Meâric المعارج
Yükseliş Yolları • 44 Ayet • Mekke
1/44
﷽
Er-Rahmân ve Er-Rahîm olan Allah’ın adıyla (okumaya başlıyorum).
تَعْرُجُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْس۪ينَ اَلْفَ سَنَةٍۚ
Melekler ve Ruh, süresi elli bin yıl olan bir günde (Allah’a) çıkar/yükselir.
يُبَصَّرُونَهُمْۜ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَد۪ي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَن۪يهِۙ
(Birbirlerine) gösterilirler. Mücrim kimse, o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye olarak vermek ister.
وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعًاۙ ثُمَّ يُنْج۪يهِۙ
Yeryüzünde olanların tamamını… Sonra da (bu verdikleri) onu kurtarsın (ister).
تَدْعُوا مَنْ اَدْبَرَ وَتَوَلّٰىۙ
(İman ve salih amelden) yüz çeviren ve arkasını döneni çağırır.
وَجَمَعَ فَاَوْعٰى
(Mal) toplayıp onu bir kapta/kesede/kasada/banka hesabında (biriktireni).
اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعًاۙ
Şüphesiz ki insan, helu’ (sabırsız/aceleci, bencil) olarak yaratılmıştır.
اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًاۙ
Ona bir şer dokundu mu (sabredip ecrini Allah’tan beklemez), vaveylayı koparır.
وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًاۙ
Ona bir hayır dokundu mu cimrilik edip (başkalarıyla paylaşmaz)
اِلَّا الْمُصَلّ۪ينَۙ
Ancak namaz kılanlar hariç.
Dipnot
Huşu ile kılınan bir namaz, insanın helu’/sabırsız/aceleci/bencil yönünü terbiye eder. (bk. 23/Mü’minûn, 2)
وَالَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۚ
Onlar Rabblerinin azabından dolayı korku içindelerdir.
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ
Eşleri veya cariyeleri müstesna. Onlarla (beraber) olmaları nedeniyle kınanmazlar.
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ
Kim de bundan ötesini arar (eşi ve cariyesi dışındakilerle beraber olmaya yeltenirse), işte böyleleri haddi aşanlardır.
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۖ
Onlar (gerek Rabbleriyle kendi aralarında gerek insanlarla aralarında var olan) emanetlerini ve sözlerini gözetirler.
وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَٓائِمُونَۖ
Onlar şahitliklerini dosdoğru yerine getirirler.
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۜ
Onlar (vakitlerine, şart ve rükunlarına, huşu ve sünnetlerine dikkat ederek) namazlarını korurlar.
فَمَا لِالَّذ۪ينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِع۪ينَۙ
Ne oluyor o kâfirlere ki sana (düşmanca) yöneliyorlar/dik dik bakıyorlar?
اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَع۪يمٍۙ
Yoksa onlardan her biri, Naîm Cenneti’ne girmeyi mi umuyor?
كَلَّاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ
Asla! Şüphesiz ki biz, onları bildikleri şeyden yarattık. (Herkes aynı şeyden yaratılmıştır. Kimsenin kimseye yaratılış itibarıyla üstünlüğü yoktur. İman etmedikleri hâlde, nasıl olur da kendilerini müminlerden üstün görürler?)
فَلَٓا اُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ اِنَّا لَقَادِرُونَۙ
Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki hiç şüphesiz biz, güç yetirenleriz.
عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ خَيْرًا مِنْهُمْۙ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَ
Onlardan daha hayırlılarını onların yerine getirip değiştirmeye… Hem bizim önümüze geçip (bunu yapmamıza engel de olamazlar).
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَۙ
Kendisiyle tehdit edildikleri günle karşılaşıncaya kadar, bırak onları (batıla) dalıp eğlensin (oyalansınlar).
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ سِرَاعًا كَاَنَّهُمْ اِلٰى نُصُبٍ يُوفِضُونَۙ
Kabirlerinden (yarışırcasına) süratle çıktıkları o gün, âdeta dikili bir puta/hedefe yönelmiş gibilerdir.
خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ ذٰلِكَ الْيَوْمُ الَّذ۪ي كَانُوا يُوعَدُونَ
Gözleri korkudan baygın, yüzlerini de zillet bürümüştür. İşte bu, onlara vadedilen (Kıyamet) Günü’dür.