Zuhruf الزخرف
Müşrik, Allah’a (cc) inandığını iddia etse de imanı geçersizdir. Geniş açıklama için bk. 23/Mü’minûn, 84-90. ayetler ve açıklaması
Mekkelilerin kız çocuk istememe gerekçelerinden biri de savaş, tartışma gibi durumlarda kız çocuklarının kendilerine bir fayda sağlamadığı düşüncesiydi. Allah (cc) onların bu düşüncesini kendilerine hatırlatıp, “Bu gerekçeyle kendinize yakıştırmadığınız kızları, Allah’a (cc) mı yakıştırıyorsunuz?” dedi.
Atalar dinine, refah ve zenginlik içinde yaşayan elit insanların sahip çıkması şundandır: Toplumu yönetip imtiyaz sahibi olmak isteyenler, hakikatin sabit bir ölçüsünün olmasını istemez; muğlak, belirsiz ölçülere tutunurlar. Böylece topluma bir şey dayatmak istediklerinde: “Atalarımız da böyle yapardı.”, “Atalarımızın izindeyiz.” diyerek atalarını dayanak gösterirler. Çünkü “ataları” en iyi onlar tanır, topluma da onlar tanıtırlar. Bu imtiyazla, toplumun zayıf bırakılmışlarını sorunsuzca yönetirler.
İbni Abbâs (ra), Mucâhid, Dehhâk, Katâde ve Suddî (rh) gibi selef müfessirlerine göre İbrâhîm’in (as) ardından, zürriyeti için kalıcı kılınan kelime, “Lailaheillallah” kelimesidir. (bk. Tefsîru’t Taberî, 21/589; İbn-i Kesîr Tefsîri, 10/22) Buna göre İbrâhîm (as) bu sözleriyle Kelime-i Tevhid’i tefsir etmiştir: Allah’ın (cc) dışında ibadet edilen tüm tağutlardan uzaklaşıp yalnızca O’na (cc) kulluk etmek! Kur’ân’da “ilah” kavramı ve Kelime-i Tevhid’in açılımı için bk. 21/ Enbiyâ, 25
43 ve 44. ayetler mümine şeref, izzet ve üstünlüğün yolunu göstermektedir. Vahye sıkı sıkı tutunmak ve onunla şeref duymak... Bugün, vahiy dışı kaynaklara tutunmak, izzet ve şerefi Kur’ân dışındaki beşerî programlarda aramak en temel sorunlarımızdan biridir.
Kur’ân’da ilah kavramı ve Kelime-i Tevhid’in açılımı için bk. 21/ Enbiyâ, 25
Müşrikler, İsa’yı (as) duyduklarında sevinç çığlıkları atarlardı. Kendilerine Kitap verilmiş olan Hristiyanların Allah’a (cc) çocuk nispet etmesini, İsa’ya (as) dua edip ondan fayda beklemelerini ve zararı defetmesini ummalarını, kendi atalarının doğru yolda olduğuna delil olarak alırlardı.
Şayet Allah (cc), kendisiyle kulları arasında aracılık etsin diye çocuk edinecek olsa bunu insanlara ilk haber veren ve bunun gereğini yerine getirerek o çocuğa ilk ibadet edecek olan peygamberler olurdu. Çünkü onların vazifesi, Allah’ın (cc) isteklerini yerine getirmek ve insanlara ulaştırmaktır. Ancak Allah (cc), böyle bir şeyden münezzehtir. Ne buna dair bir kitap indirmiş ne de elçilerine vahyetmemiştir. Bu, bilmeyenlerin zan ve iftiralarıdır.
Açıklama için bk. 6/En’âm, 3; 11/Hûd, 87.
Ayet-i kerime iki hakikate temas etmektedir:
a. Kur’ân’da nefyedilen ve olmadığı kabul edilen şefaat, mutlak değildir. Kur’ân’ın ifadesiyle Allah’ın (cc) izin verdiği, razı olduğu, bilerek hakka şahitlik edenlerin şefaat yetkisi olabilir. (bk. 2/Bakara, 255; 19/Meryem, 87; 21/Enbiyâ, 28)
Ancak Allah’ın (cc) kime şefaat yetkisi vereceği, kimlerden razı olacağı ve kimi şefaate nail kılacağını yalnızca Allah (cc) bilir. Bu nedenle şefaat, yalnızca Allah’tan (cc) istenir. (bk. 39/Zümer, 43-44)
b. Hakka yani Kelime-i Tevhid’e şahitlik etmek bilerek olmalı, ilim üzere yapılmalıdır. Kişiye fayda sağlayan Kelime-i Tevhid neyi reddedip neyi kabul ettiğini bilerek söylenen Lailaheillallah’tır. (bk. 47/Muhammed, 19)
bk. 23/Mü’minûn, 90