İman ile ilgili ayetler

(Tevbe etmeksizin) günah işleyip duran, onlardan birine ölüm gelip çatınca da: “Şimdi tevbe ettim.” diyenlerin ve kâfir olarak can verenlerin tevbesi yoktur. Bunlara can yakıcı bir azap hazırlamışızdır. (4/Nîsa 18)

(Allah’ın ayetlerini yalanlayan veya insanları ondan alıkoyanlar) kendilerine meleklerin, Rabbinin veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesinden başkasını mı bekliyorlar? Rabbinin bazı ayetlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış kişiye imanı fayda vermez. De ki: “Bekleyin (bakalım). Şüphesiz biz de beklemedeyiz.” (6/En'âm 158)

Allah Resûlü (sav) buyurdu ki: “Güneş batıdan doğmayıncaya kadar kıyamet kopmaz. Bunu gören insanlardan kimi iman etmeye kalkar. İşte o an daha önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış (salih amel işlememiş) kişiye imanı fayda vermez.” (Buhari, 4635; Müslim, 157)

Ayet ve Resûlullah’ın (sav) açıklaması gösterir ki: İman ettiği hâlde imanında hayır kazanmamış, yani salih amellerle imanını tasdik etmemiş kimsenin, imanı ona fayda vermez. Zira iman; inanmak ve inandığını amele dökmektir. Amelsiz bir iman “yok” hükmünde, faydasız bir kabuller yığınıdır.

İslam tarihi içinde İslam’a yapılmış en şeni kötülük; amelsiz bir imanın olabileceğini, dahası böyle bir imanın nebilerin/meleklerin/ashabın imanına denk olduğunu söyleyen anlayıştır.

İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri azgınlık ve düşmanlıkla onları takibe koyuldu. Nihayet boğulma hâli onu yakalayıverince: “İsrailoğullarının inandığı (gibi) O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah olmadığına inandım. Ve ben Müslimlerdenim/şirki terk ederek tevhidle (Allah’a) yönelen kullardanım.” demişti. (10/Yûnus 90)

(Demek) şimdi ha! (Oysa) daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. (10/Yûnus 91)

Bugün bedenini kurtaracağız ki sonradan gelenlere ibret olasın. Şüphesiz ki, insanların büyük çoğunluğu ayetlerimizden gafildirler. (10/Yûnus 92)

İşte böyle, biz (resûlleri inkâr ve onları alaya almayı) suçlu günahkârların kalbine sokarız da, (26/Şuarâ 200)

Can yakıcı azabı görünceye kadar ona inanmazlar. (26/Şuarâ 201)

Hakkın anlaşılmasına engel olan sebepler için bk. 6/En’âm, 25.

Onlar farkında olmadan (azap) onlara ansızın geliverir. (26/Şuarâ 202)

Derler ki: “Bize bir mühlet verilir mi acaba?” (26/Şuarâ 203)

Derler ki: “Şayet doğru sözlülerdenseniz, ne zamanmış bu fetih/kıyamet?” (32/Secde 28)

De ki: “Fetih günü, kâfirlerin imanı kendilerine fayda vermez ve onlar ertelenmezler de.” (32/Secde 29)

Fetih, “açmak” demektir. Allah (cc) kıyamet günü nihai hükmünü verip, müminlerle kâfirlerin arasını açacağından bu güne “fetih günü” denmiştir.

Onlardan yüz çevir ve bekle. Hiç şüphesiz, onlar da beklemektedirler. (32/Secde 30)

(Kıyametin) dehşetli korkusu onları sardığında, hâllerini bir görsen! Artık kaçış yoktur ve yakın bir yerden yakalanmış olacaklardır. (34/Sebe’ 51)

“Ona iman ettik.” derler. O uzak mekândan onu nasıl elde edecekler ki? (Tevbe ve iman yeri dünyaydı. Artık ona çok uzaklar.) (34/Sebe’ 52)

Kendilerinden önce (yaşayanların) akıbetini görmek için, yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Onların sayısı (Mekkelilerden) daha fazla, bunlardan daha güçlü, yeryüzünde eserleri daha çoktu. (Allah’ın azabına karşı) kazandıklarının kendilerine hiçbir faydası olmadı. (40/Mü’min(Ğafir) 82)

Resûlleri onlara apaçık delillerle geldiği zaman, yanlarında bulunan ilim/bilgi/teknoloji sebebiyle şımarıp böbürlendiler. (Fakat) alaya aldıkları (azap), onları çepeçevre kuşatıverdi. (40/Mü’min(Ğafir) 83)

Onlar azabımızı gördüklerinde: “Bir olan Allah’a iman ettik, O’na şirk koştuklarımızı inkâr ettik.” dediler. (40/Mü’min(Ğafir) 84)

Azabımızı gördüklerinde iman etmeleri onlara hiçbir fayda sağlamadı. (Bu,) Allah’ın geçmiş toplumlar hakkındaki değişmez yasasıdır. İşte orada (Allah’ın sünneti gerçekleştiğinde) kâfirler hüsrana uğradılar. (40/Mü’min(Ğafir) 85)

O hâlde, göğün apaçık bir dumanla geleceği günü gözetle. (44/Duhan 10)

İnsanları bürüyüp kuşatacaktır. Bu, can yakıcı bir azaptır. (44/Duhan 11)

“Rabbimiz! Azabı bizden gider. Hiç şüphesiz biz, müminleriz.” (44/Duhan 12)

(Bu bela başlarına geldikten sonra) nasıl öğüt alacaklar ki? Oysa onlara apaçık bir resûl gelmişti. (44/Duhan 13)

Sonra ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: “Kendisine öğretilmiş bir delidir.” (44/Duhan 14)

Biz, kısa bir süreliğine azabı sizden gidereceğiz, (fakat) siz, yine (şirke) dönecek olanlarsınız. (44/Duhan 15)

En büyük yakalayışla yakalayacağımız gün, hiç şüphesiz biz, intikam alıcılarız. (44/Duhan 16)