinir ve büyüklenirse onların hepsini (diriltip) kendi huzurunda toplayacaktır. (4/Nîsa 172)

Dediler ki: “Üzerine melek inmeli değil miydi?” Şayet melek indirseydik iş bitirilmiş/kıyamet kopmuş olur ve onlara süre verilmezdi. (6/En'âm 8)

Şayet onu melek (bir peygamber) kılmış olsak hiç şüphesiz, (yine insan suretinde) erkek bir melek kılardık. Ve kesinlikle düştükleri şüpheye onları yine düşürürdük. (6/En'âm 9)

De ki: “Size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır.’ demiyorum, ben gaybı da bilmem, melek olduğumu da söylemiyorum. Yalnızca bana vahyedilene uyuyorum.” De ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? Düşünmeyecek misiniz?” (6/En'âm 50)

Şayet melekleri onlara indirsek, ölüler onlarla konuşsa, her şeyi karşılarına toplasak, Allah dilemedikçe iman edecek değiller. Fakat onların çoğu cahillik ediyorlar. (6/En'âm 111)

(Allah’ın ayetlerini yalanlayan veya insanları ondan alıkoyanlar) kendilerine meleklerin, Rabbinin veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesinden başkasını mı bekliyorlar? Rabbinin bazı ayetlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış kişiye imanı fayda vermez. De ki: “Bekleyin (bakalım). Şüphesiz biz de beklemedeyiz.” (6/En'âm 158)

Allah Resûlü (sav) buyurdu ki: “Güneş batıdan doğmayıncaya kadar kıyamet kopmaz. Bunu gören insanlardan kimi iman etmeye kalkar. İşte o an daha önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış (salih amel işlememiş) kişiye imanı fayda vermez.” (Buhari, 4635; Müslim, 157)

Andolsun ki sizleri yarattık, sonra size şekil verdik, daha sonra meleklere: “Âdem’e secde edin.” dedik. İblis dışında hepsi secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı. (7/A'râf 11)

(Derken şeytan) örtünerek gizlenmiş bulunan avret yerlerini açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi. Ve dedi ki: “Rabbinizin bu ağaçtan yemenizi yasaklaması, melek olmamanız ve ebedî yaşayanlardan olmamanız içindir.” (7/A'râf 20)

(Hatırlayın!) Hani siz Rabbinizden yardım istemiştiniz. O da: “Şüphesiz ki peş peşe inen bin melekle sizi destekleyeceğim.” diye duanıza icabet etmişti. (8/Enfâl 9)

Hani Rabbin meleklere vahyediyordu: “Şüphesiz ki ben, sizinle beraberim, iman edenleri sabit kılın. Ben, kâfirlerin kalplerine şiddetli bir korku salacağım. (Öyleyse) vurun boyunların üstüne, vurun onların bütün parmaklarına!” (8/Enfâl 12)

Melekler, kâfirlerin canlarını aldığında, onların hallerini bir görsen! Onların yüzlerine ve sırtlarına vururlar ve: “Tadın (bakalım) yakıcı/kavurucu azabı.” (derler.) (8/Enfâl 50)

“Ona bir hazine indirilmeli ya da onunla beraber bir melek gelmesi gerekmez miydi?” demeleri nedeniyle, sana vahyedilenin bir kısmını (anlatmayı) bırakıp göğsünü daraltacak değilsin herhalde? Sen ancak bir uyarıcısın. Allah, her şeye vekildir. (11/Hûd 12)

“Ben, size Allah’ın hazinelerinin yanımda olduğunu söylemiyorum. Gaybı da bilmem. Size melek olduğumu da söylemiyorum. Ayrıca gözlerinizin hor görüp aşağıladığı (fakir müminlere, sırf sizi razı etmek adına) ‘Allah bunlara bir hayır vermeyecektir.’ diyemem. Nefislerinde olanı en iyi Allah bilir. (Bunları söylersem) şüphesiz ki o zaman zalimlerden olurum.” (11/Hûd 31)

Kadınların tuzaklarını (kendisiyle ilgili yaptıkları dedikodularını işitince) onlara (bir ulak) yolladı, iyice gevşeyip rahat edecekleri bir ortam hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. “Onların yanına çık.” dedi. Onu gördüklerinde (güzelliğini o denli) büyüttüler (ki hayranlıktan) ellerini kestiler. Dediler ki: “Allah’a sığınırız. Bu, bir insan değildir. Olsa olsa çok değerli bir melektir.” (12/Yûsuf 31)

Gök gürültüsü O’nu hamdiyle, melekler de korkularından tesbih etmektedirler. Yıldırımlar gönderir ve Allah hakkında tartışıp duranlardan dilediğini çarpar. O, azapla yakalaması çetin olandır. (13/Ra'd 13)

(O akıbet de şudur:) içine girecekleri Adn cennetleridir. Onların babalarından, eşlerinden, soylarından salih olanlar da oraya gireceklerdir. Ve melekler her kapıdan onların yanına girip, (13/Ra'd 23)

“Şayet doğru söylüyorsan bize melekleri getirmen gerekmez miydi?” (15/Hicr 7)

Biz melekleri ancak hak ile indiririz. (Melekleri indirecek olsak) o zaman hiç bekletilmez (anında helak edilirlerdi). (15/Hicr 8)

Hani Rabbin, meleklere demişti ki: “Şüphesiz ki balçığın kurumuş çamurundan bir insan yaratacağım.” (15/Hicr 28)

Meleklerin tamamı secde ettiler. (15/Hicr 30)

Kullarından dilediğine ruhla/vahiyle melekleri indirir ve (o kâfirleri şöyle) uyarın (diye emreder): “Benden başka (ibadeti hak eden) ilah yok, (o hâlde) benden korkup sakının.” (16/Nahl 2)

Melekler, nefislerine zulmedenlerin canlarını aldığında: “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk.” diyerek teslim bayrağı çekerler. (Hayır, öyle değil!) Hiç şüphesiz Allah, sizin yaptıklarınızı bilendir. (16/Nahl 28)

Onlar ki melekler güzellikle canlarını aldığında: “Selam olsun size! Yaptıklarınız karşılığında cennete girin.” derler. (16/Nahl 32)

Rabbiniz erkek çocukları size vererek sizi seçti de meleklerden kendisi için kızları mı ayırdı? Kuşkusuz siz, çok büyük bir söz söylüyorsunuz. (17/İsrâ 40)

Meleklere: “Âdem’e secde edin.” dediğimizde, İblis dışında hepsi secde ettiler. (O:) “Çamurdan yarattığına secde eder miyim hiç?” dedi. (17/İsrâ 61)

Dediler ki: “Rahmân çocuk edindi!” O, tüm eksikliklerden münezzehtir. (Hayır, öyle değil! Allah’a çocuk diye yakıştırdıkları melekler) ikrama nail olmuş (değerli) kullardır. (21/Enbiya 26)

Sözleriyle O’nun önüne geçmez, O’nun emriyle iş yaparlar. (21/Enbiya 27)

Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O’nun razı olduklarından başkasına şefaat etmezler. Ve O’na karşı korkularından dolayı kalpleri ürpermektedir. (21/Enbiya 28)

Kur’ân’da şefaat kavramı için bk. 43/Zuhruf, 86.

Dediler ki: “Ne oluyor bu Resûl’e? (Normal insanlar gibi) yemek yiyor, çarşı pazarda dolaşıyor! Ona, kendisiyle beraber uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?” (25/Furkân 7)

De ki: “Sizin (canlarınızı almaya) vekil kılınan ölüm meleği sizi vefat ettirir. Sonra da Rabbinize döndürülürsünüz.” (32/Secde 11)

O sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için sizi övmektedir. Melekler de (övgüye nail olmanız için dua etmektedir). O, müminlere karşı merhametlidir. (33/Ahzâb 43)

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah’adır. O, yaratmada dilediğini arttırır. Şüphesiz ki Allah, her şeye kadîrdir. (35/Fâtır 1)

Hani Rabbin, meleklere demişti ki: “Muhakkak ki ben, çamurdan bir insan yaratacağım.” (38/Sâd 71)

“Onu tamamlayıp ruhumdan üflediğimde onun için secdeye kapanın.” (38/Sâd 72)

Meleklerin tamamı secde ettiler. (38/Sâd 73)

Şüphesiz ki: “Rabbimiz Allah’tır.” deyip sonra da istikamet üzere olanların üzerine melekler iner (ve der ki): “Korkmayın, üzülmeyin, size vadolunan cennetle sevinin.” (41/Fussilet 30)

“Bizler, dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınızız. Orada canınızın istediği her şey sizindir ve orada olmasını arzuladığınız her şey de sizindir.” (41/Fussilet 31)

“Bağışlayan ve merhametli (olan Allah’tan) bir ağırlanma olarak (oraya girin).” (41/Fussilet 32)

Neredeyse üstlerinden gökler (Allah’ın azametinden dolayı) yarılacak, melekler de Rablerini hamdiyle tesbih ederler ve yerde olanlar için bağışlanma talebinde bulunurlar. Dikkat edin! Hiç şüphesiz ki Allah, (evet) O, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir. (42/Şûrâ 5)

Yoksa (Allah), yarattıkları içinden kızları (kendisi için evlat) edinip oğlanları size mi seçti? (43/Zuhruf 16)

Onlardan birine, Er-Rahmân’a (evlat olarak) yakıştırdığı (kız çocuğu) müjdesi verildiğinde, öfkeyle dolup taşmış hâlde yüzü simsiyah kesilir. (43/Zuhruf 17)

Yoksa, süs içinde büyütülen ve tartışmada (meramını) açıkça ortaya koyamayan (naif, ince, duygusal kız çocuklarını mı Allah’a nispet ediyorlar)? (43/Zuhruf 18)

Mekkelilerin kız çocuk istememe gerekçelerinden biri de; savaş, tartışma gibi durumlarda kız çocuklarının kendilerine bir fayda sağlamadığı düşüncesiydi. Allah (cc) onların bu düşüncesini kendilerine hatırlatıp: “Bu gerekçeyle kendinize yakıştırmadığınız kızları, Allah’a (cc) mı yakıştırıyorsunuz?” dedi.

Er-Rahmân’ın kulları olan melekleri dişi saydılar. Yaratılışlarına mı şahit oldular? Şahitlikleri yazılır ve (ondan) sorguya çekilirler.) (43/Zuhruf 19)

Dediler ki: “Şayet Rahmân dileseydi (putlara) ibadet etmezdik.” Onların buna dair hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna dayalı tahminlerde bulunuyorlar. (43/Zuhruf 20)

Şayet dilesek sizin içinizden melekler kılardık, yeryüzünde onlar sizin yerinizi alırdı. (43/Zuhruf 60)

“Ey Malik!” diye seslenirler: “Rabbin işimizi bitirsin de (canımızı alsın).” (Cehennem bekçisi Malik) diyecek ki: “Şüphesiz ki siz, (azap içinde) kalacaksınız.” (43/Zuhruf 77)

Onun sağında ve solunda oturmuş kaydeden (iki melek vardır). (50/Kâf 17)

Bir söz telaffuz ettiği an, yanında hazır bulunan bir gözetleyici vardır. (50/Kâf 18)

Ölüm sarhoşluğu (sekerat) hak olarak gelir. (Ve insana denir ki:) “Bu, kendisinden kaçtığın şeydir işte!” (50/Kâf 19)

Göklerde nice melekler vardır ki -Allah’ın dileyip razı olduğu kimseye izin vermesi dışında- onların şefaatlerinin hiçbir faydası yoktur. (53/Necm 26)

Kur’ân’da şefaat kavramı için bk. 43/Zuhruf, 86.

Melekler onun çevresi üzerindedir. O gün üstlerinde bulunan sekiz (melek) Rabbinin arşını taşıyacaktır. (69/Hakka 17)

O (azap), göklerin sahibi Allah’tandır. (70/Meâric 3)

Melekler ve Ruh, süresi elli bin yıl olan bir günde (Allah’a) çıkar/yükselir. (70/Meâric 4)

Biz, cehennem bekçilerini meleklerden başkası kılmadık. Onların sayısını, kâfirler için yalnızca bir fitne kıldık. Ta ki kendilerine Kitap verilenler yakinen inansınlar, iman edenlerin imanı artsın, kendisine Kitap verilenler ve iman edenler şüpheye düşmesin. Kalplerinde hastalık bulunanlarla kâfir olanlar da: “Allah bu misalle neyi murad etti/ne anlatmak istedi?” desin. İşte Allah dilediğini böyle saptırır dilediğini de hidayet eder. Rabbinin ordularını O’ndan başkası bilmez. O, insanlar için ancak bir öğüttür. (74/Müddessir 31)

Ruh (Cibril) ve meleklerin saf hâlinde durdukları gün, Rahmân’ın izin verdiği ve (dünyada) doğru olanı söylemiş olandan başkası konuşmayacak. (78/Nebe 38)

Rabbin geldiğinde ve melekler saf saf (dizildiklerinde), (89/Fecr 22)

Ve o gün cehennem de getirilir. İnsan o gün hatırlar. (Ama) hatırlamanın ona ne faydası olacak ki? (89/Fecr 23)