İlim ile ilgili ayetler

Onların dinine uymadıkça Yahudi ve Hristiyanlar senden hoşnut olmazlar. De ki: “Asıl doğru yol Allah’ın hidayet ettiği yoldur. Şayet sana gelen ilimden sonra onların isteklerine/arzularına uyarsan seni Allah’ın (azabından koruyacak) ne bir dost ne de bir yardımcı bulursun.” (2/Bakara 120)

Andolsun ki (kendilerine Kitap verilenlere) tüm delilleri de getirsen (yine de) senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. (Hakikat şu ki) onlar da birbirlerinin kıblesine uymuyorlar. Andolsun ki sana gelen ilimden sonra onların hevalarına/arzularına uyacak olursan kesinlikle zalimlerden olursun. (2/Bakara 145)

Sana Kitab’ı indiren O’dur. O (Kitap)’tan bazı ayetler (kimsenin tahrif etmeye güç yetiremeyeceği şekilde sağlam, açık ve) muhkemdir. Onlar (Kitab’ın çoğunluğunu ve ana omurgasını oluşturan muhkem ayetler), Kitab’ın anası olan (ayetlerdir). Diğer bazısı da (kullarını imtihan etmek için açık kılmadığı) müteşabih ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve (ayetleri hevalarına göre) yorumlamak için müteşabih olan ayetlerin peşine düşerler. O (ayetlerin) tevilini/hakiki anlamını yalnızca Allah bilir. İlimde derinleşenler derler ki: “Ona iman ettik. Hepsi Rabbimizin katındandır.” Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır. (3/Âl-i İmran 7)

Kitab’ın ayetlerinin muhkem ve müteşabih kılınması imtihan amaçlıdır. Kalpleri şüphe ve şehvet hastalığından korunanlar, Kitab’ın çoğunluğunu oluşturan, birbirini destekleyen ve açıklayan, lafızları açık ve anlaşılan muhkem ayetlere tabi olurlar. Kendilerine kapalı kalan ayetleri muhkem naslar ışığında anlamaya çalışırlar. Anlayamadıkları ayetlerin ilmini Allah’a (cc) havale eder ve “O’na iman ettik. Hepsi Rabbimizin katındandır.” derler.

Kalplerinde eğrilik bulunanlar Kitab’a uymak istemez, Kitab’ı hevalarına uydurmaya çalışırlar. İmtihan vesilesi olan, sayıca az, lafzı kapalı müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Muhkem ayetlere; yaratılış gayesi olan ve dinin aslını içeren tevhid, şirk ayetleri, Allah’ı (cc) tanıtan isim ve sıfat ayetleri, haramları ve farzları belirleyen ahkâm ayetleri, İslam ahlakını tanıtan ayetler örnek gösterilebilir.

Müteşabihe ise surelerin başında yer alan huruf-u mukatta’a, kıyametin zamanı, geçmiş kavimlerle ilgili bazı ayetler örnek gösterilebilir.

Hiç şüphesiz, muhkem ayetleri bir tarafa bırakıp müteşabih ayetlere tabi olmak itikadi bir hastalıktır. Allah’a (cc) karşı haddini aşarak yaratılış gayesi olan tevhid ve şirk ayetlerine ve Allah’ı (cc) tanıtan isim ve sıfat ayetlerine müteşabih demek ise daha büyük bir itikadi hastalıktır.

Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına (ibadeti/kulluğu hak edenin yalnızca Allah olduğuna), Allah, melekler ve adaleti ayakta tutan ilim adamları şahitlik etti. O’ndan başka ilah yoktur. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. (3/Âl-i İmran 18)

Allah indinde (geçerli olan) tek din İslam’dır. Kendilerine Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki azgınlık/kıskançlık/bir diğer gruba üstünlük sağlama isteği nedeniyle anlaşmazlığa düştüler. Her kim de Allah’ın ayetlerine karşı kafir olursa şüphesiz ki Allah, hesabı çabuk görendir. (3/Âl-i İmran 19)

Sana ilim geldikten sonra, her kim onun hakkında seninle tartışacak olursa de ki: “Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefislerimizi ve nefislerinizi çağıralım. Sonra mülâane yapalım ve Allah’ın laneti yalancıların üzerine olsun.” diyelim. (3/Âl-i İmran 61)

Fakat onlardan ilimde derinleşenler ve müminler, sana ve senden önce indirilene iman ederler. Namazı dosdoğru kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve ahiret gününe iman edenler... Bunlara büyük bir ecir vereceğiz. (4/Nîsa 162)

Kavmi onunla tartışmıştı. (İbrahim) demişti ki: “(Allah) beni hidayet etmesine rağmen, Allah hakkında benimle tartışacak mısınız? Rabbimin benim hakkımda bir şey dilemesi hariç şirk koştuklarınızdan korkmuyorum. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Öğüt almaz mısınız?” (6/En'âm 80)

-Mecbur kaldığınız zorunlu durumlar hariç- size neyin haram olduğunu detaylı bir şekilde açıklamışken, ne diye Allah’ın isminin anılarak (kesildiği hayvanları) yemeyecekmişsiniz? Şüphesiz ki çoğunluk, arzularına uyup hiçbir bilgiye dayanmaksızın (insanları) saptırırlar. Şüphesiz ki Rabbin, haddi aşanları çok iyi bilmektedir. (6/En'âm 119)

(Allah) sekiz çift (yaratmıştır). Koyundan iki, keçiden de iki çift. De ki: “İki erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi mi? Ya da iki dişinin rahimlerinde olan (yavruları mı)? Şayet (şu helal, bu haram yakıştırmalarınızda) doğru sözlüyseniz bana ilme dayalı bir haber verin.” (6/En'âm 143)

Allah’a şirk koşanlar diyecekler ki: “Şayet Allah dileseydi biz ve babalarımız şirk koşmaz ve hiçbir şeyi haram saymazdık.” Onlardan önce (yaşamış müşrikler de) azabımızı tadıncaya kadar aynı şekilde yalanladılar. De ki: “Sizin yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir ilim var mı? Siz sadece zanna uyuyor ve yalnızca tahminle iş yapıyorsunuz.” (6/En'âm 148)

Bk. 16/Nahl, 35. Hakikati vahyin dışında aramanın “zanna uymak” olduğuna dair bk. 10/Yûnus, 36.

Ve onlara (yapıp ettiklerini) ilimle haber vereceğiz. Biz (onlardan) habersiz değiliz. (7/A'râf 7)

Ve onlara (yapıp ettiklerini) ilimle haber vereceğiz. Biz (onlardan) habersiz değiliz. (7/A'râf 7)

“Bizi ondan kurtardıktan sonra sizin dininize dönersek, Allah’a yalan yere iftira etmiş oluruz. Rabbimiz olan Allah’ın dilemesi dışında bizim ona dönmemiz mümkün değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır ve biz yalnızca Allah’a tevekkül ettik. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında hakla hükmet. Sen, hükmedenlerin en hayırlısısın.” (7/A'râf 89)

Andolsun ki İsrailoğullarını imrenilecek bir yurda yerleştirdik ve onları temiz yiyeceklerle rızıklandırdık. Onlara ilim gelinceye dek anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz ki Rabbin, kıyamet günü ihtilaf ettikleri konularda aralarında hükmedecektir. (10/Yûnus 93)

Gençliğinin zirvesine ulaşınca ona hüküm ve ilim verdik. Biz, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları böyle mükâfatlandırırız. (12/Yûsuf 22)

Babalarının emrettiği şekilde şehre girdiler. Bu şekil girmeleri onlara Allah’a karşı bir fayda sağlamayacaktı. Ama (böyle girmeleri) Yakub’un içinde var olan bir istekti ve onu dillendirerek açığa çıkarmış oldu. Şüphesiz ki o, ona öğrettiklerimiz sayesinde ilim sahibi biridir. Fakat insanların çoğu bilmezler. (12/Yûsuf 68)

Biz onu Arapça bir hüküm (kitabı) olarak indirdik. Sana gelen ilimden sonra onların hevalarına/arzularına uyacak olursan, Allah’a karşı sana (yardım edecek) ne bir dost ne de koruyucu bulursun. (13/Ra'd 37)

Sonra (Allah) kıyamette de onları rezil edecek ve: “Kendileri için (müminlerle) çekişip ayrı düştüğünüz ortaklarım hani neredeler?” diyecek. Kendilerine ilim verilenler diyecekler ki: “Bugün rezillik ve kötülük kâfirlerin üstünedir.” (16/Nahl 27)

Sana ruhtan soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilim olarak ancak çok az bir şey verilmiştir.” (17/İsrâ 85)

De ki: “İster ona inanın ister inanmayın! Çünkü o, daha önce kendilerine ilim verilenlere okununca, hemen çeneleri (yüzleri) üzere secdeye kapanırlardı.” (17/İsrâ 107)

(Orada) kullarımızdan bir kul buldular. Ona kendi katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. (18/Kehf 65)

“Babacığım! Şüphesiz ki bana, sana gelmemiş olan bir ilim geldi. Bana uy ki seni dosdoğru yola ileteyim.” (19/Meryem 43)

Sizin ilahınız ancak Allah’tır... O ki O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. Her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. (20/Tâhâ 98)

Lut’a da hüküm/hikmet ve ilim verdik. Onu habis eylemlerde bulunan o şehirden (ve halkından) kurtardık. Şüphesiz ki onlar, fasık-lar(dan oluşan), kötü bir kavimdiler. (21/Enbiya 74)

Biz, (isabetli hükmü) Süleyman’ın fıkhetmesini sağladık. Her birine hüküm/hikmet ve ilim verdik. Dağları ve kuşları (onunla beraber) tesbih etsinler diye Davud’un emrine amade kıldık. (Bunları) yapan bizleriz. (21/Enbiya 79)

(Ayrıca) kendilerine ilim verilenlerin bu (Kur’ân’ın) Allah’tan gelen bir hak olduğunu bilmeleri, ona iman etmeleri ve kalpleri tevazuyla onun (hükümlerine teslim) olsun diye (böyle yapar). Şüphesiz ki Allah, iman edenleri dosdoğru yola hidayet eder. (22/Hac 54)

Andolsun ki biz, Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Dediler ki: “Bizi, mümin kullarından birçoğuna üstün kılan Allah’a hamd olsun.” (27/Neml 15)

(Kadın) geldiği zaman ona denildi ki: “Senin tahtın böyle midir?” Dedi ki: “Sanki odur. Bize bundan önce (Süleyman’ın nübüvvetine dair) bilgi verilmiş ve biz Müslim/şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen kullar olmuştuk.” (27/Neml 42)

Yetişkinlik çağına erişip olgunlaşınca, ona hüküm ve ilim verdik. Biz, muhsinleri/kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanları böyle mükâfatlandırırız. (28/Kasas 14)

Kendilerine ilim verilenler dediler ki: “Yazıklar olsun size! İman edip salih amel işleyenler için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır.” (Dünyanın geçici süs ve şatafatı karşısında bu tavrı sergilemeye) ancak sabredenler muvaffak olurlar. (28/Kasas 80)

(Hayır, öyle değil!) Bilakis o (Kur’ân), kendilerine ilim verilenlerin göğsünde apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi zalimlerden başkası inkâr etmez. (29/Ankebût 49)

Kendilerine ilim ve iman verilenler diyecekler ki: “Andolsun ki sizler, Allah’ın belirlediği yazılı süre boyunca, diriliş gününe kadar kaldınız. İşte bu, diriliş günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz.” (30/Rûm 56)

Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin hakkın ta kendisi olduğunu, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (her daim övgüyü hak eden ve varlık tarafından övülen) El-Hamîd olan (Allah’ın dosdoğru) yoluna hidayet ettiğini bilirler. (34/Sebe’ 6)

Arşı taşıyan ve onun etrafında bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih eder, O’na iman eder ve iman edenler için bağışlanma talebinde bulunurlar: “Rabbimiz! Rahmet ve ilimle her şeyi kuşattın, tevbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.” (40/Mü’min 7)

Resûlleri onlara apaçık delillerle geldiği zaman, yanlarında bulunan ilim/bilgi/teknoloji sebebiyle şımarıp böbürlendiler. (Fakat) alaya aldıkları (azap) onları çepeçevre kuşatıverdi. (40/Mü’min 83)

Onlar kendilerine ilim (vahiy) geldikten sonra, aralarındaki azgınlık/kıskançlık/bir diğer gruba üstünlük sağlama isteği nedeniyle ayrılığa düştüler. Şayet belirlenmiş bir süreye kadar, Rabbinin verilmiş sözü olmasaydı aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz ki onların ardından Kitab’a mirasçı olanlar, huzursuzluk veren bir şüphe içerisindedirler. (42/Şûrâ 14)

Şüphesiz ki o (İsa), kıyamet için bir bilgi (onun vuku bulmasının yaklaştığına dair alamettir). O hâlde onda hiçbir şüpheye kapılmayın ve bana uyun. Bu, dosdoğru yoldur. (43/Zuhruf 61)

Andolsun ki biz, onları ilim üzere âlemlere üstün kıldık. (44/Duhan 32)

Onlara (helal ve haramları içeren) emirden apaçık deliller verdik. Kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki azgınlık/kıskançlık/bir diğer gruba üstünlük sağlama isteği nedeniyle ihtilaf ettiler. Rabbin, kıyamet günü, ihtilaf ettikleri konularda aralarında hükmedecektir. (45/Câsiye 17)

Hevasını ilah edinen ve Allah’ın ilim üzere saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözünün üzerine perde kıldığı kimseyi gördün mü? (Şimdi) Allah’tan sonra ona kim hidayet edebilir? Öğüt almaz mısınız? (45/Câsiye 23)

De ki: “Gördünüz mü, Allah’ın dışında dua ettiklerinizi? Gösterin bana yerde ne yaratmışlar, yoksa onların göklerde ortaklığı mı var? Şayet doğru sözlülerden iseniz bu (Kur’ân’dan) önceki bir kitap ya da ilimden geriye kalan bir eser getirin bana.” (46/Ahkâf 4)

Dedi ki: “(Azabın ne zaman geleceğine dair) bilgi Allah’ın katındadır. Ben ise kendisiyle gönderildiğim (hakikatleri) size tebliğ ediyorum. Fakat ben, sizi cahillik eden bir toplum olarak görüyorum.” (46/Ahkâf 23)

Onlardan kimisi sana kulak verir. Yanından çıktığı zaman da kendisine ilim verilenlere: “Biraz önce ne dedi?” der. Bunlar, Allah’ın kalplerini mühürlediği ve hevalarına/arzularına uyanlardır. (47/Muhammed 16)

Bu, onların ilimde ulaştıkları son seviyedir. Şüphesiz ki Rabbin, yolundan sapanları da hidayet üzere olanları da en iyi bilendir. (53/Necm 30)

Ey iman edenler! Size meclislerde: “Yer açın/Açılın!” dendiğinde yer açın ki Allah da size (cennetinde) yer açsın. Size (Allah’a ve Resûlü’ne itaat olan bir konuda) “Kalkın!” dendiğinde kalkın ki Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (58/Mücadele 11)