Vâkıa الواقعة
Olay • 96 Ayet • Mekke
1/96
﷽
Er-Rahmân ve Er-Rahîm olan Allah’ın adıyla (okumaya başlıyorum).
فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ
(Amel defterlerini sağ taraflarından alacak olan mutlu) Ashâbu’l Meymene, ne Ashâbu’l Meymene’dir ama!
وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ
(Amel defterlerini sol taraflarından alacak olan bedbaht) Ashâbu’l Meş’eme, ne Ashâbu’l Meş’eme’dir ama!
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۙ
Etraflarında ebedî/ölümsüz kılınmış (hizmetkâr) gençler dolanır,
بِاَكْوَابٍ وَاَبَار۪يقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ
Kaynağından doldurulmuş bardaklar, testiler ve kadehlerle.
لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَۙ
(Onu içtiklerinden dolayı) ne başları ağrır ne de (sarhoşlukla) akılları gider.
لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْوًا وَلَا تَأْث۪يمًاۙ
Orada, boş/faydasız ve günah olacak bir söz işitmezler.
اِلَّا ق۪يلًا سَلَامًا سَلَامًا
İşitecekleri tek söz, (karşılıklı söyleyecekleri) “Selam, Selam”dır.
وَاَصْحَابُ الْيَم۪ينِ مَٓا اَصْحَابُ الْيَم۪ينِۜ
(Amel defterlerini sağdan alacak olan) Ashâbu’l Yemîn, ne Ashâbu’l Yemîn’dir ama!
اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءًۙ
Şüphesiz ki biz, (cennet kadınlarını) yeniden yaratmışızdır.
لِاَصْحَابِ الْيَم۪ينِۜ۟
(Bu nimetler, amel defterlerini sağdan alacak olan) Ashâbu’l Yemîn içindir.
وَاَصْحَابُ الشِّمَالِۙ مَٓا اَصْحَابُ الشِّمَالِۜ
(Amel defterlerini soldan alacak olan) Ashâbu’ş Şimâl, ne Ashâbu’ş Şimâl’dir ama!
اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَف۪ينَۚ
Şüphesiz ki onlar, bundan önce, refah içinde şımarıkça yaşarlardı.
وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ
Derlerdi ki: “Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman diriltilecek miymişiz?”
لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى م۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ
“Bilinen (Kıyamet) Günü’nün belirlenmiş vaktinde elbette, toplanacaklardır.”
ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّٓالُّونَ الْمُكَذِّبُونَۙ
“Sonra sizler, ey sapık yalanlayıcılar!”
لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍۙ
“Siz elbette, Zakkûmdan olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.”
نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ۟
Sizi biz yarattık. (Dirilteceğimizi) tasdik etmeniz gerekmez mi?
ءَاَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ
Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَۙ
Sizin aranızda ölümü takdir eden biziz ve kimse önümüze geçip (bize engel olamaz).
عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ اَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ ف۪ي مَا لَا تَعْلَمُونَ
Yerinize benzerleriniz olan (yeni insanlar) getirmek ve sizi hiç bilmediğiniz bir surette yeniden yaratmak konusunda (kimse bizi engelleyemez).
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْاَةَ الْاُو۫لٰى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
Andolsun ki ilk yaratmayı bildiniz/kabul ettiniz. (Allah’ın kudretini anlayıp sizleri dirilteceği konusunda) düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?
ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُٓ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ
Onu (bitki hâline getirip), siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
لَوْ نَشَٓاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
Şayet dilesek onu (meyvesiz, sebzesiz, tanesiz) kuru bir ot hâline getirirdik, siz de şaşırıp kalakalırdınız.
ءَاَنْتُمْ اَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ اَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ
Onu, buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
لَوْ نَشَٓاءُ جَعَلْنَاهُ اُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
Şayet dileseydik onu, tuzlu/acı bir su yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
ءَاَنْتُمْ اَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَٓا اَمْ نَحْنُ الْمُنْشِؤُ۫نَ
Onun ağacını, siz mi yarattınız yoksa yaratan biz miyiz?
نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْو۪ينَۚ
Biz onu, hem bir hatırlatma/öğüt hem de ihtiyacı olanlara faydalanacakları bir metâ kıldık.
فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِۙ
Yıldızların (doğup-battıkları) yerlerine yemin ederim.
وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ
Hiç şüphesiz, eğer bilirseniz (bu) büyük bir yemindir.
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ اَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
(Maddi ve manevi) rızkınıza, yalanlayarak mı teşekkür ediyorsunuz?!
وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ
Biz ona, sizden daha yakınız fakat görmezsiniz.
فَلَوْلَٓا اِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَد۪ين۪ينَۙ
Şayet ceza gününde, (iddia ettiğiniz gibi diriltilmeyecek ve) hesaba çekilmeyecekseniz
تَرْجِعُونَهَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ
Şayet doğru söylüyorsanız, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize!