İbrahim (as) ve Kavmi ile ilgili ayetler

Onlara kendilerinden önce (yaşamış olan) Nuh, Âd, Semud, İbrahim kavimlerinin, Medyen ahalisi ve (yerleşim yerlerinin altı üstüne getirilmiş/çevrilmiş) Mu’tefikat’ın haberleri gelmedi mi? Resûlleri onlara apaçık delillerle geldiler. Allah onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendilerine zulmetmekteydiler. (9/Tevbe 70)

Andolsun ki bundan önce İbrahim’e rüşdünü (olgunluk) vermiştik. Ve biz onu biliyorduk. (21/Enbiya 51)

Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Şu başında ibadet için bekleştiğiniz heykeller de neyin nesi?” (21/Enbiya 52)

“Biz babalarımızı onlara ibadet eder bulduk.” demişlerdi. (21/Enbiya 53)

“Andolsun ki sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz.” demişti. (21/Enbiya 54)

“Sen bize, hakkı mı getirdin; yoksa bizimle oyun mu oynuyorsun?” demişlerdi. (21/Enbiya 55)

Demişti ki: “Bilakis sizin Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbi olup onları yoktan var edendir. Ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.” (21/Enbiya 56)

“Allah’a yemin olsun ki siz arkanızı dönüp gittiğinizde putlarınızın başına bir iş getireceğim.” (21/Enbiya 57)

Büyük put hariç hepsini paramparça etmişti. Belki (neler olduğunu büyük puta) danışırlar diye... (21/Enbiya 58)

Demişlerdi ki: “İlahlarımıza kim yaptı bunu? Şüphesiz ki o, zalimlerdendir.” (21/Enbiya 59)

“Bir genç işittik onları diline dolayan! Onun adı İbrahim.” demişlerdi. (21/Enbiya 60)

“Onu tüm insanların gözü önünde (bir yere) getirin, belki (bu işi onun yaptığına) şahitlik ederler.” demişlerdi. (21/Enbiya 61)

“Sen mi ilahlarımıza bunu yaptın ey İbrahim?” demişlerdi. (21/Enbiya 62)

“(Hayır, düşündüğünüz gibi değil!) Bilakis, onların büyüğü (olan put, öylece sağlam durduğuna göre) bunu o yapmıştır. Şayet konuşabiliyorlarsa (putlara) sorun (bakalım).” (21/Enbiya 63)

Kendi iç dünyalarına dönüp (düşündükten sonra) demişlerdi ki: “Şüphesiz ki (konuşamayan ve kendini savunamayan varlıklara ibadet etmekle) sizler zalimlerin ta kendisisiniz.” (21/Enbiya 64)

Sonra tekrar baş aşağı olup (eski hâllerine döndüler) ve “Andolsun ki sen de bunların konuşamadığını biliyorsun.” (dediler.) (21/Enbiya 65)

Demişti ki: “Yoksa Allah’ı bırakıp da size hiçbir faydası olmayan ve zararı defedemeyen şeylere mi ibadet/kulluk ediyorsunuz?” (21/Enbiya 66)

“Size de Allah’ın dışında ibadet ettiklerinize de yuh olsun! Akletmez misiniz?” (21/Enbiya 67)

Demişlerdi ki: “Şayet bir şeyler yapacaksanız onu yakın ve ilahlarınıza yardım edin.” (21/Enbiya 68)

Biz de buyurduk ki: “Ey Ateş! İbrahim’e serin ve selamet ol!” (21/Enbiya 69)

Ona tuzak kurmak istemişlerdi de biz onları en fazla hüsrana uğrayanlardan kılmıştık. (21/Enbiya 70)

Onu ve Lut’u âlemler için bereketli kıldığımız topraklara (taşıyarak) kurtarmıştık. (21/Enbiya 71)

Ona İshak’ı, üstelik bir de Yakub’u ihsan etmiş ve her birini salih kimseler kılmıştık. (21/Enbiya 72)

Onları emrimizle hidayete ulaştıran imamlar kılmıştık. Onlara hayırlı işleri yapmayı, namazı dosdoğru kılmayı ve zekâtı vermeyi vahyetmiştik. Onlar bize kulluk/ibadet eden kimselerdi. (21/Enbiya 73)

İbrahim ve Lut’un kavmi de... (22/Hac 43)

Onlara İbrahim’in haberini oku. (26/Şuarâ 69)

Hani babasına ve kavmine: “Neye ibadet ediyorsunuz?” demişti. (26/Şuarâ 70)

Demişlerdi ki: “Putlara ibadet ediyor ve kesintisiz onlara ibadetimizi sürdürüyoruz.” (26/Şuarâ 71)

Demişti ki: “Dua ettiğinizde sizi duyuyorlar mı?” (26/Şuarâ 72)

“Ya da size bir fayda ve zararları dokunuyor mu?” (26/Şuarâ 73)

“(Hayır, öyle değil!) Biz babalarımızı böyle yaparken bulduk. (Hiç sorgulamadan biz de aynısını yapıyoruz.)” (26/Şuarâ 74)

Demişti ki: “Gördünüz mü şu ibadet ettiklerinizi?” (26/Şuarâ 75)

“Hem sizin hem de geçmişteki babalarınızın.” (26/Şuarâ 76)

“Şüphesiz ki onlar, benim düşmanımdır. Âlemlerin Rabbi (olan Allah) müstesna.” (26/Şuarâ 77)

Müşrikler Allah’a (cc) taptıklarına, putların da onları Allah’a (cc) yakınlaştırdığına inanıyorlardı. İbrahim (as): “İbadet ettikleriniz benim düşmanımdır.” dediğinde: “Allah da mı?” sorusunu sormamaları için âlemlerin Rabbi olan Allah’ı (cc) istisna tutmuştur.

“O, beni yaratan ve hidayet edendir.” (26/Şuarâ 78)

“O, beni yediren ve içirendir.” (26/Şuarâ 79)

“Hastalandığım zaman beni iyileştirendir.” (26/Şuarâ 80)

“Beni öldürecek sonra da diriltecek olandır.” (26/Şuarâ 81)

“Din/Kıyamet gününde hatalarımı bağışlamasını umduğum O’dur.” (26/Şuarâ 82)

“Rabbim! Bana hüküm/hikmet ihsan et ve beni salihlere kat.” (26/Şuarâ 83)

“Sonradan gelecek nesiller arasında benim için doğruluk dili kıl. (Beni hayırla yâd etsinler.)” (26/Şuarâ 84)

“Beni Naim cennetinin vârislerinden kıl.” (26/Şuarâ 85)

“Babamı bağışla! Şüphesiz ki o, sapıklardandır.” (26/Şuarâ 86)

Bk. 9/Tevbe, 113-114

“(İnsanların) diriltileceği günde beni rezil edip küçük düşürme!” (26/Şuarâ 87)

O gün ki ne mal ne de evlat fayda verir. (26/Şuarâ 88)

Allah’a selim bir kalple gelenler müstesna. (26/Şuarâ 89)

Şirk, ısrar edilen büyük günahlar ve Allah’ın (cc) vaadine karşı şüphe içinde olmak gibi hastalıklardan uzak, tevbe ve istiğfarla sürekli arınan kalpler selim kalplerdir.

Cennet, takva sahiplerine yaklaştırılır. (26/Şuarâ 90)

Cehennemse azgınlar (görsün diye iyice) açığa çıkarılır. (26/Şuarâ 91)

Onlara: “Nerede ibadet ettikleriniz?” denir. (26/Şuarâ 92)

“Allah’ın dışında... Size yardım edebilirler mi? Ya da kendilerine yardımları olur mu?” (26/Şuarâ 93)

Onlar ve azgınlar başüstü oraya atılırlar. (26/Şuarâ 94)

İblis’in tüm orduları da. (26/Şuarâ 95)

Orada birbirleriyle tartışarak diyecekler ki: (26/Şuarâ 96)

“Allah’a yemin olsun ki bizler apaçık bir sapıklık içindeydik.” (26/Şuarâ 97)

“Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a denk tutmuş (O’nu sever gibi sizi sevmiş, O’ndan korkar gibi sizden korkmuş, O’na yönelir gibi size tevbe vermiş, O’ndan medet umar gibi sizin himmetinize sığınmış ve O’nun otoritesine boyun eğer gibi sizin yasalarınıza boyun eğmiştik).” (26/Şuarâ 98)

“Bizi suçlu günahkârlardan başkası saptırmadı.” (26/Şuarâ 99)

“(Şimdi) bize şefaat edecek kimse de yoktur.” (26/Şuarâ 100)

“Ne de sıcak bir dost...” (26/Şuarâ 101)

“Keşke dünyaya dönüşümüz mümkün olsaydı da, iman edenlerden olsaydık.” (26/Şuarâ 102)

Şüphesiz ki bunda, (Allah’ın dostlarına yardım edip düşmanları helak edeceğine dair) ayet vardır. Onların çoğu mümin değildir. (26/Şuarâ 103)

Şüphesiz ki senin Rabbin, (evet,) O (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’dir. (26/Şuarâ 104)

İbrahim’i de (kavmine yolladık). Hani kavmine demişti ki: “Allah’a kulluk edin ve O’ndan korkup sakının. Şayet bilirseniz bu, sizler için en hayırlı olandır.” (29/Ankebût 16)

“Siz, ancak Allah’ı bırakıp birtakım putlara ibadet ediyor ve aslı astarı olmayan yalanlar uyduruyorsunuz. Şüphesiz ki Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz, size rızık verme gücüne sahip değiller. Rızkı Allah’ın yanında arayın. O’na ibadet edin ve O’na şükredin. O’na döndürüleceksiniz.” (29/Ankebût 17)

“Şayet yalanlayacak olursanız hiç şüphesiz sizden önceki kavimler de yalanladı. Resûl’ün vazifesi, ancak apaçık bir tebliğdir.” (29/Ankebût 18)

Allah’ın yaratmaya nasıl başlayıp sonra da (dirilterek) onu tekrar ettiğini görmediler mi? Şüphesiz ki bu, Allah’a göre kolaydır. (29/Ankebût 19)

De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da (Allah’ın) yaratmaya nasıl başladığına bir bakın. Sonra Allah, ahiret hayatını yaratıp var edecektir. Şüphesiz ki Allah, her şeye kadîrdir.” (29/Ankebût 20)

(O) dilediğine azap eder, dilediğine merhamet eder. O’na çevrileceksiniz. (29/Ankebût 21)

Siz, yerde ve gökte (Allah’ın vaadini yerine getirmesine engel olup) O’nu aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah’ın dışında ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır. (29/Ankebût 22)

Allah’ın ayetlerini ve O’nunla karşılaşmayı inkâr edenler... Bunlar, benim rahmetimden ümitlerini kesmişlerdir. Bunlara can yakıcı bir azap vardır. (29/Ankebût 23)

(İbrahim’in tevhid davetine) kavminin cevabı: “Onu öldürün ya da yakın!” sözünden başkası olmadı. Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz ki bunda, iman eden bir topluluk için (Allah’ın dostlarına yardım edip onlara destek olduğuna dair) ayetler vardır. (29/Ankebût 24)

Dedi ki: “Siz, Allah’ı bırakıp, sizi birbirinize ısındırsın/aranızda sevgi bağı oluştursun diye putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet gününde (sevgi bir yana) kiminiz kiminizi inkâr edecek, kiminiz de kiminize lanet edecektir. Barınağınız ateştir. Hiçbir yardımcınız da yoktur.” (29/Ankebût 25)

Müşrikler, farklı amaçlarla putlar edinirler. Bazen salih olduğuna inandıkları birinin temsilî putunu yapar, kendilerini Allah’a (cc) yaklaştırmasını umarlar. Bazen de toplumu bir arada tutacak, kaynaştırıp bütünleştirecek bazı değerleri put hâline getirirler. Ona secde etmemeleri veya kurban kesmemeleri onu put olmaktan çıkarmaz. Bu bazen bir bayrak, bazen bir anıt bazen özel bir gün ya da resim/heykel olabilir.

Lut, ona iman etti. Ve dedi ki: “Hiç kuşkusuz ben, Rabbime hicret edeceğim. Çünkü O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’in ta kendisidir.” (29/Ankebût 26)

Ona İshak’ı ve Yakub’u verdik. Zürriyeti arasında nübüvvet ve kitap kıldık. Ona mükâfatını dünyada verdik. Hiç şüphesiz o, ahirette de salihlerdendir. (29/Ankebût 27)

Lut’u da (gönderdik). Hani kavmine demişti ki: “Şüphesiz ki sizler, âlemlerden önce hiç kimsenin yapmadığı bir kötülüğü işliyorsunuz.” (29/Ankebût 28)

“Siz, erkeklere yanaşacak, yol kesecek ve sizi bir araya getiren meclislerinizde münker işlemeye devam edeceksiniz öyle mi?” Kavminin cevabı: “Şayet doğru sözlülerden isen bize Allah’ın azabını getir (bakalım).” sözünden başkası olmadı. (29/Ankebût 29)

Dedi ki: “Rabbim (şu) bozguncu topluluğa karşı bana yardım et.” (29/Ankebût 30)

Elçilerimiz/melekler İbrahim’e müjdeyle geldiklerinde: “Biz, bu beldenin ahalisini helak edeceğiz. Şüphesiz onun ahalisi, zalim oldular.” demişlerdi. (29/Ankebût 31)

Demişti ki: “O (beldenin) içinde Lut da var!” Demişlerdi ki: “Biz orada kimin olduğunu çok iyi biliyoruz. Karısı hariç, onu ve ailesini mutlaka kurtaracağız. (Karısı) geride kalacaklardandır.” (29/Ankebût 32)

Elçilerimiz/Melekler Lut’a geldiğinde, onlar yüzünden kendini kötü hissetmiş, bir çıkar yol bulamamıştı. Demişlerdi ki: “Korkma ve üzülme! Kuşkusuz, karın hariç, seni ve aileni kurtaracağız. (Karın ise) geride kalacaklardandır.” (29/Ankebût 33)

“Şüphesiz ki biz, o yaptıkları fasıklık nedeniyle bu belde halkının üzerine gökten azap indireceğiz.” (29/Ankebût 34)

Andolsun ki biz, akleden bir topluluk için oradan (ibret alınacak) apaçık bir ayet bıraktık. (29/Ankebût 35)

Şüphesiz ki İbrahim de onun taraftarlarındandı. (37/Saffât 83)

Hani Rabbine selim bir kalple gelmişti. (37/Saffât 84)

Bk. 26/Şuarâ, 88-89

Hani babasına ve kavmine: “Siz neye ibadet ediyorsunuz?” demişti. (37/Saffât 85)

“Birtakım yalanlar uydurarak Allah’tan başka ilahlar mı ediniyorsunuz?” (37/Saffât 86)

“Âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir? (Bu yaptığınızı cezasız bırakacağını mı düşünüyorsunuz?)” (37/Saffât 87)

Yıldızlara bir bakış attı. (37/Saffât 88)

“Ben hastayım.” dedi. (37/Saffât 89)

Ondan yüz çevirip arkalarını dönüp gittiler. (37/Saffât 90)

(Kimseler kalmayınca) onların ilahlarına yöneldi ve: “(Şu yemeklerden) yemez misiniz?” dedi. (37/Saffât 91)

“Ne oluyor size? Konuşmuyorsunuz.” (37/Saffât 92)

(Derken) onlara yöneldi ve sağ eli ile bir darbe indirdi. (37/Saffât 93)

(İnsanlar) acele ile ona yöneldiler. (37/Saffât 94)

Dedi ki: “Ellerinizle yonttuğunuz şeylere mi ibadet ediyorsunuz?” (37/Saffât 95)

“Oysa sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.” (37/Saffât 96)

Dediler ki: “Onun için yüksek bir yapı inşa edin. Sonra onu ateşin içine atın.” (37/Saffât 97)

Ona tuzak kurmak istediler. Biz onları alçaltılmışlar kıldık. (37/Saffât 98)

Dedi ki: “Ben Rabbime gideceğim. Şüphesiz ki O, beni doğru yola iletecektir.” (37/Saffât 99)

(Hatırlayın!) Hani İbrahim babasına ve kavmine: “Şüphesiz ki ben, sizin ibadet ettiklerinizden berîyim/uzağım.” demişti. (43/Zuhruf 26)

“Beni yaratan (Allah) hariç. Şüphesiz ki O, beni (doğruya) hidayet edecektir.” (43/Zuhruf 27)

(Bu sözleri) insanlar ona dönerler diye onun ardından kalıcı bir kelime kıldı. (43/Zuhruf 28)

İbni Abbas (r.a), Mücahid, Dehhak, Katade ve Süddi (r.h) gibi selef müfessirlerine göre, İbrahim’in (as) ardından, zürriyeti için kalıcı kılınan kelime, “Lailaheillallah” kelimesidir. Buna göre İbrahim (as) bu sözleriyle Kelime-i Tevhid’i tefsir etmiştir: Allah’ın (cc) dışında ibadet edilen tüm tağutlardan uzaklaşıp, yalnızca O’na (cc) kulluk etmek. Kur’ân’da “ilah” kavramı ve Kelime-i Tevhid’in açılımı için bk. 21/ Enbiyâ, 25.