İnkâr Edenlere Mühlet Tanınması ile ilgili ayetler

Kâfirler sanmasın ki kendilerine mühlet veriyor oluşumuz onlar için hayırdır. Ancak günahları artsın diye onlara mühlet veririz. Onlara alçaltıcı bir azap vardır. (3/Âl-i İmran 178)

İlk defa iman etmedikleri gibi (yine inanmasınlar diye) kalplerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları azgınlıkları içinde bocalar vaziyette bırakırız. (6/En'âm 110)

Böylece her peygambere insanların ve cinlerin şeytan olanlarını düşmanlar kıldık. Bazısı diğer bir kısmını aldatmak için sözün yaldızlısını fısıldar. Şayet Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. (Öyleyse) onları uydurdukları iftiralarıyla baş başa bırak. (6/En'âm 112)

Bunun gibi müşriklerden birçoğuna (kız) çocuklarını (rızık endişesiyle) öldürmelerini de ortakları süslü gösterdi. Hem onları helak etmek hem de dinlerini onların aleyhine şüphe dolu/karmakarışık hâle getirmek için. Şayet Allah dileseydi onu yapmazlardı. Onları uydurdukları iftiralarıyla baş başa bırak. (6/En'âm 137)

(Allah’ın ayetlerini yalanlayan veya insanları ondan alıkoyanlar) kendilerine meleklerin, Rabbinin veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesinden başkasını mı bekliyorlar? Rabbinin bazı ayetlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış kişiye imanı fayda vermez. De ki: “Bekleyin (bakalım). Şüphesiz biz de beklemedeyiz.” (6/En'âm 158)

Allah Resûlü (sav) buyurdu ki: “Güneş batıdan doğmayıncaya kadar kıyamet kopmaz. Bunu gören insanlardan kimi iman etmeye kalkar. İşte o an daha önce iman etmemiş veya imanında hayır kazanmamış (salih amel işlememiş) kişiye imanı fayda vermez.” (Buhari, 4635; Müslim, 157)

En güzel isimler Allah’ındır. (Öyleyse) bu isimlerle O’na dua edin. Onun isimlerinde ilhada/eğriliğe sapanları (kendi hallerine) bırakın. Yaptıklarının cezasını göreceklerdir. (7/A'râf 180)

İlhad: Eğrilik, meyil, sapma gibi anlamlara gelir. Allah’ın (cc) isimlerinde yaşanan her türlü sapma, ilhaddır. Allah’ın (cc) güzel isimlerini başka varlıklara vermek; bu isimlerle Allah’a (cc) duayı bırakıp onun yarattıklarından medet ummak; isimlerin içerdiği anlam ve sıfatları inkâr, tahrif veya tevil etmek; Allah’ı (cc) kullarına veya kulları Allah’a (cc) benzetmek; Allah’a (cc) yakınlaşma vesilesi olan isimlerini bırakıp, şahıslarla Allah’a (cc) tevessül etmek birer ilhad örneğidir.

Allah kimi saptırmışsa onu hidayet edecek kimse yoktur. Onları azgınlıkları içinde bocalar bir hâlde bırakır. (7/A'râf 186)

Şayet Allah, insanlar hayır istediklerinde çarçabuk verdiği gibi (öfke hâlinde yaptıkları beddualar ya da masiyetlerle hakettikleri) şerri de çabucak verseydi onların ecellerine hükmedilir (işleri bitiriliverirdi). Bizimle karşılaşmayı ummayanları, azgınlıkları içinde bocalar hâlde bırakırız. (10/Yûnus 11)

İnsanlar ancak (tevhid üzere, Allah’ın dinini ikame eden) tek bir ümmetti. İhtilaf ettiler. Şayet Rabbinden, evvelden verilmiş bir söz/hüküm olmasaydı anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında hükmedilirdi. (10/Yûnus 19)

Kendilerinden önce yaşamış kavimlerin (başına gelen kötü) günlerin bir benzerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: “Bekleyin (bakalım), ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.” (10/Yûnus 102)

Andolsun ki senden önce (gelmiş olan) resûller de alaya alındı. Kâfirlere mühlet verdim, sonra onları yakalayıverdim. Nasılmış (bakalım) benim cezalandırmam? (13/Ra'd 32)

Resûlleri demişti ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi ediyorsunuz? (Oysa O,) günahlarınızı bağışlamak için sizi davet ediyor ve belirlenmiş bir süreye kadar sizi erteliyor.” Demişlerdi ki: “Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Bizi babalarımızın ibadet ettiklerinden alıkoymaya çalışıyorsunuz. Bize apaçık/güçlü bir delil getirin.” (14/İbrahîm 10)

Öyle bir zaman olur ki o kâfirler, Müslim/şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen bir kul olmayı temenni ederler. (15/Hicr 2)

Onları (kendi hallerine) terk et! Yesinler, keyif sürsünler, boş hayalleri onları oyalayadursun. (Ne de olsa hakikati) pek yakında bilecekler/anlayacaklar. (15/Hicr 3)

Şayet Allah, insanları yaptıkları zulümlerle yargılasa yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye erteler. Ecelleri geldiğinde ne bir saat/bir an onun gerisinde kalır ne de önüne geçebilirler. (16/Nahl 61)

Senin Rabbin (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) El-Ğafûr ve merhamet sahibidir. Şayet kazandıklarıyla onları yargılasa azabı çarçabuk onlara ulaştırırdı. (Hayır, öyle değil!) Bilakis, onların (azapla) buluşma zamanları vardır ve ondan (korunacak) bir sığınak bulamayacaklardır. (18/Kehf 58)

Onlardan önceki nesillerden çoğunu helak etmiş olmamız onlara gerçeği göstermedi mi? (Oysa onların helaktan geriye kalan harabe) meskenleri arasında dolaşıp (helakın izlerini görüyorlar). Şüphesiz ki bunda, akıl sahipleri için ayetler vardır. (20/Tâhâ 128)

Şayet, Rabbinden geçmiş bir söz/hüküm ve belirlenmiş bir müddet olmasaydı (onların helak edilmesi) kaçınılmaz olurdu. (20/Tâhâ 129)

De ki: “ ‘İlahınız ancak tek bir ilahtır.’ diye bana vahyolunuyor. Müslimlerden/şirki terk ederek tevhidle Allah’a yönelen kullardan olacak mısınız?” (21/Enbiya 108)

“Bilmiyorum, belki de o (tehdit olunduğunuz azabın zamanının belirsizliği), sizin için bir fitne ve belirli bir zamana kadar faydalanmadır.” (21/Enbiya 111)

Şayet seni yalanlıyorlarsa hiç şüphesiz, onlardan önce Nuh, Ad ve Semud kavmi de yalanlamışlardı. (22/Hac 42)

İbrahim ve Lut’un kavmi de... (22/Hac 43)

Medyen halkı da... Musa da yalanlanmıştı. Kâfirlere mühlet vermiş sonra da onları (azapla) yakalayıvermiştim. Nasılmış (onların yalanlamalarını) inkâr edişim? (22/Hac 44)

Sen onları (azabın geleceği) belli süreye kadar körlükleri ve şaşkınlıkları içinde kendi hâllerine terk et. (23/Mü'minûn 54)

Sanıyorlar mı ki onlar, kendisiyle desteklediğimiz mal ve evlatlar, (23/Mü'minûn 55)

İyiliği onlara hemencecik ulaştırmamızdandır. (Hayır, sandıkları gibi değil!) Onlar (adım adım kendilerini azaba yaklaştırdığımızın) farkında değiller. (23/Mü'minûn 56)

Gemiye bindikleri zaman, dini Allah’a halis kılarak (şirk koşmaksızın yalnızca) Allah’a dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman, (bir bakarsın ki) hemen şirk koşuvermişler. (29/Ankebût 65)

Onlara verdiklerimizi inkâr edip keyif sürsünler (bakalım)! Pek yakında bilecekler/anlayacaklar. (29/Ankebût 66)

Şayet Allah, insanları kazandıklarıyla yargılayacak olsaydı yeryüzünde tek bir canlı dahi bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar ertelemektedir. Nihayet ecelleri geldiğinde şüphesiz ki Allah, kullarını görendir. (35/Fâtır 45)

İnsana bir sıkıntı dokunduğunda, Rabbine yönelerek dua eder. Sonra (o sıkıntı yerine) kendi katından nimet verdiğinde daha önce dua ettiği şeyi unutur ve O’nun yolundan saptırmak için Allah’a ortaklar/eşler koşmaya başlar. De ki: “Küfrünle az bir şey daha keyif sür. Çünkü sen ateşin ehlindensin.” (39/Zümer 8)

Andolsun ki Musa’ya Kitab’ı verdik. Onda ihtilafa düşüldü. Şayet Rabbinden daha önce geçmiş bir söz olmasaydı elbette aralarında hükmolunurdu. Şüphesiz ki onlar, o (Kitab’a karşı) huzursuzluk veren bir şüphe içerisindedirler. (41/Fussilet 45)

Onlar kendilerine ilim (vahiy) geldikten sonra, aralarındaki azgınlık/kıskançlık/bir diğer gruba üstünlük sağlama isteği nedeniyle ayrılığa düştüler. Şayet belirlenmiş bir süreye kadar, Rabbinin verilmiş sözü olmasaydı aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz ki onların ardından Kitab’a mirasçı olanlar, huzursuzluk veren bir şüphe içerisindedirler. (42/Şûrâ 14)

Yoksa, Allah’ın izin vermediği şeyleri, kendilerine dinden şeriat kılan/kanun yapan ortakları mı var? Şayet (azaplarının kıyamete erteleneceğine dair) kesin bir söz olmasaydı elbette, aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz ki zalimlere can yakıcı bir azap vardır. (42/Şûrâ 21)

Allah’ın (cc) izin vermediği şeyleri şeriat hâline getiren, haram-helal, yasak-serbest şeklinde kanunlaştıranlar, Allah’a (cc) şirk koşulan ortaklardır. Çünkü kanun yapma, şeriat belirleme ve yasama Allah’ın (cc) en belirgin sıfatlarındandır. (Bk. 12/Yûsuf, 40; 18/Kehf, 26)

Onları (kendi hâllerine) bırak. Onlara vadedilen günleriyle karşılaşıncaya kadar, (eğlenceye) dalıp oyalansınlar. (43/Zuhruf 83)

Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki hiç şüphesiz biz, güç yetirenleriz. (70/Meâric 40)

Onlardan daha hayırlılarını onların yerine getirip değiştirmeye... Hem bizim önümüze geçip (bunu yapmamıza engel de olamazlar). (70/Meâric 41)

Kendisiyle tehdit edildikleri günle karşılaşıncaya kadar bırak onları (batıla) dalıp eğlensin (oyalansınlar). (70/Meâric 42)

Hiç kuşkusuz, onlar tuzak kuruyorlar. (86/Târık 15)

Ben de tuzak kuruyorum. (86/Târık 16)

Kâfirlere mühlet tanı. (Çok değil) az bir mühlet. (86/Târık 17)