Allah’ın Rahmeti ile ilgili ayetler

(Hatırlayın!) Hani bir zamanlar sizden söz almış ve Tur Dağı’nı tepenizde yükseltmiştik. (Ve demiştik ki:) “Size verdiğimiz (Kitab’a) kuvvetle yapışın ve içindeki (öğütleri) hatırlayın ki sakınıp korunabilesiniz.” (2/Bakara 63)

Sakınıp korunmak yani takva, Allah’ın (cc) tüm insanlığa emridir. (Bk. 4/Nîsa, 131) Ayet, takvaya götüren en etkili yola işaret etmiştir: Kitab’a kuvvetle yapışmak ve içinde var olan öğütleri hatırlamak.

Bu (sözünüzden) sonra (yine) yüz çevirdiniz. Allah’ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olurdunuz. (2/Bakara 64)

Ey iman edenler! Öldürme vakaları için size kısas hükmü farz kılındı. Hür olana karşılık hür, köleye karşılık köle, kadına karşılık kadın (olmak üzere kısası yapın). Fakat kime de kardeşi tarafından (kısastan vazgeçilerek) bir şey bağışlanırsa artık (maktul yakınları diyeti) örfe uygun istesin. (Katil de) iyilikle ödesin. Bu, Rabbiniz tarafından (sizin için) bir hafifletme ve rahmettir. Kim de bundan sonra haddi aşacak olursa onun için can yakıcı bir azap vardır. (2/Bakara 178)

Andolsun, Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz Allah’tan bir mağfiret ve rahmet, elbette onların topladıklarından daha hayırlıdır. (3/Âl-i İmran 157)

Onlara emniyete ya da korkuya dair bir haber geldiğinde (haberin olumlu olumsuz etkisini hesaba katmadan) onu yayarlar. Şayet onu (kimseye anlatmadan önce) Resûl’e ya da yöneticilerine götürselerdi, olaylardan sonuç çıkarma kabiliyeti olanlar, o haberin (doğru mu, yanlış mı, bırakacağı etki faydalı mı, zararlı mı) hakikatini bilirlerdi. Allah’ın sizin üzerinizde lütfu ve rahmeti olmasaydı azınız müstesna, şeytana uymuştunuz. (4/Nîsa 83)

(Bu büyük ecir) Allah’tan dereceler, bağışlanma ve rahmettir. Allah (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir. (4/Nîsa 96)

Şayet Allah’ın lütfu ve rahmeti senin üzerine olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmayı arzuluyordu. Onlar sadece kendilerini saptırıyorlar ve sana hiçbir zarar da veremezler. Allah, sana Kitab’ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah’ın senin üzerindeki lütuf ve ihsanı çok büyüktür. (4/Nîsa 113)

De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kime aittir?” De ki: “Allah’a aittir.” O, rahmeti, kendi üzerine yazmıştır. Andolsun ki (vuku bulacağında) hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde, sizleri bir araya toplayacaktır. Kendilerini hüsrana/zarara uğratanlar! Onlar iman etmezler. (6/En'âm 12)

“Kim de o gün azaptan alıkonulup çevrilirse (Allah) ona rahmet etmiştir. Bu apaçık bir kazançtır.” (6/En'âm 16)

Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde de ki: “Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. (Şöyle ki:) Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra onun ardından tevbe eder ve (hatasını) düzeltirse hiç şüphesiz O (Allah), (O'na karşı günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr ve (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir.” (6/En'âm 54)

(Başlarını ellerinin arasında alıp) yaptıklarına pişman oldukları ve kesinlikle saptıklarını anladıkları vakit demişlerdi ki: “Şayet Rabbimiz bize merhamet edip bizi bağışlamazsa elbette hüsrana uğrayanlardan oluruz.” (7/A'râf 149)

De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ki size, Rabbinizden bir öğüt, sinelerde olan (manevi hastalıklara) şifa, müminler için de hidayet ve rahmet olan (bir Kitap geldi).” (10/Yûnus 57)

De ki: “Allah’ın lütfu ve rahmetiyle (evet) yalnızca bunlarla sevinsinler. O, onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.” (10/Yûnus 58)

Dedi ki: “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.” Dedi ki: “Bugün, Allah’ın rahmet ettikleri hariç, Allah’ın emrinden insanı koruyacak yoktur.” Aralarına dalga girdi ve boğulanlardan oldu. (11/Hûd 43)

(Nuh:) “Hakkında bilgim olmayan şeyi sormaktan sana sığınırım Rabbim! Şayet beni bağışlayıp bana merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.” dedi. (11/Hûd 47)

Semud’a da kardeşleri Salih’i (gönderdik). Demişti ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet/kulluk edin! Sizin O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilahınız yoktur. Sizi yerden (topraktan) yaratan ve orayı imar edip, orada ömür süresiniz diye (sizi var eden) O’dur. (Öyleyse) O’ndan bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim, (kullarına en yakın olan) Karib ve (dualara ve isteklere icabet eden) Mucîb’dir.” (11/Hûd 61)

Demişlerdi ki: “Allah’ın işine mi şaşırıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun ey ev halkı! Şüphesiz ki O, (her daim övgüyü hak eden ve varlık tarafından övülen) Hamîd, (ihsanı bol, şerefli, her daim övülen) Mecîd’dir.” (11/Hûd 73)

Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. Onları bunun için yarattı. Rabbinin: “Andolsun ki cinleri ve insanları cehenneme dolduracağım.” sözü/hükmü kesinleşmiştir. (11/Hûd 119)

Demişti ki: “Bugün size kınama yoktur. Allah sizin günahınızı bağışlayacaktır. O merhametlilerin en merhametlisidir.” (12/Yûsuf 92)

Umulur ki Rabbiniz, size merhamet eder. Şayet (bozgunculuğa) dönerseniz biz de (güçlü kullarımızı üzerinize göndermeye) döneriz. Biz, cehennemi kâfirler için hapishane/zindan kılmışızdır. (17/İsrâ 8)

(Bunu yapmamamız) yalnızca Rabbinin rahmeti sebebiyledir. Şüphesiz ki O’nun senin üzerindeki ihsan ve lütfu pek büyüktür. (17/İsrâ 87)

Mademki onları ve Allah’ın dışında ibadet ettiklerini terk edip ayrıldınız, (haydi) mağaraya sığının da Rabbiniz rahmetini yaysın ve işinizi kolaylaştırsın. (18/Kehf 16)

(Okunacak olan ayetler) Rabbinin kulu Zekeriyya’ya olan rahmetinin anılmasıdır. (19/Meryem 2)

(Cibril:) “İşte böyle!” demişti. “Rabbin: ‘Bu, benim için kolaydır.’ dedi.” (Bu çocuk) insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet olması içindir. Ve iş karara bağlanmış, bitmişti. (19/Meryem 21)

Onlara rahmetimizden (lütuflar) verdik. Ve onlara yüce bir doğruluk dili ihsan ettik. (Doğru sözlüdürler ve insanlar tarafından doğrulukla/övgüyle anılırlar.) (19/Meryem 50)

Ona rahmetimizden, kardeşi Harun’u da bir nebi olarak armağan ettik. (19/Meryem 53)

Eyyub’u da (an)! Hani o Rabbine dua etmiş (ve demişti ki:) “Şüphesiz ki bu dert bana dokundu/her yönden beni kuşattı ve sen merhametlilerin en merhametlisisin.” (21/Enbiya 83)

Onun duasına icabet ettik ve sıkıntısını giderdik. Tarafımızdan bir rahmet ve (Allah’a) kulluk edenlere öğüt olması için ailesini ve bir o kadarını daha ona verdik. (21/Enbiya 84)

Biz seni yalnızca âlemlere rahmet olarak yolladık. (21/Enbiya 107)

Onlara merhamet edip sıkıntılarını giderecek olsak hiç şüphesiz (tekrar) azgınlıklarına dalıp bocalamaya devam edeceklerdir. (23/Mü'minûn 75)

Şüphesiz ki benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz! İman ettik, bizi bağışla ve bize merhamet et! Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın.” derlerdi. (23/Mü'minûn 109)

De ki: “Rabbim bağışla, merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.” (23/Mü'minûn 118)

Şayet üzerinizde Allah’ın ihsan ve lütfu olmasa ve Allah (tevbeye muvaffak kılan ve tevbeleri çokça kabul eden) Tevvâb, (hikmet ve hüküm sahibi olan) Hakîm olmasaydı (hâliniz nice olurdu)? (24/Nûr 10)

Şayet dünyada ve ahirette üzerinizde Allah’ın ihsanı ve rahmeti olmasaydı içine daldığınız (dedikodular nedeniyle), size mutlaka büyük bir azap dokunurdu. (24/Nûr 14)

Şayet üzerinizde Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasa ve Allah (kullarına karşı şefkatli olan) Raûf, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm olmasaydı (hâliniz nice olurdu)? (24/Nûr 20)

Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim de şeytanın adımlarına uyarsa şüphesiz ki o, fuhşiyatı ve münkeri emreder. Şayet üzerinizde Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı içinizden hiç kimse ebediyen arınamazdı. Fakat Allah, dilediğini temizleyip arındırır. Allah (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi bilen) Alîm’dir. (24/Nûr 21)

Biz (Musa’ya) seslendiğimizde Tur’un yanında da değildin. Fakat Rabbinin rahmeti olarak (bunları sana vahyediyoruz ki) senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş olan topluluğu uyarasın. Umulur ki öğüt alırlar. (28/Kasas 46)

Bu ayet, Allah Resûlü’nden (sav) önce Mekkelilere bir uyarıcı gelmediğini belirtmiştir. (Bk. 36/Yâsîn, 6) Şirk konusunda uyarılmamış olmalarına rağmen Allah (cc) onlara müşrik demiş (98/Beyyine, 1), Allah Resûlü (sav) ölmüş olanlarının ateşte olduğunu bildirmiştir. Çünkü tevhid ve şirk konusunda Allah’ın (cc) kulları üzerinde, her biri müstakil hüccet olan beş ayrı delili vardır.

a. Allah (cc) kullarından söz almış ve kıyamet günü “bilmiyordum” ya da “taklit ettim” denmesinin önünü kesmiştir. (Bk. 7/A’râf, 172-173)

b. İnsanları tevhid fıtratı üzere yaratmıştır. (Bk. 30/Rûm, 30)

c. Resûller yollamıştır. (Bk. 4/Nîsa, 165)

d. Kitap indirmiştir. (Bk. 6/En’âm, 19; 11/Hûd, 1-2)

e. O’nun var ve bir olduğuna dair sayısız delili kâinata yerleştirmiştir. (Bk. 2/Bakara, 163-164; 6/En’âm, 94-102; 27/Neml, 59-65)

Tüm bu delillerin varlığı ve açıklığına rağmen, Allah (cc), resûl göndermeden bir kavmi topluca helak etmez. Bir sonraki ayet bu gerçeği anlatmaktadır.

Kitab’ın sana vahyedileceğini ummaz, beklemezdin. Lakin (o), Rabbinden bir rahmet olarak (sana vahyedildi). (Öyleyse) sakın kâfirlere destek olma. (28/Kasas 86)

Size rahmetinden tattırması, gemilerin O’nun emriyle akıp gitmesi, O’nun lütuf ve ihsanını aramanız için rüzgârları müjdeciler olarak göndermesi O’nun ayetlerindendir. Umulur ki şükredersiniz. (30/Rûm 46)

Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Nasıl da ölümünden sonra yeryüzüne hayat vermektedir? Şüphesiz bu (Allah) ölüleri de diriltecektir. O, her şeye kadîrdir. (30/Rûm 50)

Allah’ın insanlara bahşettiği herhangi bir rahmeti kısıtlayacak, kısıtladığını da ondan sonra salıverecek yoktur. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. (35/Fâtır 2)

Onlara rahmet etmemiz ve (ecelleri olan) belirlenmiş süreye kadar faydalandırmamız başka. (36/Yâsîn 44)

Arşı taşıyan ve onun etrafında bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih eder, O’na iman eder ve iman edenler için bağışlanma talebinde bulunurlar: “Rabbimiz! Rahmet ve ilimle her şeyi kuşattın, tevbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru.” (40/Mü’min 7)

(Rahmetinden) ümit kesmelerinin ardından, yağmuru indiren ve rahmetini yayan O’dur. O, (kullarını dost edinen ve müminlerin gerçek dostu) El-Veliy, (her daim övgüyü hak eden ve varlık tarafından övülen) El-Hamîd’dir. (42/Şûrâ 28)

Şayet yüz çevirirlerse seni, onların üzerine (amellerini kayıt altına alan bir) gözetleyici kılmadık. Senin vazifen yalnızca tebliğdir. Şüphesiz ki biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımızda bundan dolayı sevinip şımarır. Şayet ellerinin (yapıp) takdim ettiği (ameller) nedeniyle başına bir kötülük gelse şüphesiz ki insan nankör oluverir. (42/Şûrâ 48)

Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? (Oysa) dünya hayatında geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Onların bir kısmı diğer bir kısmına iş gördürsün/hizmet ettirsin diye, bazısını bazısına derecelerle yükselttik. Rabbinin rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır. (43/Zuhruf 32)

Rabbinden bir rahmet olarak... Şüphesiz ki O, (her şeyi işiten) Es-Semi’ ve (her şeyi bilen) El-Alîm’in ta kendisidir. (44/Duhan 6)

Allah’ın rahmet ettikleri müstesna. Şüphesiz ki O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz, (kullarına karşı merhametli olan) Er-Rahîm’in ta kendisidir. (44/Duhan 42)

De ki: “Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Şayet Allah beni ve beraberimdekileri helak etse ya da bize merhamet etse, kâfirleri can yakıcı azaptan kim koruyacak?” (67/Mülk 28)